ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ
Ra‘d Sûresi — ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ — Sayfa 2
39. Âyetin Tefsiri
"Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakın Ana kitap (Levh-î Mahfuz) O'nun katındadır."
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid der ki:
“Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir mucize getiremez" âyeti nazil olunca Kureyş kâfirleri:
“Ey Muhammed, görüyoruz ki senin elinde hiçbir şey yok! Her şey olmuş bitmiş!" dediler. Bunun üzerine, onları korkutmak ve tehdit için, "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun katındadır" âyeti nazil oldu. Allah dilediği şeyi her Ramazan'da meydana getirir, insanların rızıklarından ve musibetlerinden, onlara vereceği ve onlar için bölüştüreceği şeylerden dilediğini siler, dilediğini bırakır.
Abdurrezzâk, Firyâbî, İbn Cerîr, İbn Nasr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî Şu'abul-îman'da, İbn Abbâs'ın, "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun katındadır" âyeti hakkında şöyle dediğini bildirir:
“Yüce Allah, her Ramazan'da dünya semasına iner ve Kadir gecesi bir yıldan diğer yıla kadar olacak şeyleri meydana getirir. Bedbahtlık, saadet, hayat ve ölüm dışındakilerden dilediğini siler, dilediğini bırakır."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun katındadır" âyeti hakkında şöyle dedi:
“Kul, bir müddet Allah'a itaat eder, sonra isyana döner ve dalalet üzere ölür. Silinen şey bunun güzel amelleridir. Silinmeyen şey ise, bir müddet Allah'a isyan eden ve hayır işlemesi takdir edildiği için hayra dönüp Allah'a itaat ederken vefat edenin güzel amelleridir."
İbn Cerîr, Muhammed b. Nasr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır." âyetinden kastedilen iki kitaptır. Allah bunlardan birisinden dilediğini siler, dilediğini de bırakır. "Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun katındadır" âyetinden kasıt ise kitabın tamamıdır."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki:
“Yüce Allah'ın beş yüz senelik yol uzunluğunda beyaz inciden, iki levhası yakuttan bir Levh-i mahfuz'u vardır. Allah içine hergün üç yüz altmış defa nazar eder. Dilediğini siler, dilediğini bırakır ve ana kitab O'nun katındadır."
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Taberânî, Ebu'd-Derdâ'dan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:
“Muhakkak ki Yüce Allah geceden kalan son üç saatte iner ve Oyndan başka hiç kimsenin nazar etmediği Zikr'e bakar. Dilediğini siler, dilediğini bırakır. İkinci saatte Adn Cennetine iner. Adn Cenneti, Yüce Allah'ın, hiçbir gözün görmediği ve hiç bir beşerin aklına bile gelmeyecek güzellikteki yurdudur. Onda Âdemoğullarından sadece üç sınıf ikamet etmektedir: Peygamberler, sıddiklerve şehitler. Sonra Yüce Allah: «Sana girene ne mutlu» buyurur. Sonra üçüncü saatte, Rûh'u ve melekleriyle Dünya semasına iner. Sema silkinince Yüce Allah: «İzetimle kalk!» buyurur. Sonra kullarına nazar eder ve sabah namazı kılınıncaya kadar: «Bağışlanma dileyen yok mu? Bağışlayayım. Dua eden yok mu? İcabet edeyim» buyurur. «Zira sabah namazına melekler şahit olur» âyeti buna işaret etmektedir. Yani: «Sabah namazına hem yüce Allah, hem gece melekleri, hem de gündüz melekleri şahit olurlar.»"
Taberânî M. el-Evsat'ta ve İbn Merdûye zayıf isnâdla, İbn Ömer'den, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:
“Yüce Allah, bedbahtlık, saadet, hayat ve ölüm dışında, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır"
İbn Sa'd, İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Kelbî, bu âyet hakkında:
“Allah, rızıktan dilediğini siler dilediğini artırır. Ecelden dilediğini siler, dilediğini artırır" deyince, kendisine:
“Bunu sana kim rivayet etti?" diye soruldu. Kelbî:
“Ebu Salih, Câbir b. Abdillah b. Riâb el-Ensârî'den, o da Allah'ın Resûlü'nden (sallallahü aleyhi ve sellem) rivayet etti" cevabını verdi.
İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem), "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır" âyeti sorulunca:
“Bu, her Kadir gecesi olur. Allah bu gecede, (dilediğini) yüceltir, (dilediğini) alçaltır ve (dilediğini) rızıklandırır. Sadece hayat, ölüm, bedbahtlık (cehennemlik olma durumu) ve saadet (cennetlik olma durumu) değiştirilmez" buyurdu.
îbn Merdûye ve İbn Asâkir'in Hazret-i Alî'den bildirdiğine göre, Hazret-i Ali Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti sorunca:
“Bunun tefsiriyle gözlerini aydınlatacağım ve bunun tefsiriyle benden sonra gelecek ümmetimin gözlerini aydınlatacağım. Sadaka, anne babaya iyilik, başkalarına iyilikte bulunmak bedbahtlığı saadete çevirir, ömrü uzatır ve kötülüklerden korur" buyurdu.
Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki:
“Tedbirin kader yönünden hiçbir yarar sağlamaz. Ancak Allah, dua yoluyla kaderden dilediğini siler."
İbn Cerîr, Kays b. Ubâd'ın:
“Receb'in onuncu günü, Yüce Allah'ın dilediğini . sildiği gündür" dediğini bildirir.
İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da, Kays b. Ubâd'ın şöyle dediğini bildirir:
“Yüce Allah'ın, Haram aylardan hepsinin onuncu gününde emirleri vardır. Zilhicce'nin onuncu günü kurban bayramı, Muharrem ayının onuncu günü Âşurâ, Receb ayının onuncu gününde, "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır." Ravi:
“Kays b. Ubâd'ın Zilkâde ayı için söylediğini unuttum" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hazret-i Ömer, Kâbe'yi tavaf ederken şöyle demiştir:
“Ey Allahım! Benim üzerime bedbahtlık veya bir günah yazmışsan onu sil. Muhakkak Sen dilediğini siler, dilediğini bırakırsın. Ana kitab, Senin katındadır. Onu saadet (cennetlik olma hâli) ve bağışlama kıl."
İbn Ebî Şeybe Musannef’te ve İbn Ebi'd-Dünyâ Dua'da, İbn Mes'ûd'un şöyle dediğini bildirir:
“Hangi kul şu duayı yaparsa, muhakkak ki Yüce Allah onun maişetini genişletir: «Ey minnet sahibi olup, hiç kimsenin minneti altında olmayan! Ey celâl ve ikram sahibi! Ey nimet sahibi! Senden başka ilâh (mabud) olmayan. Sen, kendisine sığınanların sığınağı, yardım isteyenlerin yardımcısı, korkanların güvene kavuşturanısın. Eğer beni katındaki Ümm'ül- Kitab'da "bedbaht" olarak yazmışsan, bedbahlığı benden sil, beni katında mesud (cennetlik) kıl. Yok eğer beni katındaki Ümm'ul-Kitab'da "mahrum" olarak yazmışsan, rızkımı dar olarak tesbit etmişsen, benden mahrumiyeti sil, rızkımı genişlet ve beni katında mesud olarak tesbit et, hayra muvaffak kıl. Muhakkak ki sen, indirmiş olduğun Kitab'da, "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır" buyurmuşsun!"
