ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ

Nahl Sûresi — ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ — Sayfa 2

91. Âyetin Tefsiri

"Antlaşma yaptığınız zaman, Allah'a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah'ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın, şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mezîde b. Câbir:

“Antlaşma yaptığınız zaman, Allah'a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin..."âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bu âyet Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) biat etme hakkında nâzil olmuştur. Müslüman olan kişi İslam üzeri biat ederdi. Bu sebeple Yüce Allah:

“Antlaşma yaptığınız zaman, Allah'a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah'ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın..." buyurmaktadır. Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashabının azlığına karşı müşriklerin çokluğu İslam üzere ettiğiniz biati bozmaya sebep olmasın."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Allah'ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın..." âyetini açıklarken:

“Yeminlerinizi Allah'ı kefil göstererek sağlamlaştırdıktan sonra bozmayınız, mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde:

“Allah'ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın..." âyetini açıklarken:

“Sağlamlaştırıp kuvvetlendirdiğiniz yeminlerinizi bozmayın, mânâsındadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd br Cübeyr:

“...Allah'ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın..." âyetini açıklarken:

“Allah'ı şahit tutarak sağlamlaştırıp güçlendirdiğiniz yeminlerinizi bozmayın, mânâsındadır" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

92–95. Âyetlerin Tefsiri

Bkz. Ayet:96

Bu bölümü tek başına aç →

96. Âyetin Tefsiri

"Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır. Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz. Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat sebebi yapmayın. Sonra sağlamca bastıktan sonra ayak(larınız) kayar da Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Âhirette de) sizin için büyük bir azap vardır. Allah'a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır. Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz."

İbn Ebî Hâtim, Ebû Bekr b. Hafs'tan bildiriyor: Suayra el-Esediyye sürekli kıl ve liften iplik eğiren deli bir kadındı. "Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır" âyeti nâzil oldu (ve bu kadın misal verildi).

İbn Merdûye, Atâ b. Ebî Rebâh vasıtasıyla bildiriyor: İbn Abbâs bana:

“Ey Atâ! Sana Cennet ehlinden bir kadın göstereyim mi?" dedi ve Habeş'li sarışın bir kadını gösterdi. Sonra şöyle devam etti:

“Bu kadın, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gidip:

“Bende bu ölüm"- yani delilik- vardır. Allah'a dua et de beni iyileştirsin" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Eğer istersen dua ederim ve Allah seni iyileştirir. İstersen sabredip ecrini Allah'tan beklersin. Bunun karşılığında da sana Cennet vardır" buyurdu. Bunun üzerine kadın sabrı ve Cenneti seçti. Bu deli kadın Suayretü'l-Esedî'dir. O, sürekli kıl ve liften iplik eğiren deli bir kadındı. "Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır" âyeti nâzil oldu (ve bu kadın misal verildi).

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Abdullah b. Kesîr:

“...İpliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın..." âyetini açıklarken:

“Bu, Mekke'de ipini eğirdikten sonra geri bozan aptal bir kadındır" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“...İpliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın..." âyetini açıklarken:

“Mekke'de, Mekke'nin delisi diye adlandırılmış bir kadın vardı. O ipini eğirir ve bitirdikten sonra geri bozardı" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...İpliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın..." âyetini açıklarken:

“Kadın ipini kendisi için iyice eğirdikten sonra geri çözüp bozdu" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde bu âyeti açıklarken şöyle dedi. "Eğer bir kadının ipini iyice eğirdikten sonra geri bozduğunu görseniz: «Bu ne kadar ahmak biri» dersiniz. Bu, ahdini bozanlar için Allah'ın vermiş olduğu bir misaldir. "Yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın..." âyeti hakkında ise:

“Burada hainlik ve ahde vefasızlık kastedilmiştir" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:

“Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur, mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Önceleri insanlar, aralarında ahidler yapardı. Ahid yaptıktan sonra kendileriyle ahid yaptıkları topluluklardan sayıca daha fazla ve daha güçlüsünü gördükleri zaman önceki ahidlerini bozarak sayıca daha çok ve daha güçlü olan toplulukla ahid (anlaşma) yaparlardı. Ancak bundan nehyolundular."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır. Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz. Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat sebebi yapmayın. Sonra sağlamca bastıktan sonra ayak(larınız) kayar da Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Âhirette de) sizin için büyük bir azap vardır. Allah'a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır. Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz" âyetlerini açılarken şöyle dedi:

"Ahidlerinizi bozmakta ipini tam olarak eğirip te tekrar bozan kadın gibi olmayın. Ahid yaptığınız topluluktan sayıca daha fazlasını gördüğünüz zaman, ahid yaptığınız toplumla ahdi bozmak için hile ve dalavere yapmayın. Allah sizi çoklukla imtihan eder. Allah dileseydi Müslümanları ve müşrikleri tek din üzeri bir millet olarak İslam'da toplardı. Ancak Allah dilediğini saptırıp müşrik eder, dilediğini de hidayete erdirip Müslüman kılar. Yaptıklarınızdan dolayı kıyamet gününde hesaba çekileceksiniz. Sonra Yüce Allah ahdi bozanlar için başka bir misal verdi ve:

“Ahdini bozan kişi, doğru yola girip te ayağı kayan adam gibi dinde kayar" buyurdu. Allah için verdiğiniz ahitleri basit dünyalıklar için satmayın. Zira bunun hesabını vereceksiniz. Allah katındaki sevaplar sizin için peşin olarak ödenecek şeylerden ve yanınızdaki fani mallardan daha hayırlıdır. Allah katındaki yani âhiretteki sevaplarınız ise sürekli olarak kalıcıdır. Allah, (kıyamet gününde) dünyada iken kendisinin emirlerine uyanları mükâfatlandıracak ve günahlarını bağışlayacaktır."

Saîd b. Mansûrve Taberânî, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:

“Ne düşünüyorsun? Sence ... nedir?"den sakınınız. Sizden öncekiler:

“Ne düşünüyorsun? Sence ... nedir?" ile helak oldular. Hiçbir şeyi diğer bir şeyle kıyaslamayın. "Sonra sağlamca bastıktan sonra ayak(larınız) kayar..." size bilmediğiniz bir şey sorulduğu zaman:

“Bilmiyorum" deyin. Bu da ilmin üçte biridir.

