KEŞŞÂF TEFSİRİ

İnşikâk Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ

Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…

1–2. Âyetlerin Tefsiri

azameti karşısında) ona yakışan budur.- ] 2537[ nın cevabının hazfedilmesi, [bu cevabı] takdir edecek olanın her’اذَا

bakımdan rahatça fikir yürütebilmesi veya bunun benzerinin Tekvîr ve İn-fitar sûrelerinde yer aldığına dair bilginin yeterli oluşu sebebiyledir. Bunun cevabının [6. âyette gelecek] ِ ُ ifadesinin delâleti olduğu da söylenmiştir; yani gök ikiye ayrıldığında insan uğrunda didindiği ameline kavuşacaktır. Bunun anlamı; “Gök bulutlarla ikiye ayrıldığında” şeklinde olup benzeri “Göğün, beyaz bulutlar hâlinde paramparça olacağı ve meleklerin bölük bölük indirilecekleri gün...” [Furkān 25/25] âyetidir. Ali’nin (r.a.) “Gök hacı-laryolundan (Samanyolu) kopup ayrılacaktır.” dediği rivayet edilmiştir.

[2538] Ezine le-hû “Ona kulak verdi.” demek olup Peygamber’in (s.a.), mâ ezine’llāhu li-şey’in ke-iznihî li-nebiyyin yeteğannâ bi’l-kur’âni (Allah, aşikâr ve makamlı bir şekilde Kur’ân1 okuyan bir peygamberi dinlediği gibi hiçbir şeyi dinlememiştir.) [Buhārî, “Tevhîd”, 32; “Fedãilu’l-Kur’ân”, 19; Müslim, “Musâfirîn”, 232-234]) hadisi ve Cuhâf b. Hakîm’in şiiri bu kabildendir;

Sızlanıp çağırdığınızı işittiğim vakit size kulak verip icabet ettim.[Siz de bana yaramaz ve çirkin şeyler işittirdiniz!]

Âyetin anlamı da şudur: Gök, Allah yarılmasını murat ettiğinde, O’nun emrine ram olma hususunda, itaat edilen kişi tarafından kendisine emir geldiği vakit pürdikkat kesilip itaat eden ve geri durmayıp kaçınmayan ita-atkârın davranışı gibi davrandı. Tıpkı “(Sonra, duman hâlindeki göğe yönel-miş; ona ve Arz’a; ‘Gönüllü ya da gönülsüz ikiniz de gelin.” demiştir...) İkisi de (Allah’ın bu yaratma iradesine boyun eğerek lisan-ı hâlleriyle) ‘Gönüllü geldik.’ demişlerdir” [Fussilet 41/11] âyetinde olduğu gibi.

] 2539[ ْ ُ ”.ifadesi; [“Böyle bir şeye lâyıktır o (ki ona yaraşan da budur) وَanlamına gelen] hüve hakıykun bi-kezâ ve hüve mahkukun bi-kezâ tabirlerinden alınma olup “Göğe [Allah’ın emrine] ram olup imtina etmemesi yaraşır.” anla-mındadır. Bu, kudret dâhilinde bulunan her şeyin, zâtıyla kādir olan [Allah’]ın emrine muntazır olması ve bunu kabullenmesi gerektiğinin bildirilmesi anlamına gelmektedir.1 Burada muayyen değil, herhangi bir nebî söz konusu olduğundan, kur’ân kelimesi “okunan ilahî vahiy/ler”

anlamında cins isim olarak kullanılmıştır; yani Kur’ân-ı Kerim’i de diğer kutsal kitapları da içerir. / ed.