İbn Merdûye ve Beyhakî Şuabu'l-îman' da, Şam ahalisinden olan ve sahabeye yetişen Sâib b. Mehcân'dan şöyle bildirir: Hz, Ömer Şam'a girdiği zaman, Allah'a hamd ve senâ edip halka nasihat ederek hatırlatmada bulundu, iyiliği emredip kötülükten nehyettikten sonra şöyle dedi:
“Allah'ın Resûlü benim size hitab ettiğim gibi bize hutbe vermek için kalktı, Allah'tan korkmamızı, akrabayla alakayı kesmememizi ve insanların arasını düzeltmemizi emredip şöyle buyurdu:
“Cemâatten ayrılmayın. Çünkü Allah'ın eli, cemâat üzerindedir. Şeytan tek kişiyle beraberdir. Tek kişiye göre ise iki kişiye daha uzaktır. Bir erkek bir kadının yanında sakın yalnız olarak kalmasın. Çünkü üçüncüleri şeytan olur. Mü'min ve müslüman kişinin alameti, yaptığı kötülüğe üzülmek, yaptığı iyiliğe sevinmektir. Münafığın alameti ise yaptığı kötülüğe üzülmemek ve yaptığı iyiliğe sevinmemektir ki, bir iyilik yaptığında, Allah'tan onun sevabını ummaz ve kötülük yaptığında da cezasından korkmaz. Dünyadan nasibinizi ararken orta yoldan ayrılmayın. Çünkü Allah rızkınıza kefil olmuştur. Herkes, yapacağı (yapması takdir edilen) amelini tamamlayacaktır. Bütün işlerinizde de Allah'dan yardım isteyin. Allah, dilediğini siler, Ümmü'l-Kitab'ı ise sabit kılıp bırakır." Allah Peygamberimiz Muhammed'e ve ailesine merhamet etsin. Allah'ın selamı ve rahmeti de onun üzerine olsun. Allah'ın selamı üzerinize olsun." Beyhakî der ki:
“Bu, Hazret-i Ömer'in Şam halkına, Allah'ın Resûlünden (sallallahü aleyhi ve sellem) naklederek verdiği hutbedir."
İbn Merdûye ve Deylemî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki:
“Ebû Rûmî, zamanının en şerli adamıydı ve işlemediği günah yoktu. Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ebû Rûmî'yi Medine sokaklarında görürsem boynunu vuracağım" diyordu. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbından birinin misafiri gelince, hanımına:
“Ebû Rûmî'ye git ve ondan, imkânımız olunca ödemek üzere bizim için bir dirhemlik yiyecek al" dedi. Hanımı:
“O, Medine ahalisinin en fasığı olduğu halde beni Ebû Rûmî'ye mi gönderiyorsun?" karşılığını verince, adam:
“Sen git. İnşallah sana bir zarar vermeyecek" deyince, kadın Ebû Rûmî'ye gidip kapıyı çaldı. Ebû Rûmî:
“Kim o?" deyince, kadın:
“Ben falan kişiyim" cevabını verdi. Ebû Rûmî:
“Sen bizi ziyaret etmezdin" deyip kapıyı açtı ve kadına müstehcen sözler söylemeye başlayıp ona dokunmaya çalıştı. Bunun üzerine kadın şiddetli bir şekilde titremeye başlayınca, Ebû Rûmî:
“Neyin var?" diye sordu. Kadın:
“Bu, benim hiçbir zaman yapmadığım bir şeydir" cevabını verince, Ebû Rûmî:
“Annesi Ebû Rûmî'yi kaybetsin! Ebû Rûmî, küçüklüğünden bu yana bu işi yapıyor ve ne titriyor, ne de önemsiyor. Ebû Rûmî Allah'a ahid verir ki, bir daha bunun gibi bir şeye dönmeyecektir" dedi. Sabah olup Allah'ın Resûlü'nün yanına gidince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Merhaba ey Ebû Rumî!" deyip, oturması için yer açtı ve:
“Ey Ebû Rûmî! Dün ne yaptın?" diye sordu. Ebû Rûmî:
“Ne yapmamı beklerdin, ey Allah'ın Resulü! Ben dünya ehlinin en kötüsüyüm!" cevabını verince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah, senin yazını (yerini) cennetle değiştirdi" buyurdu. İbn Abbâs bunu rivayet ettikten sonra:
“Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır" âyetini okudu.
