ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ
İsrâ Sûresi — ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ — Sayfa 2
“Burada toprak kastedilmektedir" dedi. "De ki: İster taş olun, ister demir" âyetini hakkında ise:
“Ne isterseniz olun, Allah sizi aslınıza döndürecektir" dedi.
İbn Ebî Şeybe ve Zühd'e zevâid olarak Abdullah b. Ahmed , İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Ömer:
“Yahut aklınızca, diriltilmesi daha da imkânsız olan başka bir varlık olun, (yine de diriltileceksiniz)..." âyetini açıklarken:
“Burada ölüm kastedilmektedir. Ölü olsanız bile Allah sizi tekrar diriltecektir" dedi.
Abdullah b. Ahmed Zühd'e zevâid olarak, İbn Cerîr ve Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Yahut aklınızca, diriltilmesi daha da imkânsız olan başka bir varlık olun, (yine de diriltileceksiniz)..." âyetini açıklarken:
“Burada ölüm kastedilmektedir" dedi.
Ebu'ş-Şeyh Azame'de Hasan(-ı Basrî)'den aynısını bildirir.
Abdullah b. Ahmed, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Yahut aklınızca, diriltilmesi daha da imkânsız olan başka bir varlık olun, (yine de diriltileceksiniz)..." âyetini açıklarken:
“Burada Ölüm kastedilmektedir. İnsan için ölümden daha büyük bir şey yoktur. Eğer gücünüz yeterse ölüm olun. Muhakkak ki, ölüm de ölecektir" dedi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Bunun üzerine başlarını sana sallayacaklar..." âyetini açıklarken:
“Başlarını alaylı bir şekilde sallayacaklar,mânâsındadır" dedi.
Tastî'nin bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a:
“Bana, Yüce Allah'ın: (.....) âyetini açıkla" deyince, İbn Abbâs:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile alay edercesine başlarını sallayacaklar, mânâsındadır" dedi. dedi. Nâfi':
“Araplar böylesi bir ifadeyi bilir mi?" diye sorunca, İbn Abbâs şu karşılığı verdi:
“Evet, bilirler. Şairin:
"Atlar üzerinde yırtıcı aslanlar gibi süvariler görüyorsun
Buna rağmen bana Vicar savaşmda başını sallıyorsun" dediğini işitmez misin?"
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Ne zamanmış o?"âyetini açıklarken:
“Burada dönüş (diriliş) ne zamandır, mânâsındadır" dedi.
52
"O gün Allah sizi çağırınca kendisine hamdederek çağrısına uyarsınız ve dünyada çok kısa bir süre kaldığınızı sanırsınız"
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in, Ali (b. Ebi Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Kendisine hamdederek çağrısına uyarsınız..." âyetini açıklarken:
“Emrine uyarsınız, mânâsındadır" dedi.
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Kendisine hamdederek çağrısına uyarsınız..." âyetini açıklarken:
“Onlar mezarlarından: «Allahım! Hamd ile seni bütün eksikliklerden tenzih ederim» diyerek kalkacaklardır" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“O gün Allah sizi çağırınca kendisine hamdederek çağrısına uyarsınız ve dünyada çok kısa bir süre kaldığınızı sanırsınız" âyetini açıklarken:
“Allah'ı bilerek ve kendisine itaat ederek kalkarlar. Dünyada çok kısa bir zaman geçirdiklerini sanırlar ve kıyamet gününü gördükleri zaman dünya onlar için basit ve değersiz olur" dedi.
Hakîm et-Tirmizî, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, İbn Merdûye, Ebû Ya'la ve Şuabu'l-İmân'da Beyhakî'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Lâ ilâhe illallah ahalisi için mezarlarında ve haşrolunma anlarında korku verici bir şey yoktur. Sanki Lâ ilahe illallâh ahalisini: «Bizden hüznü gideren Allah'a hamd olsun» diyerek başlarının üzerinden toprağı attıklarını görür gibiyim. "
İbn Merdûye'nin, Enes b. Mâlik'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Lâ ilâhe illallâh ahalisi için ölüm anlarında, mezarlarında ve haşrolunma anlarında korku verici bir şey yoktur. Sanki Lâ ilâhe illallâh ahalisini: «Bizden hüznü gideren Allah'a hamd olsun» diyerek başlarının üzerinden toprağı attıklarını görür gibiyim."
Hatîb'in Târih'te bildirdiğine göre Mûsa b. Harun el-Hammâl der ki: Muhammed b. Ahmed b. İbrâhîm el-Mevsılî bize şöyle anlattı: Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) rüyamda gördüm ve ona:
“Yâ Resûlallah! Yahya el-Hımmânî'nin, Abdürrahman b. Zeyd b. Eslem'den, onun babasından, onun da İbn Ömer'den bize naklettiğine göre siz: «Lâ ilâhe illallâh ahalisi için mezarlarında ve haşrolunma anlarında korku verici bir şey yoktur. Sanki Lâ ilâhe illallâh ahalisini: «Bizden hüznü gideren Allah'a hamd olsun» diyerek başlarının üzerinden toprağı attıklarım görür gibiyim» buyurmuşsunuz" dedim. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“el-Hımmânî doğru söylemiştir" buyurdu.
53
"Kullarıma söyle kî en güzel olan kelimeyi söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar, çünkü şeytan insana açık bir düşmandır"
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Şîrîn:
“Kullarıma söyle ki en güzel olan kelimeyi söylesinler..." âyetini açıklarken:
“Burada Lâ ilâhe illallâh sözü kastedilmektedir" dedi.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:
“Kullarıma söyle ki en güzel olan kelimeyi söylesinler..." âyetini açıklarken:
“Burada kişinin kötülükleri affetmesi kastedilmektedir " dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“Kullarıma söyle ki en güzel olan kelimeyi söylesinler..." âyetini açıklarken:
“Kendisine (kötü) söyleyen gibi değilde:
“Allah sana merhamet etsin, Allah seni bağışlasın" desin mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“Şeytanın bozgunculuk etmesi kışkırtmasıdır" dedi.
Buhârî ve Müslim'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Biriniz mümin kardeşine silahla işaret etmesin. Çünkü işaret eden kişi bilmez ve şeytan onun eline hız verir de (sebep olduğu yaralamadan dolayı) ateşten bir çukura düşürür" buyurmuştur.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“Çünkü şeytan aralarını bozar, çünkü şeytan insana açık bir düşmandır" âyetini açıklarken:
“Şeytan müslümana karşı düşmanlık etmiştir. Müslümanın da ona düşmalık etmesi gerekmektedir. Ona düşmanlık etmen, Allah'a itaatle olmalıdır" dedi.
54
"Rabbiniz sizi daha iyi bilir; dilerse size merhamet eder, dilerse azap eder. Seni de onların üzerlerine vekil göndermedik."
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:
“Rabbiniz sizi daha iyi bilir; dilerse size merhamet eder, dilerse azap eder.." âyetini açıklarken:
“Allah dilerse iman etmenizi sağlayıp merhamet eder, dilerse olduğunuz gibi şirk üzeri öldürür ve azap eder, mânâsındadır" dedi.
55
"Rabbin göklerde ve yerde olan kimselerin hepsini en iyi bilendir. Andolsun ki biz, peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık. Dâvud'a da Zebur'u vardık."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“Andolsun ki biz, peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Allah, İbrâhîm'i (aleyhisselam) dost edindi. Mûsa (aleyhisselam) ile doğrudan konuştu. İsa'yı (aleyhisselam), Âdem (aleyhisselam) gibi kılıp onu topraktan yarattı. Sonra ona: «Ol!» dedi ve oluverdi. O, Allah'ın kulu, peygamberi, kelimesi ve ruhudur. Süleyman'a (aleyhisselam) kendisinden sonra hiç kimseye vermeyeceği bir mülk verdi. Dâvud'a (aleyhisselam) Zebur'u verdi. Muhammed' İn de (sallallahü aleyhi ve sellem) gelmiş geçmiş bütün günahlarını (hatalarını) bağışladı."
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:
“Andolsun ki biz, peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık" âyetini açıklarken:
"Allah, Mûsa (aleyhisselam) İle konuştu ve Muhammed'İ (sallallahü aleyhi ve sellem) bütün insanlara peygamber olarak gönderdi, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Dâvud'a da Zebur'u verdik" âyetini açıklarken:
“Biz kendi aramızda Zebur'un, Allah'ın, Dâvud'a (aleyhisselam) öğrettiği bir dua, hamd, tesbih ve temcid (övmek) olduğunu, onda helâl, haram, farzlar ve cezalar gibi konuların olmadığını konuşurduk" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî' b. Enes der ki: Zebur, Allah'ı övmek demek, dua demek ve tesbih etmek, demektir.
Ahmed'in Zühd'de bildirdiğine göre Abdurrahman. b. Bûzuveyh der ki: Davud (aleyhisselam) ailesinin Zebur'unda:
“Ne mutlu hata edenlerin yolunda gitmeyene, ne mutlu zâlimlerin emriyle hareket etmeyene, ne mutlu işsiz başıboş kişilerle beraber oturmayana" şeklinde üç cümle vardır.
Ahmed'in bildirdiğine göre Vehb b. Münebbih der kı: Dâvud'un (aleyhisselam) ilk mezburlanndan biri şöyleydi:
“Hata edenlerin yolunda gitmeyen, işsiz başıboş kişilerle beraber oturmayan, Yüce Rabbine dosdoğru ibadet eden kişiye ne mutlu. Böyle bir kişi bir su kanalı üzerinde olan ve sürekli dibinde su bulunan, meyve zamanında meyvesi çok olan, meyve zamanı dışında yeşilliği bitmeyen bir ağaç gibidir."
Ahmed'in bildirdiğine göre Mâlik b. Dînar:
“Dâvud'un (aleyhisselam) Zebur'unun bir yerinde: «Şehirler çöktü ve adları silinip yok oldu. Ben her zaman hüküm kürsümde mevcudum» cümlesini okudum" dedi.
Ahmed'in bildirdiğine göre Vehb (b. Münebbih) der ki:
“Dâvud'un (aleyhisselam) kitabında Allah'ın şöyle buyurduğunu buldum:
“İzzetime ve Celâlime yemin olsun ki, kim benim dostumu küçümserse bana karşı savaş açmış olur. Müminin ölümünde tereddüt ettiğim kadar hiçbir isteğimde tereddüt etmem. Onun ölümü sevmediğini biliyorum. Ancak ondan kurtuluşu yoktur. Ben de onun istemediği bir şeyi yapmak istemem."
Başka bir kitapta da Yüce Allah'ın şöyle buyurduğunu okudum:
“Eğer kul bana itaat eden biri ise bu bana yeter. O istemeden ona verir, dua etmeden duasını kabul ederim. Ona fayda verecek ihtiyacını kendinden daha iyi bilirim."
Yine başka bir kitapta da Yüce Allah'ın şöyle buyurduğunu okudum:
“İzzetime yemin olsun ki, bana tutunan kişiye gökyüzü ve içindekiler, yeryüzü ve içindekiler tuzak kuracak olsalar ona onların içinden bir çıkış yolu gösteririm. Bana tutunmayan kişiye de gökyüzünden kendisine gelecek hayırları tutarak önünü keserim, ayaklarının altından yeri çeker ve onu havada kılıp kendi kendisiyle baş başa bırakırım."
Ahmed'in bildirdiğine göre Vehb (b. Münebbih) der ki: Dâvud (aleyhisselam) ailesinin hikmetleri içinde şunlar vardır:
“Akıllı kişi şu dört saatin hakkını vermesi gerekir. Bir saatinde Rabbine dua eder, bir saatinde kendi nefsini hesaba çeker, bir saatini de kendisine ayıplarını gösteren ve durumunu kendisine olduğu gibi bildiren kardeşlerine ayırır. Diğer bir saatini de helal ve güzel olan lezzetlerle geçirir. Bu saatler birbirlerine yardımcı ve kalpler için birleştiricidir. Akıllı kişinin bu saatleri bilmesi, diline sahip olması ve hedefine doğru yürüyen kişi olması gerekmektedir. Yine ak»!l» kişi, ancak âhiretini kazanmak için veya geçimini sağlamak için veya haram olmayan lezzetlerden faydalanmak için yolculuğa çıkar."
İbn Ebî Şeybe ve Ahmed'in bildirdiğine göre Hâlid er-Rabîi der ki: Dâvud'un taleyhisselam) Zebur'unda girişin: «Hikmetin başı Allah korkusudur» olduğunu gördüm.
Ahmed'in bildirdiğine göre Eyyûb el-Fılistînî der ki: Dâvud'un (aleyhisselam) Zebur'unda:
“Ey Dâvud! Kullarımdan kimi bağışlarım biliyor musun?" buyurdu. Dâvud (aleyhisselam):
“Kimi bağışlarsın ey Rabbim?" diye sorunca:
“Günah işleyip te bu günahından dolayı eklemleri titreyen kişiyi bağışlarım. İşte böyle bir kişiye meleklerin günah yazmamaları emredildi!' yazılıdır.
Ahmed'in bildirdiğine göre Mâlik b. Dînar der ki: Zebur'da:
“Emanete ihanet edildi ve kişi arkadaşına karşı ikiyüzlü oldu. Yüce Allah bütün ikiyüzlüleri helak eder" yazılıdır. Yine Zebur'da "Münafığın ateşiyle şehir yanar" yazılıdır.
Ahmed'in bildirdiğine göre Mâlik b. Dînar der ki: Zebur'un ilk bölümünde şöyle yazılıdır:
“Ne mutlu günah işleyenlerin yolunda gitmeyene, ne mutlu hata edenlerle beraber oturmayana, ne mutlu alay edenleri önemsemeyip Allah'ın emirlerine dikkat edene. O, gece gündüz demeden öğrenir. O su kenarında olan, meyve zamanı meyvesini veren, meyve zamanı dışında da yaprakları dökülmeyen bir ağaç gibidir. Bu kişinin bütün amelleri Allah'ın emri doğrultusundadır. Münafıkların amelleri gibi değildir."
Ahmed'in bildirdiğine göre Mâlik b. Dînar:
“Zebur'da: «Münafığın kibriyle miskin kişi yanar» cümlesini okudum" dedi.
Hakîm et-Tirmizî'nin Nevâdiru'l-Usûl'a bildirdiğine göre Vehb b. Münebbih der ki:
“Dâvud'un (aleyhisselam) Zebur'unun son kısmında otuz satır okudum. (Orada şöyle yazılıydı):
“Ey Dâvud! Müminlerin içinde en fazla kimin ömrünü uzatmak isterim biliyor musun? "Lâ ilâhe illallâh" dediği zaman tüyleri diken diken olan kişinin ömrümü uzatmak isterim. Bir annenin çocuğunun ölmesini istemediği gibi böyle bir kişinin ölmesini istemem. Ancak ondan kurtuluşu yoktur. Ben onu dünyadan başka bir yerde mutlu etmek isterim. Zira dünyanın nimetlerinde bela, rahatlığında ise şiddet vardır. Bu dünyada onlara sürekli kötülük eden düşmanları vardır. Bu düşmanlar bedenlerindeki kan gibi dolaşmaktadır. Bu sebeple dostlarımı Cennete getirmekte acele ettim."
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Mâlik b. Mığvel der ki: Dâvud'un (aleyhisselam), Zebur'unda şöyle yazılıdır:
“Ben kendisinden başka ilah olmayan, bütün mülklerin sahibi Allah'ım. Kralların gönülleri elimdedir. Taatimde olan kavmin kralını kendileri için merhametli kılarım. Bana karşı asi olan kavmin kralını da kendileri için zalim kılarım. Kendinizi krallara söverek meşğul etmeyin ve onlara tövbe etmeyin. Onların kalbini size karşı yumuşak kılana tövbe edin."
56
Bkz. Ayet:57
57
"De ki: Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler, ne de değiştirebilirler. Onların yalvarıp durduklan kişiler, Rablerine hangisi daha yakın diye vesile ararlar ve rahmetini umarlar, azabından korkarlar; çünkü Rabbinin azabı korkunçtur."
Abdurrezzâk, Firyâbî, Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye ve Delâil'de Ebû Nuaym'ın bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“De ki: Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler, ne de değiştirebilirler" âyetini açıklarken şöyle dedi: İnsanlardan bir grup cinlerden bir gruba tapıyordu. Cinler münlüman oldu ve insanlar hâlâ cinlere tapmaya devam etti. Bunun üzerine Yüce Allah: (Onların yalvarıp durdukları kişiler, Rablerine hangisi daha yakın diye vesile ararlar) âyetini ikisi de (ye) harfi ile olmak üzere indirdi.
İbn Cerîr, İbn Merdûye, Ebû Nuaym ve Beyhakî'nin Delâil'de bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Bu âyet bir grup cine tapan bir grup bedeviler hakkında nâzil olmuştur. Cinler Müslüman olmuş, fakat o bedeviler bunun anlayamamıştı" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd der ki:
“Bedevilerden bazı kabileler meleklerden bir kısma tapardı ve onlara:
“Cinler" derlerdi. Yine onlar için:
“Onlar Allah'ın kızlarıdır" derlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Onların yalvarıp durdukları kişiler, Rablerine hangisi daha yakın diye vesile ararlar ve rahmetini umarlar, azabından korkarlar; çünkü Rabbinin azabı korkunçtur" âyetini indirdi.
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyet hakkında:
“Müşrikler meleklere, İsa'ya (aleyhisselam) ve Üzeyr'e (aleyhisselam) taparlardı" dedi.
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler..." âyetini açıklarken:
“Burada İsa (aleyhisselam), annesi ve Üzeyr (aleyhisselam) kastedilmektedir" dedi.
Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Onların yalvarıp durdukları kişiler..." âyetini açıklarken:
“Burada İsa (aleyhisselam), Üzeyr (aleyhisselam), Güneş ve Ay kastedilmekteir" dedi.
Tirmizî ve İbn Merdûye'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah'tan vesileyi isteyiniz" buyurmuştur. Ashâb:
“Vesile nedir?" diye sorunca da:
“Allah'a yaklaşmaktır" buyurdu ve:
“Onların yalvarıp durdukları kişiler, Rablerine hangisi daha yakın diye vesile ararlar.. ." âyetini okudu.
58
"Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helâk edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitâb'da yazılmış bulunuyor"
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helâk edeceğiz..." âyetini açıklarken:
“Onları ya helak edecek ya da azaplandıracaktır. Yeryüzünde hiçbir memleket yoktur ki mutlaka öldürülme veya başka belalara maruz kalacaktır" dedi.
İbn Cerîr'in, Simâk b. Harb vasıtasıyla bildirdiğine göre Abdurrahman b. Abdillah:
“Bir memlekette zina ve faiz zuhur ettiği zaman, Allah o memleketin helak olmasına izin verir" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbrâhîm et-Teymî:
“...İşte bu, Kitâb'da yazılmış bulunuyor" âyetini açıklarken:
“Burada "Kitâb" ifadesiyle Levh'i-Mahfuz kastedilmektedir" dedi.
59
"Bizim âyet göndermemize mani olan şey, ancak evvelkilerin onu yalanlamış olmalarıdır. Semud kavmine görünen dişi deve verdik. Sonra ona zulmettiler. Biz, âyetleri korkutmaktan başka bir şey için göndermeyiz"
Ahmed, Bezzâr, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye, Delâil'de Beyhakî ve el-Muhtâre'de Diyâ'nın bildirdiğine göre İbn Abbâs şöyle demiştir: Mekke ahalisi, Hazret-i Peygamber'den (sallallahü aleyhi ve sellem) kendileri için Safa tepesini altına çavirmesini ve ekmeleri için etrafındaki dağları bir tarafa çekmesini istediler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem):
“İstersen onlara zaman ver, istersen istediklerini verelim. Ancak istediklerini verdikten sonra küfrederlerse kendilerinden önceki ümmetleri helak ettiğim gibi kendilerini de helak ederim" diye vahyedildi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Evet, onlara zaman vermek isterim" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Bizim âyet göndermemize mani olan şey, ancak evvelkilerin onu yalanlamış olmalarıdır" âyetini indirdi.
Ahmed ve Beyhakî'nin Delâil'de bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Kureyş'liler, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bizim için Rabbine dua et de Safa tepesini bize altına çevirsin. O zaman sana iman ederiz" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“İman edecek misiniz?" diye sorunca:
“Evet iman edeceğiz" karşılığını verdiler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) dua edince, Cibrîl gelip:
“Rabbin sana selam eder ve: «Eğer istersen Safa tepesi altın olarak sabahlarlar. Ancak bundan sonrada küfredenleri âlemlerden hiç kimseyi azaplandırmadığım bir şekilde azaplandırırım. İstersen de onlara tövbe ve rahmet kapısını açarım» buyurur" dedi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Evet, tövbe ve rahmet kapısını isterim" dedi.
Beyhakî'nin Delâil'de bildirdiğine göre Rabî' b. Enes der ki: İnsanlar, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Sâlih (aleyhisselam) ve diğer peygamberler gibi bize mucizelerle gelsen" deyince:
“Eğer isterseniz Allah'a dua ederim ve istediğinizi indirir. Ancak sonra da inkâr ederseniz helak olursunuz" buyurdu. Bunun üzerine:
“Hayır, istemiyoruz" dediler.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde der ki:
“Mekke ahalisi, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Eğer dediğin doğru ise ve iman etmemiz seni mutlu edecekse Safa tepesini bizim için altına çevir" dedi. Bunun üzerine Cibrîl, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“İstersen kavminin istediğini veririz. Ancak bundan sonra da iman etmeyecek olurlarsa onlara rahmet bakışıyla bakılmayacaktır. İstersen de onlara mühlet verelim" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Evet, onlara mühlet vermek isterim" dedi.
Bunun üzerine Yüce Allah:
“Bizim âyet göndermemize mani olan şey, ancak evvelkilerin onu yalanlamış olmalarıdır. Semud kavmine görünen dişi deve verdik. Sonra ona zulmettiler. Biz, âyetleri korkutmaktan başka bir şey için göndermeyiz" âyeti ile:
“Onlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler?" âyetini indirdi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“Bizim âyet göndermemize mani olan şey, ancak evvelkilerin onu yalanlamış olmalarıdır" âyetini açıklarken:
“Bu, sizin için bir rahmettir ey ümmet! Eğer mucizeler gönderilmiş olsaydı ve siz ondan sonra da inkâr etmiş olsaydınız sizden öncekilere gelen azap sizlere de gelecekti" dedi.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid bu âyet hakkında:
“Kendisine mucize gelip te inkâr eden hiçbir ülke yoktur ki mutlaka azaplandırılmıştır" dedi. "...Semud kavmine görünen dişi deve verdik..."âyeti hakkında ise:
“Burada mucize kastedilmektedir" dedi.
İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş-Şeyh'in el-Azame'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Biz, âyetleri korkutmaktan başka bir şey için göndermeyiz" âyetini açıklarken:
“Burada ölüm kastedilmektedir" dedi.
Saîd b. Mansûr, Zühd'de Ahmed, Zikru'l-Mevt'te İbn Ebi'd-Dünyâ, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“Biz, âyetleri korkutmaktan başka bir şey için göndermeyiz" âyetini açıklarken:
“Burada ani olan ölüm kastedilmektedir" dedi.
İbn Ebî Dâvud'un el-Ba's'ta bildirdiğine göre Katâde:
“Biz, âyetleri korkutmaktan başka bir şey için göndermeyiz" âyetini açıklarken:
“Burada korkutan şeylerden birinin de ölüm olduğu kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:
“Biz, âyetleri korkutmaktan başka bir şey için göndermeyiz" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Belki insanlar ibret alır veya hatırlar veya döner diye Allah dilediği âyetleriyle insanları korkutur. Bize nakledildiğine göre İbn Mes'ûd zamanında Küfe sallanmış ve İbn Mes'ûd:
“Ey insanlar! Rabbiniz ibret alasınız diye öyle yapmaktadır. Siz de bundan ibret alın" demiştir.
60
"Hani sana: «Rabbin, insanlan çepeçevre kuşatmıştır» demiştik. Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'ân'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik. Biz onları korkuturuz da, bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz."
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“Hani sana: «Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır» demiştik" âyetini açıklarken:
“Seni insanlardan korumuştur, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır, demiştik..." âyetini açıklarken:
“Onlar Allah'ın avucu içindedir" dedi.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır, demiştik..." âyetini açıklarken:
“Rabbin onları kuşatmış, seni onlardan men etmiş ve görevini yerine getirinceye kadar seni onlardan korumuştur" dedi.
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Ahmed, Buhârî, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Delâil'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'ân'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik..." âyetini açıklarken:
“Burada Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) İsrâ gecesi, Beytü'l-Makdis'e götürüldüğü zaman uykuda değil de gözüyle gördüğü şeyler kastedilmektedir. Lanetlenen ağaç ise zakkum ağacıdır" dedi.
Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre Ebû Mâlik:
“Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'ân'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik" âyetini açıklarken:
“Beytü'l-Makdis'e kadar olan yolda Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gösterilen şeyler kastedilmektedir" dedi.
İbn Sa'd, Ebû Ya'la ve İbn Asâkir, Ümmü Hâni'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) İsrâ gecesi götürüldüğünde, sabahladığı zaman gördüklerini Kureyş'ten bir gruba anlattı ve onlar alay ederek kendisinden deliller istediler. Onlara Beytü'l-Makdis'i vasfedip kervan olayını anlattı. Velîd b. el- Muğîre:
“Bu, bir sihirbazdır" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'ân'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik..." âyetini indirdi.
İbn İshâk, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in, Hasan(-ı Basrî)'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) İsrâ gecesi götürüldüğünde, sabahladığı zaman gördüklerini bir gruba anlattı. Bazı kişiler kendisini yalanlayınca, Yüce Allah:
“Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'ân'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik.." âyetini indirdi.
İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyet hakkında:
“Burada Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) İsrâ gecesi, Beytü'l-Makdis'te gördükleri kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:
“Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'ân'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik..." âyetini açıklarken:
“Allah ona Beytü'l-Makdis'e giderken mucizelerden ve ibretlik şeylerden bazı şeyler gösterdi. Bize nakledildiğine göre İslam'dan çıkıp mürted olan bazi kişilere Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Beytü'l-Makdis'e götürülüşünü anlattığı zaman bunu inkar edip yalanladılar ve şaşırarak:
“Bize iki aylık bir mesafeyi bir gecede gidip geldiğini mi söylüyorsun?" dediler.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Sehl b. Sa'd der ki:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) filan oğullarının minberde maymunlar gibi birbirlerinin üzerine sıçradıklarını görmüş ve bu, hoşuna gitmemişti. Sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ölene kadar bir daha gülmemişti. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'ân'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik" âyetini indirdi.
İbn Ebî Hâtim'in, İbn Amr'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Hakem b. Ebî'l-Âs'ı ve oğullarım minberde maymun gibi birbirlerinin üzerine sıçrarlarken gördüm" buyurmuştur. Bu sebeple Yüce Allah:
“Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'ân'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik. Biz onları korkuturuz da, bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz" âyetini indirdi.
İbn Ebî Hâtim'in, Ya'lâ b. Murre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bana, Umeyye oğullarının yeryüzünde minberler üzerinde oldukları gösterildi Onlar size sahip olacak ve onların kötülükte becerikli kişiler oladuklarını göreceksiniz" buyurdu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bundan dolayı da çok üzülmüştü. Bunun üzerine Allah:
“Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'ân'da lanetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik..." âyetini indirdi.
İbn Merdûye'nin, Hasan b. Ali'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) üzüntülü bir şekilde sabahlamıştı. Kendisine:
“Yâ Resûlallah! Neyin var?" denilince:
“Rüyamda bana, Umeyye oğullarının bu minberimde birbirlerinin arkasına geçtiği (birbirlerinin üzerine sıçradıkları) gösterildi" buyurdu. Ashâb:
“Yâ Resûlallah! Üzülme, bu (gördüğün) onların dünyalığıdır" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'ân'da lanetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik" âyetini indirdi.
İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye, Delâil'de Beyhakî ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Saîd b. el- Müseyyeb der ki: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Umeyye oğullarını minberlerin üzerinde gördü ve bu durum kendisini üzdü. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Bu (gördüklerin) onlara verilecek olan dünyalıktır" diye vahyederek kendisini müjdeledi. "Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'ân'da lanetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik..." âyeti da bunu anlatmaktadır. Yani (bu durumu) insanları imtihan emek için getirdik mânâsındadır.
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Hazret-i Âişe, Mervân b. el-Hakem'e:
“Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) babana ve dedene: «Siz Kur'ân'da lanetlenmiş olan ağaçsınız» dediğini işittim" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'ân'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik. Biz onları korkuturuz da, bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz" âyetini açıklarken:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'de iken rüyasında ashâbıyla beraber Mekke'ye girdiğini gördü. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanından önce Mekke'ye gitmiş ve müşrikler kendisini geri döndürmüştü. Bazı kişiler:
“Daha önce bize Mekke'ye gireceğini söylemişti. Ancak geri döndürüldü" dediler. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) geri dönüşü onları fitneye düşürmüştü" dedi.
İbn İshâk, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Ba's'ta Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Kureyş'lileri korkutmak için zakkum ağacını anlattığı zaman Ebû Cehil:
“Ey Kureyş topluluğu! Muhammed'in sizi kendisiyle korkuttuğu zakkum ağacının ne olduğunu biliyor musunuz?" dedi. Kureyş'liler:
“Hayır, bilmiyoruz" deyince:
“Bu kaymağıyla beraber Yesrib hurmasıdır. Eğer orayı ele geçirirsek ondan zıkkımlanacağız" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Şüphesiz, zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir" âyetleri ile:
“Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'ân'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik..." âyetini indirdi.
İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Kur'ân'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Bu, Kureyş'lilerin kendisiyle korkutulduğu zakkum ağacıdır. Ebû Cehil:
“İbn Ebî Kebşe bizi zakkum ağacı ile korkutmaktadır" dedi. Sonra hurma ile kaymak getirterek:
“Bana yedirin" demeye başladı. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır" âyeti ile:
“...Biz onları korkuturuz da, bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz" âyetini indirdi.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:
“Bu «Lanetlenmiş ağaç» mânâsındadır. Çünkü Allah: «Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır» buyurmuştur. Şeytanlarda lanetlenmiştir" dedi.
İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Korkuturuz..." ifadesini açıklarken:
“Burada zakkum ağacıyla Ebû Cehil'in korkutulması kastedilmektedir" dedi. "Bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz" âyeti hakkında ise:
“Burada da Ebû. Cehil'in azgınlığının artması kastedilmektdir" dedi.
61
Bkz. Ayet:64
62
Bkz. Ayet:64
63
Bkz. Ayet:64
64
"Meleklere: «Âdem'e secde edin» demiştik, İblis ten başka hepsi secde etmiş, o ise: «Çamurdan yarattığına mı secde edeceğim?» demişti. «Benden üstün kıldığını görüyor musun? Kıyamet gününe kadar beni ertelersen, and olsun ki, azı bir yana, onun soyunu kendi buyruğum altına alacağım» demişti. Allah: «Haydi git! Onlardan sana kim uyarsa bil ki, cehennem hepinizin cezası olur, hem de tam bir ceza» dedi. Onlardan gücünün yettiği kimseleri davetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ; mallarına, evlâtlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun. Şeytan, insanlara, aldatmadan başka bir şey vaadetmez"
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde bu âyet hakkında şöyle dedi: İblis, Allah'ın, Âdem'e (aleyhisselam) vermiş olduğu üstünlüklere hased edip:
“Ben ateşim, o ise topraktır" dedi. İşte o zaman büyük günahlar başladı.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: İblis:
“Âdem topraktan ve çamurdan zayıf olarak yaratıldı. Ben ise her şeyi yakan ateşten yaratıldım. "Onun soyunu kendi buyruğum altına alacağım" dedi ve haklarında düşündüğünü yerine getirmeye çalıştı.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: ifadesini açıklarken:
“Onun soyuna hâkim olacağım, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken:
“Onun soyunu kendi buyruğum altına alacağım, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: (.....) âyetini açıklarken:
“Onun soyunu saptıracağım, mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken:
“Burada tam bir ceza kastedilmektedir" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Cehennem hepinizin cezası olur, hem de tam bir ceza, dedi" âyetini açıklarken:
“Cehennemin azabı, kafire çokça verilecek ve daha sonrası için onlara bir şey saklanmayacaktır" dedi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Onlardan gücünün yettiği kimseleri dâvetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ; mallarına, evlâtlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun" âyetini açıklarken:
“Allah'a karşı masiyete davet eden her kişinin daveti İblis'in davetidir. Allah'a karşı masiyette olan her süvari İblis'in süvarisi, Allah'a karşı masiyette olan her kişi İblis'in yayalarıdır. Allah'a karşı masiyette kullanılan her mal da İblis'in malıdır. Evlatlar ifadesiyle de çocuklarından öldürdükleri ve haramla onlarla beraber oldukları kastedilmektedir" dedi.
Firyâbî, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ; mallarına, evlâtlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun" âyetini açıklarken:
“Burada Allah'a karşı masiyette giden her süvari, Allah'a karşı masiyette giden her kişi, haksız yere alınan bütün mallar ve zinadan doğma çocuklar kastedilmektedir" dedi.
Saîd b. Mansûr, Zetnmü'l-Melâhi'de İbn Ebi'd-Dünyâ, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Onlardan gücünün yettiği kimseleri dâvetinle şaşırt..." âyetini açıklarken:
“Şarkılarla, zurnalarla, oyalayıcı ve batıl şeylerle gücünün yettiği kişileri şaşırt, mânâsındadır" dedi. "Süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ..."âyeti hakkında ise:
“Burada Allah'a karşı masiyette olan her süvari ve her yaya kişi kastedilmektedir" dedi. "Evlâtlarına ortak ol..." âyetini açıklarken ise:
“Burada da zinadan doğma çocuklar kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Mallarına, evlâtlarına ortak ol..." âyetini açıklarken:
“Mallarla kendilerine haram kıldıkları hayvanlar, evlatlarla da zinadan doğma çocuklar kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken:
“Mallarına ortak olmaları tâğutlarına Bahîre, Sâibe ve Vasîle gibi hayvanları adamalarıdır. Onlarla evlatlarına ortak olmaları ise çocuklarına Abdu'l-Hâris ve Abdu'ş-Şems gibi isimler takmalarıdır" dedi.
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Enes der ki: İblis:
“Ey Rabbim! Âdem yüzünden beni lanetleyip Cennet'ten çıkardın. Ancak ona senin (iznin)le güç yetirebilirim" deyince, Allah:
“Ona musallat ol" buyurdu. İblis:
“Ey Rabbim! Arttır" deyince de ona:
“Süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ; mallarına, evlâtlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun" buyurdu.
