KEŞŞÂF TEFSİRİ
Bürûc Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ
Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…
1. Âyetin Tefsiri
dirler. Bu burçların ayın menzilleri olan yıldızlar olduğu, ‘açıkça görülme-leri’ sebebiyle burç denilen büyük yıldızlar olduğu, göğün kapıları olduğu da söylenmiştir.
3. Âyetin Tefsiri
den” ile amaçlanan, o güne tanık olan bütün yaratılmışlar; “seyredilen” ile amaçlanansa söz konusu günde mevcut, hayrete düşüren şeylerdir. Bu iki-sinin (yani seyreden ve seyredilenin) nekire kılınmasının metodu, ya [daha önce] “(İşte o zaman) ne getirdiğini bilir herkes.”[Tekvîr 81/14] âyetinde be-lirttiğim gibi, sanki “Seyreden ve seyredilenlerin aşırı derecedeki çokluğuna yemin olsun ki…” yahut belirsiz sıfat bağlamında “Anlatılamayacak olan seyredene ve seyredilene yemin olsun ki” denmesi gibidir.
[2568] Bu ikisi (yani şahit/seyreden ve şahitlik/seyr edilen) hakkında müfessirlerin görüşleri çok çalkantılı olup şunlar söylenmiştir: (i) “Şahit” Muhammed (s.a.), “şahitlik edilen” ise kıyamet günüdür. (ii) Yine “Ara-larında bulunduğum sürece üzerlerine ben şahittim…” [Mâide 5/117] âyeti gereğince bu ikisinin Hz. Îsâ ve ümmeti ve (iii) Muhammed ümmetiyle diğer ümmetler olduğu da söylenmiştir. (iv) Yine, terviye ve arefe günleri; (v) arefe ve cuma günleri; (vi) Hacer-i Esved ve hacılar (vii) veya günler ve gecelerle âdemoğulları da denmiştir. Nitekim Hasan-ı Basrî’den şöyle bir rivayet gelmiştir: “Hiçbir gün yoktur ki şöyle seslenmesin: (Ey insan!) Ben yepyeni bir günüm ve ben benim içimde işlenenlere şahidim. O hâlde gel beni ganimet bil! Eğer güneşim batıp giderse, kıyamet gününe kadar beni bir daha yakalayamazsın!” (viii) Bu ikisinin yazıcı meleklerle âdemoğulları (ix) veya peygamberlerle Muhammed (s.a.) olduğu da söylenmiştir.
4. Âyetin Tefsiri
[2569] Şayet“Bu yeminlerin cevabı nerede?” dersen; şöyle derim: Ce-vap,“Kahrolmuştur o hendeği kazanlar” âyetinin delâletiyle hazfedilmiş olup âdeta; “Bu nesnelere yemin ederim ki onlar -yani Kureyş kâfirleri- tıpkı o hendek sahipleri gibi lânete uğramışlardır!” denmektedir. Çünkü bu sûre Mekkelilerin eziyetlerine karşı müminlerin ayağını / duruşunu sağlamlaştırıp sabretmelerini sağlamak ve kendilerinden öncekilerin iman sebebiyle uğradıkları azapları, envâ-i çeşit eza ve cefayı, gösterdikleri sabır ve sebatı hatırlatıp, onlar sayesinde ünsiyet kesp etmelerini ve kavimlerin-den gördükleri [nahoş] şeylere karşı sabretmelerini ve kendi inkârcılarının Allah katında, ‘bu, ateşle yakıp azap edenlerin’ konumunda olduklarını ve haklarında tıpkı; “Kahrolsun o hendeği kazanlar!” dendiği gibi “Kahrolsun Kureyş!” denmeyi hak eden, melun kimseler olduklarını bilmelerini sağla-mak için gelmiştir.
] 2570[ َ ِ ُ fiili tıpkı; “Kahrolası insan! Ne nankördür o!” [Abese 80/17] âyetinde olduğu gibi onlar hakkında bir bedduadır. Şeddeli olarak َ ِّ ُ (Birer birer kahrolsunlar!) şeklinde de okunmuştur.
