ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ
Sâd Sûresi — ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ — Sayfa 2
61. Âyetin Tefsiri
"Bu bir öğüttür. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri, kapıları kendilerine açılmış olarak Adn Cennetleri vardır. Onlar orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyveler ve içecekler isterler. Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır. İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir. İşte bu bizim verdiğimiz rızıktır. Onda asla tükenme yoktur. İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, Cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır! İşte (azap), onu tatsınlar: Bir kaynar su ve bir irin. O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır. (Kendi aralarında şöyle derler:) «İşte sizinle beraber Cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar Cehenneme gireceklerdir.» O grup da, «Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu Cehennemi bizim önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!» der. Şöyle derler: Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse, Cehennemde onun azabını bir kat daha artır."
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî), "Kapıları kendilerine açılmış olarak Adn Cennetleri vardır" âyetini açıklarken: "Onun dışı içinden, içi de dışından görünür. Ona: "Açıl, kapan, konuş" denir ve o da söyleneni anlayıp konuşur" demiştir.
Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Muhammed b. Ka'b, "Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır" âyetini açıklarken: "Sadece eşlerine bakarlar ve başkalarını istemezler. Etrâb, (yaş, güzellik ve benzeri şeylerde) birbirlerine eşit olan mânâsındadır" demiştir.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde, "Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır" âyetini açıklarken: "Sadece eşlerine bakarlar ve onlardan başkalarını istemezler. Etrâb ise aynı yaşta olmaları mânâsındadır" demiştir.
İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin el-Ba's ve'n-Nuşûr'da bildirdiğine göre İbn Abbâs, etrâb kelimesinin, (yaş, güzellik ve benzeri şeylerde) birbirlerine eşit olan mânâsında olduğunu söylemiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre etrâb, birbirleriyle aynı seviyede olmaları mânâsındadır.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde, "İşte bu bizim verdiğimiz rızıktır. Ona asla tükenme yoktur. İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, Cehennem vardır" âyetlerini açıklarken şöyle dedi: "Onlara verilen rızık kesilmez. Biz, Gassâk'ın, kişinin derisi ve eti arasından akan şeyin olduğunu söylerdik. "O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır" âyeti ise kendilerine verilen azaba benzer çeşitli başka şekil azapların da verileceği mânâsındadır.'
İbn Ebî Şeybe, Hennâd ve Abd b. Humeyd'in Ebû Rezîn'den bildirdiğine göre gassâk, onlardan akan irindir.
Hennâd'ın Atiyye'den bildirdiğine göre gassâk, onların derisinden akan şeydir.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre gassâk, zemherir mânâsındadır. "O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır" âyeti ise kendilerine kendilerine verilen azaba benzer değişik azapların de verileceğidir.
Hennâd b. es-Serî Zühd'de, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Mücâhid'in şöyle dediğini bildirir: "Gassâk, tahammül edilemeyecek derecede soğuk olan bir içecektir."
İbn Cerîr'in Abdullah b. Bureyde'den bildirdiğine göre gassâk, pis kokan mânâsındadır ve Tuhâristanlıların diliyledir.
Ahmed, Tirmizî, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî el-Ba's ve'rı-Nuşûr'da, Ebû Saîd'den Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Eğer gassâktan bir kova dünyaya dökülseydi dünya halkı kokuşurdu" buyurduğunu nakleder.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ka'b(u'l-ahbâr) der ki: "Gassâk, Cehennemde bir pınardır. Oraya akrep yılan ve buna benzer her zehirli hayvanın zehiri akıp toplanır."
Abdurrezzâk, Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre "O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır" buyruğundaki azaptan kastedilen zemherirdir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Murre der ki: "Zemherirden bahsedilince, Abdullah (b. Mes'ûd): "Zemherir, «O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır» buyruğunda bahsedilen azaptır" dedi. Kendisine: "Zemherir soğuk olur" denilince, "Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar! Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler" âyetlerini okudu.
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Hasan(ı Basrî)'den bildirdiğine göre "O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır" âyetinden kastedilen, çeşitli azaplardır.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) der ki: "Yüce Allah azabı zikredip, zincir, bukağı ve dünyada olan şeylerden (azap çeşitlerinden) bahsedip sonra: "O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır" buyurarak, dünyada görülmeyen azap çeşitlerinin de olacağını bildirmiştir."
