İbn Kesîr'i Tefsiri

Mülk Sûresi — İbn Kesîr'i Tefsiri

(Mekke'de nazil olmuştur.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

11. Âyetin Tefsiri

Allah Teâlâ, kâfirlerden haber vererek buyuruyor ki: «Rablarına küfredenler için de cehennem azabı vardır. Ne kötü dönüş yeridir.» Va­rıp gidilecek ne kötü bir yerdir orası. «Oraya atıldıklarında; onun kay­narken çıkardığı uğultuyu işitirler.» Yani sesi ve çığlığı. Sevri kelimesine, çok suda az tanenin kaynatılması gibi onları kaynatır, mâ­nâsını vermiştir.

«Nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur.» Hemen hemen öfke­sinin şiddetinden ve aşırı kininden dolayı parçalanıp gidecek gibi olur. «İçine her bir topluluk atıldığında, bekçileri onlara sorarlar: Size bir uyarıcı gelmedi mi? Onlar: Evet, doğrusu bize bir uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve: Allah, hiç bir şey indirmemiştir. Siz, büyük bir sapıklık içindesiniz, dedik, derler.» Allah Teâlâ mahrukatına adaletli davrandı­ğını ve bir kulu için hüccet ve delil ortaya koymadan, onlara elçiler göndermeden, azâblandırmayacağım belirtiyor. Nitekim İsrâ sûresinde de: «Biz., bir peygamber göndermedikçe azâb ediciler değiliz.» (İsrâ, 15) buyurmaktadır. Ayrıca Allah Teâlâ Zümer sûresinde şöyle buyurmak­tadır: «Oraya vardıklarında kapıları açıldı ve bekçileri onlara dediler ki: İçinizden, size Rabbınızın âyetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağı­nızı ihtar eden elçiler gelmedi mi? Onlar da: Evet, dediler. Fakat azâb sözü küfredenlerin 'üzerine hak oldu.» (Zümer, 71) Böylece onlar kendi kendilerini kınarlar ve pişmanlığın fayda vermediği yerde pişmanlık duyarak: «Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık bu çılgın alevli ateş halkı arasında bulunmazdık, derler.» Eğer kullanabileceğimiz ak­lımız veya Allah'ın indirdiği hakkı işitebilecek kulaklarımız olsaydı; bu­günkü durumda bulunmaz, Allah'ı inkâr edip küfre düşmez ve bununla gurur duymazdık. Ne var ki peygamberlerin getirdiği gerçeği koruyacak kadar i.drâkimiz ve peygamberlere uymamız için rehberlik edecek aklı­mız yoktur. Bunun üzerine Allah Teâlâ: «Böylece günâhlarını i'tirâf et­tiler. Yok olsun çılgın alevli cehennem ashabı.» buyuruyor. İmâm Ah-med İbn Hanbel der ki: Bize Muhammed İbn Ca'fer... Ebu'l-Bahteri'den nakletti ki; o, Rasûlullah (s.a.)tan duymuş olan bir kişinin kendisine şöyle dediğini bildirmiştir: İnsanlar kendilerini ma'zûr görünceye ka­dar helak olmazlar. Bir başka hadîste de şöyle buyurulur: Cehenneme giren herkes kendisinin cennetten çok cehenneme uygun olduğunu mu-hakkak bilir.

Bu bölümü tek başına aç →

27. Âyetin Tefsiri

Allah Teâlâ, kendinden başkasına kulluk eden ve onlardan rızık ve yardım dileyen müşrikleri bu inançlarından dolayı kınayarak ve um­duklarını elde edemeyeceklerini bildirerek buyuruyor ki: «Rahmân'dan başka size yardımda bulunacak ordunuz kimdir?» O'ndan başka sizi ko­ruyan bir dostunuz ve yardımcınız yoktur. «Kâfirler sadece gurur için­dedirler.»