] 2571[ ود el-haddu yani yeri yarıp kazmak demektir ki yapı ve anlam اitibariyle bu ikisinin benzeri َ ve ُق ُ ْ kelimeleridir. Nitekim şu söz de أُbu cümledendir:
[Sürâka’nın atının] dört ayağı da köstebeklerin açtığı yarıklara battı![2572] Hz. Peygamber’in (s.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Krallar-
dan birinin bir sihirbazı vardı. Bu adam yaşlanınca, kendisine sihir öğret-mek için bir genci yanına aldı. Gencin yolu üzerinde bir rahip vardı; genç bu rahipten (ilim adına bir şeyler) dinlemişti. Derken, genç bir gün yolu üzerinde insanları alıkoyan bir hayvan gördü ve bir taş alarak, “Allah’ım! Eğer sana göre rahip sihirbazdan daha sevimli ise bu hayvanı öldür!” deyip hayvanı öldürdü. Ve o günden itibaren anadan doğma körleri ve abraşları iyileştirmeye, dertlere derman olmaya başladı. Kralın bir meclis arkadaşı kör olmuş; onu da iyileştirmişti. Kral onu görünce “Seni tekrar görür hâle kim getirdi?” diye sormuş, adam da “Rabbim.” diye cevap vermiş. Bunun üzeri-ne kral öfkelenip, adama işkence yapmış. Nihayet genci de bulunca ona da işkence etmiş. Derken, rahibi de bulmuş; fakat rahip dininden dönmemiş, kral da rahibi testere ile doğramış. Genç krala yanaşmayınca, kral genci tepe-sinden atmak için bir dağa götürmüş. Genç, Allah’a yakarınca kavim zelze-leye yakalanıp helâk olmuş, genç de böylece kurtulmuş. Kral bu sefer genci büyük bir gemiye götürüp, boğmak için denizin en derin yerine götürmüş.
Genç yine dua edince gemi içindekilerle birlikte alabora olmuş ve hepsi boğulup genç kurtulmuş. Nihayet genç krala; “Sen beni öldüremezsin; an-cak şöyle yapacaksın: İnsanları bir araziye toplayacaksın ve beni bir ağaca asıp, sadağımdan bir ok çekeceksin ve ‘Şu gencin Rabbinin adıyla!’ deyip o okla beni vuracaksın.” demiş. Kral genci vurmuş; ok gencin şakağına isabet etmiş ve genç elini şakağına koyup, ölmüş. Bunun üzerine insanlar; “Gen-cin Rabbine iman ettik!” demişler. Krala, “İşte, korktuğun başına geldi.” denilmiş. Bunun üzerine kral dar ve derin kuyuların ağızlarına hendekler kazılmasını ve içlerinde ateş yakılmasını emretmiş. Kim dinden dönme-mişse onu o hendeklere atmış. Nihayet bir kadın küçük yavrusuyla beraber gelmiş. Kadıncağız irkilip ateşe düşmekten geri durunca çocuk kendisine, “Anneciğim sabret; sen gerçekten hak üzeresin!” demiş. Bunun üzerine ka-dın tereddüt göstermeden kendini ateşe atmış. Söylendiğine göre çocuk annesine; “Ateşe düş de münafık olma!” demiş imiş. -Çocuğun, annesine “O ateş göz açıp kapayacak kadar bir zamandan başka bir şey değil!” dediği de söylenmiştir.- Kadın da buna katlanmış. [Müslim, “Zühd”, 73].
[2573] Hz. Ali’nin, -Mecûsîlerin ahkâmına dair1 ihtilâfa düştüklerinde- şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Onlar Ehl-i Kitap’tırlar. Aslında bunlar, kendi kitaplarına sıkı sıkıya bağlıydılar; [ama] içki onlara helâl kılınmıştı. Derken, krallarından biri içip sarhoş olmuş ve kızkardeşiyle ilişkiye girmişti. Nihayet sarhoşluğu gidip, kendine gelince pişman olmuş ve bir çıkış yolu aramıştı. Kız kardeşi ona, ‘Çıkış yolu, insanlara hitaben ‘Ey nas! Allah kız kardeşleri nikâhlamayı helâl kıldı’ deyip, bunun ardından da tekrar onlara hitaben ‘Al-lah bu nikâhı haram kıldı!’ demendir.’ demişti. O da bu konuşmayı yapmış; fakat insanlar onun bu konuşmasını kabul etmemişlerdi. Bunun üzerine kız kardeşi ona ‘Onlara kırbacı şaklat!’ demiş; fakat insanlar yine bunu kabul etmemişlerdi. Kız kardeşi bu kez, ‘Onları kılıçtan geçir!’ demiş, halk yine kabullenmemişti. Nihayet kız kardeşi ona, hendekler kazıp içlerinde ateşler yakmasını ve kaçınanları bu hendeklere atmasını emretti. İşte Allah’ın‘Kah-rolsun o hendeği kazanlar!’sözüyle kastettiği kimseler bunlardır.”