Bu bölümü tek başına aç →

97. Âyetin Tefsiri

"Erkek veya kadın, kim mü'min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz"

Abdurrezzâk, Firyâbî, Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs'a:

“Erkek veya kadın, kim mü'min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz" âyetinin açıklaması sorulunca şöyle dedi:

“Hoş bir hayat, dünya hayatındaki helal rızıktır. Bu şekilde kişi Rabbine kavuşursa Rabbi onu işlediği amelden daha güzel bir şekilde mükâfatlandırır."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:

“...Ona hoş bir hayat yaşatacağız..." âyetini açıklarken:

“Burada helal yiyen, helal içen ve helal giyinen kişi kastedilmektedir" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Hoş bir hayat..."âyetini açıklarken:

“Burada helal kazanç ve salih amel kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Hoş bir hayat..." âyetini açıklarken:

“Burada mutluluk kastedilmektedir" dedi.

el-Askarî'nin el-Emsâl'de bildirdiğine göre Hazret-i Ali:

“...Ona hoş bir hayat yaşatacağız..." âyetini açıklarken:

“Burada kanaat kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve Beyhakî'nin Şuabu'l- İmân'fa değişik kanallarla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Ona hoş bir hayat yaşatacağız..." âyetini açıklarken:

“Burada kanaat kastedilmektedir. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Allakım! Bana vermiş olduğun rızıkla beni kanaatkar ve bu rızkı da bana bereketli kıl. Giden her şeyimin yerine de bana daha hayırlı olanını ver» diye dua ederdi" dedi.

Vekî' el-Ğurur'da ve İbnu'n-Neccâr'ın bildirdiğine göre Muhammed b. Ka'b el-Kurazî:

“...Ona hoş bir hayat yaşatacağız..." âyetini açıklarken:

“Burada kanaat kastedilmektedir" dedi.

Taberânî M. el-Evsat'ta ve Vekî'nin, Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kanaat, tükenmeyen bir mal ve hazine gibidir" buyurmuştur.

İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Hasanlı Basrî):

“...Ona hoş bir hayat yaşatacağız..." âyetini açıklarken:

“Ona öyle bir kanaat veririz ki tadını kalbinde hisseder" dedi.

Ahmed, Müslim, Tirmizî ve İbn Mâce'nin, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“İslam'a hidayet edilip geçimi kendine yetecek kadar kılınan ve buna Allah tarafından kani kılınan kişi kurtuluşa ermiştir" buyurdu.

Tirmizî ve Nesâî'nin, Fadâla b. Ubeyd'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“İslam'a hidayet edilip geçimi kendine yetecek kadar kılınan ve buna kani olan kişi kurtuluşa ermiştir" buyurdu.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Hoş bir hayat..." âyetini açıklarken:

“Muhakkak ki hayat hiç kimseye Cennetten başka bir yerde hoş olmaz" dedi.

el-Askarî'nin el-Emsâl'de bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“...Ona hoş bir hayat yaşatacağız..." âyetini açıklarken:

“Orada kimseye muhtaç olmayacak, mânâsındadır" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

98. Âyetin Tefsiri

"Kur an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a Sığın"

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd:

“Kur'ân okuduğun zamanr kovulmuş şeytandan Allah'a sığın" âyetini açıklarken:

“Bu, Allah'ın kullarını yönlendirmiş olduğu bir delildir" dedi.

Abdurrezzâk, Musannef’te ve İbnu'l-Münzir, Atâ'dan bildiriyor: İstiâze etmek her namazda ve başka okumalarda vaciptir. Çünkü Allah:

“Kur'ân okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın" buyurmaktadır" dedi.

İbn Ebî Şeybe ve Beyhakî Sünen'de Cübeyr b. Mut'im'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) namaza başladığı zaman tekbir getirdi ve:

"Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım" dedi.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbn Ömer:

“Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım" şeklinde istiaze ederdi.

Ebû Dâvud ve Beyhakî, Ebû Saîd'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) gece namazına kalktığı zaman tekbirden sonra:

“Allahım! Seni hamd ile tesbih ve eksikliklerden tenzih ederim. İsmin mübarek azametin yücedir ve senden başka ilah yoktur" şeklinde okur ve:

“Kovulmuş şeytanın şerrinden, her şeyi işiten ve bilen Allah'a sığınırım" derdi.

Ebû Dâvud ve Beyhakî, İfk olayı konusunda Hazret-i Âişe'den şöyle bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) oturdu ve yüzünü açarak:

“Kovulmuş şeytanın şerrinden, her şeyi işiten ve bilen Allah'a sığınırım. «Doğrusu uydurulmuş bir yalanla gelenler, içinizden bir zümredir. Bunu kendiniz için kötü sanmayın.

O, sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günaha karşılık ceza vardır. En büyük azab da içlerinden elebaşılık yapanındır»" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

99. Âyetin Tefsiri

Bkz. Ayet:100

Bu bölümü tek başına aç →

100. Âyetin Tefsiri

"Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur. Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir"

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süfyân es-Sevrî:

“Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur" âyetini açıklarken:

“Şeytanın böylesi kişileri affedilmeyecek bir günaha götürme hâkimiyeti yoktur" dedi.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir" âyetini açıklarken:

“Şeytanın hâkimiyeti, onu dost edinip âlemlerin Rabbi ile eşit kılanlar üzerindedir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir" âyetini açıklarken:

“Şeytanın hâkimiyeti, onu dost edinip Allah'a karşı günah işleyenler üzerindedir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî' b. Enes bu âyet hakkında şöyle dedi:

“Allah'ın düşmanı İblis'e şekavet ağır geldiği zaman:

"Senin izzetine yemin olsun ki ben, onların hepsini muhakkak azdırırım. Ancak içlerinden ihlasa erdirilmiş kulların müstesna" dedi. Bu ihlaslı kişilerin üzerinde şeytanın hiç bir hakimiyeti yoktur. Onun hakimiyeti kendisiyle dost olanlar ve amellerinde kendisini ortak edenlerin üzerindedir."

Bu bölümü tek başına aç →

101. Âyetin Tefsiri

"Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indirmekte olduğunu gayet iyi bilir- onlar Peygamber e, «Sen ancak uyduruyorsun» derler. Hayır, onların çoğu bilmezler."

Nâsih'te Ebû Dâvud, İbn Merdûye ve Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman..." âyeti ile:

“Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Abdullah b. Sa'd b. Ebî Serh, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vahiy katibiydi. Şeytan onun ayağını kaydırdı ve kâfirlere iltihak etti. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Fetih gününde onun öldürülmesini emretti. Osman, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) bu kişiye eman verilmesini istedi ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu kişiye eman verdi."

