İbn Kesîr'i Tefsiri
Leyl Sûresi — İbn Kesîr'i Tefsiri
(Mekke'de nazil olmuştur.)
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
4. Âyetin Tefsiri
5. Âyetin Tefsiri
5— Kim verir ve sakınırsa,
6. Âyetin Tefsiri
6 — En güzeli de tasdik ederse,
7. Âyetin Tefsiri
7 — Biz de onu en kolaya muvaffak kılarız.
8. Âyetin Tefsiri
8 — Ama kim de cimrilik eder ve kendini müstağni sayarsa,
9. Âyetin Tefsiri
9 — Ve en güzeli yalanlarsa,
10. Âyetin Tefsiri
10 — Biz de ona en güç olanı kolaylaştırırız.
11. Âyetin Tefsiri
11 — Halbuki düştüğü zaman, malı o kimseye asla fayda vermez.
İmâm Ahmed İbn Hanbel der ki: Bize Yezîd İbn Hârûn... Alkame' den nakletti ki; o, Şam'a gelmiş ve Şâm camisinde iki rek'at namaz kılıp; Allah'ım, bana sâlih bir meclis arkadaşı ver, demiş. Alkame der ki: Yanına Ebu Derdâ oturdu. Ebu Derdâ ona; sen neredensin? demiş. O da; Küfe halkmdanım, demiş. İbn Ümmü Abd'in : «Andolsun; bürüyüp örttüğü zaman geceye, açıldığı zaman gündüze.» âyetini nasıl okuduğunu duyarsın? demiş. Alkame demiş ki: «Erkeği ve dişiyi de» şeklinde okuduğunu duydum. Ebu Derdâ demiş ki: Ben de Rasûlullah (s.a.)tan böyle okuduğunu duymuştum. Bu adamlar beni şüpheye düşürünceye kadar da böyle okudum. Sonra demiş ki: Peygamberin diliyle şeytândan korunmuş bulunan (Ammâr'i kasdediyordu.) kendisinden başka kimsenin bilmediği sırların sahibi olan (Huzeyfe'yi kaydediyordu) ve yastık sahibi (İbn Mes'ûd'u kasdediyordu) aranızda bulunmuyor mu? Bu-hârî bu rivayeti bu âyetin tefsirinde, Müslim de aynı yerde A'meş kanalıyla İbrahim'den nakleder ve der ki: Abdullah'ın arkadaşları Ebu Derdâ'nın yanına geldiler. Ebu Derdâ onları arayıp buldu ve dedi ki: İçinizden kim Abdullah'ın kırâetine göre okuyor? Onlar; hepimiz, dediler. O; hanginiz daha iyi ezber sahibidir? deyince Alkame'yi gösterdiler. Ebu Derdâ. Alkame'ye dedi ki: Sen, Abdullah İbn Mes'ûd'un âyetini nasıl okuduğunu duydun? O dedi ki: şeklinde okumuştu. Ebu Derdâ dedi ki: Şâhid ol ki, ben Rasûlullah'ın bu şekilde okuduğunu işitmiştim. Bunlar ise benim şeklinde okumamı istiyorlar. Ama Allah'a andolsun ki; onlara taüi olacak değilim, dedi. Bu, Buhârî'nin lafzıdır. Abdullah İbn Mes'ûd ve Ebu Derdâ bu âyeti böyle okumuşlardır, ve Ebu Derdâ bu okuyuşu peygambere nisbet etmiştir. Cumhûr'un okuyuşu ise Hz. Osman'ın her tarafa yaymış olduğu mushafında tesbît edilen şekilde ve şeklindedir.
Allah Teâlâ bu âyette «Bürüyüp örttüğü zaman» geceye kasem ediyor. Karanlığıyla bütün yaratıkları kuşattığı zaman. «Açıldığı zaman gündüze.» Işığı ve aydınlığıyla belirdiği zaman. «Erkeği ve dişiyi yaratana». Bu âyet-i kerîme, Allah Teâlâ'nın şu kavilleri gibidir: «Ve sizi çift yarattık.» (Nebe', 8), «Ve her şeyden çift çift yarattık.» (Zâriyât, 49).