«Eğer O, rızkınızı tutup kesiverecek olursa; size rızık verecek kim­dir?» Allah Teâlâ rızkını kesiverecek olunca O'ndan başka sizi rızıklan-dıracak kimdir? Yaratıp rızık veren, alıp veren O'ndan başka hiç bir kimse yoktur. Yalnızca Azız ve Celîl olan Allah bunları yapar. O'nun şeriki yoktur. Onlar bunu bilmelerine rağmen O'ndan başkasına ibâdet etmektedirler. Bu sebeple Hak Teâlâ âyetin devamında: «Hayır onlar, azgınlık ve nefret içinde direnip durmaktadırlar.» buyuruyor. Sapıklık, şüphe ve azgınlıklarında devam edip gitmektedirler. Bunun sebebi Hakk'a sırtlarını dönüp inâd, kibir ve nefret içerisinde gerçeğe tâbi ol­mamalarıdır.

«Yüzükoyun sürünen mi daha çok hidâyettedir, yoksa doğru yolda düpedüz yürüyen mi?» Bu, Allah Teâlâ'nm mü'min ve kâfire örnek ver­diği bir misâldir. Kâfirin misâli; yüzükoyun sürünen, dosdoğru gideme­yen kimse gibidir. Nereye gittiğini ve hangi yolu tuttuğunu bilmez. Bi­lakis o, başıboş kendini yitirmiş ve sapıklık içerisinde yüzmektedir. «Bu mu daha çok hidâyettedir, yoksa doğru yolda düpedüz yürüyen mi?» Dosdoğru, açık ve seçik bir yolda yürüyen mi? O yol, kendiliğinden dos­doğru bir yoldur. Bu ise dünyadaki kâfir ve mü'minin örneğidir. Âhi-rette de böyle olacaklardır. Mü'min dosdoğru yolda düpedüz yürüyecek ve cennet bahçelerine giden yolu tutacaktır. Kâfir ise, yüzüstü sürük­lenip cehennem ateşine sürülecektir. Sâffât sûresinde buyurulduğu gi­bi: «Zulmetmiş olanları ve onların eşlerini toplayın. Onların taptıkla­rım da. Allah'tan başka. Ve onları cehennem yoluna götürün. Durdurun onları; çünkü onlar sorumludurlar. Size ne oldu ki birbirinizle. yardım-laşmıyorsunuz? Hayır, onlar bugün teslim olmuşlardır.» (Sâffât, 22-26) İmâm Ahmed İbn Hanbel merhum der ki: Bize İbn Nümeyr... İsmail'­den, o da Nefî'den nakleder ki; o, Enes İbn Mâlikin şöyle dediğini işit­tim, demiş: Ey Allah'ın Rasûlü, insanlar yüzleri üstü nasıl sürüklenir­ler? denildi de, Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu; Onları ayakları üstü yürüten, yüzlerT~usTür^7üt"meye kadir değil midir? Bu hadîs Buharı ve Müslim'in Sahihlerinde Yûnus İbn Muhammed kanalıyla Enes'ten aynı şekilde nakledilir.

«De ki: Sizi yaratan ve sizin için kulaklar, gözler ve kaiblei var eden O'dur.» Siz anılmaya değer bir şey bile değilken, ilkin sizi yaratan ve sizin için akıllar ve idrâkler veren O'dur. «Ne de az şükrediyorsunuz.» Allah'ın size lütfederek verdiği bu güçleri O'na itaat, emirlerine uyma ve yasaklarını terketme konusunda ne de az kullanıyorsunuz.

«De ki: Sizi yeryüzünde yaratıp yayan O'dur.» Sizi değişik renk­ten ve dilden olmanıza rağmen, yeryüzünün her tarafına dağıtıp yay­mış olan O'dur. Sizin dış görünüşleriniz, şekilleriniz ve suretleriniz bir­birinden çok farklıdır. «Ve O'na toplanıp götürüleceksiniz.» Bunca de­ğişiklik ve farklılıktan sonra O'nun huzurunda toplanacaksınız. Önce sizi dağıttığı gibi tekrar eski halinize döndürüp toplayacaktır.