[2574] Şu da söylenmiştir: Îsâ aleyhisselâmın dini üzere yaşayanlardan bir kişinin yolu Necrân’a düşmüş ve onları dine davet etmiş, onlar da bu daveti kabul etmişlerdi. Derken, Yahudi Zûnüvâs bir orduyla Himyer’den (Yemen) onların üzerine bir sefer düzenleyip, onları ateşle Yahudilik arasın-da seçim yapmaya icbar etmiş, onlar buna yanaşmayınca içlerinden on iki bin kişiyi -bir söylentiye göreyse yetmiş bin kişiyi- hendeklerde yakmıştı. 1 Yani Mecûsîlere putperest olarak mı yoksa Ehl-i kitap olarak mı muamele edileceğine dair. / ed.
[2575] Bahsedildiğine göre hendeğin boyu kırk, eni ise on iki arşınmış. [2576] Rivayete göre Hz. Peygamber “hendek sahipleri”nden bahsedi-
lince, imtihana maruz kalmanın şiddetinden çokça Allah’a sığınırmış.
5. Âyetin Tefsiri
turulmuş) ifadesi ise fazla odundan ve insan bedenlerinden tutuşup, alevle-nen ve yükseklere tırmanan çok büyük bir ateş olması itibariyle söz konusu ateşin bir sıfatıdır. Zamme ile ِد ُ ُ .şeklinde de okunmuştur ا
6–7. Âyetlerin Tefsiri
[2578] “Hani,” sözcüğü “kahrolmuştur” fiilinin zarf tümleci olup “O hendeklerin çevresinde oturarak ateşi seyre daldıklarında lânete uğramış-lardır.” demektir. א (üzerine) ifadesi “hendeğin etrafından o ateşe yakın olarak” anlamına gelir. Tıpkı [ A‘şâ’nın],
[sınacakları bir ateş yakılıyor üşümüş iki şeye (yani Muhallık’a ve cömertliğine)]İşte böyle gecelemiştir cömertlikle Muhallık, ateşin etrafında.
demesi ve senin merartu ‘aleyhi (Ona yüksekçe bir yerden yaklaştım.) de-men gibi.
[2579] Onların müminlerin yanmalarına şahit olmaları ise, onların bu-nunla görevlendirilip, kralın yanında birbirlerine tanık kılınmaları ve hiç-birinin, emredildiği şeyi ve kendisine tevdi edilen işkence etme işini eksik bırakmaması anlamına gelmektedir. “Müminlere yaptıkları şeylere şahit ol-maları”, bu şahitliklerini kıyamet günü ifa edecekleri anlamında da olabilir. Nitekim “Kendi dillerinin, el ve ayaklarının, yaptıklarına şahitlik edeceği gün, (onlar için muazzam bir azap vardır).” [Nûr 24/24] âyeti bunun delilidir.
9. Âyetin Tefsiri
[2580] “Onları bu ağır işkenceye çarptırmalarının sebebi;” yani onları ayıplamalarının ve yadırgamalarının sebebi iman etmekten başka bir şey değildi, demektir. Tıpkı [ Nâbiğa ez-Zubyânî’nin] dediği gibi:
Kusur namına hiçbir şey yoktur benim kavmimde![Müfrezelerle vuruşmaktan ötürü kılıçlarında açılan çentikler dışında!]
İbnu’r-Rukayyât (v. 75/694) da şöyle demiştir:Ümeyye oğullarından intikam almalarının tek sebebiöfkelenseler de ağırbaşlı davranmalarıdır onların!1
[2581] Ebû Hayve (v. 203/818) kesre ile nakımû okumuştur; fakat fasih olan fetha ile okumaktır.