Yâkûb b. Süfyân ve Ebû Nuaym'ın bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Ebû Rûmî, zamanının en şerli adamıydı ve işlemediği günah yoktu. Sabah olunca Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gitti ve Allah'ın Resûlü uzaktan onu görünce:
“Merhaba ey Ebû Rumî!" deyip, oturması için yer açtı ve:
“Ey Ebû Rûmî! Dün ne yaptın?" diye sordu. Ebû Rûmî:
“Ne yapmamı beklerdin, ey Allah'ın Resulü! Ben dünya ahalisinin en kötüsüyüm!" cevabını verince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah, senin yazını (yerini) cennetle değiştirdi" buyurdu. İbn Abbâs bunu rivayet ettikten sonra:
“Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır" âyetini okudu.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid, "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır" âyetini açıklarken şöyle demiştir; "Yüce Allah, Kadir gecesi, o yıl olacak her şeyi indirir, ecellerden, rızıklardan ve kaderlerden dilediğini siler. Sadece bedbahtlık ve saadeti silmez. Bunlar sabittir."
İbn Cerîr, Mansûr'un şöyle dediğini bildirir: Mücâhid'e:
“Kişinin: «Allahım! Eğer adım mesutların (cennetliklerin) arasındaysa onu orada sabit kıl, eğer bedbahtların (cehennemliklerin) arasındaysa, onu oradan sil ve mesutların arasına yaz» diye dua etmesine ne dersin?" diye sorduğumda:
“Bu dua güzeldir" cevabını verdi. Bir yol veya daha sonra onunla karşılaştım ve aynı soruyu sordum. Bana:
“Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Gerçekten biz uyarıcılarız. Her hikmetli iş onda (o gecede) ayırt edilir" âyetini okuyup:
“Âyette kastedilen gece Kadir gecesidir. O gecede, bir yılda olacak rızık ve musibetlerle ilgili işler ayırt edilir. Sonra Yüce Allah dilediğini takdim, dilediğini tehir eder. Bedbahtlık ve saadetle ilgili yazgılar ise sabittir ve değişmez" dedi.
İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır" âyetinden sabit kalacaklardan kastedilen, hayat, ölüm, bedbahtlık ve saadettir. Bunlar değişmezler.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Şakîk Ebû Vâil şu duayı çokça yapardı:
“Allahım! Eğer bizi bedbahtlar olarak yazmışsan, onu sil ve bizi mutlular olarak yaz. Şayet mutlular (cennetlikler) olarak yazmışsan orada sabit kıl. Muhakkak ki Sen dilediğini siler, dilediğini bırakırsın. Ana kitab, Senin katındadır."
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd şöyle derdi:
“Allahım! Eğer beni mutlular arasında yazmışsan orada sabit kıl. Eğer bedbahtların arasında yazmışsan, beni oradan sil ve mutlular arasına yaz. Muhakkak ki Sen dilediğini siler, dilediğini bırakırsın. Ana kitab, Senin katındadır."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ka'b(u'l-ahbâr), Hazret-i Ömer'e:
“Ey müminlerin emiri! Eğer Kitab'daki bir âyet olmasaydı, kıyamet gününe kadar olacakları sana bildirirdim" deyince, Hazret-i Ömer:
“O âyet nedir?" diye sordu. Ka'b:
“Yüce Allah'ın, "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun katındadır" âyetidir" cevabını verdi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk, bu âyeti şöyle açıklamıştır:
“Dilediğimi neshederim, ecellere de dilediğimi yaparım. Dilersem arttırırım, dilersem eksiltirim. Ümmü'l-Kitab'dan kasıt ise kitabın tamamı ve ilmi, yani, ondan sileceği ve sabit kılacağı şeylerdir."
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî el-Medhal'de, İbn Abbâs'ın, "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun katındadır" âyetini açıklarken şöyle dediğini bildirir:
“Allah, Kur'ân'dan dilediğini değiştirip nesheder, dilediğini de sabit kılar ve değiştirmez. Bunların tamamı, nesheden, neshedilen, değiştirilen, sabit kılınanların hepsi Allah'ın yanında Ümmü'l-Kitab'dadır."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde, "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun katındadır" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Bu âyet, "Herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?" âyeti gibidir. Ümmü'l-Kitab'dan kasıt ise, Kitabın tamamı ve aslıdır."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd, "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun katındadır" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Sileceklerinden kasıt peygamberlere indirdikleri, sabit kılıp bırakacaklarından kasıt, peygamberlere indirdiklerinden diledikleridir. Ana kitapta olan ise değiştirilmez."