Sonra Hak Teâlâ, öldükten sonra dirilmenin vukuunu uzak sayan inkarcı kâfirlerden bahsederek buyuruyor ki: «Derler ki: doğru söz­lüler iseniz, bildirin ne zamandır bu vaad?» Bu dağılmadan sonra to­parlanmanın ne zaman olacağını bildirin bize. «De ki: Bilgi; ancak Allah katındadır.» Kesin olarak toparlanma vaktini ancak O, bilir. Sa­dece bana bu toplanmanın muhakkak olacağını ve kaçınılmasının im­kânsız olduğunu, binâenaleyh kendisinden sakınılması gerektiğini bil­dirmemi emretmiştir. «Ve ben, sâdece apaçık bir uyarıyıcım.» Benim görevim yalnızca tebliğdir. İşte ben de onu yerine getirdim.

«Onu yaklaşırken gördükleri vakit, küfredenlerin yüzü buruştu.»

Kıyamet koptuğunda, kâfirler bunu gördüğünde, işin yakın olduğunu anladıklarında —zaman uzasa da gelecek olan her şey gelecektir— ya­lanladıkları şey gerçekleştiğinde, bu; kendilerini orada bekleyen kötü­lükleri bilmelerinden dolayı onları üzer ve rahatsız eder. Kötülük on­ları kuşatmıştır. Akıllarında hesâblarmda olmayan Allah'ın emri ge­lip çatmıştır. «Halbuki Allah katından onlara hiç hesâblamadıkları şey­ler belirmiştir. Onlara, işledikleri kötülükler belli olmuş, alaya aldık­ları şeyler de kendilerini çepeçevre sarmıştır.» (Zümer, 47-48). Bu se­beple onları uyarmak ve ihtar etmek için kendilerine şöyle denildi: «Si­zin isteyip durduğunuz işte budur.» Çabucak gelmesini istediğiniz şey işte budur..

Bu bölümü tek başına aç →

30. Âyetin Tefsiri

Allah Teâlâ buyuruyor ki: Ey Muhamrned, Allah'ın nimetlerini in­kâr eden ve.O'na şirk koşan şu müşriklere «De ki: Beni ve Benimle be­raber bulunanları, Allah helak eder veya esirgerse; kâfirleri elîm. bir azâbdan kurtaracak olan kimdir?» Yani kendinizi kurtarmaya bakın. Tevbe etmekten ve Allah'a yönelip O'nun dinine dönmekten başka si­zin için bir kurtuluş yoktur. Bizim için istediğiniz azâb ve tenkidin ger­çekleşmesi size fayda vermez. İster Allah bizi azâblandırsm, ister mer­hamet edip esirgesin; sizin için Allah'ın azâb ve tenkidinden kaçıp kur­tuluş yolu ve imkânı yoktur. Bu, gerçekleşecektir.

«De ki: O, Rahmân'dır. Biz, O'na inandık ve O'na tevekkül ettik.» Biz Rahman ve Rahîm olan âlemlerin Rabbına inandık ve her işimizde O'na dayanıp güvendik. Hûd sûresinde buyurulduğu gibi: «Öyleyse O'na ibâdet et ve O'na tevekkül et.» (Hûd, 123) Bu sebeple müteakiben: «Kimin apaçık bir sapıklıkta olduğunu yakında bileceksiniz.» buyuru­yor. Bizim mi, yoksa sizin mi? Dünya ve âhirette akıbetin kimin oldu­ğunu bileceksiniz.

«De ki: Eğer suyunuz yerin dibine batarsa, söyleyin; size kim te­miz bir su kaynağı getirebilir?» Yerin dibine doğru gidecek olursa ve siz keskin baltalar, güçlü araçlar ile onu elde edemeyecek olursanız; «size kim temiz bir su kaynağı getirebilir?» Yeryüzünde akıp giden bir su kaynağı. Allah Azze ve Celle'den başka kimse buna güç yetiremez. O'nun lütuf ve kereminin eseridir ki size yeryüzünden sular fışkırtmış ve her tarafa akıtıp götürmüştür. Az veya çok kulların ihtiyâcına göre onlara su halk etmiştir. Hamd ve minnet Allah'a mahsûstur.

Bu bölümü tek başına aç →