KEŞŞÂF TEFSİRİ

İnfitâr Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ

Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…

1. Âyetin Tefsiri

1. Gök parçalandığında,
Bu bölümü tek başına aç →

2. Âyetin Tefsiri

2. Yıldızlar saçıldığında,
Bu bölümü tek başına aç →

3. Âyetin Tefsiri

] 2479[ تْ َ ِّ ُ yani birbirine açılıp, tatlı sular tuzlu sulara karıştığında ve iki su arasındaki engel yok olup denizler tek bir denize dönüştüğünde. Rivayete göre, yeryüzü denizlerin dolmasının ardından suyu çekip kuruta-rak, dümdüz hâle gelecektir. Hasan-ı Basrî’ye göre [Tekvîr 81/6’daki ْت َ ِّ ُ ’deki] tescîrin anlamı da budur. İfade, şeddesiz olarak fucirat şeklinde de okun-muştur. Mücâhid (v. 103/721), ma‘lûm sîgasıyla ve şeddesiz olarak fecerat okumuş olup “Aradaki engelin yok olması sebebiyle (denizler) sınırlarını aştığında” anlamına gelir ki bu da “(Fakat aralarında engel vardır;) karış-mazlar birbirlerine.” [Rahmân 55/20] âyetine uymaktadır; çünkü bağy ve fü-cur (anlam itibariyle) kardeştirler.

Bu bölümü tek başına aç →

4. Âyetin Tefsiri

4. Kabirler deşilip içindekiler çıkarıldığında…
Bu bölümü tek başına aç →

5. Âyetin Tefsiri

bırakmışsa... ] 2480[ َ

ِ ْ ُ ve buhsira aynı anlamda olup bu ikisi kendilerine Râ eklen-miş hâliyle el-ba‘su ve el-bahsu kökünden oluşmuşlardır. Anlam, “Kabirler yoklanıp, içindeki ölüler çıkarıldığında” şeklindedir. Nitekim münafıkların gizliliklerini ortaya döktüğü için Berâe sûresine de Muba‘sira (deşip çıka-ran) denmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

6. Âyetin Tefsiri

nedir? Rabbin kerem vasfıyla nitelenmesi, O’nun keremine aldanmanın yadır-ganmasına nasıl mutabık düşebilmiş; insan zaten kerime karşı aldanır (değil mi?) Nitekim rivayete göre, Hz. Ali (r .a.) bir kölesine defalarca seslendiği hâlde köle dönüp de “Buyurun!” dememiş. Nihayet Hz. Ali bakmış ki adam kapıda duruyor. Ona, “Neyin var; bana cevap vermeyişinin sebebi ne?” deyince köle, “Senin hoşgörüne olan itimadım ve cezalandırmayacağından emin oluşum.” demiş. Bunun üzerine Hz. Ali onun cevabını beğenip, kendisini azat etmiş. Hem ‘Bir kişinin kölelerinin edepsizliği onun keremindendir.’ derler…” dersen

şöyle derim:Bunun anlamı şudur: İnsana düşen, Allah’ın onu hayat sahibi olarak yaratıp yaşatarak kendisine cömertçe davranmasına, ona nice ihsanlar-da bulunmasına aldanmamaktır. Öyle ki Allah’ın ona imkânlar bahşedip so-rumlu tutmasının ardından, isyan edip üstün kılındığı nimeti inkâr etmekte ve ilk üstün kılınmanın verdiği aldanışla, Allah’ın sevapla ve cezanın terkiyle [yeniden] kendisine lutuf ve keremde bulunacağını ummaktadır. İşte bu, hik-met sınırının dışına taşan, yadırganacak bir şeydir. Bu yüzden Peygamber (s.a.)bu âyeti okuyunca; “Onu cahilliği aldattı!” buyurmuştur. Ömer (r.a.) de “Onu ahmaklığı ve cahilliği aldattı!” derken, Hasan-ı Basrî; “Vallahi! Onu pis şeytanı aldattı!” demiştir; yani şeytan günahları ona cazip göstermiş ve “Dilediğini yap; zira ilk ihsanıyla sana ihsanda bulunan Rabbin, sana elbette sonunda da ihsanda bulunur [merak etme]!” diyerek onu tehlikenin kucağına atmıştır. Fudayl b. Iyâz’a (v. 803), “Allah seni kıyamet günü kaldırıp sana ‘Seni aldatan neydi, o cömert Rabbine karşı?’ dese ne diyeceksin?” diye sorulmuş, o da ‘Senin o tâ aşağılara sarkan (geniş, uzun merhamet) perdelerin beni aldat-tı!’ diyeceğim.” demiş. [Yalnız] bu, günahların örtülmesine aldanarak hata et-tiğini itiraf etme kabilinden olup tamahkârların1 ve Haşvî2 hikâyecilerin zan-nettiği gibi bir bahane üretme değildir. Onların, kendi imamlarından rivayet ettiklerine göre ise, Allah’ın diğer sıfatlarını değil de “senin o Kerîm Rabbin” buyurarak, Rab ve Kerîm sıfatlarını zikretmesi, kuluna “Beni Kerîm’in keremi aldattı.” şeklinde cevap vermesini telkin etmek içinmiş!..