Şuabu'l-İmân'da Beyhakî ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Sabit der ki: Bana nakledildiğine göre İblis:
“Ey Rabbim! Âdem'i yarattın ve onunla aramızda düşmanlık kıldın. Beni ona musallat kıl" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Onların göğüsleri senin meskenindir" buyurdu. İblis:
“Ey Rabbim! Arttır" deyince:
“Âdem'in her çocuğu olmasında senin on çocuğun olacaktır" buyurdu. İblis yine:
“Ey Rabbim! Arttır!" deyince:
“Onların bedenlerinde kan gibi dolaşabilirsin" buyurdu. İblis yine:
“Ey Rabbim! Arttır!" deyince:
“Süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ; mallarına, evlâtlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun" buyurdu. Âdem (aleyhisselam), İblis'i Rabbine şikayette bulunarak:
“Ey Rabbim! İblis'i yarattın, onunla aramızda düşmanlık ve kin kılarak onu bana musallat ettin. Ben de ona karşı ancak senin yardımınla güç yetirebilirim" dedi. Bunun üzerine Allah:
“Her çocuğun olmasında ona, kendisini kötülerden koruyacak iki melek görevlendireceğim" buyurdu. Âdem (aleyhisselam):
“Ey Rabbim! Arttır!" deyince:
“Her iyiliğin karşılığı on misli verilecektir" buyurdu. Âdem (aleyhisselam) yine:
“Ey Rabbim! Arttır!" deyince:
“Gargara anına gelmedikçe çocuklarından her kişinin tövbesini kabul edeceğim" buyurdu.
65
"Doğrusu Benim mümin kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz. Rabbin vekil olarak yeter"
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Doğrusu Benim mümin, kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz..." âyetini açıklarken:
“Kendilerine Cenneti takdir etmiş olduğum kişilerin işledikleri günahları mutlaka affederim. Senin onlar üzerinde bir hâkimiyetin yoktur, mânâsındadır" dedi.
66
Bkz. Ayet:69
67
Bkz. Ayet:69
68
Bkz. Ayet:69
69
"Rabbiniz, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için denizde gemiler yürütendir. Şüphesiz O, size karşı çok merhametlidir. Denizde bir sıkıntıya düştüğünüz zaman, Allah'tan başka yalvardıklarınız kaybolup gider, fakat O sizi karaya çıkararak kurtarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan pek nankördür. Onun karada da, sizi yere batırmasından veya başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Sonra kendinize bir koruyucu da bulamazsınız. Yoksa sizi tekrar denize döndürüp, üzerinize ortalığı yıkan bir fırtına gönderip, inkarlarınızdan ötürü sizi suda boğmasından güvende misiniz? O zaman bize soru soracak bîr yardıma da bulamazsınız"
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini açıklarken:
“Burada «yucri» ifadesiyle yürütmek kastedilmiştir" dedi.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken:
“Sizin için denizde gemiler yürütür, mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Atâ' el-Horasânî: (.....) ifadesi gemiler mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Evzaî:
“Şüphesiz O, size karşı çok merhametlidir" âyetini açıklarken:
“Bu âyet, müşrikler hakkında nâzil olmuştur" dedi.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:
“Burada taş yağmuru kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken:
“Burada Allah'ın gökten taşlar göndermesi kastedilmektedir" dedi. "Sonra kendinize bir koruyucu da bulamazsınız" âyeti hakkında ise:
“Kendinize ne koruyucu, ne de yardımcı bulamazsınız, mânâsındadır" dedi. (.....) âyetini açıklarken:
“Sizi tekrar denize döndürüp (üzerinize ortalığı yıkan bir fırtına gönderip, inkârlarınızdan ötürü sizi suda) boğmasından güvende misiniz, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Üzerinize ortalığı yıkan bir fırtına gönderip..." âyetini açıklarken:
“Burada onları denizde boğup helak edecek fırtına kastedilmektedir" dedi.
Ebû Ubeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Abdirrahman b. Amr:
“Kasırga ve fırtına denizdedir" dedi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini açıklarken:
“Burada kasırga kastedilmektedir" dedi. (.....) âyeti hakkında ise:
“Yardımcı bulamazsınız, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) ifadesini açıklarken:
“Burada intikam (alacak bir yardımcı) kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“...O zaman bize soru soracak bir yardımcı da bulamazsınız" âyetini açıklarken:
“Bundan dolayı kimse bizi takip etmez, mânâsındadır" dedi.
70
"And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, teiniz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık."
Taberânî, Şuabu'l-İmân'da Beyhakî ve Târih'te Hatîb'in, Abdullah b. Amr'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kıyamet gününde Allah katında insandan daha değerli bir şey yoktur" buyurdu. Ashâb:
“Yâ Resûlallah! Meleklerde mi?" deyince:
“Evet meleklerde, çünkü melekler Güneş ve Ay gibi (ibadet etmeye) mecburdurlar" buyurdu.
Beyhakî'nin başka bir kanalla mevkuf olarak İbn Ömer'den bildirip "Doğrusu budur" dedi.
Beyhakî'nin Şuabu'l-İmân'da: bildirdiğine göre Ebû Hureyre:
“Allah katında mümin kişi meleklerden daha değerlidir" demiştir.
Taberânî'nin, İbn Amr'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Melekler: «Ey Rabbim! Âdemoğullarına dünyayı verdin. Onlar, dünyada yiyor, içiyor ve giyiyor. Biz de seni hamd ile tesbih ediyoruz. Ancak bir şey yemiyor, içmiyor ve bir şeyle eğlenmiyoruz. Dünyayı onların kıldığın gibi âhireti de bize kıl» dediler. Bunun üzerine Yüce Allah: «Kendi elimle yarattığım kişileri: «Ol!» dememle oluverenler gibi kılmam»" buyurdu.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Zeyd b. Eslem'den aynısını bildirir.
İbn Asâkir'in, Urve b. Ruveym vasıtasıyla Enes b. Mâlik'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Melekler: «Rabbimiz! Bizi ve Âdemoğullarını yarattın. Onları yemek yiyen, içecekler içen, giyecekler giyen, kadınlara yaklaşan, bineklere binen, uyuyan ve dinlenen kişiler kıldın. Dünyayı onların, âhireti de bizim kıl» dediler. Bunun üzerine Yüce Allah: «Kendi elimle yarattığım ve kendilerine ruhumdan üflediğim kişileri: «Ol!» dememle oluverenler gibi kılmam» buyurdu."
Beyhakî Şuabu'l-İmân'da aynısını Urve b. Ruveym'den mürsel olarak bildirir.
Beyhakî'nin el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Urve b. Ruveym vasıtasıyla Ensar'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Allah, Âdemoğlunu yarattığı zaman melekler: «Ey Rabbim! Onları yiyen, içen, evlenen ve binenler olarak yarattın. Dünyayı onların, âhireti de bizim eyle» dediler. Bunun üzerine Yüce Allah: «Kendi elimle yarattığım ve kendilerine' ruhumdan üflediğim kişileri: «Ol!» dememle oluverenler gibi kılmam» buyurdu."
Beyhakî'nin el-Esmâ ve's-Sıfât'ta başka bir kanalla Urve b. Ruveym el- Lahmî'den, onun da Câbir b. Abdillah'dan bildirdiğine göre "Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu" dedi ve bir önceki hadise benzer bir rivayette bulundu. Ancak "Binenler" ifadesi yerine:
“Atlara binerler" buyurmuş ve "...Ona ruhumdan üflediğim" kısmını zikretmemiştir.
İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Şuabu'l- İmân'da değişik kanallarla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık..." âyetini açıklarken:
“Onları elleriyle yiyenlerden kıldık. Diğer yaratıklar ise direk ağızlarıyla yerler, mânâsındadır" dedi.
Hâkim Târih'te ve Deylemî'nin, Câbir b. Abdillah'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık..." âyetini açıklarken:
“însanoğullarının şerefli kılınması parmaklarıyla yemek yemesidir" buyurdu.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbn Ömer der ki. "Bir belaya düçar olmuş bir kişiyi gören kişi: «Seni mubteli kıldığı şeyde beni sağlıklı kılan, beni senden ve birçok insanlardan daha sağlıklı kılan Allah'a hamd olsun» derse, mutlaka Allah ona afiyet verir ve onu ömrü boyunca o beladan korur. "
Ebû Nuaym ve Beyhakî'nin Delâil'de İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Allah.yedi kat gökleri yaratıp en yükseğini seçti ve yarattıklarından dilediğini oraya yerleştirdi. Yine yedi kat yerleri yarattı en yükseğini seçti. Orada da yarattıklarından dilediğini yerleştirdi. Sonra yaratıkları yarattı ve içlerinde Âdem'i (aleyhisselam) seçti. Âdemoğullarından da Arapları, Araplardan Mudar'ı, Mudar'dan Kureyş'i, Kureyş'ten Hâşim oğullarını seçti. Sonra Hâşim oğullarından beni seçti. Ben de seçilenlerin içinden seçilenim,"
71
Bkz. Ayet:72
72
"Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız. O gün, kimin amel defteri sağ eline verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve en küçük bîr haksızlığa uğratılmayacaklar. Kim bu dünyada körlük ettiyse âhırette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır"
İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız..." âyetini açıklarken:
“Burada önderler ifadesiyle hidayete erdiren liderlerle sapıklığa götüren önderler kastedilmektedir" dedi.
İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Târih'te Hatîb'in bildirdiğine göre Enes:
“Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız.." âyetini açıklarken:
“Burada önderlerinden kasıt peygamberleridir" dedi.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid aynısını bildirir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız..." âyetini açıklarken:
“Burada önderlerinden kasıt, amel defterleridir" dedi.
İbn Merdûye'nin, Hazret-i Ali'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız..." âyetini açıklarken:
“Her kavim kendi zamanlarının lideri, rablerinin kitabı ve peygamberlerinin sünneti ile çağrılacaltır" buyurdu.
Tirmizî, Bezzâr, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Hâkim ve İbn Merdûye'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Biri çağrılır ve (hesap) kitabı sağ eline verilir. Boyu altmış arşın uzatılır ve yüzü ak edilir. Başına parıldayan incilerden taç konulur ve arkadaşlarına doğru gider. Arkadaşları kendisini uzaktan görünce:
“Allahım! Onu bize ulaştır ve onu bize bereketli kıl" derler. Yanlarına vardığında:
“Müjdeler olsun! Sizden her kişiye bunun gibisi vardır" der. Ancak kafirin yüzü karartılıp Âdem'in sûreti gibi boyu altmış arşın uzatılır. Sonra başına taç konulur. Arkadaşları onu görünce:
“Bunun şerrinden Allah'a sığınırız. Allahım! Bizi onunla bir araya getirme" derler. Bu kişi arkadaşlarının yanına vardığında onlar:
“Allahım! Onu bizden uzaklaştır" deyince, o:
“Allah sizi uzaklaştırsın. Sizden her kişiye bunun gibisi vardır" karşılığını verir.
Firyâbî ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime der ki: Yemen ahalisinden bir grup İbn Abbâs'a geldi ve bir kişi:
“Kim bu dünyada körlük ettiyse âhirette de kördür..." âyetini gördün mü?" deyince, İbn Abbâs:
“Meseleyi anlayamadım, daha önceki âyeti oku" dedi. "Rabbiniz, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için denizde gemiler yürütendir..." kısmından:
“And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık" kısmına kadar okuyunca, İbn Abbâs:
“Gözü ile gördüğü bu nimetlere karşı kör olan kişinin âhiret gözü ile bu nimetleri bir daha göremeyeceği ve dünyadakinden daha sapık biri olacağı bildirilmektedir" dedi.
İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in el-Azame'de, Dahhâk vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Kim bu dünyada körlük ettiyse âhirette de kördür..."âyetini açıklarken:
“Dünyada iken kudretimden, gökyüzünde ve yeryüzünde yarattıklarımdan, dağlardan, denizlerden, insanlardan, hayvanlardan ve buna benzer şeylerden gördüklerine karşı kör olan kişi âhirette de vasfettiğim gibi göremeyecek ve yol bakımından da daha sapık olacaktır" dedi.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Dünyada iken Allah'ın kudretini görmeye karşı kör olan kişi âhirette de kör kalacaktır" dedi.
Ebu'ş-Şeyh'in el-Azame'de bildirdiğine göre Katâde bu âyet hakkında şöyle dedi:
“Güneş ve Ay'dan, geceden ve gündüzden gördüğü delillere karşı inanmayıp kör kalan kişi görmediği şeylere hiç inanmaz ve daha da sapıtır" dedi.
73
Bkz. Ayet:75
74
Bkz. Ayet:75
75
"Az kalsın seni bile, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira edesin diye fitneye düşüreceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi. Sana sebat vermemiş olsaydık, and olsun ki, az da olsa onlara meyledecektin. İşte o zaman sana, hayatın da, ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın"
İbn İshâk, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Umeyye b. Halef, Ebû Cehl b. Hişâm ve Kureyş'ten bazı kişiler Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiler ve:
“Gel ilahlarımıza el sür, biz de senin dinine girelim" dediler. O zamanda da Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) kavminden ayrılmak zor geliyor ve onların Müslüman olmasını istiyordu. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara karşı yumuşayınca Yüce Allah:
“Az kalsın seni bile, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira edesin diye fitneye düşüreceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi. Sana sebat vermemiş olsaydık, and olsun ki, az da olsa onlara meyledecektin. İşte o zaman sana, hayatın da, ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın" âyetlerini indirdi.
İbn Merdûye, Câbir b. Abdillah'tan aynısını bildirir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Haceru'l-Esved'i sıvazlarken, Müşrikler:
“İlahlarımızı meshetmedikçe Haceru'l-Esved'i meshetmene izin vermeyeceğiz" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ne var ki? Eğer bunu yapacak olsam bile Allah içimi biliyor" buyurdu. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Az kalsın seni bile, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira edesin diye fitneye düşüreceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi. Sana sebat vermemiş olsaydık, and olsun ki, az da olsa onlara meyledecektin. İşte o zaman sana, hayatın da, ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın" âyetlerini indirdi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Şihâb der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) tavaf ettiği zaman Müşrikler kendisine:
“İlahlarımız sana zarar vermesin diye onları meshet" derlerdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu yapmaya yakınken Yüce Allah:
“Az kalsın seni bile, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira edesin diye fitneye düşüreceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi" âyetini indirdi.
İbn Ebî Hâtim'in, Cübeyr b. Nufeyr'den bildirdiğine göre Kureyş'liler Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Eğer sen bize peygamber olarak gönderilmiş biri isen, sana tâbi olan aşağılık insanları ve köleleri yanından uzaklaştır. O zaman biz senin dostların oluruz" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onların isteğine meyledince Yüce Allah ona:
“Az kalsın seni bile, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira edesin diye fitneye düşüreceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi" âyetini vahyetti.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Muhammed b. Ka'b el-Kurazî der ki: Yüce Allah:
“Andolsun yıldıza, inerken" âyetini indirince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara:
“Siz de gördünüz değil mi Lât ve Uzza'yı" âyetini okudu. Şeytan bunun üzerine:
“O, çok güzellerin şefaati temenni edilir" diye iki kelime daha ekledi. Sonra Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) sûreyi sonuna kadar okudu ve secde etti. Allah:
“Az kalsın seni bile, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira edesin diye fitneye düşüreceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi" âyetini indirince Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sürekli kederli ve üzüntülü kaldı. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Senden önce hiçbir resul ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.
İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Sakif kabilesi Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bize bir yıl fırsat ver. İlahlarımıza gelen hediyeleri toplarız ve Müslüman olup ilahlarımızı kırarız" dediler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara bir yıl daha mühlet vermeye niyet edince:
“Az kalsın seni bile, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira edesin diye fitneye düşüreceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi" âyeti indi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Hayatın da, ölümün de katmerli acılarını tattırırdık..." âyetini açıklarken:
“Burada dünya ve âhiret azabının iki katı kastedilmektedir" dedi.
Beyhakî'nin Azâbu'l-Kabr'da bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“...Hayatın da... katmerli acılarını tattırırdık..." âyetini açıklarken:
“Burada kabir azabı kastedilmektedir" dedi.
Beyhakî'nin bildirdiğine göre Atâ':
“...Hayatın da... katmerli acılarını tattırırdık..." âyetini açıklarken:
“Burada kabir azabı kastedilmektedir" dedi.
76
Bkz. Ayet:77
77
"Seni o yerden (Mekke'den) sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı. Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimiz hakkındaki kanun böyledir. Bizim kanunumuzda hiçbir değişme bulamazsın"
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cubeyr der ki: Müşrikler Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Peygamberler Şam'da otururdu, sen niye Medine'de kalıyorsun?" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) gitmeye niyetlenince Yüce Allah:
“Seni o yerden (Mekke'den) sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı" âyetini indirdi.
İbn Cerîr'in, Hadramî'den bildirdiğine göre Yahudilerden bazı kişiler Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Peygamberlerin toprakları Şam topraklarıdır. Bu topraklar ise peygamberler toprağı değildir" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Seni o yerden (Mekke'den) sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı" âyetini indirdi.