Bu birbirinin zıddı olan şeylere kasem edildiği için- üzerine kasem edilen şey de birbirine çelişik olmaktadır. Bu sebeple Allah Teâlâ buyuruyor ki:
«Doğrusu sizin çalışmalarınız bölüm bölümdür.» Kulların kazandıkları işler de birbirinden farklı ve birbiriyle çelişiktir. Kimisi hayır işler, kimisi de şer işler.
«Kim verir ve sakınırsa» Allah'ın verilmesini emrettiği şeyi verir ve işlerinde Allah'tan sakınırsa.
«En güzeli de tasdik ederse» La İlahe İllallah deyip buna göre cezalandırılacağım doğrularsa. Katâde böyle der. Husayf ise; sevabı tasdik ederse, diye mânâ' verir. Ibn Abbâs, Mücâhid, İkrime, Ebu Salih ve Zeyd İbn Eşlem «En güzeli de tasdik ederse.» kavline; geçmiş olanları doğrularsa, diye mânâ vermişlerdir. Ebu Abdurrahmân es-Sülemî ve Dahhâk da; Allah'tan başka ilâh olmadığını doğrularsa, şeklinde mânâ vermiştir. İkrime'den nakledilen bir başka rivayette de o; Allah'ın kendine ihsan ettiği nimetleri doğrularsa, diye mânâ vermiştir. Zeyd İbn Eslem'den nakledilen bir rivayette de; namazı, orucu, zekâtı doğrularsa, diye mânâ verdiği gibi bir başka seferinde de; fi tır sadakasını tasdik ederse, diye mânâ verdiği nakledilir. İbn Ebu Hatim der ki: Ebu Zür'a bize Süheyl îbn Muhammed'ten nakletti ki; ona Ebu'l-Âliye'den işiten birisi Übeyy İbn Kâ'b'ın şöyle dediğini haber vermiş: Ben Rasûlullah (s.a.)a en güzeli sorduğumda; o; en güzel, cennettir, dedi.
«Biz de onu en kolaya muvaffak kılarız.» İbn Abbâs der ki: Hayra muvaffak kılarız. Zeyd İbn Eşlem de; cennete, diye mânâ vermiştir. Seleften bazıları ise dediler ki: İyiliğinin karşılığı, ondan sonraki iyilik, kötülüğünün karşılığı da ondan sonraki kötülüktür. Bu sebeple Allah Teâlâ müteakiben:
«Ama kim de cimrilik eder ve kendini müstağni sayarsa.» buyuruyor, îkrime, îbn Abbâs'tan nakleder ki; o, bu âyete şöyle mânâ vermiştir : Yanında bulunana cimrilik eder, Aziz ve Celîl olan Rabbmdan kendini müstağni sayarsa. İbn Ebu Hatim bu rivayeti nakletmiştir.
«Ve en güzeli yalanlarsa)). Âhiret diyârındaki cezayı yalanlarsa.
«Biz de ona en güç olanı kolaylaştırırız.» Yani kötülük yolunu onun için kolaylaştırırız. Tıpkı En'âm sûresinde buyurduğu gibi: «Biz, onların kalblerini ve gözlerini çeviririz de ona ilk defa îmân etmedikleri gibi, azgınlıkları içinde kör ve şaşkın bırakırız.» (En'âm, 110) Bu anlamda pekçok âyet-i kerîme vardır ve bunlar Allah Teâlâ'nın hayn kasdedeni ona muvaffak kılarak, şerri kasdedeni de mahkûm ederek cezalandıracağını göstermektedir. Her şey bir takdire göre takdir edilmiştir. Bu anlama delâlet eden pekçok hadîs vardır:
1- Ebubekir es-Sıddîk (r.a.)in Rivayeti:
İmâm Ahmed İbn Hanbel der ki: Bize Ali îbn Ayyaş... Talha İbn Abdullah'tan nakletti. Ona da babası Abdurrahmân nakletmiş ve demiş ki: Babamın şöyle dediğini duydum : Rasûlulah (s.a.)a dedim ki: Biz bitirilmiş bir şey için mi çalışalım, yoksa başlanmak üzere olan bir şey için mi? Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki: Bitirilmiş bir şey için. Ben dedim ki: Ey Allah'ın Rasûlü, o zaman amel neye? Buyurdu ki : Herkese yaratıldığı şey kolaylaştırılmıştır.