[2482] Sa‘îd b. Cubeyr (v. 713) [ك َ א ifadesini] mâ eğarrake şeklinde oku-muş olup ya taaccüp ya da soru sormaya dayanmaktadır.3 Bu, senin beyye-tehumu’l-‘aduvvu ve hum ğârrûne (Hiçbir şeyden haberleri yokken düşman onları geceleyin bastı!) sözünden olarak kişi gafil bulunduğunda kullanılan ğarra’r-raculu fe-huve ğârrun ifadesinden gelmektedir. Yine eğarrahû ğayruhû denir ki “Başkası onu aldatılmış kıldı.” demektir.

Bu bölümü tek başına aç →

7. Âyetin Tefsiri

kıldı. “Seni O dengeledi;”4hiçbir uyumsuzluk barındırmayacak bi-çimde hilkati ahenkli, dengeli hâle getirdi de (meselâ) iki kolun biri-sini daha uzun, iki gözün birisini daha geniş, organların bazısını be-yaz, bazısını siyah ve saçın bir kısmını siyah, bir kısmını alaca yapmadı. 1 Beyne’l-havfi ve’r-recâ (korkuyla umut arası ihtiyatlı bir iyimserlik) içinde olmak gerekirken Allah’ın

merhametine bel bağlayan… / ed.. 2 Nasların zâhirî yorumuna yoğunlaşan ve Müşebbihe’ye yaklaşacak derecede aşırılığa kaçan müfrit bir

ekol. / çev.3 (i) Soruya göre; “Ey insan! O cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?!” (ii) Ta‘accüba göre; “Ey insan! O

cömert Rabbine karşı amma da aldanmışsın!” anlamındadır. / çev.4 Müfessir tef‘îlden fe-‘addelek kıraatini esas almaktadır ki şeddesiz kıraate göre daha vurguludur. / ed.

Yahut seni, diğer dört ayaklılar gibi değil de dimdik yürüyecek biçimde, mutedil yapılı kıldı. Şeddesiz olarak ََכ َ َ َ şeklinde de okunmuş olup bu iki şekilde değerlendirilir. 1) “Sapasağlam kıldı; yani senin uzuvlarının bir kısmını bir kısmıyla dengeleyip ölçülü kıldı.” anlamına gelmesi. 2) “Seni (özel bir yaratılışa) çevirip yönlendirdi.” anlamına gelmesi. Meselâ ‘adelehû ‘ani’t-tarîk (Onu yoldan çevirdi.) denir; yani “Senin yaratılışını başkaları-nın yaratılışından çevirip ayırdı ve seni diğer yaratılışlarla farklılık arz eden; güzel bir hilkatte yarattı.” yahut “Seni şekil ve suretlerden birine çevirip yönlendirdi.” anlamında.

Bu bölümü tek başına aç →

8. Âyetin Tefsiri

lik, uzunluk, kısalık, erkeklik, dişilik, bazı akrabalara benzeyip benzememe gibi değişik şekiller noktasında muradının ve hikmetinin gerektirdiği tür-den bir surette O terkip etti.” şeklindedir.

[2485] Şayet“Öncesin[deki cümleler]in atfedildiği gibi bu cümlenin de [atıf harfiyle] atfedilmesi gerekmez miydi?” dersen şöyle derim:[Gerekmezdi;] çünkü bu cümle, َכ َ َ cümlesinin beyanıdır (beyan sadedinde de vasıl de-ğil, fasıl uygun düşer). Şayet“Harf-i cer ( ) neye taalluk etmektedir?” der-sen şöyle derim:Bunun; “O, seni şekillerden birine yerleştirip, konumunu sabitleştirdi.” anlamına gelecek şekilde כ cümlesine taalluk etmesi caiz رכolduğu gibi, “O, şekillerden biri dâhilinde husule gelecek şekilde seni ter-kip etti.” anlamına binaen, hazfedilmiş bir kelimeye (hâsılen) taalluk etmesi de caizdir. Harf-i cerin, hazfedilmiş kelimeye taalluk etmesi durumunda cümle hâl olmak üzere nasb konumundadır. Harf-i cerin כ cümlesine taalluku da caiz olup buna göre ّاى kelimesinde taaccüp üslûbuyla “O, seni şaşılacak bir surette dengeledi!” anlamına gelip, bunun ardından َכ אء رَכ א buyurmuş olur ki bu da “Seni terkipler içerisinden (beğenip) dilediği güzel bir terkibe soktu.” anlamındadır.

Bu bölümü tek başına aç →

9. Âyetin Tefsiri

[2486] “Hayır!”Allah’ın o şükür ve itaat gerektiren cömertliğine alda-nıp, şükür ve itaati bunun zıddı olan inkâr ve isyana çevirmekten uzak durun!