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid, bu âyeti (.....) şeklinde (.....) harfini merfu, (.....) harfini ise mansub olarak okumuştur.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim, bu âyeti (.....) şeklinde uzatarak ve "î" harfini mansub olarak okumuştur.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde, "işte sizinle beraber Cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar Cehenneme gireceklerdir. O grup da, «Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu Cehennemi bizim önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!» der" âyetlerini açıklarken: "Tâbi olanlar, başlarındakilere bu sözleri söylerler" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd, "Cehennemde onun azabını bir kat daha artır" âyetini açıklarken: "Cehennem ateşinde azabın kat kat arttırılmasının anlamı yılanlar ve ejderhaların musallat olması demektir" demiştir.
62. Âyetin Tefsiri
Bkz. Ayet:63
63. Âyetin Tefsiri
"Yine şöyle derler: Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz? (Cehennemlik değillerdi de) biz onları alaya mı almış olduk, yoksa (buradalar da) gözlerimizden mi kaçtılar?"
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Asâkir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre "Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz? (Cehennemlik değillerdi de) biz onları alaya mı almış olduk, yoksa (buradalar da) gözlerimizden mi kaçtılar?" sözünü söyleyecek olan, Ebû Cehil b. Hişâm'dır. Ebû Cehil: "Bilâl, Ammâr, Suheyb, Habbâb ve falanı neden göremiyorum? Biz onları alaya almıştık, yoksa onlar dediğimiz gibi kötü kimseler değil miydiler? Yoksa onlar cehennemdedir de biz mi göremiyoruz" diyecek.
İbnu'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre "Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?" buyruğunda görülmediği söylenen kişiden kasıt, Abdullah b. Mes'ûd ve beraberindekilerdir.
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Şimr b. Atiyye, "Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?" âyetini açıklarken der ki: "Ebû Cehil Cehennemde: «Habbâb nerede, Suheyb nerede? Bilâl nerede? Ammâr nerede?» diyecek"
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde, "Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz? (Cehennemlik değillerdi de) biz onları alaya mı almış olduk, yoksa (buradalar da) gözlerimizden mi kaçtılar?" âyetini açıklarken: "Cehennemlikler, kötülerden saydıkları bazılarını göremeyince: "Yoksa onlar da bizlerle beraber Cehennemdedir de biz mi kendilerini göremiyoruz. Onlar gözlerimizden kaçtılar da Cehenneme girdikleri zaman kendilerini göremedik mi?" diyecekler.
64. Âyetin Tefsiri
İşte bu, cehennem ehlinin birbirleriyle mücâdelesi, şüphe götürmiyen bir gerçektir.
65. Âyetin Tefsiri
Bkz. Ayet:66
66. Âyetin Tefsiri
"(Ey Muhammed!) De ki: Ben ancak bir uyarıcıyım. Her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan bir Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır."
Nesâî, Muhammed b. Nasr ve Beyhakî el-Esmâ ve's-Sifât'ta, Hazret-i Âişe'den bildirir: Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) gece yatağında döndüğü zaman: "Her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan bir Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır" derdi.
67–68. Âyetlerin Tefsiri
Bkz. Ayet:69
69. Âyetin Tefsiri
"De ki: Bu Kur'ân, büyük bir haberdir. Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz. Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa (ileri gelen melekler topluluğuna) dair benim hiçbir bilgim yoktu."
Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Ebû Nasr es-Siczî'nin el-İbâne'de, Mücâhid'den bildirdiğine göre âyette geçen büyük haberden kastedilen Kur'ân'dır.
Abd b. Humeyd, Muhammed b. Nasr Kitâbu's-Salât'ta ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde, "De ki: Bu Kur'ân, büyük bir haberdir. Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz. Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa (ileri gelen melekler topluluğuna) dair benim hiçbir bilgim yoktu" âyetlerini açıklarken şöyle dedi: "Siz, büyük bir habere müracaat ediyorsunuz. Allah'ın size verdiği bu haberi iyi anlayın. Aralarında tartışanlar, Hazret-i Âdem hakkında tartışan meleklerdir. "Rabbin meleklere «Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim» demişti; melekler, «Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz» dediler; Allah «Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim» dedi." "Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin" âyetlerinde, Mele-i A'lâ'da olan tartışmalara işaret edilmektedir.'
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa (ileri gelen melekler topluluğuna) dair benim hiçbir bilgim yoktu" âyeti, Hazret-i Âdem'in yaratılışı kendilerine sorulan meleklerden bahsetmektedir. O zaman melekler bu konuda tartışmış ve: "Yeryüzünde halife yaratma" demişlerdir.