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken:

“Bir âyeti kaldırıp yerine başka bir âyet indirdiğimiz zaman mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman..." âyeti:

“Herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak..." âyeti gibidir" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman..." âyetini açıklarken:

“Bu âyet nesheden ve neshedilen âyetlerdendir. Zira bir âyeti neshettiğimiz zaman yerine başkasını getiririz mânâsındadır" dedi. Oradakiler:

“Sana ne oluyor ki önce şöyle şöyle dedin ve şimdi başka bir şey diyorsun? Sen yalancının birisin" dediler. O:

“Yüce Allah: «Allah, neyi indirmekte olduğunu gayet iyi bilir» buyurmaktadır" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

102. Âyetin Tefsiri

Onlara şöyle de:

“ Cebrâîl, Kur’ân’ı, îman edenlere sebat vermek, müslümanlara bir hidâyet ve bir müjde olmak için Rabbinin katından hak olarak indirdi.”

Bu bölümü tek başına aç →

103. Âyetin Tefsiri

"Andolsun ki biz onların, «Kur'ân'ı ona bir insan öğretiyor» dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'ân ise gayet açık bir Arapça'dır"

İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye zayıf bir senedle İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de, Bel'âm adında Araplardan olmayan demirci birine İslam'ı öğretiyordu. Müşrikler, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) bu kişinin yanına girip çıktığını görüyordu. Bunun üzerine:

“Bel'âm, Muhammed'e Kur'ân'ı öğretiyor" dediklerinde Yüce Allah:

“Andolsun ki biz onların, «Kur'ân'ı ona bir insan öğretiyor» dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'ân ise gayet açık bir Arapça'dır" âyetini indirdi.

Hâkim ve Beyhakî'nin Şuabu'l-İmân'da bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Kur'ân'ı ona bir insan öğretiyor" âyetini açıklarken şöyle dedi:

Müşrikler:

“Tevrat ve İncîl'i bilen Abd İbnu'l-Hadramî, Muhammed'e Kur'ân'ı öğretiyor" deyince, Yüce Allah:

“Andolsun ki biz onların, «Kur'ân'ı ona bir insan öğretiyor» dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'ân ise gayet açık bir Arapça'dır" âyetini indirdi.

İbn Cerîr, İkrime'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Muğîre oğullarından Yaîşa isminde Arap olmayan bir köleyi okutuyordu. İşte o zaman Yüce Allah:

“Andolsun ki biz onların, «Kur'ân'ı ona bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'ân ise gayet açık bir Arapça'dır" âyetini indirdi.

Âdem b. Ebî İyâs, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Abdullah b. Müslim el-Hadramî'den bildiriyor: Bizim, Aynu't-Temr'den, Yesâr ve Cebr adlı iki kölemiz vardı. Bunlar Mekke'de kılıç yapar ve İncîl okurlardı. Çoğu zaman onlar İncîl'i okurken Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yanlarından geçmiş ve durup onları dinlemiştir. Müşrikler:

“Muhammed onlardan Kur'ân'ı öğrenmektedir" deyince, Yüce Allah:

“İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'ân ise gayet açık bir Arapça'dır" âyetini indirdi.

Âdem b. Ebî İyâs, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin, Şuabu'l-İmân'da bildirdiğine göre Mücâhid:

“Andolsun ki biz onların, «Kur'ân'ı ona bir insan öğretiyor» dediklerini biliyoruz..."âyetini şöyle açıklamıştır: Kureyş'Iiler:

“Tevrat ve İncîl'i bilen Abd İbnu'l- Hadramî, Muhammed'e Kur'ân'ı öğretiyor" deyince, Yüce Allah:

“Andolsun ki biz onların, «Kur'ân'ı ona bir insan öğretiyor» dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır..." âyetini indirdi. Abd İbnu'l-Hadramî ise Rumca konuşmaktadır. Oysa:

“Bu Kur'ân ise gayet açık bir Arapça'dır" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Katâde'den bildiriyor: Kureyş'liler:

“İbnu'l-Hadramî'nin kölesi Muhammed'e Kur'ân'ı öğretiyor" diyorlardı. Ona Mikyas da derlerdi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk bu âyeti açıklarken şöyle dedi: Kureyşliler:

“Selmân el-Fârisî, Muhammed'e Kur'ân'ı öğretiyor" derdi. Bunun üzerine Yüce Allah:

“İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır..." âyetini indirdi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim İbn Şihâb vasıtasıyla Saîd b. el-Müseyyeb'den bildiriyor: Allah'ın Kitâb'ında:

“...Kur'ân'ı ona bir insan öğretiyor..." diyen kişi Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vahiy katibiydi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona âyetlerin sonunu: (.....) veya (.....) şeklinde veya buna benzer bir şekilde okuyor ve Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kendi işine bakarken o okunan vahyi yazıyordu. Bir de emin olmak için, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Yâ Resûlallah!: (.....) ve (.....) şeklinde midir?" diye sorardı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Sen nasıl yazdıysan öyledir" buyururdu. Bu kişi fitne çıkarıp:

“Muhammed bana okuduğu zaman ben istediğim gibi yazıyordum" dedi. İşte Saîd b. el-Müseyyeb'in bana yedi kıraat üzere diye bahsettiği husus budur.

İbn Ebî Hâtim, Süddî'den bildiriyor: Mekke ahalisi Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) eziyet ettiği zaman, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Hadramî oğullarının bir kölesinin evine girdi. Bu köleye Ebu'l-Yusr denilirdi. Bu kişi Tevrat ve İncîl'i okuyan Hıristiyan bir kişi idi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) (Tevrat ve İncîl'den) ona sordu, o da cevapladı. Müşrikler bu durumu görünce:

“Ebu'l-Yusr ona Kur'ân'ı öğretiyor" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“...Bu Kur'ân ise gayet açık bir Arapça'dır" buyurdu. Halbuki Ebu'l-Yusr'un dili Arapça değildi.

Bu bölümü tek başına aç →

104. Âyetin Tefsiri

Allah’ın âyetlerine îman etmiyenleri, muhakkak ki Allah hidâyete erdirmez ve onlar için çok acıklı bir azap var...

Bu bölümü tek başına aç →

105. Âyetin Tefsiri

"Yalanı, ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir."

İbn Ebî Hâtim, Muâviye b. Sâlih'ten bildiriyor: Ebû Umâme'nin yanında yalancılıktan sözedilince:

“Allahım! Bizi affet. Siz Allah'ın:

“Yalanı, ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir» buyurduğunu işitmiyor musunuz?" dedi.