[2582] [Daha sonra] Allah Teâlâ, sayesinde iman ve kulluğa lâyık olduğu vasıflarını zikretmiştir ki o da, cezalandırmasından endişe duyulan son derece güçlü, galip ve kudretli oluşu; övgüye değer olması ve nimetine karşılık ken-disine hamdedilmesi gereken ve sevabı beklenen bir nimet verici olmasıdır.
[2583] “Göklerin ve yerin mülkü tamamen O’na aittir.” Dolayısıyla, gök-lerde ve yerde bulunan herkesin O’na kulluk etme ve O’na karşı tevazu ve saygı gösterme mecburiyeti vardır. Bu ilâhî vasıfları anlatmıştır; çünküonları kendisi yüzünden ağır işkenceye çarptırdıkları şey gerçeğin ta kendisi olup ‘gerçek[e bağlanma]’ sebebiyle de insana ancak azgınlığa saplanmış bâtıl taraf-tarları işkence eder! [Anlatmıştır;] çünkü bu işkenceciler, Allah’ın hiçbir azabın denk olamayacağı bir azapla kendilerini cezalandırmasına aday kimselerdir.
[2584] “Allah her şeye şahittir!” Bu ifade onlar için bir tehdittir; yani Allah onların yaptıklarını bilmekte olup onları bu yaptıklarına göre ceza-landıracaktır.
11. Âyetin Tefsiri
[2585] “İşkence edenler”le hendek sahiplerinin; “iman edenler”le de hendeğe atılanların -özel olarak- kastedilmiş olması caizdir. “Müminleri fit-ne ile sınamaları”, onlara işkence edip yakmaları anlamındadır.
[2586] İnkâr etmeleri sebebiyle “Onlar için” âhirette “Cehennem azabı var! Yangın azabı var onlara!..” ki bu da müminleri yakmaları sebebiyle yan-gın gibi yayılacak olan bambaşka büyük bir ateştir. Yahut onlar için âhirette cehennem azabı, dünyada da bir yangın azabı var, demektir; zira rivayete göre o ateş üzerlerine dönüp kendilerini yakmıştı. Yine “Mümin kadın ve erkeklere işkence edip...”ifadesiyle onların halkın genelini işkence sınavına tâbi tutma-larının kastedilmesi de caiz olup buna göre “iman edenler” ifadesi “işkenceye maruz bırakılanlar” anlamına gelmektedir ki işkenceyi yapanlar için de (biri) inkârları ve (diğeri de) işkence etmeleri sebebiyle âhirette iki azap var, demektir. 1 Emevî aleyhtarlığıyla tanınan şair; kızsalar bile sabredip ağırdan almayı bilen kimseler olarak Emevîleri
övüyor. Bu şiiri, muhtemelen, Emevî idaresiyle arasını düzelttiği o kısa zaman diliminde söylemiştir. / ed.
12. Âyetin Tefsiri
( ٌ ِ َ َ ) sıfatlanınca katmerlenmiş ve azameti artmıştır ki bu da zorba ve zalim-leri Allah çok sert bir şekilde yakalayıp, azaba ve intikama uğratacak demektir.
13. Âyetin Tefsiri
O’dur; yani onları hem dünyada hem âhirette çok sert biçimde yakalayacaktır. Yahut Allah, ilk yapmaya ve tekrarlamaya muktedir olmasını, yakalamasının çetin oluşuna delil getirmiştir. Yahut ilk kez yaratma nimetine şükretmedikleri ve bu yaratmanın tekrarlanacağını yalanladıkları vakit, ilk yarattığı gibi -sertçe yakalamak için- tekrar yaratacağı hususunda inkârcıları tehdit etmiştir.
ئُ) [2589] ِْ ُ ) yebdeu şeklinde de okunmuştur.1
14. Âyetin Tefsiri
15. Âyetin Tefsiri
(Mecîd). [2590] “Sevgi doludur.”Kendisine itaat edenlere, seven birinin yaptığı-
nı yapan; yani istediklerini kendilerine verendir. ] 2591[ ِّכَ -nin [12] sıfatı olmak üzere zi’l-‘arş şeklinde [mecrur] da okun’رَ
muştur. Yine ش -ın sıfatı olmak üzere kesre ile el-mecîdi şeklinde de okun’اmuştur.2 Allah’ın şerefli oluşu O’nun azametliliği; Arş’ın şerefli oluşu ise yüceliği ve azametliliği anlamına gelir.