Muhammed b. Nasr Kitâbu's-Salât'ta, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa (ileri gelen melekler topluluğuna) dair benim hiçbir bilgim yoktu" âyeti, meleklerin Hazret-i Âdem hakkında tartışmalarından bahsetmektedir. Melekler Yüce Allah'a: "Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz" demişlerdi.
Abd b. Humeyd'in Hasan(ı Basrî)'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Mele-i A'lâ'tıtn hangi konuda tartıştığını biliyor musunuz?" diye sorunca, sahabe: "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" karşılığını verdiler. Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem): "Günahları bağışlatan şu üç şey konusunda tartışırlar: Zorluklarda bile güzelce abdest almak, yürüyerek cemaat namazlarına gitmek, bir namazı kıldıktan sonra diğer namazı beklemek" buyurdu.
Abdurrezzâk, Ahmed, Abd b. Humeyd, Tirmizî ve Muhammed b. Nasr Kitâbu's-Salât'ta, İbn Abbâs'tan Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Rabbim bu gece en güzel surette —İbn Abbâs dedi ki: uyku aleminde— bana göründü ve: «Ey Muhammed! Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» buyurdu. Ben: «Hayır» cevabını verince, Yüce Allah, elini iki omuzumun arasına koydu -veya göğsüme- ve ben o iki elin soğukluğunu iki kürek kemiği arasında veya göğsümde hissettim. Sonra göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildim. Tekrar: «Ey Muhammed! Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» buyurdu. Ben şöyle cevap verdim: «Evet. Kefaretler hakkında tartıştılar. Kefaretler namazdan sonra mescidde kalmak, mescidlerdeki cemaate yaya olarak yürümek ve her türlü zorluk ve soğuklarda bile güzelce abdest almaktır. Kim böyle yaparsa hayırla yaşar, hayırla ölür ve her türlü hata ve günahlarından sıyrılarak annesinden doğduğu gün gibi tertemiz olur. Sonra Yüce Allah şöyle buyurdu: «Ey Muhammed! Namaz kıldığın zaman şöyle dua et: "Allahım! İyilikler yapmayı kötülüklerden el çekmeyi, yoksulları sevmeyi senden dilerim. Kullarına bir kötülük göndereceğin vakit beni o kötülüklerden uzak tut ve yanına al.»" Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) sözüne şöyle devam etti: "Dereceler ise selamı yaymak, yemek yedirmek, insanlar uykudayken geceleyin namaz kılmaktır. "
Tirmizî, Muhammed b. Nasr, Taberânî, Hâkim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Muâz b. Cebel der ki: Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), bir sabah namazına o kadar geç kalmıştı ki neredeyse güneş doğacaktı. Derken çabucak çıktı namazı için kamet getirildi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), namazı biraz hafifçe kıldırdı. Selam verince olanca sesiyle: "Saflarda bulunduğunuz şekilde kalınız" buyurdu ve bize dönerek şöyle dedi: "Beni bu sabah namazına geciktiren sebebin ne olduğunu söyleyeceğim, geceleyin kalkıp abdest alıp gereği kadar namaz kıldım, derken namazda uyuklamaya başladım, sonra uykum ağırlaştı ve ben bu sırada Rabbimi en güzel surette gördüm. «Ya Muhammed!» buyurdu. Ben: «Buyur ey Rabbim!» karşılığını verince, şöyle buyurdu: «Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» Ben: «Bilmiyorum ya Rabbi» cevabını verince, Rabbim, bunu üç kere tekrarladı. Sonra el ayasını iki küreğimin arasına koydu ben iki elin serinliğini göğsümde hissettim. Her şey bana göründü ve her şeyi bildim. Bana: «Ey Muhammed!» buyurdu. Ben: «Buyur ey Rabbim!» karşılığını verince, şöyle buyurdu: «Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» Ben: «Dereceler ve kefaretler konusunda» dedim. Allah: «Dereceler nelerdir?» diye sorunca, şöyle cevap verdim: «Yemek yedirmek, selamı yaymak ve insanlar gece uykudayken namaz kılmak.» Yüce Allah: «Doğru söyledin. Kefaretler nelerdir?» buyurdu. Ben şöyle cevap verdim: «Her türlü zorluk ve soğuklarda bile güzelce abdest almak, namazdan sonra (mescitte oturup) diğer namazı beklemek ve mescidlerdeki cemaate yaya olarak yürümek.» Yüce Allah: «Doğru söyledin. Dile ey Muhammed!» buyurunca, ben şöyle dedim: «Allahım! İyilikler yapmayı kötülüklerden el çekmeyi, miskinleri sevmeyi, beni bağışlayıp esirgemeni, bir topluma bir fitne göndereceksen beni o fitneye düşürmeksizin vefat ettirmeni isterim. Allahım! Seni sevmeyi, seni seveni sevmeyi, beni Sana yaklaştıracak ameli sevmeyi isterim.»" Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bu söylenenler haktır ve gerçektir bunları kendinize ders edininiz ve öğreniniz" buyurdu.