İbn Cerîr'in İbn Cüreyc'den bildirdiğine göre, "Allah, dilediğini siler" âyeti dilediğini nesheder, ana kitaptan kasıt ise Zikir'dir.
İbn Ebî Şeybe, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İkrime'den bildirdiğine göre "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır" âyeti âyeti, başka bir âyetin neshetmesi, ana kitaptan kasıt ise Kitab'ın aslıdır.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Hasan(ı Basrî)'den bildirdiğine göre "Her ecelin (vâdenin) bir yazısı vardır," âyeti Âdemoğlunun Kitab'da olan ecelleri, "Allah, dilediğini siler" âyeti eceli gelenin gideceği, "dilediğini de sabit kılıp bırakır" âyeti, eceli gelmeyenin eceline doğru gideceği mânâsındadır.
İbn Ebî Şeybe, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Hasan(ı Basrî)'den bildirdiğine göre âyette, silinecek şeylerden kastedilen ölenin rızkı, sabit kılınacak şeylerden kasıt ise yaşayanların rızkıdır.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre saîd b. Cübeyr, "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Anne karnındayken, bedbahtlık, saadet ve olacak her şey sabit kılınır. Yüce Allah bunlardan dilediğini takdim eder, dilediğini tehir eder."
Hâkim'in Ebu'd-Derdâ'dan bildirdiğine göre Allah'ın Resûlü, bu âyeti, (.....) şeklinde şeddesiz okudu.
İbn Cerîr'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Ana kitap O'nun katındadır" âyetinden kastedilen Zikir'dir.
İbnü'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre "Ana kitap O'nun katındadır" âyetinden kastedilen Zikir'dir.
Abdurrezzâk ve İbn Cerîr, Seyyâr'dan bildirir: İbn Abbâs, Ka'b'a, Ümmü'l- Kitâb'ı sorunca, Ka'b(u'l-ahbâr):
“Allah, yaratacaklarını, yarattıklarının ne yapacaklarını bildi ve bu ilmine:
“Kitab ol" diye emretti. Bunun üzerine Kitab oldu" cevabını verdi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî, "Ana kitap O'nun katındadır" âyetinin:
“Değiştirilmeyecek olan O'nun katındadır" mânâsında olduğunu söyledi.
40. Âyetin Tefsiri
Onlara vaad ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, seni (bundan önce) vefat ettirsek de, ey Resûlüm sana düşen ancak tebliğdir. Hesaba çekip ceza vermek de yalanız bize aittir.
41. Âyetin Tefsiri
"Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi? Allah, hükmeder. O'nun hükmünü bozacak hiçbir kimse yoktur. O, hesabı çabuk görendir."
İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem),
"Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi?" âyetinin, âlimlerin gitmesi mânâsında olduğunu söylemiştir.
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Nuaym b. Hammâd el-Fiten'de, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi?" âyeti, âlimlerin ve fakihlerirr ölümü ve yeryüzünün hayırlılarının gitmesi mânâsındadır.
İbn Ebî Şeybe ve İbn Cerîr'in Mücâhid'den bildirdiğine göre "Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi?" âyeti, âlimlerin gitmesi mânâsındadır.
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'nin bildirdiğine göre Katâde der ki: İkrime, "Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi?" buyruğun insanların ölmesi mânâsında olduğunu söylerdi. Hasan(-ı Basrî) ise:
“Müminlerin, müşriklere üstün gelmesidir" derdi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi?"âyetini, "Onlar görmüyorlar mı; biz Muhammed'e bir yerden sonra başka bir yerin fethini nasib ediyoruz" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi?" âyetini açıklarken:
“Âyette kastedilen, Yüce Allah'ın Hazret-i Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) fethedilmesini nasib ettiği yerlerdir. Yeryüzünün eksilmesinin anlamı budur" demiştir.
Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Dahhâk'ın, "Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi?" âyetini açıklarken şöyle dediğini bildirir:
“Âyette kastedilen, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) etrafındaki yerlerin fethedilmesi nasib edilmesine rağmen, müşriklerin bakıp ibret almamaları kastedilmiştir. Yüce Allah, Enbiyâ Sûresinde, "Şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mıdır?"buyurmaktadır. Üstün gelecek olanlar Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâbıdır."
İbn Ebî Şeybe ve İbnü'l-Münzir'in bildirdiğine göre Atiyye, bu âyeti, "Müşriklerin ellerinde bulunan yerlerin, Müslümanların eline geçmesi kastedilmiştir" şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî, bu âyeti, "Sana yeryüzünün bazı yerlerinin fethini nasib ederiz" şeklinde açıklamıştır.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Dahhâk, bu âyeti, "Hazret-i Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem), yeryüzünün her bölümünün peşpeşe fethini nasib ettiğini görmüyorlar mı?" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi?" âyetinden kastedilen, yeryüzü halkının ve bereketinin eksilmesidir.
İbnü'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Yeryüzünün canlıları ve mahsulleri eksilir, ama yeryüzünde bir eksilme olmaz" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Şa'bî der ki:
“Eğer yeryüzü gerçek anlamda eksilmiş olsaydı, hiç şüphesiz defi hacette bulunacak yer dahi bulamazdın. Eksilen, canlılar ve mahsullerdir."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İkrime:
“Eksilmeden kastedilen ölümdür. Eğer yeryüzü eksilseydi oturacak yer bulamazdık" demiştir.
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi?" âyetini açıklarken:
“Yeryüzünün harab olması ve sadece bir kısmının mâmur olmasıdır" demiştir.
İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre "Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi?" âyetinden kastedilen yeryüzünün harab omasıdır.
Saîd b. Mansûr ve İbnü'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ebû Mâlik:
“Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi?" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Harab olacak kasaba, onların yakınındaki bir kasabadır."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd, "Allah, hükmeder. O'nun hükmünü bozacak hiçbir kimse yoktur. O, hesabı çabuk görendir" âyetini açıklarken:
“Dünya halkının, birbirinin verdiği bazı hükümleri bozup reddettiği gibi, hiç kimse Allah'ın verdiği hükmü bozup reddedemez" demiştir.
42. Âyetin Tefsiri
"Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Bütün tuzaklar Allah'a aittin O, her nefsin kazandığını bilir. İnkâr edenler de dünya yurdunun sonunun kime ait olduğunu bileceklerdir."
İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Allah'ın Resulü (sallallahü aleyhi ve sellem) şu duayı yapardı:
“Allah'ım! Rabbim bana yardımcı ol, aleyhimde olanlara yardımcı olma. Bana yardım et, aleyhime olanlara yardım etme. Bana zafer ver, bana karşı olanlara zafer verme, olayları benim iyiliğime gerçekleştir. Bana zarar olacak şekilde gerçekleştirme. Beni hidayete erdir ve hidayeti bana kolaylaştır. Bana saldırana karşı bana yardım et."
43. Âyetin Tefsiri
"İnkâr edenler, «Sen peygamber değilsin» diyorlar De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur'ân) bilgisi bulunanlar yeter"
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına Yemen'den bir keşiş gelince Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Benim bir elçi/resul olduğumu İncil'de buluyor musunl" diye sordu. Keşiş:
“Hayır" cevabını verince, Yüce Allah:
“İnkâr edenler, «Sen peygamber değilsin» diyorlar. De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur'ân) bilgisi bulunanlar yeter" âyetini indirdi. Şahit olarak âyetinden kastedilen Abdullah b. Selâm'dır.
İbn Cerîr ve İbn Merdûye, Abdulmelikb. Umeyr vasıtasıyla, Muhammed b. Yûsuf b. Abdillah b. Selâm'dan bildirdiğine göre Abdullah b. Selâm der ki:
“Yüce Allah, Kur'ân'da benim hakkımda, "De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur'ân) bilgisi bulunanlar yeter" âyetini indirdi."