Bu bölümü tek başına aç →

3. Âyetin Tefsiri

3. Arz dümdüz edildiğinde
Bu bölümü tek başına aç →

4–5. Âyetlerin Tefsiri

boşaldığında... -ki ona yakışan da budur.-] 2540[ تْ ُ (Arz dümdüz edildiğinde) ifadesi medde’ş-şey’e fe’mtedde (O

nesneyi uzattı; nesne de uzayıverdi.) tabirinden alınma olup yeryüzünün; dağların, dorukların ve üzerinde bulunan her bir tepeciğin yok olması so-nucu uzayıp yayılması ve sırtının dümdüz olması anlamındadır. Tıpkı “Arz’ı dümdüz, kuru bir toprağa dönüştürecek; ne bir girinti göreceksin orada ne de bir çıkıntı...” [TāHâ 20/106-107] âyetlerinde olduğu gibi. İbn Abbas’ın bu âyeti “Arz, Ukâz1 sahtiyanı misali dümdüz edildiğinde.” şeklinde açıkladığı rivayet edilmiştir; çünkü tabaklanmış deri yayıldığında, üzerinde bulunan bütün girinti ve çıkıntılar zail olup dümdüz olur. Yahut [ْت ُ ] “onu uzatıp genişletti” anlamındaki meddehû tabirinden alınma olup “Arzın genişliği ve yayılması arttığında” anlamına gelir.

[2541] “Ve Arz” içinde gömülü bulunan ölüleri ve hazineleri “fırlatıp” içinde hiçbir şey kalmayacak şekilde “tamamen boşaldığında.”Sanki Arz ( ْ َ َ fiilinin tefe‘‘ul vezninde oluşunun delâletiyle, peyderpey) boşalma hu-susunda bütün gücüyle zahmet çekmiş gibidir. Nitekim birisi cömertlikte, diğeri acımada alabildiğine cehdedip, tabiatlarının fevkinde zorlandıkları vakit; tekerrame’l-kerîmu (Cömert, yorulurcasına cömertlik sergiledi.) ve te-rahhame’r-rahîmu (Merhametli, aşırı merhamet gösterdi.) denir.

[2542] “Ve [Arz]” içinde bulunanları dışarı atıp boşalma hususunda “Rabbini dinleyerek…”

Bu bölümü tek başına aç →

6. Âyetin Tefsiri

] 2543[ ح iş görmede nefsin etkilenecek derecede cehdetmesi ve zahmet כçekmesi demektir ki kedeha cildehû (cildini tırmaladı) sözünden gelir.“Rab-bine varıncaya kadar didinip duracaksın” ifadesi “Rabbinle buluşuncaya dek cehdedeceksin” anlamına gelir ki bu da temsilen “buluşma” tabir edilen ölüm ve ölüm sonrası durum demektir. “Ve sonunda” şüphesiz, senin için O’ndan kaçmanın asla söz konusu olamayacağı şekilde “O’nunla karşı karşıya gele-ceksin!”’deki zamirin ح כ sözcüğüne ait olduğu da söylenmiştir.2 ا

Bu bölümü tek başına aç →

7. Âyetin Tefsiri

7. İşte o vakit, amel defteri sağ eline verilen,
Bu bölümü tek başına aç →

8. Âyetin Tefsiri

8. kolay bir şekilde hesaba çekilecek
Bu bölümü tek başına aç →

9. Âyetin Tefsiri

1 Cahiliye döneminde Mekke panayırlarından biri. / çev.2 Bu yoruma göre anlam; “... ve sonunda o didinip durduğun şeye kavuşacaksın” şeklinde takdir edilebilir. / çev.

[2544] “Kolay bir şekilde (hesaba çekilecek);” yani amel defteri solun-dan verilen hayırsız ve meymenetsizlerle1 münakaşa edildiği gibi, kendisi-ni zorlayacak, ağırına gidecek bir münakaşa ve sataşmaya konu olmayacak basit ve hafif bir şekilde...Bu âyeti, Âişe’nin (r.a.), “Yani kişinin günahları kendisine bildirilecek, sonra da bağışlanacaktır.” şeklinde tefsir ettiği rivayet edilmiştir. Rivayete göre Peygamber (s.a.), “Kim hesaba çekilirse azaba uğ-rar!” buyurmuş, kendisine “Peki, ey Allah’ın Elçisi ‘kolay bir şekilde hesaba çekilecek’ âyeti var?” denilince, “Bu dediğiniz, amellerin Allah’a arz olun-masıdır. Hesaba çekilirken kiminle münakaşa edilirse azaba uğramış olur.” buyurmuştur [Buhārî, “İlim”, 35; Müslim, “Cennet”, 79-80].