Harâitî Mesâviu'l-Ahlak'ta ve İbn Asâkir'in, Târih'te Abdullah b. Cerâd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Mümin kişi zina eder mi?" diye sorduğumda:

“Bu olabilir" buyurdu. "Mümin kişi hırsızlık eder mi?" diye sorduğumda:

“Bu da olabilir" buyurdu. "Mümin kişi yalan söyler mi?" diye sorduğumda:

“Hayır" buyurdu ve:

“Yalanı, ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir" âyetini okudu.

Hatîb Târih'te Abdullah b. Cerâd'den bildiriyor: Ebu'd-Derdâ:

“Yâ Resûlallah! Mümin kişi yalan söyler mi?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Konuştuğunda yalan söyleyen kişi, Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş değildir" buyurdu.

İbn Merdûye, Muâz b. Cebel'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Sizin için en fazla korktuğum üç şey vardır. İlki, Allah bir kişiye Kur'ân'ı Öğrenmeyi nasip ettikten sonra bu kişi Kur'ân'ın güzelliğini içinde hisseder, İslam hırkasını giydikten ve Allah kendisine dilediği kadar bir şeyler verdikten sonra kılıcını çekip komşusunu öldürür ve onu küfürle itham eder" buyurdu.

Ashâb:

“Yâ Resûlallah! küfrü isnâd eden mi, yoksa kendisine küfür isnâd edilen mi küfre daha yakındır?" diye sorunca Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Küfrü isnâd eden kişi küfre daha yakındır" karşılığını verip şöyle devam etti:

“İkincisi, Allah sizden önceki bir zamanda bir halifeye bir sulta vermişti. Bu kişi: «Bana itaat eden kişi Allah'a itaat etmiş gibidir, bana karşı asi olan da Allah'a asi olmuş gibidir» dedi. Ki apaçık yalan söylemiştir; zira Allah hiçbir halifenin sevgisini kendi sevgisinden daha üstün tutmuş değildir. Üçüncüsü de konuşurken yalan konuşan kişidir. Bu da bir yalan söylediği zaman bu yalanı daha büyük bir yalanla destekler. îşte bu kişi Deccâl'e ulaşır ve ona tâbi olur."

Bu bölümü tek başına aç →

106–109. Âyetlerin Tefsiri

Bkz. Ayet:110

Bu bölümü tek başına aç →

110. Âyetin Tefsiri

"Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan Kimse hariç, inandıktan sonra Allah'ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah'tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır. Bu, onların dünya hayatını sevip âhirete tercih etmelerinden ve Allah'ın kâfirler topluluğunu asla doğru yola iletmeyeceğindendir. İşte onlar, Allah'ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir. Hiç şüphesiz onlar, âhirette ziyana uğrayanların da ta kendileridir. Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda dhad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."

İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Medine'ye hicret etmek istediği zaman ashâbına:

“Benden ayrılın. Kendisinde kuvvet olan kişi gecenin sonuna kalsın. Kuvveti olmayan kişi de gecenin başında yola çıksın. Eğer Medine'ye ulaşıp yerleştiğimi işitirseniz ardımdan siz de gelin" buyurdu. Müezzin Bilâl, Habbâb, Ammâr ve müslüman olmuş Kureyş'li bir cariye Mekke'de sabahladı. Ebû Cehil ve müşrikler bunları yakaladılar. Bilâl'ın küfretmesini istediler, ancak Bilâl bunu kabul etmedi. Bunun üzerine demirden bir zırhı güneşe koyup ısıttıktan sonra onu Bilâl'a giydirmeye başladılar. Zırhı Bilâl'a giydirdikleri zaman, Bilâl:

“(Allah) birdir, birdir" diyordu. Habbâb'ı da dikenlerin üzerinde sürümeye başladılar. Ammâr ise takiyye yaparak onların hoşlarına gidecek bir şey söyledi. Cariyeyi ise Ebû Cehil dört direğe bağladı ve ölene kadar mızrağını edeb yerine sokup durdu. Sonra Bilâl'ı, Habbâb'ı ve Ammâr'ı bıraktılar. Onlar da Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gittiler ve olanları haber verdiler. Ammâr'ın (ölüm korkusuyla) söylediği ağırına gitmişti. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisine:

“Bunu dediğin zaman kalbin nasıldı? Dediğin hoşuna gitmiş miydi?" diye sorunca, Ammâr:

“Hayır" karşılığını verdi. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç..." âyetini indirdi.

Abdurrezzâk, İbn Sa'd, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, Delâil'de Beyhakî ve İbn Asâkir, Ebû Ubeyde b. Muhammed b. Ammâr vasıtasıyla babasından bildiriyor: Müşrikler, Ammâr b. Yâsir'i bırakmıyordu. Ancak Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) sövüp onların ilahları hakkında güzel şeyler söyleyince bıraktılar. Ammâr, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelince:

“Bu gelişinin arkasında ne vardır?" diye sordu. Ammâr:

“Kötü şeyler vardır. Sana sövmedikçe ve onların ilahlarını övmedikçe beni bırakmadılar" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): u Bunları söylediğin zaman kalbin nasıldı?" diye sorunca, Ammâr:

“İmanda mutmaindi" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Eğer bu bir daha olacak olursa aynı şeyleri tekrar söyle" buyurdu. Bunun üzerine:

“Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç..." âyeti nâzil oldu. Bu kişi Ammâr b. Yâsir'dir. "İnandıktan sonra Allah'ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açan..." buyruğunda kastedilen kişi de Abdullah b. Ebî Serh'tir.

İbn Sa'd, Muhammed b. Sîrîn'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Ammâr'ı ağlarken görmüştü. Onun gözyaşlarını silerek:

“Kâfirler seni alıp suya hatırdılar ve sen şunu şunu dedin. Eğer bunu bir daha yapacak olurlarsa onlara aynı şeyleri tekrar söyle" buyurdu.

İbn Sa'd'ın bildirdiğine göre Ebû Ubeyde b. Muhammed b. Ammâr b. Yâsir:

“Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç..." âyetini açıklarken:

“Bu kişi Ammâr b. Yâsir'dir" dedi. "İnandıktan sonra Allah'ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açan..." âyeti hakkında ise:

“Bu kişi Abdullah b. Ebî Serh'tir" dedi.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Ebû Mâlik:

“Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç..."âyetini açıklarken:

“Bu âyet, Ammâr b. Yâsir hakkında nâzil olmuştur" dedi.

İbn Ebî Şeybe ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Hakem:

“Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç..." âyetini açıklarken:

“Bu âyet Ammâr hakkında nâzil olmuştur" dedi.