İbn Ebî Hâtim, Beyhakî Delâil'de ve İbn Asâkir'in Abdurrahman İbn Ganm'dan bildirdiğine göre Yahudiler Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Eğer sen peygamber isen Şam'a git. Orası mahşer yeri ve peygamberlerin yurdudur" dediler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onların dediklerini doğrulayarak Tebuk gazvesine çıktı. Fakat Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Şam'ı almak istiyordu. Tebuk'a vardığı zaman Yüce Allah İsrâ Sûresi inip bitmiş iken bu sûrede kendisine:
“Seni o yerden (Mekke'den) sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı. Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimiz hakkındaki kanun böyledir. Bizim kanunumuzda hiçbir değişme bulamazsın" âyetlerini indirdi. Medine'ye geri dönmesini emrederek:
“Senin hayatın, ölümün ve dirilişin orada olacaktır" buyurdu. Cibrîl kendisine:
“Rabbinden iste, çünkü her peygamberin bir dilek hakkı vardır" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ne dilememi istiyorsun?" karşılığını verdi. Cibrîl:
“De ki: Rabbim! Beni dahil edeceğin yere hoşnutluk ve esenlikle dahil et; çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkar. Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver" dedi. Bu âyetler Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) Tebuk'ten döndüğü zaman indirildi.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“Seni o yerden (Mekke'den) sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Mekke ahalisi Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'den çıkarmaya niyet ettiler ve çıkması için bazı şeyler yaptılar. Allah onları Bedir gününde helak etti. Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'den çıkmasından kısa bir zaman sonra Allah onları Bedir gününde helak etti. Allah'ın, peygamberlerine karşı gelenleri cezalandırma kanunu da işte bu şekildedir."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı" âyetini açıklarken:
“Burada azdan kasıt, Bedir gününde onları helak etmesiydi. Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) sonra az bir zaman kalma süreleri de bu kadar idi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddîbu âyeti açıklarklen:
“Az bir zaman demek, on sekiz ay demektir" dedi.
78
"Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namaz kıl; sabah vakti de namaz kıl, zira sabah namazına melekler şahit olur."
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim ve İbn Merdûye'nin değişik kanallarla bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Güneşin batıya yönelmesi batması demektir. Araplar güneş battığı zaman: «Güneş batıya yöneldi» derler" dedi.
İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hazret-i Ali:
“Güneşin batıya yönelmesi batması demektir" dedi.
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Güneşin batıya yönelmesi, batması demektir" dedi.
İbn Merdûye'nin, Ömer b. el-Hattâb'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namaz kıl..." âyetini açıklarken:
“Güneşin zeval vaktinden sonra gecenin kararmasına kadar namaz kıl mânâsındadır" buyurmuştur.
Bezzâr, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Deylemî'nin zayıf bir isnâdla bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Güneşin batıya yönelmesi, zeval vaktinden sonrası demektir" buyurmuştur.
Mâlik el-Muvatta'da, Abdurrezzâk, Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Ömer:
“Güneşin batıya yönelmesi, zeval vaktinden sonrası demektir" dedi.
Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre İbn Ömer:
“Güneşin batıya yönelmesi, gündüzün yansından sonra batıya yönelmesidir" dedi.
Saîd b. Mansûr ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Güneşin batıya yönelmesi, zeval vaktinden sonrası demektir" dedi.
İbn Ebî Şeybe ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Güneşin batıya yönelmesi..." âyetini açıklarken:
“Burada gölgelerin oluşmaya başlamasından sonraki zaman kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr'in, Ebû Mes'ûd Ukbe b. Amr'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Cibrîl Güneş'in batıya yöneldiği zaman, zeval vaktinde bana geldi ve öğle namazını bebarer kıldık" buyurdu.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ebû Berze el-Eslemî:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zeval vaktinden sonra öğle namaznı kılardı" dedi ve:
“Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namaz kıl..." âyetini okudu.
İbn Sa'd, İbn Ebî Şeybe ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Mücâhid der ki:
“Kays b. es-Sâib'in malına bakardım. O:
“Güneş batıya yöneldi mi?" diye sorduğunda:
“Evet" diye cevap verirsem öğle namazını kılardı" derdi.
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre, Enes:
“Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) öğle namazını güneş batıya yöneldiği zaman kılardı" dedi.
Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“...Gecenin kararmasına kadar namaz kıl..." âyetini açıklarken:
“Burada yatsı namazı kastedilmektedir" dedi.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Gecenin kararması..."âyetini açıklarken:
“Burada gecenin karanlıklarla birleşmesi kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Gecenin kararması..."âyetini açıklarken:
“Burada gecenin başlaması kastedilmektedir" dedi.
İbnu'l-Enbârî el-Vakfta bildirdiğine göre Nafi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a:
“Bana: (.....) âyetini açıklar mısın? Ğasek ifadesi ne anlamdadır?" deyince, İbn Abbâs şu karşılığı verdi:
“Gecenin karanlıklara girmesi demektir. Züheyr b. Ebî Selmâ bu konuda:"
"Gece karanlığı çökene kadar :
Bileri cebinde oyalanıp durdu" demiştir."
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Mücâhid:
“Güneşin yönelmesi zeval vaktini geçmesi, gece karanlığı ise Güneş'in batmasıdır" dedi.
Abdurrezzâk'in bildirdiğine göre Ebû Hureyre:
“Güneşin yönelmesi zeval vaktini geçmesi ve semanın ortasını (batıya doğru) geçmesidir. Gece karanlığı ise batmasıdır" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:
“Burada sabah namazı kastedilmektedir" dedi.
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken:
“Burada sabah namazı kastedilmektedir" dedi.
Abdurrezzâk ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Atâ: (.....) âyetini açıklarken:
“(Kişi sabah namazını kılarken) melekler ve cinler o anda şahit olurlar, mânâsındadır" dedi.
Ahmed, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Şuabu'l-İmân'da Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Zira sabah namazına melekler şahit olur" âyetini açıklarken:
“Kişi sabah namazım kılarken gece melekleri ve gündüz melekleri şahit olur. Yani (gece ve gündüz melekleri) o anda bir araya gelirler" buyurmuştur.
Abdurrezzâk, Buhârî, Müslim, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Gece melekleri ve gündüz melekleri sabah namazında bir araya gelirler" buyurmuştur. Sonra Ebû Hureyre:
“Dilerseniz: «Zira sabah namazına melekler şahit olur» âyetini okuyun" dedi.
Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Taberânî, İbn Mes'ûd'dan bildirir:
“Sabah namazında Allah'ın gece melekleri ve gündüz melekleri, yani gece bekçisiyle gündüz bekçisi şahit olur. Dilerseniz «Zira sabah namazına melekler şahit olur» âyetini okuyun. Gece ve gündüz melekleri iner (ve sabah namazına şahit olurlar, mânâsındadır."
Hakîm et-Tirmizî Nevâdiru'l-Usûl'da, İbn Cerîr, Taberânî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ebu'd-Derdâ der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Zira sabah namazına melekler şahit olur» âyetini okudu ve:
“Sabah namazına Yüce Allah ile gece ve gündüz melekleri şahit olur" dedi.
Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre Katâde:
“...Zira sabah namazına melekler şahit olur" âyetini açıklarken:
“Sabah namazına gece ve gündüz melekleri şahit olur" dedi.
İbn Ebî Şeybe'nin Kâsım'dan bildirdiğine göre babası der ki:
“Abdullah b. Mes'ûd sabah namazı için mescide girdi. Ancak bir topluluğun sırtını kıbleye dayadığını görünce, onlara:
“Meleklerin namazı ile kıble arasından çekilin. Çünkü bu iki rekat, meleklerin namazıdır" dedi.
79
"Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan teheccüd namazı kıl. Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve es-Sâlât'ta Muhammed b. Nasr'ın bildirdiğine göre Alkame ve Esved:
“Teheccüd namazı uykudan kalkıp kılınan namazdır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“Teheccüd namazı, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) dışında herkes için neshedilmiştir" dedi.
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan teheccüd namazı kıl..." âyetini açıklarken:
“Bu namaz, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) has bir şeydir. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) teheccüd namazına kalkması emredildi ve bu namaz kendisine farz kılındı" dedi.
Taberânî M. el-Evsat'ta ve Beyhakî'nin Sünen'de Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Üç şey var ki, bana farz sizlere sünnettir. Bunlar vitir namazı, misvak kullanmak ve teheccüd namazıdır" buyurmuştur.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Muhammed b. Nasr ve Delâil'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid:
“Sana mahsus olarak fazladan teheccüd namaz kıl" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Teheccüd namazı size ait bir şey değildir. Bu, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) has bir şeydir. Çünkü Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) gelmiş geçmiş bütün günahları bağışlanmıştır. Kendisine yazılmışlarla beraber işlediği nafile ameller kendisi için farz gibidir. Bu amelleri günahlarına karşı kefaret olarak işlememektedir. Bu ameller kendisi için nafile ve fazlasıdır. Ancak insanlar böylesi amelleri farz olarak değil de günahlarına kefâret olarak işlemektedir. Bu sadece Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) için has bir Şeydir."
İbn Ebî Hâtim, Katâde'den aynısını bildirir.
İbnu'l-Münzir, Hasan(-ı Basrî)'den aynısını bildirir.
Muhammed b. Nasr'ın bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan teheccüd namaz kıl..." âyetini açıklarken:
“Fazladan teheccüd namazı sadece Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) has bir şeydir" dedi.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Muhammed b. Nasr'ın bildirdiğine göre Katâde:
“...Sana mahsus olarak fazladan teheccüd namaz kıl..." âyetini açıklarken:
“İtaat ve üstün bir derece için kıl mânâsındadır" dedi.
Ahmed, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Taberânî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ebû Umâme:
“...Sana mahsus olarak fazladan teheccüd namaz kıl..." âyetini açıklarken:
“Bu namaz Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) için nafile, sizin için üstün bir derecedir" dedi. Başka bir lafızda ise:
“Nafile namaz Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) has bir şeydir" şeklindedir.
Tayâlisî, İbn Nasr, Taberânî, İbn Merdûye, Şuabu'l-İmân'da Beyhakî ve Târih'te Hatîb'in bildirdiğine göre Ebû Umâme:
“Müslüman kişi abdest aldığı zaman hakkıyla abdest alırsa, oturduğu zaman günahları bağışlanmış olarak oturur. Eğer namaza kalkarsa, o, kendisi için bir üstünlük olur" dedi. Kendisine:
“Nafile namaz mı olur?" dediklerinde:
“Bu, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) için nafiledir. Kişi hatalar ve günahlar içinde giderken nasıl olur da nafile namaz olur? Ancak kendisi için üstünlük olur" karşılığını verdi.
Saîd b. Mansûr, Buhârî, İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Ömer der ki:
“İnsanlar kıyamet gününde gruplar halinde olurlar ve her grup kendi peygamberinin ardına düşerek:
“Ey filan! Bize şefaat et!" der. En sonunda herkes şefaat için Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelir. İşte o gün Allah, Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) Makam-ı Mahmûd'a iletecektir.
Ahmed, Tirmizî, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Delâil'de Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem):
“...Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir" âyetinin açıklaması sorulunca:
“Orası ümmetime şefaat edeceğim makamdır" buyurdu.
İbn Cerîr ve Beyhakî'nin Şuabu'l-İmân'da Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Makam-ı Mahmud şefaat yeridir" buyurmuştur.
İbn Cerîr, Taberânî ve İbn Merdûye'nin değişik kanallarla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir" âyetini açıklarken:
“Orası şefaat makamıdır" dedi.
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Sa'd b. Ebî Vakkâs der ki:
“Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) Makam-ı Mahmûd sorulunca:
“Makam-î Mahmud şefaat yeridir" buyurdu.
Ahmed, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Hâkim ve İbn Merdûye'nin, Ka'b b. Mâlik'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kıyamet gününde insanlar haşrolunduğu zaman ben ve ümmetim bir tepede olacağız. Orada Rabbim bana yeşil bir hırka giydirecektir. Sonra bana izin verecek ve ben Allah'ın dilediğince bir şeyler söyleyeceğim. İşte orası Makamı-ı Mahmud'dur" buyurmuştur.
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, İbn Merdûye ve Şuabu'l-İmân'da Beyhakî, Ali b. el-Hüseyn vasıtasıyla bildiriyor: İlim ehlinden bir kişinin bana naklettiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet gününde yeryüzü bir deri gibi serilecektir. Her kişinin ancak ayağını basacağı kadar bir yeri olacaktır. İnsanların içinde ilk olarak ben çağrılacağım ve secdeye kapanacağım. Bana izin verildiğinde: «Ey Rabbim! - Rahman'ın sağında bulunan ve daha önce Allah'ı asla görmeyen Cibrîl'i kastederek— Bu kişi senin tarafından bana elçi olarak gönderildiğini söyledi» diyeceğim. O zaman Cibril suskun kalıp konuşmayacak. Bunun üzerine Rab: «Doğru söyledin» buyuracak. Sonra bana şefaat için izin verildiğinde: «Ey Rabbim! Kulların sana yeryüzünün her tarafında ibadet ettiler» diyeceğim. İşte Makam-ı Mahmûd da budur.
İbn Ebî Şeybe, Bezzâr, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, İbn Merdûye, Hilye'de Ebû Nuaym, Ba's'ta Beyhakî ve el-Muttefik ve'l-Mufetrik'te Hatîb'in bildirdiğine göre Huzeyfe der ki: İnsanlar yüksek bir yerde toplanır, çağıran kişinin sesini işitirler, gözleri görmez olur ve anadan doğmuş gibi yalınayak ve çıplak bir durumda olurlar. Ayakta dururlar ve Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. O sırada:
“Ey Muhammed!" diye nida edilir. Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Buyur, emrindeyim! Tüm hayırlar senin elindedir. Şer senden değildir. Doğru yolda olan ancak senin hidayete erdirdiğindir. Kulun senin önünde sana dönüktür. Senden, tekrar sana dönmekten başka kurtuluş ve sığınak yoktur. Sen yüce ve ulusun. Ey evin Rabbi! Seni bütün eksikliklerden tenzih ederim" diyecektir. İşte bu, Makam-ı Mahmûd'dur.
Buhârî, İbn Cerîr, İbn Merdûye'nin, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştun "Güneş o kadar yaklaşacak ki insanların teri kulaklarına kadar ulaşacaktır. Onlar bu durumdayken Âdem'den (aleyhisselam) yardım isteyecekler. Âdem (aleyhisselam) ben buna sahip değilim" diyecektir." İbn Ömer der ki:
“Sonra Mûsa'dan (aleyhisselam) yardım isteyecekler, o da aynı cevabı verecektir. Sonra Muhammed'den (sallallahü aleyhi ve sellem) yardım isteyecekler, Muhammed de (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara şefaat edecek ve Allah insanlar arasında hüküm kılacaktır. Sonra da yürüyüp Cennet kapısının halkasını tutacaktır. İşte o zaman Yüce Allah Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) ve bütün cemaat ehlini Makam-ı Mahmud'a iletecektir.
Ahmed, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Hâkim ve İbn Merdûye'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ben (kıyamet gününde) Makam-ı Mahmûd'a çıkacağım" buyurdu. "Makam-ı Mahmûd ne demektir?" diye sorulunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“O, siz yalın ayakr çıplak, ve sünnetsiz bir şekilde getirildiğiniz zamandır. İlk olarak giydirilecek kişi İbrahim'dir. Allah: «Dostumu giydirin» buyurunca, tek parçadan oluşan iki beyaz elbise getirilip giydirilecektir ve Arş'ın karşısında oturacaktır. Sonra benim elbiselerim getirilecek, onları giyeceğim ve İbrâhîm'in sağında, daha önce hiç kimsenin durmadığı bir makamda duracağım. Öncekiler ve sonrakiler bana gıpta edecektir. Sonra da Kevser'den Havz'ıma bir nehir açılacaktır" buyurdu.
İbn Merdûye'nin Amr b. Şuayb vasıtasıyla babasından, onun da dedesinden bildirdiğine göre Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Rabbinin zikrettiği Makam-ı Mahmûd nedir?" diye sorulunca şöyle buyurdu:
“Allah kıyamet gününde insanları analarından doğmuş gibi çıplak ve sünnetsiz olarak haşredecektir. Büyük korku onları dehşete düşürecek ve büyük üzüntüler onları etkisi altına alacaktır. O zaman terleri ağızlarına kadar ulaşcak ve çetin zorluklar içinde kalacaklardır. Orada çağrılan ve kendisine giysi verilen ilk kişi ben olacağım. Sonra İbrâhîm çağrılacak ve Cennetten iki beyaz elbiseyle giydirilecektir. Sonra Kürsünün karşısında oturması emredilecektir. Ben de sağında kimsenin durmadığı makamda duracağım. Orada konuştuğumda dinlenecek ve şahadet ettiğimde beni doğrulayacaklardır. "
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Ömer der ki: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“...Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir" âyetini okudu. Yani Allah kıyamet gününde Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) tahta oturtacaktır.
Tirmizî, İbn Huzeyme ve İbn Merdûye'nin Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet gününde Âdem oğullarının efendisi benim ve bunda övünme yoktur. Hamd sancağı elimde olacaktır. Bunda bir övünme yoktur. O gün Âdem ve diğer bütün peygamberler sancağım altında olacaktır. Yer yarılıp da ilk çıkarılacak kişi de benim ve bunda övünme yoktur.
İnsanlar üç korku yaşayacak ve Âdem'e gidip: «Sen bizim atamızsın, Rabbinden bize şefaat dile» diyecekler. Bunun üzerine Âdem: «Ben günah işledim ve Cennetten yeryüzüne indirildim, siz Nuh'a gidin» diyecek. Nuh'a gittiklerinde: «Ben yeryüzü ahalisine beddua ettim ve helak oldular. Siz İbrahim'e gidin» diyecek. İbrahim'e gittiklerinde: «Musa'ya gidin» diyecek. Musa'ya gittiklerinde: «Ben bir cana kıydım. İsa'ya gidin» diyecek. İsa'ya gittiklerinde: «Allah'tan başka bana tapınıldı. Siz Muhammed'e gidin» diyecektir. Yanıma geldiklerinde onlarla beraber gidip Cennet kapısının halkasını tutarak kapıyı çalacağım. «Kimdir o?» denilince: «Muhammed'dir» cevabını vereceğim. Bana kapıyı açacaklar: «Merhaba!» diyecekler. Ben de secdeye kapanacağım. Allah'ın bana ilham ettiği şekilde, Allah'ı övüp hamd ve dua edeceğim. Bana: «Başını kaldır ve dile. İsteğin verilecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir. Söyle, dediğin işitilecektir» denilecek. İşte orası da Allah'ın: «Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir» diye zikrettiği Makam-ı Mahmud'dur."