İbn Merdûye'nin Abdulmelik b. Umeyr vasıtasıyla bildirdiğine göre Cündüb der ki: Abdullah b. Selâm gelip Mescid'in kapısının yan dilmelerinden tuttu ve:
“Allah için söylemenizi istiyorum. "De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur'ân) bilgisi bulunanlar yeter" âyetinin benim hakkımda nazil öldüğünü biliyor musunuz?" diye sordu. Oradakiler:
“Vallahi evet" cevabını verdiler.
İbn Merdûye'nin Abdurrahman b. Zeyd b. Eşlem vasıtasıyla, babasından bildirdiğine göre Abdullah b. Selâm, Hz, Osman'ı öldürmek isteyenlerle karşılaşınca, onlara yemin verdirip, "De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur'ân) bilgisi bulunanlar yeter" âyetinin kimin hakkında indiğini sordu. Onlar:
“Senin hakkında nazil oldu" cevabını verdiler.
İbn Sa'd, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid, De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur'ân) bilgisi bulunanlar yeter" âyetini okur ve:
“Âyette kastedilen kişi Abdulah b. Selâm'dır" derdi.
İbn Cerîr'in Avfî vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur'ân) bilgisi bulunanlar yeter" âyetinden kastedilenler Yahudi ve Hıristiyanlardan olan Kitab ehlidir.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde der ki:
“Kitab ehlinden, hakka şahitlik eden ve bilen bir topluluk vardı.
Abdullah b. Selâm, Cârûd, Temîm ed-Dârî ve Selmân el-Fârisî de bunlardandı."
Ebû Ya'lâ, İbn Cerîr, İbn Merdûye ve İbn Adiy'in zayıf isnâdla İbn Ömer'den bildirdiğine göre Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), bu âyeti, (.....) şeklinde okumuş ve:
“Kitabın ilmi, Allah kalındandır" buyurmuştur.
Temmâm Fevâid'de ve İbn Merdûye'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), bu âyeti, (.....) şeklinde okumuş ve:
“Kitabın ilmi Allah katındandır" buyurmuştur.
Ebû Ubeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, bu âyeti, (.....) şeklinde okumuş ve:
“Kitabın ilmi Allah katındandır" demiştir.
Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve en-Nehhâs Nâsih'te Saîd b. Cübeyr'den bildirir: Saîd b. Cübeyr'e:
“De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur'ân) bilgisi bulunanlar yeter" buyruğunda kastedilen kişi Abdullah b. Selâm mı?" diye sorulunca, Saîd:
“Bu sûre, Mekkî olduğu halde nasıl Abdullah b. Selâm olur!" karşılığını verdi.
İbnü'l-Münzir, Şa'bî'nin:
“Abdullah b. Selâm hakkında Kur'ân'dan bir şey inmemiştir" dediğini bildirir.
İbn Ebî Hâtim'in Saîd b. Ciibeyr'den bildirdiğine göre "De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur'ân) bilgisi bulunanlar yeter" buyruğunda kastedilen Cibril'dir.
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den bildirdiğine göre "De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur'ân) bilgisi bulunanlar yeter" buyruğunda kastedilen Yüce Allah'tır.
Abdurrezzâk ve İbnü'l-Münzir'in bildirdiğine göre Zührî der ki: Ömer b. el- Hattâb Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) karşı düşmanlıkta çok şiddetliydi. Bir gün dgidip namaz kılmakta olan Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) yaklaştı ve onun, "Sen daha önce bir kitabtan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Öyle olsaydı, batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi. Hayır; Kur'ân, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi, zalimlerden başka kimse, bile bile inkar etmez" ve "İnkâr edenler, «Sen peygamber değilsin» diyorlar. De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur'ân) bilgisi bulunanlar yeter" âyetlerini okuduğunu duydu. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) namaz kılıp bitirmesini bekledi ve hemen peşinden gidip Müslüman oldu."