2- Ali İbn Ebu Tâlib (r.a.)in Rivayeti:
Buharı der ki: Bize Ebu Nuaym... Ali İbn Ebu Tâlib'den nakletti ki; o, şöyle demiş ;
Biz Bakî el-Ğarkad'de bir cenaze vesilesiyle Rasûlullah (s.a.) ite beraber idik. Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki : Sizden her birinizin cennetteki yeriyle, cehennemdeki yeri mutlaka yazılmıştır. Onlar dediler ki : Ey Allah'ın Rasûlü; öyleyse biz yorulmayalım mı? Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki : Çalışın, herkese kolaylaştırılmıştır. Sonra : «Kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse; Biz de onu en kolaya muvaffak kılarız. Ama kim de cimrilik eder ve kendini müstağni sayarsa ve en güzeli yalanlarsa; Biz de ona en güç olanı kolaylaştırırız.» âyetini okudu. Keza Buhârî bu hadîsi Şu'be kanalıyla A'meş'ten aynı şekilde rivayet eder. Sonra Osman İbn Ebu Şeybe kanalıyla... Ali İbn Ebu Tâlib'den bu hadîs şu şekilde rivayet edilir : Biz, Bakî el-Ğarkad'de bir cenazede idik, Rasûlullah (s.a.) geldi ve oturdu. Biz de onun etrafında oturduk, Rasûlullah (s.a.)ın elinde bir dayanak (baston, değnek veya kamçı gibi bir şey) vardı. Düşünerek başım eğmişti ve dayanağını yere vurarak dedi ki : Sizden hiç bir kimse yoktur ki —veya doğurulmuş hiç bir nefis yoktur ki dedi— cennet veya cehennemde yeri yazılmış olmasın. Mutlaka her nefis balıtlı veya bahtsız olarak yazılmıştır. Bir kişi dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü, öyleyse yazımıza dayanıp amelimizi terketmeyelim mi? Çünkü bizden kim bahtlılardan ise bahtlılardan olacaktır. Kim de bahtsızlardan ise bahtsızlardan olacaktır? Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki: Bahtlılara bahtlıların ameli kolaylaştırılır. Bahtsızlara da bahtsızların ameli kolaylaştırılır. Sonra: «Kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse...» âyetini okudu. Diğer hadîs imamları bu hadîsi muhtelif yolla Sa'd İbn Ubeyde kanalıyla Hz. Ali'den naklederler.
3- Abdullah İbn Ömer'in Rivayeti :
İmâm Ahmed İbn Hanbel der ki: Bize Abdurrahmân... Âsim İbn Ubeydullah'tan nakletti ki; o, ben Abdullah'ın oğlu Sâlim'in Abdullah İbn Ömer'den şöyle naklettiğini işittim, demiştir : Ömer dedi ki; ey Allah'ın Rasûlü, bh. ne için çalışalım? Bitmiş bir iş için mi, yoksa başlayan bir iş için mi veya yeniden yapılan bir iş için mi? Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki : Ey Hattâb'ın oğlu, bitmiş şey için çalış çünkü herkese ameli kolaylaştırılmıştır. Saadet ehlinden olanlar saadet ehlinin amelini işler. Şekavet ehlinden olanlar da şekavet ehlinin amelini işler. Tir-mizî bu hadîsi kader babında Bündâr kanalıyla... Abdullah İbn Ömer* den nakleder ve; hasen, sahih bir hadîstir, der.
4- Câbir'in Rivayeti :
İbn Cerîr Taberî der ki: Bize Yûnus... Câbir İbn Abdullah'tan nakletti ki; o, şöyle demiş : Ey Allah'ın Rasûlü, bitip tamamlanmış bir iş için mi çalışalım, yoksa yeniden başladığımız bir şey için mi? Rasûlullah (s.a.) : Bitip tamamlanmış bir iş için, demiş. Sürâka demiş ki: Öyleyse niye çalışalım? Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş : Her çalışana çalıştığı kolaylaştırılmıştır. Bu rivayeti Müslim, Ebu Tâhir kanalıyla... Câbir İbn Abdullah'tan nakleder.