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ebû Saîd:
“Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir" âyetini açıklarken:
“Allah iman ve kıble ahalisinden bir kavmi Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) şefaati ile cehennemden çıkaracaktır. İşte orası da Makam-ı Mahmud'dur" dedi.
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Câbir b. Abdillah, Cehennemden çıkarılacakları zikredince:
“Sen neden bahsediyorsun? Yüce Allah:
“Rabbimiz! Sen kimi Cehennem ateşine sokarsan, onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur" ve:
“...Oradan her çıkmak istediklerinde, oraya döndürülürler.." buyurmuştur" denildi. Câbir b. Abdillah:
“Siz Kurân'ı okumuyor musunuz?" deyince:
“Evet okuyoruz" karşılığını verdiler. Orada Makam-ı Mahmud'u işitmediniz mi?" deyince de:
“Evet işittik" dediler. Bunun üzerine:
“İşte orası Allah'ın dilediği kişileri Cehennemden çıkaracağı Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yeridir" dedi.
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Taberânî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre îbn Mes'ûd der ki:
“Allah şefaat için izin verecek ve Ruhü'l-Kudüs Cibrîl kalkacaktır. Sonra Allah'ın dostu İbrâhîm (aleyhisselam), sonra İsa (aleyhisselam) veya Mûsa (aleyhisselam) kalkacak ve dördüncü olarak da şefaat için Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kalkacaktır. Ondan sonra hiç kimse kendisi kadar şefaat etmeyecektir. İşte orası Allah'ın:
“Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir" zikretmiş olduğu gibi Makam-ı Mahmûd'dur."
İbn Merdûye'nin, Ebû Saîd'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Eğer Allah'tan isterseniz, beni, bana vad etmiş olduğu Makam-ı Mahmud'a iletmesini isteyin" buyurmuştur.
Buhârî'nin, Câbir b. Abdillah'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ezan sesini işiten kişi: «Ey bu tam davetin sahibi ve kılınacak namazın Rabbi, Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) vesile ve fazileti ver. O'nu kendisine vaadettiğin Makam-ı Mahmud'a eriştir» diye dua ederse, kıyamet gününde şefaat ona hak olur" buyurdu.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Selmân der ki: -Hazret-i Peygamber'e - "İste sana verilir, şefaat et şefaatin kabul edilir, dua et duan kabul olunur" denilir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) başını kaldırarak iki veya üç defa:
“Ümmetim!" der. Kalbinde bir buğday tanesi veya bir arpa tanesi veya bir hardal tanesi kadar iman bulunan her kişiye şefaat edecektir. İşte orası Makam-ı Mahmud'dur.
Deylemî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd der ki:
“Yâ Resûlallah! Makam-ı Mahmûd nedir?" diye sorulduğunda:
“O gün Allah'ın Arş'ına ineceği gündür. Arş o zaman sıkıntısından dolayı yeni semerin gıcırdaması gibi gıcırdayacaktır" buyurdu.
Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir" âyetini açıklarken:
“Allah, Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisi ile Cibrîl arasında bir yerde oturtacak ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmetine şefaat dileyecektir. İşte orası Makam-ı Mahmûd'dur" dedi.
Deylemî'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir" âyetini okudu ve:
“Beni beraberinde tahta oturtacaktır" buyurdu.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:
“Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir" âyetini açıklarken şöyle dedi: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), kral bir peygamber veya kul olan bir peygamber olma arasında muhayyer bırakıldı. Cibrîl Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) mütevazi ol diye ima edince Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kul olan bir peygamber olmayı tercih etti. Bunun üzerine kendisine bununla beraber iki şey verildi. Biri yer yarılıp da ilk çıkarılacak kişi olması diğeri de ilk şefaatçi olmasıdır. İlim ehli de bu yerin Makam-ı Mahmûd olduğu görüşündedir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir" âyetini açıklarken:
“Onu beraberinde Arş'ında oturtacaktır, mânâsındadır" dedi.
80
"De ki:
“Rabbim! Benî gireceğim yere hoşnutluk ve esenlikle girmemi, çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkmamı sağla. Katından benî destekleyecek bir saltanat (kuvvet) ver."
Ahmed, Tirmizî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye, Ebû Nuaym, Delâil'de Beyhakî ve el-Muhtâre'de Diyâ'nın bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de idi. Sonra hicret etmesi emredildiğinde Yüce Allah:
“De ki: Rabbim! Beni gireceğim yere hoşnutluk ve esenlikle girmemi, çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkmamı sağla. Katından beni destekleyecek bir saltanat (kuvvet) ver" âyetini indirdi.
Hâkim ve Beyhakî'nin Delâil'de bildirdiğine göre Katâde:
“De ki: Rabbim! Beni gireceğim yere hoşnutluk ve esenlikle girmemi, çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkmamı sağla. Katından beni destekleyecek bir saltanat (kuvvet) ver" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Yüce Allah, Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'den hoşnutluk ve esenlik içinde çıkarıp, Medine'ye hoşnutluk ve esenlik içinde girmesini sağladı. Allah'ın Peygamberi bu emre ancak Allah'ın gücüyle güç yetirebileceğini bilmişti. Bu sebeple Allah'tan, Allah'ın Kitab'ına, bildirdiği cezalarına, farzlara ve Allah'ın Kitâb'ının hükümlerini uygulamaya yardımcı olacak saltanat istedi. Çünkü bu destekleyici saltanat Allah'ın kullarına sunduğu kendisinden gelen bir izzettir. Eğer bu güç olmasa kullar birbirlerine girer ve kuvvetliler zayıfları yerdi."
Hatîb'in bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb:
“Vallahi! Allah'ın saltanatla korkutması Kurân'Ia korkutmasından daha şiddetlidir" demiştir.
Zübeyr b. Bekkâr'ın Ahbâru'l-Medine'de bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem der ki:
“Yüce Allah:
“Gireceğim yere hoşnutluk ve esenlikle girmemi, çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkmamı sağla. Katından beni destekleyecek bir saltanat (kuvvet) ver" buyruğunda:
“Girilecek yerle Medine'yi, çıkılacak yerle Mekke'yi, kuvvetle de Ensar'ı kasdetmiştir" dedi.
Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti (.....) şeklinde (mim) harflerini nasbederek okumuştur.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Gireceğim yere hoşnutluk ve esenlikle girmemi, çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkmamı sağla..." âyetini açıklarken:
“Burada girilecek yerle ölüm, çıkılacak yerle de ölümden sonra tekrar diriliş kastedilmektedir" dedi.
80
Bkz. Ayet:81
81
"De ki: «Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.» Biz Kur an dan, mü'minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur'ân, ancak zararını artırır"
İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd der ki: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'ye girdiği zaman Kâbe'nin etrafında üç yüz altmış put bulunmaktaydı. Sonra:
“Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur." "De ki: Hak geldi. Artık batıl yeni bir şey ortaya çıkaramaz eskiyi de geri getiremez" diyerek elindeki sopayla onları dürtüp devirmeye başladı.
İbn Ebî Şeybe, Ebû Ya'la ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Câbir der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber Mekke'ye girdiğimiz zaman Kâbe'nin etrafında üç yüz altmış put vardı. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) emri üzerine onları yüz üstü devirdiler. Sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur" âyetini okudu.
M. es-Sağîr'de Taberânî, İbn Merdûye ve Delâil'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Fetih günü Mekke'ye girdiğinde Kâbe'de üç yüz altmış put vardı. Şeytan onları kurşunla ayaklarından bağlamıştı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) elinde bir sopayla gelip:
“Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur" diyerek her puta vurmaya ve putlar yüz üstü düşmeye başladı. Bu şekilde bütün putları devirdi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur" âyetini açıklarken:
“Bâtıl gidicidir, mânâsındadır" dedi.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“Hak geldi, batıl yok oldu" âyetini açıklarken:
“Geldi ifadesiyle Kur'ân, yok oldu ifadesiyle de helak olan şeytan kastedilmektedir" dedi. "Biz Kur'ân'dan, mü'minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur'ân, ancak zararını artırır" âyeti hakkında ise:
“Yüce Allah bu Kur'ân'ı müminlere şifa ve rahmet kılmıştır. Mümin kişi onu işittiği zaman ondan faydalanır, ezberler ve anlar. Zalim ise ondan ne faydalanır, ne ezberler, ne de anlar" dedi.
İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Üveys el-Karânî der ki: Kur'ân'ın okunduğu yerde oturan kişi sonuçta oradan mutlaka bir fazlalık veya bir eksiklikle kalkar. Çünkü Allah'ın kılmış olduğu hüküm:
“Biz Kur'ân'dan, mü'minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur'ân, ancak zararını artırır" şeklindedir.
82
Biz Kur’ân’dan öyle âyetler indirmekteyiz ki, mü'minler için şifa ve rahmettir. Zâlimlerin de ancak sapıklığını artırır.
83
Biz, insana (sağlık ve genişlik gibi) nimet verdiğimiz zaman, Allah’ı anmaktan yüz çevirip yan çizer. Ona fenalık dokununca da pek ümitsiz olur, (Allah’ın ihsanından ümidini keser).
84
"İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da umutsuzluğa düşer. De ki:
“Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbıniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir."
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Yüz çevirip yan çizer..." âyetini açıklarken:
“Bizden uzaklaştı, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“ âyetini açıklarken:
“Umutsuzluğa düşer, mânâsındadır" dedi. "De ki: Herkes kendi yapısına uygun işler görür..." âyeti hakkında ise:
“Herkes kendi hedefine göre uygun işler görür, mânâsındadır" dedi.
Hennâd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“Herkes kendi yapısına uygun işler görür..." âyetini açıklarken:
“Herkes kendi niyetine göre uygun işler görür, mânâsındadır" dedi.
85
"Sana ruh hakkında soru soruyorlar. «Ruh, Rabbimin bileceği bîr şeydir. Size pek az ilim verilmiştir» de."
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Sana ruh hakkında soru soruyorlar.,." âyetini açıklarken:
“Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) bu soruyu soranlar Yahudilerdir" dedi.
Ahmed, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Hibbân, İbn Merdûye, Ebû Nuaym ve Delâil'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd der ki: Medine'de bir ekinlikte Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber yürüyorduk. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir hurma dalına dayanıyordu. Bir grup Yahudi ile karşılaşınca Yahudiler birbirlerine:
“Ona ruhu sorun" dediler. Bazıları da:
“Sormayın" dedi. Ancak sordular ve:
“Ey Muhammed! Ruh nedir?" dediler. Allah Resûlü bir müddet hurma dalına dayalı kaldı. Bu arada zannedersem kendisine vahiy geldi. Sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki:
“Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir" dedi.
Ahmed, Tirmizî, Nesâî, İbnu'l-Münzir, İbn Hibbân, Ebu'ş-Şeyh el-Azame'de, Hâkim İbn Merdûye, Ebû Nuaym Delâil'de ve Beyhakî'nin Delâil'de bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki:
“Kureyşliler, Yahudilere:
“Bize bir şey söyleyin de şu adama soralım" dediler. Yahudiler:
“Ona ruhu sorun" karşılığını verdiler. Onlar da sorunca:
“Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki:
“Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir" âyeti nâzil oldu. Yahudiler:
“Bize Tevrat indirildi ve bize birçok bilgi verildi.
Kendisine Tevrat verilen kişilere çok hayır verilmiş demektir" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:
“De ki:
“Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi" âyetini indirdi.
İbn Merdûye'nin Avfî vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Yahudiler Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ruh nedir? Bize bedendeki ruhun nasıl azap göreceğini söyle. Zira ruh Allah'tandır" dediler. Bu konuda Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) bir şey inmediğinden dolayı bir cevap vermedi. Bunun üzerine Cibril, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“De ki:
“Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara bu haberi verince:
“Bu haberi sana kim getirdi?" dediler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Cibrîl getirdi" cevabını verdi. Yahudiler:
“Vallahi bunu sana ancak düşmanımız söyledi" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:
“De ki:
“Her kim Cebrail'e düşman ise, bilsin ki o, Allah'ın izni ile Kur'ân'ı; önceki kitapları doğrulayıcı, müminler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir" âyetini indirdi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Azdâd'da İbnu'l-Enbârî, el- Azame'de Ebu'ş-Şeyh ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib:
“Sana ruh hakkında soru soruyorlar..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Ruh, yetmiş bin yüzü olan, her yüzünde yetmiş bin dili bulunan, her dili yetmiş bin lisan bilen ve bütün bu lisanlarla Allah'ı tesbih eden bir melektir. Allah her bir tesbihle yetmiş bin melek yaratır ve bu melekler kıyamet gününe kadar diğer meleklerle beraber uçarlar."
İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in Atâ vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Sana ruh hakkında soru soruyorlar..." âyetini açıklarken:
“Bu on bin kanadı olan bir tek melektir. Onun iki kanadı doğu ve batı arası kadardır. Onun dili, gözleri ve dudakları olan bin yüzü vardır. Bunlar kıyamet gününe kadar Allah'ı tesbih ederler" dedi.
Abd b. Humeyd ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Ruh, Allah'ın emirlerinden bir emir, yaratıklarından bir yaratıktır. Şekli Âdemoğlu gibidir. Gökyüzünden inen hiç bir melek yoktur ki, mutlaka onunla bir ruh iner" dedi ve:
“Cebrail ve meleklerin sıra sıra durdukları gün..." âyetini okudu.
İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İkrime der ki:
“İbn Abbâs'a:
“Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki:
“Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir..." âyeti sorulunca:
“Siz bu dereceye yetişemezsiniz. Ona bir şey eklemeyin. Ancak Allah'ın Peygamberine öğretip:
“Size pek az ilim verilmiştir" buyurduğu gibi söyleyin" karşılığını verdi.
İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Abdullah b. Bureyde:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ruhun ne olduğunu bilmeden vefat etti" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in, Yezîd b. Ziyâd'den bildirdiğine göre iki kişi:
“Size pek az ilim verilmiştir" âyeti hakkında ihtilafa düşmüştü. Biri:
“Burada Ehl-i Kitâb kastedilmektedir" dedi. Diğeri:
“Hayır, Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmeti kastedilmektedir" dedi. Bunun üzerine biri İbn Mes'ûd'a giderek bu soruyu sordu. İbn Mes'ûd:
“Bakara Sûresini okuyor musun?" diye sorunca:
“Evet okuyorum" karşılığını verdi. İbn Mes'ûd:
“Peki, hangi ilim Bakara Sûresi'nde yoktur ki? Burada Ehl-i Kitâb kastedilmiştir" karşılığını verdi.
Beyhakî'nin el-Esmâ ve's-Sıfât'ta bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Sana ruh hakkında soru soruyorlar..." âyetini açıklarken:
“Ruh bir melektir" dedi.
İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Abdurrahman b. Abdillah İbn Ümmi'I- Hakem es-Sekafî der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine sokaklarından birinde iken Yahudiler karşısına çıktı ve:
“Ey Muhammed! Ruh nedir?" diye sordular. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) elinde hurma dalından bir sopa vardı. Ona dayandı ve bir süre başını semaya kaldırıp durduktan sonra:
“Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki:
“Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştirbuyurdu. İbn Asâkir:
“Abdurrahman b. Abdillah İbn Ümmi'l-Hakem'in sahabi olduğunu söyleyenler de vardır" dedi.
İbnu'l-Enbârî'nin Azdâd'da bildirdiğine göre Mücâhid der ki: Ruh meleklerden bir türdür. Bizim melekleri görmediğimiz gibi melekler de onları görmezler. Ruh bir yaratıktır. Allah onları diğer yaratıklarından hiç kimseye göstermemiştir. Allah'ın:
“Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki:
“Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir..." âyeti da bunu ifade etmektedir.
Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Selmân derki: İnsanlar ve cinler (sayıca) on parçadır. İnsanlar bu on parçadan biri, cinler ise dokuzudur. Melekler ve cinler yine on parçadır. Cinler on parçadan biri, melekler ise dokuzudur. Melekler ve ruhlar on parçadır. Melekler on parçanın biri, ruhlar ise dokuzudur. Ruhlar ve Keribiyyûn (büyük melekler) yine on parçadır. Ruhlar on parçadan biri, Keribiyyûn ise dokuzudur.
İbn İshâk ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Atâ b. Yesâr der ki:
“Size pek az ilim verilmiştir" âyeti Mekke'de inmiştir. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye hicret ettiği zaman Yahudilerin hahamları gelip:
“Ey Muhammed! Bize nakledildiğine göre sen:
“Size pek az ilim verilmiştir" demektesin. Sen burada bizi mi, yoksa kavmini mi kastettin?" dediler. Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ben hepinizi kastettim" buyurdu. Onlar:
“Sen bize Tevrat'ın verildiğini okuyorsun. Orada her şeyin bir açıklaması vardır" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“O, Allah ilmi yanında az bir şeydir. Allah size bir miktar vermiştir. Onunla amel ederseniz faydalanmış olursunuz" buyurdu. Bunun üzerine de Yüce Allah:
“Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra tekrar diriltilmeniz, ancak bir tek insanı yaratmak ve diriltmek gibidir. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir" âyetlerini indirdi.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:
“Size pek az ilim verilmiştir" âyetini açıklarken:
“Bu Muhammed'i (sallallahü aleyhi ve sellem) ve bütün insanları kapsamaktadır" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:
“Size pek az ilim verilmiştir" âyetini açıklarken:
“Burada Yahudiler kastedilmektedir" dedi.