[2545] Müminseler “tanıdıklarının” aşiretlerinin yanına -veya mümin-ler grubunun yahut cennetteki hûrilerden oluşan ailesinin- “yanına (sevinç-le dönecektir).”

Bu bölümü tek başına aç →

10. Âyetin Tefsiri

10. Amel defteri arkasından verilen ise
Bu bölümü tek başına aç →

11. Âyetin Tefsiri

11. yok oluvermek için yalvaracaktır!
Bu bölümü tek başına aç →

12. Âyetin Tefsiri

konur ve amel defteri arka tarafından sol eline verilir. Sol elinin, arka tara-fından söküleceği de söylenmiştir.

[2547] “Yok oluvermek için yalvaracaktır!” Yâ subûrâh! (Ey helâk! Gel beni al; tam senin vaktin!..) diyecektir. Subûr helâk anlamına gelir.

[2548] (Tef‘îlden) ve yusallâ se‘îran ve (if‘âlden) Yâ’nın zammesiyle ve şeddesiz olarak ve yuslâ se‘îran şeklinde de okunmuş olup ilkinin şahidi ُ َ

ِ ْ َ وٍَ ِ َ (“Ve boylamaktır cayır cayır yanan ateşin dibini!..” [Vâkı‘a 56/94]), ikin-cinin şahidi ise َ َ َ ِ ِ ْ ُ -âyet (Ve cehenneme sokarız onu!” [Nisâ 4/115]“) وَleridir.

Bu bölümü tek başına aç →

13. Âyetin Tefsiri

raber, hep birlikte iken mutluydular; yani dünyada iken âhireti önemse-meyen ve âkıbetlerini düşünmeyen fâcirlerin âdetinde olduğu gibi sefahete dalıp azmıştı, şımarık ve şen şakrak idi; “Derler ki: Bundan önce, kendi insanlarımızın arasında iken (Rabbimizin azabından) kaygılanırdık.” [Tûr 52/26] âyetinde anlatıldığı şekliyle sâlih ve müttaki kulların âdetinde olduğu gibi melül, mahzun ve düşünceli biri değildi.1 Ashâbu’ş-şimâl, Ashâbu’l-meş’eme vd. tabirlerin anlamı için bkz. Vâkı‘a 56/8-9 hk. / ed.

Bu bölümü tek başına aç →

14. Âyetin Tefsiri

14. (Rabbine) hiç dönmeyeceği kanaatinde idi.
Bu bölümü tek başına aç →

15. Âyetin Tefsiri

ru ve lâ yehûlu denir ki “Ne döner ne de değişir.” demektir. Lebîd (v. 660), İnsan tamamen bir alev ve aydınlığı gibidir;küle döner bir süre parıldadıktan sonra!

demiştir. İbn Abbas’ın “Ben bir bedevî kadının, küçük kızına: رِى ُ -yani ‘Dön!’- dediğini duyuncaya kadar ُر ُ َ fiilinin ne anlama geldiğini bilmez-dim” dediği rivayet edilmiştir.

] 2551[ َ َ (elbette) kelimesi “hiç dönmeyecek” ifadesinde yer alan olumsuzluğun sonrasını olumluya çevirmektir; yani “Ne demek; elbette ve mutlaka dönecek!” demektir.

[2552] “Onu” ve amellerini “görmekteydi çünkü Rabbi.”O, onun amel-lerini ne unutur ne de o ameller O’na kapalı kalır. Dolayısıyla onu mutlaka (hayata) tekrar döndürüp, o amellerin karşılığını kendisine verecektir.