16. Âyetin Tefsiri
le] hazfedilmiş bir mübtedânın haberidir. [Allah hakkında mübalağa sîgasıyla] ٌאل َ denmesi, dileyip yaptıklarının son derece çok olmasındandır.
17. Âyetin Tefsiri
18. Âyetin Tefsiri
“ Firavun” derken, kendisi ve hanedanı kastedilmektedir. Tıpkı “ Firavun ve hanedanının…”3 [ Yûnus 10/83] âyetinde olduğu gibi. Buna göre mâna, “Sen şu orduların, peygamberleri yalanlamalarını ve bu tekzipleri yüzünden baş-larına gelenleri artık öğrenmiş bulunuyorsun.” şeklindedir.
1 “(Yaratmayı) başlatır.” - “(Yaratmaya) başlar. / ed.2 “Şerefli Arş’ın sahibidir.” anlamında. İlk kıraatte ise “Arş sahibidir; Mecîd’dir [şanlı-şereflidir].” / ed.3 Âyetin tamamı: “Ama sonuçta Firavun ve hanedanının kendilerine işkence edeceği korkusuyla, kavmin-
den genç bir kuşak dışında hiç kimse Mûsâ’ya iman etmedi.” / ed.
19. Âyetin Tefsiri
20. Âyetin Tefsiri
lamaktalar” yani yalanlamakta ve azaba müstehak durumdadırlar!1
[2595] “Oysa Allah onları”n hâllerini bilmektedir; onlara gücü yeter! O’nu âciz bırakamazlar. “Allah’ın onları çepeçevre kuşatması” bir darbıme-seldir; çünkü onlar, birinin çepeçevre kuşattığı şeyi kaçırmayacak olmasına benzer şekilde Allah’ı atlatamayacaklardır. Burada ıdrâb2 sanatının anlamı, müşriklerin durumunun, anlatılan kimselerin durumundan daha şaşırtıcı olmasıdır; çünkü onların hayat hikâyelerini ve başlarına gelenleri işitip, on-ların mahvoluşlarının izlerini görmüş olmalarına rağmen ibret almamakta; onlarınkinden daha yoğun biçimde yalanlamaktadırlar!
21. Âyetin Tefsiri
22. Âyetin Tefsiri
yani kitaplar içerisinde, nazmında ve mu‘cizeliğinde makamı yüksek “bir Kur’ân’dır.”İfade; izâfetle kur’ânu mecîdin şeklinde de okunmuş olup “Bu, Şan ve Şeref Sahibi’nin [yani Allah’ın] Kur’ân’ıdır” anlamına gelir.
حٍ] [2597] ْ َ ifadesini] Yahya b. Ya‘mer (v. 89/708) fî lûhin şeklinde oku-muştur ki el-lûh hava anlamındadır; yani Levh-i Mahfûz’un bulunduğu, yedinci semanın üzerindeki boşluk. [“ Levh-i Mahfûz’dadır.” yani] şeytanların, kendisine ulaşmasından “korunmuş bir levhadadır.”
ظٍ [2598] ُ ْ َ kelimesi, [merfû‘] ٌان ْ ُ kelimesinin sıfatı olarak mahfûzun şeklinde de okunmuştur.3
[2599] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki: “Her kim Burûc sûresini okursa, Allah kendisine dünyada bulunan her bir Cuma ve arefe günü ade-dince onar sevap verir.”
1 Çeviri fî tekzibin ey tekzîbin ve’s-tîcâbin li’l-‘azâb şeklinde okunuşuna göre yapılmıştır; yani kâfir zaten ya-lanlar, dolayısıyla, bir kâfir için “hâlâ yalanlamakta” denmesi, ‘onun kendisini azaba müstehak hâle getiren berbat bir durumda oluşu’ ile tefsir edilmiş olmaktadır. Ancak …eyyi tekzibin… şeklinde düşünülürse, “hâlâ yalanlamaktalar” -hem ne yalanlama- ve azaba müstehak durumdadırlar! Anlamına gelmiş olur. / ed.
2 Sözün akışını değiştirip, başka bir konuya intikal etme. / çev.3 “O; bir levhadaki korunmuş [şanlı-şerefli] bir Kur’ân’dır.” anlamında. / ed.