86
"Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık; sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardıma da bulamazdın"
Hakîm et-Tirmizî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki. Yemen'den gelen grup Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiği zaman:
“Laneti yasakladın" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yüce Allah'ı bütün eksikliklerden tenzih ederim. Bunlar bir krala söylenir. Oysa ben bir kral değilim. Ben Muhammed b. Abdillah'ım" buyurdu. Onlar:
“Biz seni adınla çağırmayız" deyince:
“Ben Ebu'l-Kâsım'ım" buyurdu. Onlar:
“Ey Ebu'l-Kâsım! Biz senin için bir şey sakladık" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yine:
“Yüce Allah'ı bütün eksikliklerden tenzih ederim. Bu bir kâhine söylenir. Oysa kâhin de, kâhine giden de kâhinlik te cehennemdedir" buyurdu. Onlardan biri:
“Senin Allah'ın Resûlü olduğuna kim şahitlik eder?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) eline bir avuç çakıl alarak:
“Bu, Allah'ın Resulü olduğuma şahitlik eder" buyurdu. Bu çakıllar Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) elinde tesbih ederek:
“Senin Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik ederiz" dediler.
"Sana indirilenden sonra bize bir şeyler dinlet" dediklerinde, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır. O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir. Şüphe yok ki biz, yakın göğü ziynetlerle bezedik. Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk. Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır. Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder)" âyetlerini okudu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sakindi ve gözyaşları sakalına akmaktaydı. Onlar:
“Ağladığını görüyoruz. Seni elçi olarak gönderenden korkundan mı ağlıyorsun?" dediklerinde, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Evet; beni elçi olarak gönderenden korkumdan dolayı ağlıyorum. Beni kılıç ağzı gibi keskin bir yola gönderdi. Eğer ondan dışarı çıkacak olursam helak olurum" buyurdu ve:
“Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık; sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardımcı da bulamazdın" âyetini okudu.
Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim ve Beyhakî'nin, Şuabu'l-îmân'da bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Bu Kur'ân mutlaka ref' olunacaktır" dedi. Oradakiler:
“Allah onu kalplerimize yerleştirmişken ve biz onu mushaflarda yazmışken nasıl olacak ta ref' olunacak?" dediler. İbn Mes'ûd:
“Bir gün gelir Kur'ân bir gecede ref' edilir. Sonra hiç bir kalpte ve hiç bir mushafta ref' edilmeyen tek bir âyet bile kalmaz. Sabahladığınızda ondan bir şey kalmamış olur" deyip:
“Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık..." âyetini okudu.
İbn Ebî Davud'un Mesâhifte bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Bir gece gelecek ve Kur'ân'dan, kimsenin mushafında ref' edilmeyen bir âyet bile kalmayacaktır" dedi.
Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Kur'ân'a bir gece gelecek ve onu insanların içinden alıp gidecek. Ondan yeryüzünde hiç bir şey kalmayacaktır" dedi.
Beyhakî'nin Şuabu'l-İmân'da bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Kur'ân ref edilmeden önce onu okuyunuz. Çünkü o ref' edilmeden kıyamet kopmayacaktır" dedi. Oradakiler:
“Bu Mushaflar ref' edilecek te insanların kalplerindeki ne olacak?" deyince, İbn Mes'ûd:
“Bir gece gelecek ve göğüslerinden alınacaktır. Sabahladıklarında:
“Sanki biz bir şeyler biliyorduk" diyecekler. Sonra da şiirin peşine düşecekler" karşılığını verdi.
Hâkim ve Beyhakî'nin Huzeyfe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İslam elbisedeki desenlerin solması gibi solup gidecektir. Sonunda orucun, sadakanın ve haccın ne olduğu bilinmeyecektir. Yine Allah'ın Kitab'ına bir gece gelecek ve ondan yeryüzünde hiç bir şey kalmayacaktır. Yaşlı adam ve yaşlı kadınlar: «Biz atalarımıza:
“Lâ ilahe illallah" kelimeleri üzere yetiştik. Biz de öyle diyoruz» diyecekler. "
Târih'te Hatîb'in bildirdiğine göre Huzeyfe der ki:
“İslam'ın elbisedeki desenlerin solması gibi solup gitmesi yakındır. İnsanlar Kur'ân'ı okuyacak ancak onda bir tatlılık bulamayacaktır. Bir gün geceleyip sabahladıklarında Kur'ân'ın ve daha önceki kitapların götürülmüş olduğunu görecekler. Hatta yaşlı adam ve yaşlı kadınların kalbinden bile sökülüp alınacaktır. Artık namaz vakitlerini, orucu ve haccı bilmeyeceklerdir. Hatta aralarından biri:
“Biz insanların: «Lâ ilahe illallah» dediğini işittik. Biz de: «Lâ ilahe illallâh» diyoruz" der.
İbn Ebî Dâvud ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Şimr b. Atiyye der ki: Bir gece Kur'ân götürülecektir. Teheccüd namazı kılanlar namaza kalktıklarında bir şey yapamayacaklar ve mushaflarına koşacaklardır. Ancak yine bir şey yapamayacaklardır. Bunun üzerine bazıları bazılarının yanına gidecek ve karşılaştıkları şeyleri birbirlerine haber verecektir.
İbn Adiy'yin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):"İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, Kur'ân yeryüzünden ref edilecektir" buyurmuştur.
es-Salât'ta Muhammed b. Nasr'ın bildirdiğine göre Abdullah b. Amr b. el- Âs der ki:
“Kur'ân, indirildiği yere geri dönmeden kıyamet kopmayacaktır. Kur'ân'ın Arş'ın etrafında arı (kovanı) uğultusu gibi «Okunuyorum, ancak benimle amel edilmiyor. Okunuyorum, ancak benimle amel edilmiyor» diyecektir."
Muhammed b. Nasr'ın bildirdiğine göre Leys b. Sa'd:
“İnsanlar Kur'ân'ı terk edip başka kitaplara yöneldiği zaman Kur'ân kaldırılacaktır" dedi.
Deylemî'nin Müsnedu'l-Firdevs'te bildirdiğine göre Muâz b. Cebel der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanımıza çıkıp:
“Ben aranızda olduğum müddetçe bana itaat edin. Aranızdan ayrıldığım zaman Allah'ın Kitab'ına sarılın. Onun helallarını helal haramlarını da haram küm. Bir gece gelecek ki, Kur'ân kalplerden ve Mushaflardan alınacaktır" buyurdu.
İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in bildirdiğine göre Ebû Hureyre der ki:
“Bir gece Allah'ın Kitab'ına gelinecek ve gökyüzüne kaldırılacaktır. Yeryüzünde ne Kur'ân'dan, ne Tevrat'tan, ne İncil'den, ne de Zebur'dan bir âyet kalmayacaktır. Onlar insanların kalplerinden alınacak ve insanlar sapıklık içinde kalacaktır. Ne halde olduklarını bile bilmeyeceklerdir."
Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Deylemî'nin, Huzeyfe ve Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah'ın Kitab'ına öyle bir gece gelecek ki, insanlar uyandığında ne yeryüzünde, ne de Müslüman bir kişinin içinde ondan bir âyet bulunmayacaktır" buyurdu.
İbn Merdûye'nin, Câbir b. Abdillah'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Zikir ve Kur'ân (göğe) kaldırılmadan kıyamet kopmayacaktır" buyurdu.
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs ve İbn Ömer şöyle dediler: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hutbesinde:
“Ey insanlar! Haber aldığıma göre Allah'ın Kitâb'tyla beraber başka kitaplar yazmaktasınız. Bu kitaplar da nedir? Allah'ın Kitab'ına öfkelenmesi yakındır. Bir gece gelecek, hiçbir kalpte ve hiçbir kağıtta ondan bir harf bırakmayıp beraberinde götürecektir" buyurdu. "Yâ Resûlallah! Müminlerin durumu ne olacak?" denilince:
“Allah hakkında hayır dilediği kişinin kalbinde Lâ ilâhe illallah'ı bırakacaktır" buyurdu.
İbn Ebî Hâtim'in, Kâsım b. Abdirrahman vasıtasıyla babasından, o da dedesinden bildiriyor:
“Bir gün gelecek ki, bir gece yarısında Cibrîl gelerek Kur'ân'ı alıp götürecektir" dedi. Sonra:
“Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık; sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardımcı da bulamazdın" âyetini okudu.
87
Fakat Kur’ân’ı kalbinde ezberlemen, ancak Rabbinin bir ihsanıdır. Gerçekten O’nun, senin üzerindeki ihsânı çok büyüktür.
88
"De ki: Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler"
İbn İshâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Mahmûd b. Seyhân, Nu'mân b. Adâ, Bahrî b. Amr ve Selâm b. Mişkem, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Ey Muhammed! Bize kendisiyle geldiğin şeyden haber ver. Allah katından getirdiğin hak bir şey midir? Biz onun Tevrat'ın dizildiği gibi dizilmiş olduğunu görmüyoruz" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Vallahi, siz bunun Allah katından olduğunu biliyorsunuz" buyurdu. Onlar:
“Biz sana, senin getirdiğin gibi bir şey getirebiliriz" deyince Yüce Allah:
“De ki:
“Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler" âyetini indirdi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:
“De ki: Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler" âyetini açıklarken:
“Eğer cinler ortaya çıksa ve insanlar onlara yardım edîp toplansalar, Kur'ân'ın bir benzerini oluşturamazlar" dedi.
89
Yemin olsun ki, biz bu Kur’ân’da insanlar için her çeşit mânayı tekrar ettik. Fakat insanların çoğu kabulden yüz çevirdi, ancak küfrü seçti.
90
Bkz. Ayet:93
91
Bkz. Ayet:93
92
Bkz. Ayet:93
93
"Dediler kî: «Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.» De ki:
“Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resül olarak gönderilen bir beşerim."
İbn İshâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir: Rabîa'nın iki oğlu Utbe ve Şeybe, Ebû Süfyân b. Harb, Abdü'd-Dâr oğullarından bir kişi, Esed oğullarına mensup Ebu'l-Bahterî, Esved b, el- Muttalib, Zem'a b. el-Esved, Velîd b. Muğîre, Ebû Cehl b. Hişâm, Abdullah b. Ebî Ümeyye, Ümeyye b. Halef, Âs b. Vâil, Haccâc'ın oğulları Sehm kabilesinden olan Nubeyh ve Münebbih, güneş batımından sonra Kâbe'nin arkasında toplandılar. Bir kısmı diğer bir kısma:
“Muhammed'e bir heyet gönderin ve onunla konuşup tartışsınlar. Böylece daha sonra ona karşı mazur sayılırsınız" dedi. Bu şekilde:
“Kavminin en ileri gelenleri seninle konuşmak için toplandı" diye haber gönderdiler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kendi konusunda onların durumunda bir değişiklik olduğunu zannederek acele ile yanlarına geldi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onları korur, hak yola gelmelerini ister ve kendisine karşı gelmeleri zoruna giderdi. Yanlarına gelip oturduğunda:
“Ey Muhammed! Biz seni bir mazeretimiz kalmasın diye çağırdık. Allah'a yemin olsun ki, Araplardan hiç kimse, kavmine senin kavmine soktuğun gibi (kötü) bir şey sokmadı. Sen atalarımıza küfrettin ve dinimizi ayıpladın. Hayallerimizi akılsızlıkla itham ettin. İlahlarımıza küfrettin ve birliğimizi dağıttın. Aramıza sokmadığın bir kötülük kalmadı. Eğer mal toplamak için öyle bir şeyle geldiysen, sana bizden daha fazla malın olacak kadar mal toplarız. Eğer bir makam içinse seni efendimiz kılarız. Eğer mülk istiyorsan seni kralımız ederiz. Eğer sana gelen bunları getiren bir cin ise ve sana musallat olmuşsa ondan kurtulman için bütün mallarımızı tedavin için sarfedelim veya ondan dolayı seni mazur görelim" dediler.
Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ben dediğiniz şeyler peşinde değilim. Ben size getirdiklerimle ne mallarınızı, ne bir makam, ne bir mülk istemek için gelmedim. Ancak Allah beni size elçi olarak gönderip bana kitap indirdi ve sizi müjdeleyip uyarmamı emretti. Ben de size Rabbimin emirlerini bildirip nasihatte bulundum. Eğer size getirdiklerimi kabul ederseniz bu sizin dünyada ve âhir etteki nasibiniz olur. Eğer kabul etmeyip redder seniz Allah'ın emrine, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabrederim" buyurdu.
Onlar şöyle dediler:
“Ey Muhammed! Eğer sana arzettiklerimizi kabul etmeyecek olursan, sen de biliyorsun ki bizim gibi memleketi dar, malları az ve maişeti zor olan hiç kimse yoktur. Seni gönderdiği ile gönderen Rabbinden etrafımızı daraltan şu dağları kaldırmasını, memleketimizi düzeltmesini, içinde Irak ve Şam nehirleri gibi ırmaklar akıtmasını, daha önce yok olan atalarımızı tekrar diriltmesini iste. Dirilttikleri arasında Kusay b. Kilâb da bulunsun. Çünkü o doğru olan bir kişiydi. Onlara senin dediklerinin hak mı, batıl mı olduğunu soralım. Eğer istediklerimizi yaparsan, atalarımız dediklerini doğrularsa, bizde seni doğrularız. Getirdiklerinle Allah katındaki yerini kabul eder ve seni peygamber olarak gönderdiğine inanırız."
Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ben bunun için gönderilmedim. Ben Allah katından bana verdikleriyle geldim ve bana verileni size bildirdim. Eğer size getirdiklerimi kabul ederseniz bu sizin dünyada ve âhiretteki nasibiniz olur. Eğer kabul etmeyip redderseniz Allah'ın emrine, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabrederim" buyurdu. Onlar:
“Eğer bize bunları yapmayacaksan kendin için Rabbinden senin dediklerini tasdik edici ve bizi sana karşı tutumlarımızdan geri çevirecek bir melek göndermesini dile. Yine sana bahçeler, hazineler, altından ve gümüşten köşkler yapmasını iste ki aramakta olduğunu gördüğümüz şeylere ihtiyacın kalmasın. Sen çarşılarda dolaşıyor ve bizim gibi maişetin için uğraşıyorsun. Böylece senin Rabbinin katındaki yerini ve dediğin gibi peygamber olup olmadığını anlarız" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ben bunları yapacak değilim. Ben bunları Rabbinden isteyecek kişi değilim. Fakat Allah beni müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdi. Eğer size getirdiklerimi kabul ederseniz bu sizin dünya da ve âhirette ki nasibiniz olur. Eğer kabul etmeyip redderseniz Allah'ın emrine, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabrederim" buyurdu.
Onlar:
“Eğer iddia ettiğin gibi Rabbin dilediği şeyi yapabilirse, o zaman gökyüzünü aşağı indir. Aksi takdirde sana inanmayacağız" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“O Allah'ın bileceği bir şeydir. Eğer dilerse bunu yapar" buyurdu. Onlar:
“Ey Muhammed! Bize bildirildiğine göre Rabbinin, bizim seninle oturacağımızı, sana sormak istediğimiz şeyleri soracağımızı, dilediğimiz şeyleri isteyeceğimizi bilmesi, sana geleceğimizi ve getirdiklerine inanmadığımız zaman bize ne yapacağını haber vermesi meselesi ise, Yemâme'de kendisine Rahman denilen bir kişinin (Museyleme'nin) bunları sana bildirmesidir. Vallahi, biz asla Rahmân'a inanmayız. Ey Muhammed! Artık sana karşı bir özrümüz de yoktur. Vallahi, artık seni bu yaptıklarından sonra bırakacak değiliz. Ya sen bizi veya biz seni yok edeceğiz" dediler. Aralarından bir kişi:
“Bize Allah'ı ve melekleri göstermediğin müddetçe sana iman etmeyeceğiz" dedi. Öyle dedikleri zaman da Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onları bırakıp kalktı.
Beraberinde Abdullah b. Ebî Ümeyye de kalkarak:
“Ey Muhammed! Kavmin sana diyeceğini dedi ve sen kabul etmedin. Sonra Allah'ın yanındaki yerini bilmeleri için bazı şeyler istediler onu da yapmadın. Sonra kendisiyle onları korkuttuğun azabın acele olarak gelmesini istediler. Vallahi sen gözümün önünde gökyüzüne merdiven dayayıp çıkmadıkça, oraya ulaşıp beraberinde açık bir nüsha ve dediklerine şahitlik edecek dört melek getirmedikçe sana iman etmeyeceğim. Allah'a yemin olsun ki, bunları yapacak olsan bile, zannederim ki yine sana iman etmem" dedi ve Resûlullah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) birakıp gitti.
Resûlullah da (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisini çağırdıkları zaman ümid ettiği şeyin boş çıkmasından ve böylesine kendisinden uzaklaşmalarından dolayı ailesinin yanına üzüntülü bir şekilde geri döndü. Abdullah b. Ebî Ümeyye'nin bu deyişi üzerine, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Dediler ki:
“Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz." De ki:
“Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resûl olarak gönderilen bir beşerim" âyetleri indirildi.
"Rahmân'a inanmayız" demeleri hakkında da:
“(Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçmiş olduğu bir ümmete gönderdik ki, onlar Rahmân'ı inkâr ederken sana vahyettiğimizi kendilerine okuyasın. De ki:
“O, benim Rabbimdir. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben yalnız O'na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O'nadır" âyeti nâzil oldu.
Yine kavminin kendisinden etrafındaki dağları kaldırmasını, yerlerinin genişlemesini ve Ölü atalarının tekrar diriltilmesini istemelerinden dolayı:
“Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur'ân olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah'ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez" âyetini indirdi.
Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Dediler ki... sana asla inanmayacağız" âyetini açıklarken:
“Bu âyet Ümmü Seleme'nin kardeşi Abdullah b. Ebî Ümeyye hakkında nâzil olmuştur" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbrâhîm en-Nehaî bu âyeti: (.....) şeklinde şeddesiz olarak okudu" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça" âyetini açıklarken:
“Bu, memleketimizde pınar fışkırtmadıkça, mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) ifadesiyle pınarlar kastedilmektedir" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: (.....) ifadesi pınardan akan nehir mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: . .Yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup..." âyetini açıklarken:
“Burada bahçeden kasıt, köydür" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:
“Gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe, mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe..." âyetini açıklarken:
“Apaçık göstermedikçe, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:
“Burada altından evler kastedilmektedir" dedi.
Fedâil'de Ebû Ubeyd , Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Mesâhifte İbnu'l-Enbârî ve , Hilye'de Ebû Nuaym'ın bildirdiğine göre Mücâhid der ki:
“Abdullah'ın kıraatında (.....) şeklinde okuyana kadar "Zuhruf" ifadesinin ne olduğunu bilmezdim" dedi.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:
“Zuhruf" ifadesi altın mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz..." âyetini açıklarken:
“Filan oğlu filan diye her kişinin başının ucuna okuyacağı bir sahife indirmedikçe inanacak değiliz, mânâsındadır" dedi.
94
Mekke’lilere doğru yolu gösteren peygamber, onlara Kur’ân ile geldiği zaman, insanların îman etmelerine ancak şöyle demeleri engel oldu:
“Allah bir insanı mı Peygamber gönderdi, (Peygamber olarak bir Melek göndermeliydi?)
95
(Ey Resûlüm, Mekke’lilere) şöyle de:
“ Eğer (insanlar gibi) yeryüzünde, yürüyüp duran Melekler olsaydı, elbette onlara da gökten melek bir peygamber gönderirdik.
96
De ki:
“ Allah, sizinle benim aramda şâhid yeter. Muhakkak ki o, kullarının yaptığından haberdardır, bütün hallerini görendir.
97
"Allah, kimi doğru yola iletirse işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, böyleleri için O'nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız."
Ahmed, Buhârî, Müslim, Nesâî, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, İbn Merdûye, el-Ma'rife'de Ebû Nuaym ve el-Esmâ ve's-Sıfât ta Beyhakî'nin bildirdiğine göre Enes der ki:
“Yâ Resûlallah! İnsanlar nasıl yüzüstü haşrolunacak?" denildiğinde, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Onları ayakları üzerinde yürüten, yüzüstü yürütmeye de kadirdir" buyurdu.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yüzüstü cehenneme sürüklenecek olanlar var ya; işte onlar konumları itibariyle daha kötü, tuttukları yol itibariyle daha sapıktırlar" âyetini okuyunca, ashâb:
“Ey Allah'ın Peygamberi! Nasıl yüzüstü yürüyecekler?" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Onları ayakları üstünde yürüten yüzüstü yürütemez mi?" buyurdu.
Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Cerîr, İbn Merdûye ve Ba's'ta Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kıyamet gününde insanlar üç sınıf olarak haşrolunacaktır. Bir sınıf yürüyerek, bir sınıf binerek ve bir sınıf yüzüstü şeklindedir" buyurdu. Ashâb:
“Yâ Resûlallah! Nasıl yüzüstü yürüyecekler?" deyince:
“Onları ayakları üzerinde yürüten yüzüstü yürütmeye de kadirdir. Onlar her çıkıntı ve dikenden yüzleriyle sakınacaktır" buyurdu.
Ahmed, Nesâî, Hâkim, İbn Merdûye ve Ba's'ta Beyhakî'nin bildirdiğine göre Ebû Zer:
“Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz..." âyetini okudu ve:
“Doğru söyleyen ve tasdik edilen kişi olan Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):"Kıyamet gününde insanlar üç grup olarak haşrolunacaktır. Bir grup yedirilmiş, giydirilmiş ve bindirilmiş şekildedir. Bir grup yürür ve koşar bir şekildedir. Diğer gurubu ise melekler yüz üstü sürükleyecektir" buyurdu.
İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Tirmizî, Nesâî, İbn Merdûye ve Hâkim'in Muâviye b. Hayde'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) eliyle Şam tarafını işaret ederek:
“Sizler kıyamet gününde yaya olarak, binitti olarak ve yüzüstü sürünerek burada haşrolunacaksınız" buyurdu.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre ibn Abbâs: âyetini açıklarken:
“Onlar kendilerini sevindirecek bir şey göremez, kendileri için faydalı bir şey söyleyemez ve yine kendilerini sevindirecek bir şey dinleyemezler" dedi.
Buhârî Târih'te, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Şuabu'l-İmân'da Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Facir kişiye içinde bulunduğu nimetten dolayı gıpta etmeyin. Zira onun peşinden süratle koşan (Cehennem) vardır" buyurdu ve:
“...Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız" âyetini okudu.
Beyhakî'nin Şuab'da İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Dünya yeşil ve tatlıdır. Kim onda haramdan kazanıp haksız bir yerde kullanırsa Allah âhirette ona zelil mekânı hak kılar. Allah ve Kesûlü'nün malında nice mal savuranlar vardır ki, onlar kıyamet gününde ateştedir. Zira Yüce Allah: «Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız» buyurmaktadır."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Varacakları yer cehennemdir" âyetini açıklarken:
“Onlar Cehennemin odunudur, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Ali (b. Ebi Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:
“Cehennemin ateşi dindikçe, mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız" âyetini açıklarken:
“Cehennemin ateşi söndükçe odunu arttırılır, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbnu'l-Enbârî Eddâd'da bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Cehennem ateşi onları yaktıkça odunları arttırılır. Ancak yanıp kendilerinden bir şey kalmadığı zaman etrafına ısı veren kor olur. Cehennem ateşinin dinmesi de bu şekilde kor olmasıdır. Ona yeni kişiler getirildiği zaman onlara da aynı şeyi yapar."
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre Katâde:
“Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız" âyetini açıklarken:
“Cehennem ateşi derilerini her yakmasında azabı yeniden tatsınlar diye derileri bir başka deriyle değiştirilir" dedi.
Tastî'nin, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Nafi' b. el-Ezrak kendisine:
“Bana: (.....) ifadesini açıkla" deyince, İbn Abbâs:
“Habu" ifadesi bir sönüp bir alevlenen ateş mânâsındadır" dedi. Nafi':
“Araplar bu ifadeyi bilirler mi?" diye sorunca da İbn Abbâs şu karşılığı verdi:
“Evet, bilirler. Şâirin:
"Ateş sönmeye yüz tutmuşken azapları azahr
Soğuduklarında tarafımdan ateş tekrar yakılır" dediğini İşitmez misin?"
İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre Ebû Salih: (.....) âyetini açıklarken:
“Ateşin her kızışmasında, mânâsındadır" dedi.
98
Bu, onların cezasıdır; çünkü onlar, âyetlerimizi inkâr ettiler ve şöyle dediler:
“ Biz, bir yığın kemik ve ufalanmış toz olduğumuz zaman mı, gerçekten yeni bir yaratılışla diriltileceğiz!...”
99
Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah’ın kendilerinin aynı olan insanları yaratmaya kadir olduğunu görüp bilmediler mi? Allah, o insanlar için, bir de ecel(ölüm vakti) tayin buyurdu ki, onda hiç şüphe yok. Fakat zâlimler, hakkı kabulden yüz çevirdiler; ancak küfrü seçtiler.
100
"«Eğer sîz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da tükenir korkusuyla cimrilik ederdiniz. Zaten insan çok cimridir» de."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Atâ':
“Rabbimin rahmet hazineleri..."âyetini açıklarken:
“Burada rızık kastedilmektedir" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime:
“Cimrilik ederdiniz..." âyetini açıklarken:
“O zaman kimseye bir şey yedirmezdiniz, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:
“Burada fakirlik korkusu kastedilmektedir" dedi. (.....) âyeti hakkında ise:
“Burada eli sıkı, cimri kişi kastedilmektedir" dedi.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken:
“Burada fakirlik korkusu kastedilmektedir" dedi. (.....) âyeti hakkında ise:
“Burada eli sıkı, cimri kişi kastedilmektedir" dedi.
101
Bkz. Ayet:104
102
Bkz. Ayet:104
103
Bkz. Ayet:104
104
"And olsun ki, Musa'ya dokuz tane apaçık mucize verdik. İsrailoğullarına sor, Musa onlara geldiğinde, Firavun kendisine: «Ey Musa! Ben seni büyülenmiş sanıyorum» demişti. Mûsâ ise, «iyi biliyorsun ki, bunları ancak, göklerin ve yerin Rabbi apaçık deliller olarak indirmiştir. Ey Firavun, ben de seni kesinlikle helâk olmuş bir kişi olarak görüyorum» demişti. Bunun üzerine Firavun onları ülkeden sürmek istedi. Biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğduk. Arkasından da İsrailoğullarına: «O topraklarda oturun! Âhiret vaadi tahakkuk edince, hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz» dedik"
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in değişik kanallarla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“And olsun ki, Musa'ya dokuz tane apaçık mucize verdik.." âyetini açıklarken:
“Bunlar asâ, el, tufan, çekirge, bit, kurbağa, kan, kıtlıklar ve meyvelerin azalmasıdır" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Dokuz tane apaçık mucize verdik..." âyetini açıklarken:
“Bunlar el, asâ, dil, deniz, tufan, çekirge, bit, kurbağa ve kandır" dedi.
Tayâlisî, Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, Ebû Ya'la, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, İbn Kâni', Hâkim, İbn Merdûye, Ebû Nuaym ve Delâil'de Beyhakî'nin Safvân b. Assâl'dan bildirdiğine göre İki Yahudiden biri diğerine:
“Beraber şu Peygamber'e gidip soralım" dedi. Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelerek:
“Musa'ya dokuz tane apaçık mucize verdik..." âyetinin açıklamasını sordular. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayın, zina etmeyin, haksız olarak Allah'ın haram kılmış olduğu canı öldürmeyin, hırsızlık etmeyin, sihir yapmayın, suçsuz birini öldürülmesi için idareciye götürmeyin, faiz yemeyin ve iffetli birine zina iftirasında bulunmayın" Veya:
“Savaştan kaçmayın" -Şu'be burada şüpheye düştü.- "Yalnız size has olan cumartesi günü de savaşmayın" buyurdu.
Yahudiler, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ellerini ve ayaklannı öperek:
“Senin peygamber olduğuna şahitlik ederiz" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Sizi Müslüman olmaktan alıkoyan nedir?" diye sordu. Onlar da:
“Dâvud (aleyhisselam) zürriyetinden sürekli bir peygamber bulunsun diye Allah'a dua etmişti. Müslüman olursak Yahudilerin bizi öldürmesinden korkuyoruz" dediler.
İbn Ebi'd-Dünyâ'nın Zemmu'l-Gadab'da bildirdiğine göre Enes b. Mâlik'e:
“Ey Firavun, ben de seni kesinlikle helâk olmuş bir kişi olarak görüyorum" âyetinin açıklaması sorulunca:
“Burada ihtilaf kastedilmektedir, peygamberler lanet etmekten ve sövmekten uzaktır" dedi.
Saîd b. Mansûr, Zühd'de Ahmed, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Bu âyeti: (.....) şeklinde okuyup:
“Mûsa'nın (aleyhisselam), Firavun'dan İsrâil oğullarını isteyip:
“Onları benimle gönder demesi" mânâsındadır dedi. Mâlik b. Dînar der ki: (.....) ifadesini (.....) şeklinde yazdıkları gibi bunu da (.....) şeklinde (elif) harfi olmadan yazdılar.
Saîd b. Mansûr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hazret-i Ali: (.....) şeklinde ötre ile okur ve:
“Vallahi, Allah'ın düşmanı bilmedi. Ancak Mûsa (aleyhisselam) bilmişti" derdi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti: (.....) şeklinde nasb ile okudu ve:
“Burada Firavun kastedilmektedir" dedi. Sonra da:
“Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!" âyetini okudu.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in değişik kanallarla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini açıklarken:
“Lanetlenmiş mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr, Ali vasıtasıyla İbn Abbâs'tan aynısını bildirir.
Şîrâzî el-Elkâb'da ve İbn Merdûye'nin, Meymûn b. Mihrân vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini açıklarken:
“Kıt akilli mânâsındadır" dedi.
Tastî'nin, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak kendisine:
“Bana: (.....) ifadesini açıkla" deyince:
“Lanetlenmiş ve hayırlardan men edilmiş mânâsındadır" dedi. Nâfi':
“Araplar böylesi bir ifadeyi bilir mi?" diye sorunca da İbn Abbâs şu karşılığı verdi:
“Evet bilirler. Abdullah b. ez- Ziba'ra'nın:
"Şeytan uykumda yanıma geldi
Ancak ona uyan kişi lanetli olur" dediğini işitmez misin?"
İbn Cerîr'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini açıklarken:
“Toplu olarak mânâsındadır" dedi.
105
Biz, bu Kur’ân’ı hakkı tesbit için indirdik ve o hikmet ile indi. Seni de ancak itâatkârları müjdeleyici ve asileri korkutucu olarak gönderdik.
106
Bkz. Ayet:109
107
Bkz. Ayet:109
108
Bkz. Ayet:109
109
"Biz Kur'ân'ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu peyderpey indirdik. De ki: Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur'ân kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar. «Rabbimizin şanı yücedir. Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşecektir» derler. Onlar ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu da onların derîn saygısını artırır"
Nesâî, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti: (.....) şeklinde şeddeli olarak okudu ve:
“Kur'ân, dünya semasına Ramazan ayında Kadir gecesinde toptan olarak indi. Müşrikler bir olay yaşadığı zaman Allah onlara bir cevap veriyordu. Sonra Allah onu yirmi yılda (ayet âyet) ayırmış ve bu şekilde Allah, Resûlüne indirmiştir" dedi.
İbn Ebî Hâtim, Muhammed b. Nasr ve İbnü'l-Enbârî'nin el-Mesâhifte Dahhâk vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki:
“Kur'ân, Allah katından dünya semasına Levh-i Mahfuz'dan Kirâmen Kâtibin meleklerine toptan olarak indirilmiştir. Kirâmen Kâtibin melekleri onu yirmi gecede Cibrîl'e âyet âyet indirmiş, Cibrîl de onu Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) yirmi yılda âyet âyet indirmiştir. Müşrikler:
“Kur'ân kendisine toptan olarak indirilseydi ya" deyince, Yüce Allah:
“Biz, Kur'ân'la senin kalbini pekiştirmek için onu böyle bölüm bölüm indirdik..." buyurdu. Bu da:
“Sana bir şey sorduklarında bir cevabın olsun diye âyet âyet indirdik. Eğer onu sana toptan indirseydik sana bir şey sorduklarında, sordukları şeyin bir cevabı olmazdı, mânâsındadır."
Bezzâr ve Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki:
“Kur'ân, dünya semasında Beytü'l-İzze'ye gelene kadar toptan indi. Sonra Cibrîl onu insanların sözlerine ve amellerine göre cevap olarak Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) âyet âyet indirdi.
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in, Ebu'l-Âliye vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti: (.....) şeklinde şeddeli olarak okudu ve:
“Âyet âyet indirilmiştir" dedi.
Beyhakî'nin Şuab'da bildirdiğine göre Hazret-i Ömer:
“Kur'ân'ı beşer âyet olarak öğrenin. Zira Cibrîl, Kur'ân'ı Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) beşer beşer indirmiştir" dedi.
İbn Asâkir, Ebû Nadra'dan bildirir:
“Ebû Saîd el-Hudrî bize sabah beş âyet, akşam beş âyet öğretirdi. Yine bize, Cibril'in Kur'ân'ı beşer âyet olarak indirdiğini söyledi."
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ubey b. Ka'b: (.....) şeklinde şeddesiz olarak okudu ve:
“Açıklayıp beyan ettik, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini açıklarken:
“Âyet âyet ayırdık, mânâsındadır" dedi. (.....) ifadesi hakkında ise:
“Peyderpey indirdik, mânâsındadır" dedi. (.....) âyetini açıklarken:
“Burada da yüzüstü yere kapanmak kastedilmektedir" dedi.
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) ifadesini açıklarken:
“Yavaş yavaş mânâsındadır" dedi.
İbnu'd-Durays'ın bildirdiğine göre Katâde:
“Biz Kur'ân'ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu peyderpey indirdik" âyetini açıklarken:
“Kur'ân ne bir gece, ne iki gecede, ne bir ay ne iki ayda, ne bir yıl ne iki yılda inmiştir. Onun ilki ve sonu arasında yirmi yıl vardı. Veya buna yakın bir süre vardı" dedi.
İbnu'd-Durays'ın Katâde vasıtasıyla bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“Kur'ân, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de sekiz yıl, hicretinden sonra da on yıl boyunca inmiştir" derdi. Katâde ise:
“On yıl Mekke'de, on yıl da Medine'de inmiştir" derdi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler..." âyetini açıklarken:
“Burada Allah'ın, Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) indirdiklerini işiten (ve secdeye kapanan) Ehl-i Kitab'dan bazı kişiler kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd:
“Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Burada «Daha önce» ifadesiyle Hazret-i Peygamber'den (sallallahü aleyhi ve sellem) önceki dönemlerde Allah katından kendilerine indirilen vahyin okunduğu zaman kastedilmektedir."
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...O okununca..." âyetini açıklarken:
“Burada kitapları kastedilmektedir" dedi.