5- Beşır İbn Kâb'ın Rivayeti :
İbn Cerîr Taberî der ki: Bize Yûnus... Beşîr İbn Kâ'b'tan nakletti ki; o, şöyle demiş ; Genç iki delikanlı Rasûlullah'a şöyle dediler : Ey Allah'ın Rasûlü; biz kalemlerin kuruyup, kaderlerin geçtiği bir şey için mi çalışalım, yoksa yenilenen bir şey içinmi? Rasûlullah buyurmuş ki: Hayır kalemlerin kuruyup, kaderlerin akıp gittiği şey için. O iki delikanlı; öyleyse niye çalışalım? demişler. Rasûlullah (s.a.) buyurmuş ki: Çalışın, çünkü her çalışana yaratıldığı ameli kolaylaştırılmıştır. O iki delikanlı; işte şimdi ciddiyetle sarılır ve çalışırız, demişler.
6- Ebu Derdâ'nm Rivayeti:
İmâm Ahmed İbn Hanbel der ki : Bize Heysem İbn Hârice Ebu Derdâ'dan nakletti ki, o; ey Allah'ın Rasûlü görüyor musun biz neye çalışalım? Bitip tamamlanmış bir şeye mi, yoksa yeni karşılaşacağımız bir şeye mi? Rasûlullah (s.a.) buyurmuş ki : Hayır, bitip tamamlanmış bir şey için. Ey Allah'ın Rasûlü, o zaman çalışma niye? denildiğinde, buyurmuş ki : Her kişi," yaratıldığı şey için hazırlanmıştır. Bu hadîsin bu vecihten rivayetinde Ahmed İbn Hanbel münferid kalmıştır.
İbn Cerîr Taberî der ki; Bize Hasan İbn Seleme... Ebu Derdâ'dan nakletti ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş : Güneşin battığı her gün, mutlaka iki melek şöyle seslenirler: Bu sesi Allah'ın yarattığı bütün yaratıklar duyar ancak insanlar ve cinler duymazlar : Allah'ım, infâk edene arkasından artış ver. Tutana da telef ver. Allah Teâlâ bu hususu Kur'ân-ı Kerîm'inde inzal buyurarak : «Kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse; Biz de onu en kolaya muvaffak kılarız. Ama kim de cimrilik eder ve kendini müstağni sayarsa ve en güzeli yalanlarsa; Biz de ona, en güç olanı kolaylaştırırız.» demiştir. İbn Ebu Hatim bu hadîsi babası kanalıyla benzer bir isnâdla nakleder.
İbn Ebu Hatim der ki: Bize Tahrân'lı Ebu Abdullah, Abdullah İbn Abbâs'tan nakletti ki; bir adamın hurma ağacı varta ve bu hurma ağaçlarından birinin dalı fakır, muhtaç ama sâlih bir kişinin evine sarkardı. Adam evine girip hurmasından ürününü alınca, meyvesi düşer ve fakirin çocukları onu alırlardı. Adam ağaçtan iner ve meyveyi o fakirin çocuklarının elinden çeker alırdı. Eğer çocuk meyveyi ağzına götürecek olursa, adam parmağını çocuğun boğazına sokar ve meyveyi boğazından çekip çıkarırdı. Adam hurma sahibinin durumunu Rasûlullah'a bildirerek şikâyet etti. Rasûlullah (s.a.) ona; git, dedi. Rasûlullah (s.a.) hurma ağacının sahibiyle karşılaştı ve ona dedi ki : Dalı falancanın evine sarkan hurma ağacını bana ver de, buna karşılık sana cennette bir hurma ağacı verilsin. Adam dedi ki: Doğrusu onu verdim, ancak onun meyvesi benim hoşuma gidiyor. Benim pek çok hurma ağacım var, fakat bana onun ürününden daha sevimli gelen ağaç yok. Rasûlullah'ın' ve hurma sahibinin sözünü dinlemekte olan bir adam peygamberin arkasından gelip dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü; şayet ben ondan o hurma ağacını satın alırsam ve ağaç benim olur da onu sana verirsem, ona vereceğin cennetteki