[2553] Bu iki âyetin Ebû Seleme b. Abdu’l-Eşedd ve kardeşi Esved b. Abdu’l-Eşedd hakkında indiği de söylenmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

16. Âyetin Tefsiri

16. Evet, akşamın alacakaranlığına,
Bu bölümü tek başına aç →

17. Âyetin Tefsiri

17. geceye ve örttüklerine...
Bu bölümü tek başına aç →

18. Âyetin Tefsiri

18. ve dolunay hâlini alan Ay’a yemin ederim ki…
Bu bölümü tek başına aç →

19. Âyetin Tefsiri

diriltilecek)siniz! [2554] Şafak güneşin ufukta kaybolmasından sonra batış noktasında

görülen kırmızılıktır ki ulemanın geneline göre bunun kaybolmasıyla ak-şam vakti çıkıp, yatsı namazının vakti girmiş olur. Ancak, Ebû Hanîfe’den gelen iki rivayetten birine göre bu beyaz şafaktır, ancak [öğrencilerinden Kādî] Esed b. Amr (v. 190/806), Ebû Hanîfe’nin bu görüşten döndüğünü riva-yet etmiştir. Şafağın şafak diye isimlendirilişi inceliğinden ötürüdür. İnsana gösterilen şefkatin (gerçekte) o insana karşı sergilenen kalp inceliğinden iba-ret oluşu da bundandır.

[2555] “Ve örttüklerine” yani toplayıp içine aldıklarına. Vesakahû fe’tte-seka ve istevseka (Onu muntazaman topladı; o da muntazaman toplandı.) denir. Nitekim şair şöyle demiştir:

[Bizim, dört yaşına yeni girmiş genç, dişi develerimiz var]toplanmaya amadedirler, bir çoban bulduklarında

Vesekanın ifte‘ale ve istef‘ale kalıplarının ikisinde de “edilgenlik” anlamında kullanılmasının benzeri [vesi‘adan “genişledi” anlamında kullanılan] ittese‘a ve is-tevse‘a kalıplarıdır. Âyetin anlamı; “(geceye) ve toplayıp örttüğü ve bağrına bastığı canlılar ve diğerleri adına!” şeklinde takdir edilir.

] 2556[ َ َ -yani toplanıp, ayın ön dördüncü gecesin (toplandığında) إِذَا اdeki dolunay hâlini aldığında.

[2557] [ ُ כَ ْ َ َ fiili] “Ey insan!...”âyetinde [6] insana hitap edilmesi esasına binaen (müfret sîgayla) le-terkebenne ve insan türüne seslenilmesi sebebiyle cinse hitaben zamme ile ُ כَ ْ َ َ şeklinde okunmuştur. Yine nefse hitaben, kesre ile le-terkebinne ve “İnsan mutlaka aşama üstüne aşama geçirecektir” anlamı paralelinde (gaip sîgayla) le-yerkebenne şeklinde de okunmuştur.

] 2558[ -başka bir şeyin üzerine gelip örtüşen şey” demektir. Sözge“ اlimi mâ hâzâ bi-tabakın li-zâ denir ki “Onunla örtüşmüyor” anlamına gelir. Yine perdeye tabak denmesi de bu cümledendir. Atbâku’s-serâ tabiri topra-ğın katmanları anlamına gelir. Daha sonra kendi dışındakine mutabık dü-şen duruma da tabak denmiştir. İşte, Yüce Allah’ın ٍ َ َ א ً َ َ (aşama üstüne aşama)buyurması da bu anlamla ilgili olup âyet, “Şiddet ve dehşette her biri bir benzerine uygunluk arz edecek şekilde hâlden hâle uğrayacaksınız.” anlamındadır. Bunun “derece” anlamındaki tabakatun lafzının çoğulu ol-ması da caizdir ki bu da Arapların huve ‘alâ tabakātin (Onun dereceleri var-dır.) sözünden alınmadır. Arapların sırttaki omurgalar için tabaku’z-zahri(sırtın tabakaları) sözü de bu cümleden olup tekili tabakatundur. Buna göre âyet, “Zorluk itibariyle birbirinin çok fevkindeki derecelerden ibaret olacak şekilde hâlden hâle uğrayacaksınız!” anlamında olup bu da ölüm ve ölüm sonrası kıyamet durakları ve korkularıdır.