İbn Cerîr, Süddî'den bildiriyor: Abdullah b. Ebî Serh Müslüman olduktan sonra mürted oldu ve müşriklere iltihak etti. Bu kişi Ammâr'ı, Cebr Abd b. el- Hadramî'yi veya İbn Abdid-Dâr'ı ihbar etti. Müşrikler bu kişileri almış ve küfrettirene kadar işkence etmişti. Bu olaydan sonra da:

“Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç..." âyeti nâzil oldu.

Müsedded Müsned'de, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye, Ebu'l-Mutevekkil en-Nâcî'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ammâr b. Yâsir'i su getirmesi için bir kırbayla müşriklerin kuyusuna göndermişti. Kuyuların etrafında üç saf, suyu korumaktaydı. Müşrikler onu yakaladı ve küfür içeren sözler konuşmasını istedi. Bunun üzerine Ammâr b. Yâsir hakkında:

“Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç..." âyeti nâzil oldu.

İbn Cerîr ve İbn Asâkir, Katâde'den bildiriyor: Bize nakledildiğine göre:

“Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç..." âyeti Ammâr b. Yâsir hakkında nâzil olmuştur. Muğîre oğulları onu yakalayıp kuyuya hatırdılar ve Muhammed'i inkâr et" dediler. İçinden bunu istemiyorken dediklerini yaptı. İşte o zaman bu âyet nâzil oldu.

İbn Ebî Hâtim, Muhammed b. Sîrîn'den bildiriyor:

“Zorlanan kimse hariç..." âyeti Ayyaş b. Ebî Rabîa hakkında nâzil olmuştur."

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'den bildiriyor: Bu âyet Mekke ahalisinden iman eden bazı kişiler hakkında nâzil olmuştur. Medine'deki bazı sahabeler kendilerine:

“Hicret edin, eğer hicret etmezseniz sizi kendimizden saymayız" diye bir mektup yazdı. Onlar da Medine'ye gitmek için yola çıktılar. Ancak Kureyş'liler onları yolda yakaladı ve dinlerinden geri dönmeleri için işkence etti. Onlar da istemeyerek küfre girdiler. Bu âyette bu kişiler hakkında nâzil olmuştur.

İbn Sa'd ve İbn Asâkir, Ömer b. el-Hakem'den bildiriyor: Ammâr b. Yâsir'e kendini kaybedene kadar işkence edilmişti. Aynı şekilde Suheyb, Ebû Fukeyhe, Bilâl, Âmir İbn Fuheyre ve Müslümanlardan bir grup da bayılıncaya kadar işkencelere maruz kaldılar. "Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır..." âyeti bu kişiler hakkında nâzil oldu.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sürıen'de Ali (b. Ebi Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah'ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah'tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yüce Allah iman ettikten sonra küfreden kişiler için büyük bir azap olduğunu bildirmektedir. Ancak düşmanın işkencesinden kurtulmak için istemeyerek, kalbi imana bağlı olduğu halde kötü söyleyen (küfre giren) kişi için bir sakınca yoktur. Çünkü Allah kullarını dillerine değil de kalplerine göre hesaba çeker" dedi.

İbn Cerîr, İkrime ve Hasan el-Basrî'den bildiriyor: Allah, Nahl Sûresi'nin:

“Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah'ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah'tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır" âyetini neshetti ve bir kısmını istisna ederek:

“Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir" buyurdu. Bu da Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vahiy katibi Abdullah b. Ebî Serh'tir. Şeytan bu kişinin ayağını kaydırdı ve kâfirlere iltihak etti. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'nin fethi sırasında onun öldürülmesini emretti. Ancak Osman, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) bu kişiye eman vermesini isteyince Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu kişiye eman verdi.

İbn Merdûye, İkrime vasıtasıyla İbn Abbâs'tan aynısını bildirir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde:

“Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bize nakledildiğine göre Allah bu âyeti indirdiği zaman, Mekke halkı hicret etmedikleri müddetçe müslümanlardan kabul edilmiyordu. Medine'lilerin arkadaşlarına bu konuda mektup yazmaları üzerine yola çıktılar. Müşrikler onları yolda yakalayıp geri çevirdiler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Elif. Lâm. Mîm. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece «İman ettik» demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?"âyetlerini indirdi. Yine Medine'Iiler bu konuda Mekke ahalisine bir mektup yazdı. Bu mektup geldiği zaman hicret edeceklerine, eğer müşrikler yollarına çıkarsa ölene veya kurtulana kadar onlarla savaşacaklarına dair sözleştiler ve yola çıktılar. Müşrikler tarafından yolları kesildi. Bir kısmı ölüp bir kısmı da kurtulana kadar savaştılar. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir" âyetini indirdi.

Abd b. Humeyd, Şa'bî'den aynısını bildirir.

İbn Merdûye ve Sünen'de Beyhakî İbn Abbâs'tan bildirir:

“Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır..." âyeti işkencelere maruz kalan Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı hakkında nâzil olmuştur."

İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Mekke ahalisinden bir grup Müslüman olmuştu. Ancak bunlar müslümanlıklarını gizli tutuyordu. "Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır..." âyeti bunlar hakkında nâzil olmuştur. Medineliler bu konuda kendilerine:

“Allah size bir çıkış yolu gösterdi. Hicret edin" diye bir mektup yazdı. Bunun üzerine Müslümanlar da yola çıkınca müşrikler arkalarından yetiştiler ve onlarla savaştılar. Müslümanlardan kurtulan kurtuldu, ölen de öldü.

İbn Ebî Şeybe, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: (Sahte peygamber) Museyleme'nin gözcüleri müslümanlardan iki kişiyi yakalayıp Museyleme'nin huzuruna getirdiler. Museyleme bu ikisinden birine:

“Muhammed'in, Allah'ın Peygamberi olduğuna şahitlik ediyor musun?" diye sordu. Oda "Evet" deyince:

“Benim de Allah'ın peygamberi olduğuma şahitlik ediyor musun?" dedi. Müslüman kulaklarını işaret ederek:

“Ben sağırım seni işitmiyorum" karşılığını verince, Museyleme'nin emri üzerine öldürüldü. Diğer bir kişiye:

“Muhammed'in, Allah'ın Peygamberi olduğuna şahitlik ediyor musun?" diye sordu. O da "Evet" dedi. Museyleme:

“Benim de Allah'ın peygamberi olduğuma şahitlik ediyor musun?" diye sordu. Adam yine:

“Evet" cevabını verince onu serbest bıraktı. Bu kişi Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gidip durumu haber verdi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Arkadaşın iman üzere gitti. Sen de ruhsatı kullandın" buyurdu.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır..." âyetini açıklarken:

“Bu âyet Mahzûm oğullarından olan Ayyâş b. Ebî Rabîa hakkında nâzil olmuştur. Bu kişi anne tarafından Ebû Cehl'in kardeşiydi. Ebû Cehl, gâh Ayyâş'ı, gâh bineğini kırbaçlıyordu.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn İshâk:

“Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır..." âyetini açıklarken:

“Bu âyet, Ammâr b. Yâsir, Ayyâş b. Ebî Rabîa, Velîd b. Ebî Rabîa ve Velîd b. el-Velîd hakkında nâzil olmuştur" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

111. Âyetin Tefsiri

"O gün, herkes gelip kendi canını kurtarmak için uğraşır ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz ödenir, onlara asla zulmedilmez"

İbnu'l-Mübârek, İbn Ebî Şeybe, Ahmed Zühd'de, Abd b. Humeyd, İbnu'l- Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Ka'b'dan bildiriyor: Ben, Ömer b. el-Hattâb'ın yanında iken:

“Ey Ka'b! Bizi korkut!" deyince:

“Ey müminlerin emîri! Allah'ın Kitâb'ı ve Peygamberin hikmeti aranızda değil mi?" dedim. Ömer:

“Evet, aramızdadır, fakat sen yine de bizi korkut" dedi. Ona:

“Ey müminlerin emîri! Kıyamet gününe yetmiş peygamber ameli ile çıksan göreceklerinin yanında bu ameliler hiç kalır" dedim. Ömer:

“Arttır!" deyince:

“Ey müminlerin emîri! Eğer Cehennemden doğuda bir öküz burnu deliği büyüklüğünce bir delik açılacak olsa, batıdaki insanın sıcaklıktan beyni kaynardı" dedim. Ömer bir daha:

“Arttır!" deyince:

“Ey müminlerin emîri! Kıyamet gününde Cehennem öyle bir gürülder ki, Allah'a yakın ne bir melek, ne bir peygamber kalmaz ki mutlaka hepsi diz üstü çöker. Hatta Allah'ın dostu İbrâhîm (aleyhisselam) diz üstü çöker ve: «Ey Rabbim! Nefsim, nefsim, bugün senden başka bir şey istemiyorum» der" dedim. Ömer başını eğip bekleyince:

“Ey müminlerin emîri! Siz bunları Kur'ân'da görmüyor musunuz?" diye sordum. Ömer:

“Nasıl?" deyince, "Allah: «O gün, herkes gelip kendi canını kurtarmak için uğraşır ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz ödenir, onlara asla zulmedilmez» buyurmaktadır" dedim.

Bu bölümü tek başına aç →

112. Âyetin Tefsiri

"Allah, şöyle bir şehri misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı"

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Allah, şöyle bir şehri misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı" âyetini açıklarken:

“Burada Mekke kastedilmektedir" dedi.

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Atiyye:

“Allah, şöyle bir şehri misal verdi..." âyetini açıklarken şöyle demiştin "Burada Mekke kastedilmektedir. Allah'ın:

“Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakalayıverdi" buyurduğunu görmüyor musun?"

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Orası güven ve huzur içinde idi..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:

“Burada Mekke kastedilmektedir. Allah'ın:

“Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakalayıverdi" buyurduğunu görmüyor musun? Allah onları açlık, korku ve şiddetli öldürmeyle aldı."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı" âyetini açıklarken:

“Allah onları açlık, korku ve öldürmeyle aldı" dedi. "Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar..." âyeti hakkında ise:

“Evet vallahi! Müşrikler onun nesebini ve emirlerini bilmektedirler" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Suleym b. İtr'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) hanımı Hafsa, Mekke'den Medine'ye gideceği zaman yanında bulunmuştum. Ona, Hazret-i Osman'ın öldürüldüğü haberi verilince, istircâ etti ve şöyle dedi:

“Beni şehre (Mekke'ye) geri dönderin, canım elinde olana yemin olsun ki, Allah'ın:

“Allah, şöyle bir şehri misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı" âyetinde zikretmiş olduğu şehir bu şehirdir."

İbn Ebî Hâtim, İbn Şihâb'tan bildirir: Allah'ın:

“Allah, şöyle bir şehri misal verdi.. ." diye zikretmiş olduğu şehir Yesrib şehridir."

Bu bölümü tek başına aç →

113. Âyetin Tefsiri

Yemin olsun ki, Peygamberi inkâr eden o nankörlere içlerinden bir Rasûl geldi de onu yalanladılar. Zulüm yaparlarken azap da kendilerini yakalayıverdi.(Bu azap, müşriklerin Bedir felâketidir).

Bu bölümü tek başına aç →

114. Âyetin Tefsiri

Artık Allah’ın size rızık verdiği şeylerden helâl ve pâk olarak yeyin de Allah’ın nimetine şükredin; eğ

Bu bölümü tek başına aç →

115. Âyetin Tefsiri

"Allah, sîze ancak leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir"

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir" âyetini açıklarken:

“İslam dini temizlenmiş bir dindir. Allah onu bütün kötülüklerden temizlemiştir. Ey Âdemoğlu! Allah sana zor durumda kaldığın zaman (haddi aşmadan ve başkasının hakkına tecavüz etmeden haramdan yemene) ruhsat vermiştir" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

116. Âyetin Tefsiri

"Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah'a karşı yalan uydurmak için, «Şu helâldir», «Şu haramdır» demeyin. Şüphesiz, Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler"

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah'a karşı yalan uydurmak için, «Şu helâldir», «Şu haramdır» demeyin..." âyetini açıklarken:

“Burada Bahîre ve Sâibe kastedilmektedir" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Ebû Nadra'dan bildiriyor:

“Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah'a karşı yalan uydurmak için, «Şu helâldir», «Şu haramdır» demeyin. Şüphesiz, Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler" âyetini Nahl Sûresi'nde okudum. O zamandan bu güne kadar fetva vermekten hep korkmaktayım.

Taberânî, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor: Belki bir kişi:

“Allah şunu emretti ve şunu yasakladı" diyebilir. Yüce Allah ona:

“Yalan söyledin" buyurur. Veya kişi:

“Allah şunu haram kıldı ve şunu helal kıldı" diyebilir. Yine Allah ona:

“Yalan söyledin" buyurur.

Bu bölümü tek başına aç →

117. Âyetin Tefsiri

Onlar için dünyada pek az bir menfaat var, Âhirette ise çok acıklı bir azap...

Bu bölümü tek başına aç →

118. Âyetin Tefsiri

"Daha önce sana anlattıklarımızı yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz (bununla) onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı"

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“Daha önce sana anlattıklarımızı yahudi olanlara da haram kılmıştık..." âyetini açıklarken:

“En'âm Sûresi'nde haram kılmıştık" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“Daha önce sana anlattıklarımızı yahudi olanlara da haram kılmıştık..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:

“Allah'ın zikretmiş olduğu kıssa, En'âm Sûresi'nin:

“Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz" âyetindedir."