[2487] Sonra Allah Teâlâ, “Siz” aslında “hesabı” veya İslâm dinini “ya-lanlıyorsunuz” da hiçbir sevap ve cezayı tasdik etmiyorsunuz, buyurmakta-dır ki bu (yalanlama), yadırganan beklenti aşırılığından da beterdir.

Bu bölümü tek başına aç →

10. Âyetin Tefsiri

10. Oysa şüphesiz üzerinizde bekçiler var;
Bu bölümü tek başına aç →

11. Âyetin Tefsiri

11. Değerli yazıcılar (kirâmen kâtibîn)
Bu bölümü tek başına aç →

12. Âyetin Tefsiri

dır, “Siz ceza gününü yalanlayıp dururken, kâtipler sizin aleyhinize olacak şekilde karşılık göreceğiniz amellerinizi yazıyorlar” demektir.

[2489] Yazıcı meleklere övgüyle tazimde bulunulmasıyla hesabın da önemi anlatılmış olmakta; Allah katında hesabın, en muazzam işlerden sa-yıldığı belirtilmektedir. Böyle olmasaydı, Allah hesaba çekilecek, karşılığı verilecek hususları kayda alsınlar diye o değerli, koruyucu,1 yazıcı melek-lerini görevlendirmezdi. Bunda günahkârlar için bir uyarı, korkutma ve utandırma; müminler içinse bir lutuf vardır. Rivayete göre Fudayl (b. Iyâz) bu âyeti okuduğu vakit, “Gafillere ne çetin bir âyettir bu böyle!” dermiş.

Bu bölümü tek başına aç →

13. Âyetin Tefsiri

13. Cennettedir şüphesiz, ‘iyi’ler.
Bu bölümü tek başına aç →

14. Âyetin Tefsiri

14. Günahkârlar ise cayır cayır yanan ateştedirler.
Bu bölümü tek başına aç →

15. Âyetin Tefsiri

15. Oraya, yargılanma günü girerler.
Bu bölümü tek başına aç →

16. Âyetin Tefsiri

isterler) ama oradan çıkacak değillerdir!” [Mâide 5/37] âyetine benzemekte-dir. “Gerçi ceza günü ateşe girecekler; ama bundan önce -yani kabirlerin-de- de o ateşten uzak tutulmazlar” şeklinde bir anlam kastedilmiş olması da caizdir.

[2491] Söylendiğine göre; Allah bu sûrede âdemoğlu için üç hâl söz ko-nusu olduğunu haber vermiştir; amelinin kayıt altına alındığı hayatın hâli, karşılık göreceği âhiret hayatının hâli ve berzah âleminin hâli ki berzah א و

א א âyetinin anlattığıdır.2

Bu bölümü tek başına aç →

17. Âyetin Tefsiri

17. Nereden bileceksin ki nedir yargılanma günü?
Bu bölümü tek başına aç →

18. Âyetin Tefsiri

1 “Koruyucu” akla ilk gelen anlamında değildir; amelleri tespit eden, yapılan bütün iyilik ve kötülükleri bir bir kaydeden; hiçbir şeyi eksik bırakmayan demektir. / ed.

2 Ancak o zaman 16. âyetin meali; “O ateşten uzak da değillerdir.” şeklinde takdir edilir. / ed.

[2492] Yani ceza gününün durumu hiçbir dirayet sahibinin onun korku ve şiddet boyutunu kavrayamayacağı bir özellik arz etmektedir. Sen onu na-sıl tasavvur edebilirsin ki o bunun kat kat fevkindedir! Âyetin tekrarlanması daha fazla korkutmak içindir. Sonra Allah Teâlâ bu korkutmanın vasfına dair sözü özlü biçimde ifade etmek üzere şöyle buyurdu:

Bu bölümü tek başına aç →

19. Âyetin Tefsiri

[2493] Yani hiç kimse hiçbir şekilde ne bir başkası adına bir şeyi ber-taraf edebilir ne de ona fayda sağlayabilir. Buyruk tek başına Allah’a aittir.

[2494] [İfadeyi ُم ْ َ ... şeklinde] merfû‘ okuyana göre bu ya مُ ا ْ َ ’den bedel ya da hüve yevmu lâ temliku (O; hiç kimsenin hiç kimse için... bir gündür.) [şeklinde gizli bir mübtedâ takdir etmek] üzere gerçekleşir. Mansūb okuyana göre ise, ed-dînu lafzının delâleti doğrultusunda ya gizli bir yudânûne (karşılık göreceklerdir) fiilinin ya da “Yâd et!” fiilinin takdir edilmesiyle (zarf; mef‘û-lün fîh olmak üzere) gerçekleşir. Yine, bunun, i‘râbı açık olmayana (cüm-leye) muzāf olması sebebiyle, ref‘ konumunda olmakla birlikte fetha üzere mebni olması da caizdir.

[2495] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki: “Her kim İze’s-semâu’nfe-tarat sûresini okursa, Allah gökten düşen her bir yağmur damlası ve her bir kabir adedince ona sevap yazar.”

Bu bölümü tek başına aç →