hurma ağacı gibi bir ağacı bana verir misin? Rasûlullah (s.a.); evet, dedi. Sonra adam ağacın sahibi ile karşılaştı. Her ikisinin de bir hurma ağacı vardı. Adam dedi ki: Muhammed (a.s.)in, benim falancanın evine sarkan hurma ağacıma karşılık, cennette bir hurma ağacı verdiğini sana haber veririm. Ben de ona dedim ki: Ben onu sana verirdim ancak onun meyvesi benim çok hoşuma gidiyor. Adam sustu. Ve ona dedi ki : İster misin onu sataşın? Adam; hayır, ancak bana bir şey verilirse satarım, ama onu verecek kimsenin bulunacağını sanmıyorum, dedi. O dedi ki: Ne istersen o senindir. O; kırk hurma ağacı, dedi. Adam; büyük bir şey yaptın, bir hurma ağacın var, ona karşılık kırk hurma ağacı istiyorsun. Sonra her ikisi de sustular ve arkasından konuşmaya başladılar. Adam dedi ki: Ben sana kırk hurma ağacı vereceğim/ Ağaç sahibi dedi ki: Eğer doğru söylüyorsan bana şâhid göster. O emretti de bazı insanlar geldiler. O gelenlere dedi ki : Şâhid olun, ben dalı falanca oğlu falancanın evine sarkmış olan bir hurma ağacına karşılık kırk hurma ağacımı ona veriyorum. Sonra; ne dersin? dedi. Hurma ağacının sahibi; razı oldum, dedi. Sonra şöyle dedi: Benimle senin aranda ahş-veriş olmuş değildir, ayrılma. Allah senin cezam versin, ben senin o eve sarkan hurma ağacına karşılık sana kırk hurma ağacı verirken ahmak değildim. Hurma ağacının sahibi dedi ki: Ben, ancak istediğim ağaçtan kırk- tanesini verirsen ona razı olurum. Adam dedi ki: Ayağa kalkmış olan hurma ağaçlarından verecek misin? Sonra adam. bir süre durdu ve dediki: Ayağa kalkmış olanlardan kırk tanesi senindir. Şâhidleri getirip ona ayağa kalkmış kırk hurma ağacı saydı. Ayrılıp gittiler. Adam Rasûlullah'a gelip dedi ki: Falancanın evine sarkan hurma ağacı benim oldu, ben onu sana veriyorum. Rasûlul-lah (s.a.) ev sahibine gidip dediki: Hurma ağacı senin ve ailenindir. İkrime der ki: îbn Abbâs, bu olay üzerine Allah Azze ve Celle'nin : «An-dolsun bürüyüp örttüğü zaman geceye... Biz de ona en güç olanı kolay-- laştırınz.» âyetinin bulunduğu sûre sonuna kadar indi, dedi. İbn Ebu Hatim bu hadîsi böylece rivayet ederse de bu, gerçekten garîb bir hadîstir.
îbn Cerîr Taberî der ki: Anlatıldığına göre bu âyet» Ebubekir es-Sıddîk hakkında nazil olmuştur. Şöyle ki: Hârûn İbn İbdrîs... Âmir İbn Abdullah İbn Zübeyr'den nakletti ki; Hz. Ebubekir Mekke'de iken müs-lüman olan yaşlı kadınları ve ihtiyarlan âzâd ederdi. Babası ona dedi ki: Evlâdım sen hep güçsüz insanları âzâd ediyorsun, güçlü kuvvetli kişileri âzâd etsen de onlar seninle durup seni savunsalar ya? Hz. Ebubekir dedi ki: Babacığım, ben yalnızca Allah katında olanı istiyorum. Âmir tbn Abdullah îbn Zübeyr der ki: Ailemden bazıları bana naklettiler ki; bu hâdise üzerine şu âyet nazil olmuş: «Kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse; Biz de onu en kolaya muvaffak kılarız.»
«Halbuki düştüğü zaman, malı o kimseye asla fayda vermez.» Mü-câhid der ki : öldüğü zaman. Ebu Salih ve Mâlik de, Zeyd İbn Esi em' den naklen derler ki: Cehenneme yuvarlandığı zaman.