[2559] Şayet“ ’ın i‘râb konumu nedir?” dersen şöyle derim:א ً َ َ ’ın sıfatı olmak üzere mansūbdur; tabakan mucâvizen li-tabakin (bir aşamayı ge-çen bir başka aşamaya...) demektir. Yahut ُ כَ ْ َ َ (Mutlaka uğrayacaksınız!) fiilindeki zamirden hâl tümleci düşer ki buna göre mâna “Birinden diğerine geçeceğiniz şekilde mutlaka aşama üstüne aşama geçireceksiniz” şeklinde olur. Veyahut [le-terkebenne ve le-terkebinne şeklindeki] kıraatlere göre mucâvizen ve mucâvizeten şeklinde hâl tümleci takdir etmek üzere âyetin anlamı, “Ey insan (veya nefs)! Sen birinden diğerine geçecek şekilde mutlaka aşama üs-tüne aşama geçireceksin!” şeklinde olur. Mekhûl’ün (v. 730) bu âyeti; “Her yirmi yılda bir, daha önce hiç yaşamadığınız şeyleri yaşayacaksınız.” şeklin-de yorumladığı rivayet edilmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

20. Âyetin Tefsiri

20. Öyleyse, ‘ne’leri var ki iman etmiyorlar?!
Bu bölümü tek başına aç →

21. Âyetin Tefsiri

lendiğine göre, Peygamber (s.a.)günün birinde “Secde et ve (Rabbine) yak-laş!”[Alâk 96/19] âyetini okumuş ve hemen akabinde o ve beraberindeki mü-minler secde etmişlerdi. Kureyş ise bu esnada başlarının üzerinde ellerini şaklatıp ıslık çalıyorlardı. İşte bu âyet buna binaen inmiştir. Ebû Hanîfe bu âyeti secdenin vacip oluşuna delil getirmiştir. İbn Abbas’ın ise “Kısa sûre-lerde secde yoktur.” dediği rivayet edilir. Yine rivayete göre; Ebû Hureyre bu âyete gelince secde etmiş ve “Vallahi! Ben ancak Peygamber’in (s.a.) bu âyette secde ettiğini gördükten sonra aynı âyette secde etmişimdir.” de-miş. Hz. Enes’in de “Ben; Ebû Bekir, Ömer ve Osman’ın arkasında namaz kılmıştım; (bu âyette) secde etmişlerdi.” dediği rivayet edilmiştir. Hasan-ı Basrî’den rivayet olunduğuna göre bu âyette secde etmek vacip değildir.

Bu bölümü tek başına aç →

22. Âyetin Tefsiri

22. Aksine, yalanlıyorlar inkârcı nankörler!..
Bu bölümü tek başına aç →

23. Âyetin Tefsiri

23. Oysa Allah, içlerinden neler geçirdiklerini biliyor.
Bu bölümü tek başına aç →

24. Âyetin Tefsiri

24. Can yakıcı bir azapla müjdele bunları!
Bu bölümü tek başına aç →

25. Âyetin Tefsiri

tükenmez bir ecir vardır onlara (dünyada ve âhirette).[2561] “İnkârcı nankörler” ifadesiyle bahsi geçenlere işaret edilmektedir.

[2562] “Neler geçirdiklerini” kalplerinde biriktirip gizledikleri inkâr, haset, azgınlık ve kini yahut amel defterlerine yığdıkları kötü amelleri ve kendileri için biriktirdikleri envâ-i çeşit azabı [biliyor].

[2563] [İman edip sâlih amel işleyenler müstesna…] ifadesi munkatı‘ [yani birey-leri, istisna edildiği kategoriye ait olmayan] bir istisnadır.

[2564] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki: “Her kim İnşakkat sû-resini okursa, amel defterinin arka tarafından verilmesinden Allah onu korur.”

Bu bölümü tek başına aç →