İbnu'l-Mübârek, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Abdula'lâ et-Teymî der ki:
“Kime kendisini ağlatmayan bir ilim verilmişse, kendisine fayda vermeyecek bir ilim verilmiştir demektir. Zira Allah ilim ehlini vasıflandırarak:
“Onlar ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar..." buyurmuştur.
Ahmed'in Zühd'de Ebu'l-Cerrâh kanalıyla Hâzım'dan bildirdiğine göre (bir defasında) Cibrîl, Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına indiğinde yanında ağlayan bir kişi vardı. Cibrîl:
“Bu kimdir?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bu filandır" karşılığını verdi. Cibrîl:
“Âdemoğlunun ağlaması dışındaki bütün amellerini tartarız. Çünkü Allah bir damla gözyaşıyla Cehennemde ateşten akan nehirler söndürür" dedi.
Hakîm et-Tirmizî'nin Nadr b. Sa'd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Eğer ümmetlerden bir ümmette bir kul ağlayacak olsa, Allah o ümmeti bu kulun ağlamasıyla ateşten kurtarır. Gözyaşı dışında her işin bir tartısı ve sevabı vardır. Gözyaşı ateşten denizleri söndürür. Eğer Allah korkusuyla gözleri ıslanırsa Allah bu kişinin bedenini Cehenneme haram kılar. Eğer gözyaşları yanaklarına süzülürse bu kişinin yüzü ne kararır ne de zelil kılınır. "
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre el-Ca'd Ebû Osman der ki:
“Bize bildrilene göre Dâvud (aleyhisselam):
“Allahım! Senin korkunla gözleri boşalan kişinin mükâfatı nedir?" diye sorunca, Allah:
“Onun mükâfatı büyük günde onu emin (güvenlikte) kılmamdır" demiştir.
110
"De ki: «İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler onundur.» Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut"
İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Hazret-i Âişe der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sesli bir şekilde dua eder ve:
“Yâ Allah! Yâ Rahman!" derdi. Bunu işiten Mekke ahalisi yanına gelince, Yüce Allah:
“De ki:
“İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler onundur." Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut" âyetini indirdi.
İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Bir gün Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de namaz kılıp:
“Yâ Allah! Yâ Rahman!" diye Allah'a dua etti. Bunun üzerine müşrikler:
“Dininden çıkan şu kişiye bakın. Bizi iki ilaha dua etmekten men ederken kendisi iki ilaha dua etmektedir" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:
“De ki:
“İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler onundur." Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut" âyetini indirdi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbrâhîm en-Nehaî der ki:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gün bir tarladaydı ve elinde soyulmuş bir hurma dalı vardı. Yemâme'de Rahman diye adlandırdıkları bir kâhin bulunmaktaydı. Yahudi biri de kendisine Rahman'ı sorunca:
“De ki:
“İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler onundur." Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut" âyeti indirildi.
İbn Cerîr'in, Mekhûl'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gece Mekke'de teheccüd namazı kılarken secde de:
“Yâ Rahman! Yâ Rahim!" demekteydi. Müşriklerden bir kişi bunu işitmişti. Sabahladığı zaman dostlarına:
“İbn Ebî Kebşe'nin ne dediğine bakın. Gece Yemâme'deki Rahman'ı çağırıyordu" dedi." -Yemâme'de de Rahman denilen (kahin) bir kişi vardı- "Bunun üzerine:
“De ki:
“İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler onundur." Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut" âyeti nâzil oldu.
Beyhakî'nin Delâil'de Nehşel b. Saîd vasıtasıyla Dahhâk'tan bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem), Allah'ın:
“De ki:
“İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler onundur." Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut" âyetinin açıklaması sorulunca:
“Bu, hırsızlıktan emandır" buyurdu. Muhacirlerden bir kişi yatağına girerken bu âyeti okudu. Ancak o gece yanına hırsız girdi ve evindeki her şeyi toplayıp aldı. Adam da daha uyumuş değildi. Hırsız çıkmak için kapıya geldiğinde kapının kilitli olduğunu gördü. Bunun üzerine hırsız kapıyı açmak için üzerindekileri indirdi. (Kapıyı açıp tekrar yüklendikten sonra kapı tekrar kapandı.) Hırsız bunu üç defa tekrarladı. Bunu gören ev sahibi gülerek:
“Ben evimi korudum" dedi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Hangisini derseniz deyin..." âyetini açıklarken:
“Allah'ın isimlerinden bir isim söyleyin, mânâsındadır" dedi.
Saîd b. Mansûr, Ahmed, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Taberânî, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Namaz kılarken sesini yükseltme..."âyetini açıklarken şöyle dedi: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Mekke'de henüz açıkça ortaya çıkmadığı zamanlarda ashâbıyla beraber namaz kılıp Kur'ân okurken sesini yükseltirdi. Müşrikler bunu işittiği zaman da Kur'ân'a, onu indirene ve onunla gelene (Kur'ân'a) söverdi. Bunun üzerine Allah, Peygamberine:
“Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut" buyurdu. Çünkü Müşrikler Kur'ân'a sövmekteydi. Bir de sesini ashâbına işittirmeyecek kadar alçaltma ki, onu senden öğrensinler. Bu sebeple alçak ve sesli arasında oku, mânâsındadır.
İbn İshâk, İbn Cerîr, Taberânî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) namaz kılarken Kur'ân'ı sesini yükselterek okuyunca etrafından dağılırlar ve kendisini dinlemek istemezlerdi. Kişi Resûlullah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) namazda iken dinlemek isterse onlardan ayrılarak gizli bir şekilde dinlerdi. Ancak kendisinin, Resûlullah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) dinlediğinin farkına varıldığını görürse, kendisine eziyet edilmesinden korkarak dinlemekten vazgeçerdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sesini kıstığı zaman onu gizliden dinleyen kişiler okuduğundan hiçbir şey işitemezdi. Bu sebeple Allah:
“Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut" buyurdu. Bundan.da, sesini yükselttiğin zaman etrafından dağılırlar. Gizli okuduğun zaman seni gizlice dinlemek isteyenler hiçbir şey işitemezler. Umulur ki kişinin işittiği şeylerden bir şey aklında kalır da ondan faydalanır. Bu sebeple ikisinin arasında bir ses tonuyla oku, mânâsı çıkmaktadır.
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki:
“Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Mekke'de (namazda) iken sesini yükselterek okumasından dolayı eziyet görürdü. Bu sebeple Yüce Allah:
“...Namaz kılarken sesini yükseltme..." buyurdu.
İbn Ebî Şeybe'nin Musannef’te bildirdiğine göre Ebû İyâd der ki:
“Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Kâbe'nin yanında namaz kıldığı zaman sesini yükselterek okurdu. Bu sebeple de müşrikler O'na eziyet ederdi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“De ki: «İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler onundur.» Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut" âyetini indirdi.
Ebû Dâvud Nâsih'te ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) namaz kıldığı zaman yüksek sesle okurdu. Müşrikler O'na eziyet edince, kendisi ve ashâbı namazda sessiz okumaya başladılar. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma..." buyurdu. Yine Yüce Allah, A'râf Sûresinde:
“Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma" buyurmaktadır.
Taberânî ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma..." âyetini açıklarken:
“Kişi namazda iken dua ettiği zaman sesini yükseltirdi" dedi.
Taberânî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Museylemetu'l-Kezzâb, Rahman diye adlandırılmıştı. Resûlullah da (sallallahü aleyhi ve sellem) namaz kıldığı zaman sesli bir şekilde bu ismi söylerdi. Bunu işiten Müşrikler:
“Yemâme'nin ilahını anıyor" deyince, Yüce Allah:
“...Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma..." âyetini indirdi.
İbn Ebî Şeybe'nin Musannef’te bildirdiğine göre Sâid der ki: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bismillahirrahmanirrahim" derken sesini yükseltirdi. Museyleme de Rahman diye adlandırılmıştı. Müşrikler Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle" dediğini işittikleri zaman:
“Yemâme'nin ilahı olan Museyleme'yi zikretti" derlerdi. Sonra da buna karşılık ıslık çalıp alkışlayarak gürültü çıkarırlardı.
İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) sesli bir şekilde Kur'ân okuması müşriklere ağır gelirdi. Bu sebeple de Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) söverek eziyet ederlerdi. Bu, Mekke'de oluyordu. Yüce Allah:
“Ey Muhammed! «Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut»"âyetini indirdi. Allah, "Kendin işitmeyeceğin bir şekilde sesini alçaltma, ikisinin arasında bir ses tonuyla oku. Bu ikisinin arasında bir yol vardır. Ne sesli bir şekilde ne de işitmeyeceğin kadar alçak bir sesle okuma" buyurmaktadır. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye hicret ettiği zaman bütün bunlar kaldırıldı.
Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin Şuabu'l-İmân'da bildirdiğine göre Muhammed b. Şîrîn der ki: Bana bildirildiğine göre Ebû Bekr, Kur'ân okuduğu zaman alçak bir sesle, Ömer okuduğu zaman da yüksek bir sesle okurdu. Ebû Bekr'e:
“Niçin sessiz okuyorsun?" denilince:
“Ben Rabbime dua ediyorum. O benim ihtiyacımı bilmektedir" dedi. Ömer'e:
“Niçin sesli okuyorsun?" denilince:
“Ben şeytanı kovuyor ve uykusu geleni uyandırıyorum" karşılığını verdi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“...Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma..." âyetini indirdi. Ebû Bekr'e:
“Biraz sesini yükselt" denilirken Ömer'e de:
“Biraz sesini alçalt" denildi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî' b. Enes der ki: Ebû Bekr gece namazı kıldığı zaman sesini çok alçaltır, Ömer ise sesini yükseltirdi. Ömer:
“Ey Ebû Bekr! Biraz sesini yükseltsen" deyince, Ebû Bekr de:
“Ey Ömer! Biraz sesini alçaltsan" dedi. Sonra ikisi de Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gidip durumlarını bildirdiler. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut" âyetini indirdi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendilerine haber gönderip:
“Ey Ebû Bekr sesini biraz yükselt. Ömer'e de:
“Sesini biraz alçalt" buyurdu.
Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe Musannef’te, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud Nâsih'te, Bezzâr, Nehhâs, İbn Nasr, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre Hazret-i Âişe:
“Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma..." âyeti, dua hakkında nâzil olmuştur" dedi.
İbn Cerîr ve Hâkim'in bildirdiğine göre Hazret-i Âişe:
“...Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma..." âyeti teşehhüd hakkında nâzil olmuştur" dedi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Hazret-i Âişe:
“Namaz kılarken sesini yükseltme..." âyeti istek ve dua hakkında nâzil olmuştur" dedi.
Muhammed b. Nasr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ebû Hureyre der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Kâbe'ninyanında namaz kıldığı zaman duada sesini yükseltir ve bu sebeple müşrikler kendisine eziyet ederdi. Bunun üzerine:
“Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma..." âyeti nâzil oldu.
Saîd b. Mansûr, Târih'te Buhârî, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin, Derrâc Ebu's-Semh'ten bildirir: Ashâbdan olan Ensâr'dan iki yaşlı kişinin bana bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“...Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma..." âyeti, dua hakkındadır. Dua ederken sesini yükseltme. Çünkü dua ederken günahlarını anıyorsun. Bunlar işitilir ve ayıplanırsın."
İbn Ebî Şeybe, İbn Menî', İbn Cerîr, Muhammed b. Nasr, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Namaz kılarken sesini yükseltme..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Bu âyet, dua hakkında nâzil olmuştur. Eskiden duayı: «Allahım! Bana merhamet et» şeklinde sesli olarak yaparlardı. Bu âyet nâzil olduğu zaman fazla alçak sesle ve yüksek sesle dua etmemeleri emredildi."
İbn Ebî Şeybe, Musannef’te, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Abdullah b. Şeddâd der ki: Temîm oğullarından bazı bedeviler Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) selam verdiği zaman:
“Allahım! Bize deve ve çocuk ver" diye dua ederdi. Bunun üzerine:
“...Namaz kılarken sesini yükseltme..." âyeti nâzil oldu.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma..." âyetini açıklarken:
“Sesini istek ve duada yükseltme, mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Hâtim ve Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma..." âyetini açıklarken:
“İnsanlara gösteriş olarak namaz kılma ve onlardan korkarak namazı terk etme, mânâsındadır" dedi.
İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma..." âyetini açıklarken:
“Gösteriş için namaz kılma. Utanarak da namazı terk etme, mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma..." âyetini açıklarken:
“Namazını ne tam açıkça, ne de tam gizli olarak kılma, mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Dâvud'un Mesâhifte bildirdiğine göre Ebû Rezîn:
“Bu âyet, Abdullah'ın kıraatında (.....) şeklindedir" dedi.
İbn Ebî Şeybe ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Kendi işitecek kadar sesli okuyan kişi, gizli okumamış demektir" dedi.
İbn Sa'd, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mutarrif b. Abdillah b. eş-Şihhîr der ki:
“İlim, amelden daha hayırlıdır. İşlerin en güzeli orta olanıdır. İyilik iki kötülük arasındadır. Bu sebeple de Allah:
“...Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut" buyurmaktadır.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Ebû Kılâbe:
“İşlerinizin en güzeli, orta olanıdır" dedi.
111
"«Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamd olsun» de ve tekbir getirerek O nun şanını yücelt!"
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Muhammed b. Ka'b el- Kurazî der ki: Yahudiler ve Hıristiyanlar:
“Allah oğul edindi" dediler. Araplar ise:
“Emrindeyim, Senin hiçbir ortağın yoktur. Senin bir ortağın (Hubel) vardır. Ancak sen onun da, mülkünün de sahibisin" dediler. Dininden dönenler ve Mecusiler:
“Allah'ın dostları olmasaydı Allah zelil olurdu" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamd olsun..." buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamd olsun..." âyetini açıklarken:
“Allah kimseyle anlaşma yapmamış ve kimsenin desteğine ihtiyaç duymamıştır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Muhammed b. Ka'b el-Kurazî:
“...O'nun şanını yücelt" âyetini açıklarken:
“Ey Muhammed! Müşriklerin dediği gibi olmadığını göstermek için sen onu yücelt, mânâsındadır" dedi.
Ahmed ve Taberânî'nin Muâz b. Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamd olsun" de ve tekbir getirerek O'nun şanını yücelt!" âyeti, izzet âyetidir" buyurdu.
Ebû Ya'la ve İbnu's-Sünnî'nin bildirdiğine göre Ebû Hureyre der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber (evden) el ele çıkıp gittik. Üstü başı dağınık bir kişinin yanına geldiğinde, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ey filan! Sana ne oldu ki bu durumdasın?" diye sordu. Adam:
“Hastalık ve fakirlik beni bu duruma getirdi" karşılığını verdi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Sana hastalık ve fakirliğini giderecek bazı kelimeler öğreteyim mi? Her zaman diri olan ve ölmeyen Allah'a tevekkül ettim. «Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamd olsun" de ve tekbir getirerek O'nun şanını yücelt» de" buyurdu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir daha bu kişinin yanına geldiğinde durumu düzelmişti. Ona:
“Durumun nasıl?" diye sorunca, adam:
“O zamandan beri bana öğrettiğin sözleri söylüyorum" karşılığını verdi.
el-Ferecfte İbn Ebi'd-Dünyâ ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta. Beyhakî'nin İsmâil b. Ebî Fudeyk'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur. "Ne zaman bir sorunum olduysa mutlaka Cibrîl bana görünüp: «Ey Muhammed! "Her zaman diri olan ve Ölmeyen kişiye tevekkül ettim. "Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamd olsun" de ve tekbir getirerek O'nun şanını yücelt..."» der."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde der ki: Bize bildirilene göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ailesinden büyüğe de, küçüğe de:
“Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da İhtiyacı olmayan Allah'a hamd olsun" de ve tekbir getirerek O'nun şanını yücelt de" âyetini öğretirdi.
Abdurrezzâk'ın Musannef’te bildirdiğine göre İkrime b. Ebî Ümeyye:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Hâşim oğullarının çocukları konuşmaya başladığı zaman onlara bu âyeti öğretir ve yedi defa okuturdu" dedi.
İbn Ebî Şeybe'nin Musannef’te Abdülkerîm vasıtasıyla bildirdiğine göre Amr b. Şuayb der ki: Abdulmuttalib oğullarının çocukları konuşmaya başladığı zaman onlara:
“Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamd olsun" de ve tekbir getirerek O'nun şanını yücelt de" âyetini öğretir ve yedi defa okuturdu.
İbnu's-Sünnî, Amelu'l-Yevm ve'l-Leyle'de Amr b. Şuayb vasıtasıyla babasından, o da dedesinden aynısını bildirir.
İbnü's-Sünnî ve Deylemî, Hazret-i Fâtıma'dan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana şöyle buyurdu:
“Yatağına girdiğin zaman: «Kâfi olan Allah'a hamd olsun. Yüce olan Allah'ı bütün eksikliklerden tenzih ederim. Allah bana kâfidir. Allah dilediği şeyi yapar. Allah dua edenin duasını işitip kabul edendir. Allah'tan kaçıp sığınacak bir sığınak ve Allah'ın ötesinde sığınacak başka bir yer yoktur. "İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir." "Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamd olsun" de ve tekbir getirerek O'nun şanını yücelt"» de. Müslüman kişi uyku zamanında bu âyetleri okuduktan sonra şeytanların ve vahşi hayvanların arasında uyuşa bile ona bir zarar veremezler. "
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Bütün Tevrat, İsrâ Süresindeki on beş âyetten ibarettir" dedi ve:
“Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamd olsun" de ve tekbir getirerek O'nun şanını yücelt de" âyetini okudu.