Bu bölümü tek başına aç →

119. Âyetin Tefsiri

Sonra şüphe yok ki, Rabbin, bir cahillikle kötülük eden, sonra bunun arkasından tevbe edip hâlini düzelten kimseler lehindedir. Muhakkak ki Rabbin bu tevbeden sonra Gafûr’’dur, Rahîm’dir.

Bu bölümü tek başına aç →

120–122. Âyetlerin Tefsiri

Bkz. Ayet:123

Bu bölümü tek başına aç →

123. Âyetin Tefsiri

"Şüphesiz İbrâhîm, Allah'a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi. Allah'a ortak koşanlardan değildi. O'nun nimetlerine şükreden bir önderdi. Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti. Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, âhirette de salihlerdendir. Sonra da sana, «Hakka yönelen İbrahim'in dinine uy. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi» diye vahyettik."

Abdurrezzâk, Firyâbî, Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd'a:

“Ümmet nedir?" diye sorulunca:

“İnsanlara hayırlı şeyler öğretendir" dedi. "el-Kânitu ifadesi ne demektir?" dediklerinde ise:

“Allah ve Resûlüne itaat eden kişi anlamındadır" karşılığını verdi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Şüphesiz İbrâhîm, Allah'a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi..." âyetini açıklarken:

“İbrâhîm (aleyhisselam) İslam dinî üzere idi. Fakat zamanında kavminde kendisinden başka müslüman biri yoktu. Bu sebeple Yüce Allah:

“İtaat eden, hakka yönelen bir önder idi..." buyurmaktadır" dedi.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Şüphesiz İbrâhîm, Allah'a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi..." âyetini açıklarken:

“İbrâhîm (aleyhisselam) iyilik etmekte ve itaatte önder bir kişiydi" dedi.

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Şüphesiz İbrâhîm, Allah'a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi..." âyetini açıklarken:

“Bütün insanlar kâfir iken İbrâhîm (aleyhisselam) mümin biriydi" dedi.

İbn Cerîr, Şehr b. Havşeb'den bildiriyor:

“Yeryüzünde sürekli olarak Allah'ın kendileriyle belaları def ettiği ve sayelerinde rızıklandırdığı on kişi bulunmaktadır. Ancak İbrâhîm'in (aleyhisselam) zamanı bunun dışındadır. Çünkü o zaman o tek başınaydı."

İbn Merdûye'nin, Enes b. Mâlik'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Hiçbir kul yoktur ki, ümmeti ona şahitlik ettiği zaman Allah o şahitliği kabul etmesin. Ümmet bir ve daha fazla kişiden oluşmaktadır. Zira Yüce Allah: «Şüphesiz İbrâhîm, Allah'a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi. Allah'a ortak koşanlardan değildi» buyurmaktadır. "

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“Şüphesiz İbrâhîm... bir önder idi..." âyetini açıklarken:

“O, kendisine uyulan ve sünnetine tâbi olunan bir liderdi" dedi.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Ona dünyada iyilik verdik..." âyetini açıklarken:

“Doğru konuşan bir dil verdik, mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“Ona dünyada iyilik verdik..." âyetini açıklarken:

“Herdin sahibi ondan razı olup dostluğunu kabul etmiştir" dedi.

Abdurrezzâk Musannef’te, İbn Ebî Şeybe Musanrıefte, İbn Cerîr Tehzhîb'de, İbnu'l-Münzir, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuab'da İbn Amr'dan bildiriyor: Cibrîl öğle ve ikindi namazını İbrâhîm (aleyhisselam) ile beraber Arafat'ta kıldı. Sonra vakfe yaptı. Güneş battıktan sonra yürüdüler. Akşam ve yatsı namazımda cem ederek kıldılar. Sonra sabah namazını da müslümanlardan en hızlı namaz kılandan daha hızlı bir şekilde kıldı ve yine vakfe yaptı. Sonra namazını uzatan Müslüman gibi gün ağarana kadar vakfe yaptılar. Sonra gidip şeytanı taşladı. Kurban kesip traş olduktan sonra beraber Kâbe'ye gidip tavaf ettiler. Bu nedenle Allah, Peygamber'ine:

“Hakka yönelen İbrâhîm'in dinine uy. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi" diye vahyetti.

Bu bölümü tek başına aç →

124. Âyetin Tefsiri

"Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir"

Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı.." âyetini açıklarken:

“Cuma gününü red edip yerine Cumartesi gününü saygı günü edindiler" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:

“Allah, yahudilere Cuma gününü farz kıldı. Ancak onlar bunu kabul etmeyip:

“Ey Musa! Allah cumartesi günü bir şey yaratmadı. Bize Cumartesi gününü farz kıl" dediler. Onlara cumartesi gününü farz kıldığı zaman o günde kendilerine haram olan şeyleri helal kıldılar."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in, Süddî vasıtasıyla bildirdiğine göre Ebû Mâlik ve Saîd b. Cübeyr:

“Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı..." âyetini açıklarken:

“Burada cumartesi günü kendilerine haram olan şeyleri helal kılmaları kastedilmektedir. Musa (aleyhisselam) cumartesi günü sırtında odun taşıyan birini görünce onun boynunu vurdurdu" dediler.

el-Ümm'de Şâfiî, Buhârî ve Müslim'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Biz en son gelenleriz, ama kıyamet gününde ilk olanlar da biz olacağız. Çünkü her ümmete bizden önce kitap verilmiş, bize onlardan sonra verilmiştir. Sonra Allah'ın onlara farz kıldığı Cuma günü var ya! Onlar bu gün hakkında ihtilafa düştüler ve Allah bizi ona hidayet etti. Bu konuda insanlar bize tabidir. Çünkü Yahudilerin günü bizden bir gün, Hıristiyanların günü ise iki gün sonradır."

Ahmed ve Müslim'in, Ebû Hureyre ve Huzeyfe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah bizden önce geçenleri Cuma gününden saptırmıştır. Yahudilerin günü cumartesi, Hıristiyanların günü ise pazar günüydü. Sonra Allah bizi yaratıp Cuma gününe hidayet etmiştir. Böylece Cuma, cumartesi ve Pazar günlerini özel gün kılmıştır. Biz dünya ahalisinin sonuncularıyız. Ancak kıyamet gününde bütün yaratıklardan önce hüküm verilenler olacağız."