Taberânî es-Sünne'de ve İbn Merdûye'nin Câbir b. Semure'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Rabbim en güzel surette bana göründü ve: "Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?" buyurdu. Ben: "Bilmiyorum ya Rabbi!" cevabını verince, Yüce Allah, elini iki omuzumun arasına koydu ve ben o iki elin soğukluğunu göğsümde hissettim. Sonra bana ne sor duysa bildim ve: «Mele-i A'lâ, dereceler ve kefaretler hakkında tartıştılar. (Bunlar da) yemek yedirmek, selamı yaymak ve gece insanlar uykudayken namaz kılmaktır» dedim."
Taberânî'nin es-Sünne'de ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Rüyamda Rabbimi en güzel sürette gördüm. Bana: «Ey Muhammed!» diye seslenince: «Buyur ey Rabbim! Emrine amadeyim» dedim. Rabbim bana üç defa seslendi ben de üç defa aynı karşılığı verdim. Bana: «Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» diye sorunca, ben: «Hayır» cevabını verdim. Yüce Allah, elini iki omuzumun arasına koydu ve ben o iki elin soğukluğunu göğsümde hissettim. Sonra bana sorduğu şeyi anladım ve: «Evet» ey Rabbim! Dereceler ve kefaretler konusunda tartışıyorlar. Dereceler: «Şidetli soğuklarda güzelce abdest almak, mescidlerdeki cemaate yaya olarak yürümek ve namazı kıldıktan sonra (mescitte oturup) diğer namazı beklemektir. Kefaretler ise: yemek yedirmek, selamı yaymak ve insanlar gece uykudayken namaz kılmaktır» dedim."
Taberânî es-Sünne'de, eş-Şîrâzî el-Elkâb'da ve İbn Merdûye, Enes b. Mâlik'ten bildirir: Bir sabah Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanımıza gelip şöyle buyurdu: "Dün gece Rabbim bana rüyamda en güzel sürette geldi. Elini iki omuzumun arasına koydu ve ben o iki elin soğukluğunu göğsümde hissettim. Bana her şeyi öğretti ve: «Ey Muhammed!» dedi. Ben: «Buyur ey Rabbim! Emrine âmâdeyim!» karşılığını verince, Allah: «Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» diye sordu. Ben: «Evet ey Rabbim. Kefaretler ve dereceler hakkında» karşılığını verince, Yüce Allah: «Kefaretler nedir?» diye sordu. Ben: «Selamı yaymak, yemek yedirmek, akrabayı ziyaret etmek ve insanlar gece uykudayken namaz kılmaktır» cevabını verince, Allah: «Dereceler nedir?» diye sordu. Ben: «Zorluklarda bile güzelce abdest almak, yürüyerek cemaat namazlarına gitmek, bir namazı kıldıktan sonra diğer namazı beklemek» cevabını verince, Yüce Allah: «Doğru söyledin» buyurdu."
Taberânî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ebû Râfi der ki: Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) yanımıza yüzü parlak ve mutluluğu yüzünden belli olacak bir şekilde çıktı ve şöyle dedi: "Rabbimi en güzel sûretiyle gördüm. Bana: "Ey Muhammed! «Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» diye sordu. Ben: «Ey Rabbim! Kefaretler hakkında» karşılığını verince, Yüce Allah: «Kefaretler nelerdir?» diye sordu. Bunun üzerine ben: «Zor durumlarda bile olsa abdest alırken azaları güzelce yıkamak, yürüyerek cemaat namazlarına gitmek ve bir namazı kıldıktan sonra diğer namazı beklemek» dedim. "
İbn nasr, Taberânî ve İbn Merdûye'nin Ebû Umâme'den bildirdiğine göre Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Rabbim bana en güzel sûrette geldi ve: «Ey Muhammed!» dedi. Ben: «Buyur ey Rabbim! Emrine âmâdeyim» karşılığını verince Rabbim: «Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» diye sordu. Ben: «Hayır» cevabını verince, Yüce Allah, elini göğsüme koydu ve ben o anda bana sorduğu dünya ve âhirette ilgili her şeyi bildim. Bana: «Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» diye sorunca, ben: "Dereceler ve kefaretler hakkında. Dereceler, soğuk olduğu zamanlarda bile abdest azalarını güzelce yıkamak ve bir namazı kıldıktan sonra diğer namazı beklemektir" dedim. Yüce Allah: «Doğru söyledin. Kim böyle yaparsa hayırla yaşar, hayırla ölür ve her türlü hata ve günahlarından sıyrılarak annesinden doğduğu gün gibi tertemiz olur. Kefaretler ise, yemek yedirmek, selamı yaymak, güzel söz söylemek ve insanlar uykudayken namaz kılmaktır» buyurdu. Sonra: «Söyle!» buyurdu. Ben: «Ne söyleyeyim?» diye sorunca ise yüce Allah: «Allahım! Senden iyilikler yapmayı, kötülükleri terk etmeyi, miskinleri sevmeyi, bağışlanmayı ve tövbemi kabul etmeni, bir topluluğa bir fitne göndereceğin vakit beni o fitneden uzak tutmanı istiyorum» de" buyurdu."
Taberânî ve İbn Merdûye'nin Târik b. Şihâb'dan bildirdiğine göre Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığı sorulunca şöyle buyurdu: "Dereceler ve kefaretler hakkında. Dereceler, yemek yedirmek, selamı yaymak ve insanlar gece uykudayken namaz kılmaktır. Kefaretler ise, soğuk olsa bile güzelce abdest almak, yürüyerek cemaat namazlarına gitmek ve bir namazı kıldıktan sonra diğer namazı beklemektir."
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Adiy b. Hâtim, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Miracda yedinci semaya yükseldiğimde: «Ey Muhammed! Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» diye soruldu" buyurduğunu söyleyip hadisin devamını zikretti.
Taberânî es-Sünne'de ve Hatîb, Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh'tan Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Miraca çıkarıldığım gece Rabbimi en güzel sürette gördüm. Bana: «Ey Muhammed! Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» buyurdu. Ben: «Bilmiyorum ya Rabbi» cevabını verince, Rabbim, elini iki küreğimin arasına koydu elinin serinliğini hissettim. Bana: «Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» diye sordu. Ben: «Kefaretler ve dereceler konusunda» dedim. Allah: «Kefaretler nelerdir?» diye sorunca, şöyle cevap verdim: «Soğuk olsa bile güzelce abdest almak, yürüyerek cemaat namazlarına gitmek ve bir namazı kıldıktan sonra diğer namazı beklemektir.» Yüce Allah: «Dereceler nelerdir?» diye sorunca, şöyle cevap verdim: «Yemek yedirmek, selamı yaymak ve insanlar gece uykudayken namaz kılmaktır.» Yüce Allah: «Söyle» buyurunca, ben: «Ne söyleyeyim?» karşılığını verdim. Yüce Allah: «Allahım! İyilikler yapmayı kötülüklerden el çekmeyi, miskinleri sevmeyi, beni bağışlayıp esirgemeni, benim içinde bulunduğum bir topluma bir fitne göndereceksen beni o fitneye düşürmeksizin canımı almanı isterim" de» buyurdu."
Muhammed b. Nasr Kitabu's-Salât' ta ve Taberânî es-Sünne'de, Abdurahman b. Âiş el-Hadramî'nin şöyle dediğini bildirir: Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) bir sabah bize namaz kıldırdıktan sonra bir kişi: "Ey Allah'ın Resûlü! Bu sabahki kadar yüzünün güzel olduğunu görmedik" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle karşılık verdi: "Neden böyle olmayayım ki, Rabbim en güzel surette bana göründü ve: «Ey Muhammed! Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» buyurdu. Ben: «Bilmiyorum ya Rabbi» cevabını verince, Rabbim, elini iki omuzum arasına koydu ve elinin serinliğini göğsümde hissettim, O anda yer ve gök arasındaki her şeyi bildim. Bana: «Ey Muhammed! Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» diye sordu. Ben: «Kefaretler konusunda» cevabını verince, Allah: «Onlar nedir?» diye sordu. Ben: «Yürüyerek cemaat namazlarına gitmek ve bir namazı kıldıktan sonra mescitte oturup diğer namazı beklemek, zor durumlarda bile güzelce abdest almaktır» cevabını verdim. Yüce Allah: «Başka hangi konularda tartışıyorlar?» diye sorunca, ben: «Dereceler konusunda» cevabını verdim. Allah: «Onlar nedir?» diye sorunca ise şöyle cevap verdim: «Yemek yedirmek, selamı yaymak ve insanlar gece uyurken namaz kılmaktır.» Yüce Allah. «Ey Muhammed! Söyle!» buyurunca, ben: «Allahım! Senden temiz olan şeyleri istiyorum. Münkerden uzaklaşmayı ve miskinleri sevmeyi diliyorum. Tövbemi kabul etmeni, bir topluluğa fitne göndereceğin zaman beni bu fitneye düşmeden canımı almanı istiyorum» dedim. Bu söylenenler haktır ve gerçektir; bunları kendinize ders edininiz ve öğreniniz."
İbn Nasr ve Taberânî es-Sünne'de, Sevbân'ın şöyle dediğini bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sabah namazından sonra yanımıza çıkıp şöyle buyurdu: "Bu gece Rabbim bana en güzel sûrette geldi ve: "«Ey Muhammed! Mele-i A'lâ'nın hangi konuda tartıştığını biliyor musun?» buyurdu. Ben: «Bilmiyorum ya Rabbi» cevabını verince, Rabbim, iki avucunu iki omuzum arasına koydu ve parmaklarının serinliğini göğsümde hissettim. O anda yer ve gök arasındaki her şey bana tecelli oldu ve: «Evet biliyorum ey Rabbim! Kefaretler ve dereceler konusunda tartışıyorlar» dedim. Yüce Allah: «Dereceler nedir?» diye sorunca, ben: «Yemek yedirmek, selamı yaymak ve insanlar gece uyurken namaz kılmaktır. Kefaretler ise yürüyerek cemaat namazlarına gitmek, zor durumlarda bile güzelce abdest almak ve namazlardan sonra (ikinci bir namazın vaktini beklemek için) mescitte oturmaktır» cevabını verdim. Yüce Allah: «Ey Muhammed! Söyle dinleneceksin, dile, istediğin verilecek» buyurunca, ben şöyle dedim: «Allahım! Senden hayırları yapmayı, münkerlerden uzak durmayı, miskinleri sevmeyi, beni bağışlayıp merhamet etmeni, bir topluluğa fitne göndereceğin zaman beni bu fitneye düşmeden canımı almanı istiyorum. Allahım! Senden seni sevmeyi, seni seveni sevmeyi ve senin sevgine vardıracak ameli sevmeyi nasib etmeni istiyorum.»"
70. Âyetin Tefsiri
Fakat ben, açık olarak korkutan bir peygamber olduğum içindir ki,(Âdem hakkında meleklerin çekişmesine dair) o ilim bana vahyolunuyor.”
71. Âyetin Tefsiri
"Hanı, Rabbin meleklere şöyle demişti: Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım."
İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa (ileri gelen melekler topluluğuna) dair benim hiçbir bilgim yoktu'" âyetindeki tartışmadan kastedilen, Yüce Allah'ın, meleklere: "Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım" buyurunca yaptıkları tartışmadır.
72. Âyetin Tefsiri
Onun yaratılışını tamamlayıb da tarafımdan ona ruh verdiğim zaman, hemen ona (hürmet için) secdeye kapanın.”
73. Âyetin Tefsiri
Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
74. Âyetin Tefsiri
Yalnız iblis (Âdem’e secde etmekten) kibirlendi ve kâfirlerden oldu.
75. Âyetin Tefsiri
"Allah, «Ey İblisi Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?» dedi."
İbn Ebi'd-Dünyâ Sifatu'l-Cennet'te, el-Azame'de Ebu'ş-Şeyh ve Beyhakî el- Esmâ ve's-Sifât' ta, Abdullah b. el-Hâris'ten, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Yüce Allah üç şeyi kendi eliyle yaratmıştır. Hazret-i Âdem'i eliyle yaratmıştır. Tevrat'ı eliyle yazmıştır ve Firdevs'i(n ağaçlarını) kendi eliyle dikmiş; sonra da: «İzzetime yemin olsun ki, ona içkiye müptela olan ve deyyus olan giremez» buyurmuştur." Sahabe: "Ey Allah'ın Resûlü! İçkiye müptela olanı bildik te, deyyûs kimdir?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ailesine kötülüğün bulaşmasına izin verendir" cevabını verdi.
İbn Cerîr, el-Azame'de Ebu'ş-Şeyh ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Ömer der ki: "Yüce Allah dört şeyi kendi eliyle yaratmıştır: Arş'ı, Adn Cennetlerini, Kalem'i ve Hazret-i Âdem'i. Sonra her şeye: "Ol!" dedi ve her şey oldu. Yarattıklarından da dört şeyle gizlenmiştir: Ateş, zulmet, nur ve karanlık."
Hennâd'ın bildirdiğine göre Meysere der ki: "Yüce Allah dört şeyi kendi eliyle yaratmıştır: Hazret-i Âdem'i kendi eliyle yaratmış, Tevrat'ı kendi eliyle yazmış, Adn Cennetindeki ağaçları kendi eliyle dikmiş ve Kalem'i kendi eliyle yaratmıştır."
Hennâd, İbrâhim'den aynı rivâyette bulunmuştur.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ka'b(u'l-ahbâr) der ki: "Yüce Allah, sadece üç şeyi kendi eliyle yaratmıştır: Hazret-i Âdem'i kendi eliyle yaratmış, Tevrat'ı kendi eliyle yazmış ve Adn Cennetindeki ağaçları kendi eliyle dikmiştir."
İbn Cerîr'in Katâde'den bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi, lanetlenmiş mânâsındadır.
76. Âyetin Tefsiri
(İblis şöyle) dedi: “ Ben ondan daha hayırlıyım; beni bir ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”
77. Âyetin Tefsiri
(Allah) buyurdu ki: “Hemen çık oradan (cennetten). Çünkü sen (benim rahmetimden) koğulmuşsun;
78. Âyetin Tefsiri
Ve muhakkak sûrette hesap gününe kadar lânetim senin üzerindedir.”
79. Âyetin Tefsiri
(İblis şöyle) dedi: “ Ey Rabbim! O hâlde (kabirlerden) dirilecekleri güne kadar beni geri bırak.”
80. Âyetin Tefsiri
(Allah şöyle) buyurdu: “ Haydi geri bırakılanlardansın,
81. Âyetin Tefsiri
Katımda belli kıyâmet vakti gününe kadar...”
82. Âyetin Tefsiri
(İblis şöyle) dedi: “ Öyle ise, izzet ve kudretine yemin ederim ki, onların hepsini muhakkak azdıracağım.
83. Âyetin Tefsiri
'Aralarından ihlasa erdirilmiş kulların müstesna.'
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim, Saf Sûresi, Yûsuf Sûresi ve Sâffât Süresindeki (.....) kelimesindeki (.....) harfini mansub olarak okumuştur.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Yahya b. Utbe der ki: Muhammed b. Sîrin'e, âyetteki (.....) kelimesini sorduğumda, bu kelimedeki (.....) harfi mansub olarak okunur" dedi. Ben: "Kur'ân'da bulunan bu kelimelerin hepsi de aynı şekilde mi okunur?" diye sorduğumda ise: "Evet" cevabını verdi.
84. Âyetin Tefsiri
"Allah, şöyle dedi: İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum."
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre âyet: "Ben Hakk'ım, hakkı söylerim" mânâsındadır.
Abd b. Humeyd'in Hakem'den bildirdiğine göre âyet: "İşte hak budur ve O, hakkı söyler" mânâsındadır.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim âyette geçen (.....) kelimesini merfu (ötreli), (.....) kelimesini mansub, (.....) kelimesini ise merfu (ötreli) olarak okumuştur.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid, bu âyeti, (.....) şeklinde okumuş ve: "Ben Hakk'ım ve hakkı söylerim" mânâsını vermiştir.
85. Âyetin Tefsiri
And olsun ki, cehennemi, senden (türeyenlerle) ve Âdem oğullarının içinden sana uyanların hepsi ile dolduracağım.”
86. Âyetin Tefsiri
"De ki: Buna karşılık ben sîzden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti: "Ey Muhammed! De ki: "Sizi davet ettiğim şeye karşılık sizden dünya malı istemiyorum" şeklinde açıklamıştır.
Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Mesrûk der ki: Bir adam mescidde konuşurken, anlattıkları arasında, "Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle" âyetini okudu ve: "Bu duman kıyamet günü olacaktır ve münafıkların kulaklarını ve gözlerini tıkayacaktır. Müminler ise gribe yakalanmış gibi olacaktır" dedi. Kalkıp evinde olan Abdullah'ın yanına girdik ve adamın söylediklerini kendisine aktardık. Yaslanmış vaziyette olan Abdullah doğrulup oturdu ve şöyle dedi: "Ey insanlar! Kişi bildiğini söylesin, bilmeyen ise: "Allah en doğrusunu bilir" desin. Âlimin, bilmediği şey için: "Allah en doğrusunu bilir" demesi onun ilmindendir. Yüce Allah, Peygamberine: "De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim" buyurmaktadır."
Deylemî ve İbn Asâkir'in Zübeyr'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ben ve ümmetimin salihleri, olduğumuzdan başka türlü görünmekten berîyiz" buyurmuştur.
Buhârî'nin bildirdiğine göre Hazret-i Ömer: "Olduğumuzdan başka türlü görünmemiz yasaklanmıştır" demiştir.
Ahmed, İbn Adiy, Taberânî, Hâkim ve Beyhakî Şu'abu'l-îman'da'da, Şakîk'in şöyle dediğini bildirir: Ben ve bir arkadaşım Selmân'ın yanına girdiğimizde, bize ekmek ve tuz ikram etti ve: "Eğer Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) bize olduğumuzdan başka türlü görünmeyi yasaklamasaydı, sizin için (sıkıntıya girerek) her zaman yediğimden başka türlü ikramda bulunurdum" dedi. Arkadaşım: "Şu tuzun yanında biraz kekik olsaydı" deyince, Selmân, matarasını rehin vererek kekik satın alıp geldi. Yemek yedikten sonra arkadaşım: "Bize verdiği nimete kanaat ettiğimiz, Allah hamd ederiz" deyince, Selmân: "Eğer kanaat etseydin, mataram bakkalda rehin kallmazdı" karşılığını verdi.'
Taberânî, Hâkim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Selmân: "Allah'ın Resulü (sallallahü aleyhi ve sellem) misafire ikram ederken sıkıntıya girmemizi yasakladı" demiştir."'
Beyhakî'nin bildirdiğine göre Selmân: "Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) misafire yanımızda olmayan şeyi ikram ederek sıkıntıya girmememizi ve mevcut olan şeyi ikram etmemizi emretti" demiştir.
İbn Adiy, Ebû Berze'den bildirir: Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem): "Size Cennet ahalisini bildireyim mi?" diye sorunca, biz: "Evet ey Allah'ın Resûlü!" karşılığını verdik. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) : "Aralarında merhametli olanlardır. Size Cehennemlikleri bildireyim mi?" buyurdu. Biz: "Evet" karşılığını verince ise Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Karamsarlığa düşenler, ümitlerini kesenler, yalan söyleyenler ve (başkalarına iyi görünmek için olduklarından başka davranıp) kendilerini sıkıntıya sokanlardır" buyurdu.
Beyhakî Şu'abu'l-îman'da Ertea b. el-Münzir'in şöyle dediğini bildirir: "Mütekelliflerin (olduğundan başka türlü görünenlerin) alameti üçtür: Bilmediği konuda konuşur, kendisinden üstün olanla tartışır ve asla nail olamayacağı şeyleri elde etmeye kalkışır."
İbn Sa'd'ın bildirdiğine göre Ebû Mûsa el-Eş'arî der ki: "Allah kime bir ilim öğretirse, kişi o ilmi başkasına öğretsin ve bilmediği konuda konuşmasın. Eğer konuşacak olursa (âyette geçen) mütekelliflerden olur ve dinden çıkar."
87. Âyetin Tefsiri
Kur’ân bütün âlemlere (insan ve cinlere) ancak bir öğüddür.
88. Âyetin Tefsiri
"Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz."
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre âyette geçen: "Bir zaman sonra" âyetinden kastedilen ölümden sonrasıdır.
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in Katâde'den bildirdiğine göre "Bir zaman sonra" âyetinden kastedilen ölümden sonrasıdır. Hasan(-ı Basrî) ise bu âyet hakkında: "Ey Âdemoğlu! Ölüm esnasında sana kesin haber gelecektir" demiştir.
İbn Cerîr'in Süddî'den bildirdiğine göre "Bir zaman sonra" âyeti hakkında bazıları kastedilenin Bedir'den sonra olduğunu söylerken bazıları ise kıyamet günü olduğunu söylemiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd, "Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz" âyetini açıklarken: "Onu yalanlayanların haberi, bu sözün doğruluğunu kanıtlamaktadır. Bir zaman sonra sözünden kasıt ise dünyadan sonra gelecek olan kıyamet günüdür" deyip, "Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır ki siz onu yakında bileceksiniz" âyetini okudu ve: "Burada işaret edilen zaman, âhiret günüdür. O gün hak sabit kalır, batıl ise yok olur" dedi.