KEŞŞÂF TEFSİRİ

Leyl Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ

Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…

1. Âyetin Tefsiri

1. Yemin ederim bürüyüp kaplıyorken, geceye.
Bu bölümü tek başına aç →

2. Âyetin Tefsiri

2. İyice açıldığında gündüze.
Bu bölümü tek başına aç →

3. Âyetin Tefsiri

3. Erkeği ve dişiyi yaratan güce ki
Bu bölümü tek başına aç →

4. Âyetin Tefsiri

geceye” [Şems 91/4] âyetinden ötürü güneştir veya “Geceyi, süratle kendisini izleyen gündüze O bürür” [A‘râf 7/54] âyetinden ötürü gündüzdür yahut “karanlığı bastırdığı sıra, gecenin şerrinden” [Felâk 113/3] âyetinden ötürü, gecenin, o karanlığıyla gizlediği herhangi bir şeydir.

[2783] Gece karanlığının zeval bulmasıyla açığa çıktı[ğında] yahut güne-şin doğmasıyla iyice meydana çıkıp “açıldı[ğında gündüze]…”

[2784] “Erkek ve dişiyi” aynı sudan yaratmaya gücü yeten; o muazzam kudret sahibine (yemin ederim)! Bu erkek ve dişinin Hz . Âdem ve Hav-va olduğu söylenmiştir. Peygamberin (s.a.) kıraatinde ve’z-zekeri ve’l-unsâ (Erkeğe ve dişiye yemin ederim ki) şeklindedir. İbn Mes‘ûd ise ve’llezî ha-leka’z-zekera ve’l-unsâ (Erkeği ve dişiyi yaratan Zât’a) şeklinde okumuştur. Kisâî’nin: ve mâ haleka’z-zekeri ve’l-unsâ şeklinde okuduğu rivayet edilmiş olup bu ( ِ כَ א (kelimesinin ا cümlesinin mahallî i‘râbından bedel düş-mesine göredir. Buna göre mâna: “Allah’ın yarattığına; yani Allah’ın erkek ve dişi mahlûkuna yemin ederim” şeklinde olur. Allah’ın isminin “zamir” olarak takdir edilmesi caizdir; çünkü bu, O’nun yaratmada tek olmasından ötürü bilinmektedir; zira O’ndan başka yaratıcı yoktur.

[2785] Denilmiştir ki; Allah ruh sahiplerinden ‘erkek ve dişi olmayan’ mahlûk yaratmamıştır. Hünsânın (erkek mi yoksa dişi mi olduğuyla alâkalı) durumu her ne kadar bizce problemli ise de bu, Allah katında problemli ol-mayıp, onun erkekliği veya dişiliği O’nca malûmdur. Binaenaleyh, bir kim-se o gün bir erkek veya dişiye rastlamadığına dair talâk yemini1 etse, ama bir hünsâ-i müşkile2 rastlamış olsa, yemininde hânis olur;3 çünkü o rastladığı, bize göre durumu karışık bir hünsâ olsa da gerçekte ya erkek ya da dişidir.

1 Yani “… rastlamışsam karım boş olsun!” diyerek… / ed.2 Hünsâ-i müşkil, aynı anda hem erkek hem kadın özelliklerini eşit biçimde sergileyen ve bu yüzden

cinsiyetine kesin olarak hükmedilemeyen çift cinsiyetli birey demektir. / çev. 3 Yeminini gerçekleştirmiş sayılmaz. / ed.

] 2786[ َ şetîtun (dağınık; perakende) lâfzının çoğuludur; yani “Sizin çabalarınız değişik çeşitlerden oluşmakta” olup bu çabaların değişik oluşu, Allah Teâlâ’nın bunun peşi sıra verdiği şu detayda açıklanmaktadır:

Bu bölümü tek başına aç →

5–6. Âyetlerin Tefsiri

5-6. İmdi, kim sakınarak ve ‘en güzel’i tasdik ederek verirse,
Bu bölümü tek başına aç →

7. Âyetin Tefsiri

“ve en güzeli” en güzel hasleti -yani imanı- veya İslâm milleti demek olan en güzel milleti (yani dini) yahut cennet demek olan en güzel sevabı tasdik ede-rek malının haklarını “verirse, en kolay olanı kolaylaştırırız” hazırlarız “ken-disine.” ُ

ِّ َ ُ fiili, yessera’l-ferase li’r-rukûbi ifadesinden olup kişi atını eyerleyip ona gem vurduğunda söylenir. Peygamber’in (s.a.); ُ َ َ ِ ُ א َ ِ ٌ َ ُ Herkese) כُ kendisi için yaratılmış olduğu şey kolay gelir.) [Buhārî, “Tefsîr”, 92; “Kader”, 4; Müs-lim, “Kader”, 6-8] sözü de bu kabildendir. Âyetin anlamı: “Biz onu kendisine lütfedip ona muvaffak kılarız da nihayet itaat ona göre işlerin en kolayı ve basiti olur.” şeklinde olup bunun gerekçesi de “Allah kimi hidayete erdirmek istiyorsa, onun göğsünü (yani zihnini) İslâm’a açıyor.” [En‘âm 6/125] âyetidir.

Bu bölümü tek başına aç →

10. Âyetin Tefsiri

niymiş gibi Allah’tan sakınmaz ve böylece “kendisini müstağni görürse” yahut (5. âyette yer alan) “ve sakınırsa” ifadesine karşılık olması sebebiyle cennet nimetlerine bedel olarak dünyanın şehevî arzularıyla yetinirse “ona da ‘en zor olan’ı kolaylaştırırız!” Onu yardımsız bırakır ve lütuflarımızı on-dan esirgeriz de nihayet itaat ona göre en zor ve en çetin şey olur ki bunun gerekçesi de; “Kimi saptırmak istiyorsa, onun da göğsünü, göğe doğru yükse-liyormuşçasına daraltıyor, sıkıyor.” [En‘âm 6/125] âyetidir. Yahut Allah Teâlâ sonucu kolay olması sebebiyle hayır yolunu “en kolay olan”, sonucu zor olması sebebiyle şer yolunu da “en zor olan” diye isimlendirmiştir. Veya bu ikisiyle cennet ve cehennem yolunu kastetmiştir; “Bu iki tip insanı âhirette iki (farklı) yola ileteceğiz.” anlamında.

[2789] Bu iki (grup) âyetin Ebû Bekr (r.a.) ve Ebû Süfyan b. Harb hak-kında indiği söylenir.

Bu bölümü tek başına aç →

11. Âyetin Tefsiri

11. Ama (buraya) yuvarlandığında, malı ona ne fayda verecek!
Bu bölümü tek başına aç →

12. Âyetin Tefsiri

göstermekten ibarettir.

Bu bölümü tek başına aç →

13. Âyetin Tefsiri

א) [2790] edatı, ya) yadırgama anlamına gelen bir sorudur veya olum-suzluk1 ifade eder. دى َ َ (“yuvarlandı” fiili) helâk anlamındaki redânın tefa‘‘a-le kalıbı olup ölüm kastedilmektedir. Yahut “kabre konduğu vakit çukura yuvarlandığında” veya “cehennemin dibini boyladığında” demektir.

[2791] “Şüphesiz Bize düşen, hangi yolun hangisine çıktığını göster-mekten ibarettir” ortaya delil koyup, yasaları açıklayarak hakkın yolunu göstermek bize düşer.

[2792] “Kuşkusuz sonu da Bizimdir, önü de.”Yani hidayet üzere ollan kişi için iki cihanın sevabı da (bizimdir). Bu, “Ona daha dünyada iken mükâfatını verdik; ama o âhirette de sâlih kimselerdendir.” [Ankebût 29/27] âyetine benzemektedir.

Bu bölümü tek başına aç →

14. Âyetin Tefsiri

14. İşte sizi, alev saçan öyle bir Ateş’e karşı uyarmış oldum ki;
Bu bölümü tek başına aç →

15–16. Âyetlerin Tefsiri

15-16. yalanlayıp yüz çeviren en bedbahttan başkası girmez oraya!
Bu bölümü tek başına aç →

17. Âyetin Tefsiri

17. En müttakî olan ise uzaklaştırılır oradan...
Bu bölümü tek başına aç →

18. Âyetin Tefsiri

18. Ki o; malını arınmak için verir;
Bu bölümü tek başına aç →

19. Âyetin Tefsiri

19. Birinden, karşılığını ödemesi gereken bir iyilik gördüğü için değil,
Bu bölümü tek başına aç →

20. Âyetin Tefsiri

muştur.[2794] Şayet“Bütün bedbahtların o ateşe gireceği ve bütün müttakîle-

rin o ateşten uzaklaştırılacağı; ateşe girmenin sırf bedbahtların en bedbah-tına, kurtuluşun da müttakîlerin en müttakîsine özgü kılınmayacağı bilin-diği hâlde nasıl, ‘Yalanlayıp yüz çeviren en bedbahttan başkası girmez oraya!’ ve ‘En müttakî olan ise uzaklaştırılır oradan.’ buyrulmuş? [Buna cevaben] Allah Teâlâ’nın ‘ateş’i אرًا şeklinde nekire kılmak suretiyle, o ateşin bizzat kendisiy-le ‘en bedbaht’ olana özgü bir ateşi kastettiğini iddia edersen, o zaman ‘En müttakî olan ise uzaklaştırılır oradan...âyetini ne yapacaksın? Zira Müslü-manların sadece en müttakî olanının değil, en fâsığının bile o özel ateşten uzaklaştırılacağı malûmdur?” dersen şöyle derim:Âyet biri müşriklerden, diğeri müminlerden olmak üzere hatırı sayılır iki kişinin durumunu kıyas-lamak için gelmiş olup bu ikisinin birbiriyle çelişen sıfatlarında mübalağa yapılması istenmiş ve “en bedbahtı” denilerek, ateş sırf onun için yaratılmış gibi ateşe girmeye ve “en müttakîsi” denilerek de cennet sırf onun için ya-ratılmış gibi kurtuluşa özgü kılınmıştır. -Bu iki kişinin de Ebû Cehl veya Ümeyye b. Halef ile Ebû Bekr (r.a.) olduğu söylenir.-1 Yani “(Cehenneme yahut kabre) yuvarlandığında malının ona bir faydası olmuyor!” / ed.

] 2795[ כ fiiliُכאء kökünden türemedir; yani “Mal (temizlik, akıllılık) اkonusunda herhangi bir gösteriş ve beğenilme amaçlamaksızın, sırf Allah ka-tında sâlih olmayı isteyerek (verir)” demektir. Yahut bu fiil ُכَאة ,temizlik) اartmak) kökünden türeme bir tefa‘‘ul kalıbıdır. “Peki,כ fiilinin i‘râb ko-numu nedir?” dersen şöyle derim:Bu iki şekilde açıklanabilir: Eğer sen onu (öncesindeki) fiilinden bedel kılarsan, sıla cümlesi hükmünde olacağı için i‘râbdan mahalli olmaz; zira sıla cümlelerinin i‘râbdan mahalli yoktur. Ama

’deki zamirden hâl kılarsan, o takdirde mahallen mansūb olur.] 2796[ אء و ر ,ifadesi (...Sırf yüce Rabbinin rızasını kazanmak için) ا ا

kendi kategorisi dışında kalandan istisna kılınmış olup o da “nimet”tir; yani Rabbinin rızasını kazanmanın dışında hiç kimsenin onun nezdinde (karşılık bekleyen) bir nimeti yoktur, demektir ki bu senin (bir şeyin kendi türü dı-şında kalan bir cinsten istisna kılınmasıyla ilgili olarak); mâ fi’d-dâri ahadun illâ himâran (Evde eşekten başka kimse yok.) demene benzer. Yahya b. Vessâb merfû‘ olarak אءُ و ر şeklinde okumuştur ki bu da senin: mâ fi’d-dâri ا اahadun illâ himârun (Evde eşekten başka kimse yok.) demene benzer. Her iki lügate dair şiir terennüm edilmiştir: (i) Bişr b. Ebû Hâzim demiştir ki;

Hiçbir aşinanın bulunmadığı ıssız çöllerde kuşluk vakti çömeliverdi (devem).(O çöllerde ki) çekişen yavru yaban sığırlarından ve erkek devekuşlarından gayrısı yok!

(ii) Bir başkası [Âmir b. Hars] da şöyle demiştir:Nice beldeler var ki bir aşina yok oralardayavru geyiklerden ve ak develerden gayrı!..

אء و ر kısmının mef‘ûlün leh olması da caizdir ki bunun da bir anlam اdayanağı vardır ki buna göre; “O, malını herhangi bir nimet karşılığı değil, tamamen Rabbinin rızası için verir.” anlamında olur.

Bu bölümü tek başına aç →

21. Âyetin Tefsiri

sevaba ilişkin bir randevulaşmadır.[2798] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki; “Her kim Ve’l-Leyli sû-

resini okursa, Allah ona razı oluncaya kadar verir ve onu zorluktan muaf tutup, ona kolaylığı müyesser kılar.”

Bu bölümü tek başına aç →