Bu bölümü tek başına aç →

125. Âyetin Tefsiri

"Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış; doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir."

İbn Merdûye, Heysem b. Kuleyb eş-Şâşî, İbn Mende, Taberânî, M. el- Kebîr'de, Beğavî ve İbn Asâkir'in, Ebû Leylâ el-Eş'arî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“İdarecilerinizin itaatine yapışın ve onlara muhalif olmayın. Onlara itaat etmek, Allah'a itaat etmektir. Onlara karşı asi olmak ta, Allah'a karşı asi olmaktır. Allah beni yoluna, hikmetle, öğütle ve güzellikle davet etmem için gönderdi. Bu konuda bana muhalif olan kişi helak olanlardandır. Yine bu kişiden Allah'ın ve Resulünün zimmeti uzak olur. Sizden kim bir idareci olur da bunun dışında amel ederse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerine olsun."

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Onlarla en güzel şekilde tartış..." âyetini açıklarken:

“Onların eziyetinden uzak dur, mânâsındadır" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

126. Âyetin Tefsiri

"Eğer ceza vereceksenîz, sîze yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır."

Tirmizî, Müsned'e zevâid olarak Abdullah b. Ahmed, Nesâî, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Fevâid'de İbn Huzeyme, İbn Hibbân, Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye, Delâil'de Beyhakî ve el-Muhtâre'de Diyâ, Ubey b. Ka'b'dan bildiriyor: Uhud savaşında Ensâr'dan altmış dört kişi, Muhacir'lerden aralarında Hamza'nın da bulunduğu altı kişi şehid edilmişti. Müşrikler müsleyaparak şehitlerin uzuvlarını kesmişti. Ensâr:

“Eğer başka bir savaşta bizde onlardan öldürürsek, biz de yaptıklarından daha fazla müsle yapacağız" dediler. Mekke fethi gününde Allah:

“Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır" âyetini indirdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Sabredecek ve cezalandırmayacağız. Dört kişi dışında kimseye dokunmayın" buyurdu.

İbn Sa'd, Bezzâr, İbnu'l-Münzir, Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye, el- Ma'rife'de Ebû Nuaym ve Delâil'de Beyhakî, Ebû Hureyre'den bildiriyor: Hamza şehit edildiği zaman Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında durup öyle bir manzaraya baktı ki daha önce kalbi böylesine acıtacak bir şeye asla bakmamıştı. Ona baktığında müsle yapılıp uzuvlarının kesildiğini görmüştü ki:

“Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Bildiğim kadarıyla sen akrabalarını ziyaret eder ve çok hayır işlerdin. Senden sonra (ailenin) sana olan üzüntüsü olmasaydı, Allah'ın seni ayrı ayrı ruhlarından haşretmesi için öylece bırakmak beni mutlu ederdi. Vallahi! Senin yerine onlardan yetmiş kişiye müsle edeceğim" buyurdu. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) daha yerinde duruyorken Cibrîl, Nahl Sûresinin son âyetlerinden:

“Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır" âyeti ile geldi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yemin kefâreti verdi ve yapmak istediği şeyden vazgeçip sabretti.

İbnu'l-Münzir, Taberânî, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Delâil'de İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hamza'nın şehit edilip uzuvları kesildiği gün Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Eğer onlara karşı zafer kazanırsam onlardan yetmiş kişiye müsle edeceğim" buyurdu. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır" âyetini indirdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ey Rabbim! Sabredeceğiz" dedi ve sabredip müsleyi yasakladı.

İbn Ebî Şeybe Musannef’te ve İbn Cerîr, Şa'bî'den bildiriyor: Uhud savaşında müşrikler gittiği zaman müslümanlar şehit kardeşlerinin kötü bir şekilde müsle edilerek kulaklarının, burunlarının kesildiğini ve karınlarının yarıldığını gördüler. Bunun üzerine Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı:

“Eğer onlara yetişirsek şöyle şöyle yapacağız" dediler. Yüce Allah:

“Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır" âyetini indirince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Hayır, sabredeceğiz" buyurdu.

İbn İshâk ve İbn Cerîr, Atâ' b. Yesâr'dan bildiriyor: Nahl Sûresi, son üç âyeti dışında tamamı Mekke'de nâzil olmuştur. Ancak son üç âyeti, Medine'de Uhud savaşında, Hamza'nın şehit edilip müsle edilmesinden sonra nâzil olmuştur. O zaman Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Eğer onlara üstün gelirsek onlardan otuz kişiyi müsle edeceğiz" buyurdu. Müslümanlar bunu işitince:

“Vallahi! Eğer onlara üstün gelirsek henüz Arapların hiç kimseye etmediği bir şekilde müsle edeceğiz" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır. Sabret! Senin sabrın ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme. Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir" âyetlerini indirdi.

İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın..." âyetini açıklarken:

“Bu, Allah'ın, Peygamberine, kendisiyle savaşanlarla savaşmayı emrettiği zamandır. Sonra:

“Berâe" Sûresi nâzil oldu ve haram ayların bitiminde savaşılabileceği bildirildi. Başta zikredilen âyet ise neshedilmiştir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, İbn Zeyd'den bildiriyor: Müslümanlara Müşrikleri affetmeleri emredilince müşriklerden güç ve kuvvet sahibi kişiler müslüman oldular. Sonra:

“Yâ Resûlallah! Eğer Allah izin verseydi şu köpeklerden intikam alırdık" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti indirdi. Sonrada cihad emriyle bu âyet neshedildi.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın..." âyetini açıklarken:

“Kimsenin hakkına tecavüz etmeyin mânâsındadır" dedi.

Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Kişi senden bir şey alırsa sen de ondan aynısını al, mânâsındadır" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

127. Âyetin Tefsiri

Ey Resûlüm, sabret; senin sabrın da ancak Allah’ın yardımı iledir. Kâfirlerin yüz çevirmesinden mahzun olma ve yaptıkları hileden de telâş edip sıkıntıya düşme.

Bu bölümü tek başına aç →

128. Âyetin Tefsiri

"Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir"

Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, İbrı Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir" âyetini açıklarken:

“Allah, kendilerine haram kıldığı şeylerden sakınıp farz kıldığı şeyleri de yerine getirenlerle beraberdir" dedi.

Saîd b. Mansûr, İbn Sa'd, İbn Ebî Şeybe, Hennâd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Herim b. Hayyân'a ölüm gelip çattığı zaman:

“Vasiyet et" dediler. O:

“Size Nahl Sûresi'nin: «(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır. Sabret! Senin sabrın ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme. Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir» âyetlerini vasiyet ediyorum" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →