ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ

Hac Sûresi — ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ — Sayfa 2

33. Âyetin Tefsiri

"Durum öyledir. Her kim Allah'ın nişanelerine saygı gösterirse şüphesiz bu, kalplerin takvâsındandır. Bu nişanelerde sizin için belli bir süreye kadar faydalar vardır. Sonra varacakları yer Beyt i Atik'tlr."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Her kim Allah'ın nişanelerine saygı gösterirse..." âyetini açıklarken: "Nişânelerden kasıt kurbanlıklardır" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Her kim Allah'ın nişanelerine saygı gösterirse..."âyetini açıklarken: "Nişaneye (kurbanlığa) saygıdan kasıt onu semiz, güzel ve iri olanından seçmektir" demiştir. "Bu nişanelerde sizin için belli bir süreye kadar faydalar vardır..." âyetini açıklarken: "Bu süre onu kurbanlık olarak belirleyinceye kadardır" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Her kim Allah'ın nişanelerine saygı gösterirse..." âyetini açıklarken: "Bundan kasıt kurbanlığı iri, semiz ve güzelinden seçmektir" demiştir. "Bu nişanelerde sizin için belli bir süreye kadar faydalar vardır. Sonra varacakları yer Beyt-i Atik'tir" âyetini açıklarken de şöyle demiştir: "Kurbanlık olarak belirleninceye kadar ona binebilir, sütünden, kılından, tüyünden ve yününden faydalanabilirsiniz. Ancak kurbanlık olarak belirlendiği zaman artık bu tür faydalanmalar biter ve kesilmek üzere Kâbe'ye doğru gönderilir."

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbnu'f-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk ile Atâ şöyle demişlerdir: "Âyette zikredilen faydalardan kasıt; ihtiyaç duyulduğunda kurbanın üzerine binme, kılından ve sütünden faydalanmadır. Zikredilen belirli süreden kasıt da kurbanlık seçilerek işaretlenmesidir. İşaretlendikten sonra, "...Sonra varacakları yer Beyt-i Atik'tir" buyruğunda da zikredildiği gibi Kurban gününde Minâ'da kesilmek üzere gönderilir."

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime: "...Sonra varacakları yer Beyt-i Atik'tir" âyetini açıklarken: "Kurbanlık Harem bölgesine girdiği zaman varacağı yere varmış olur" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Muhammed b. Ebî Mûsa: "Durum öyledir. Her kim Allah'ın nişanelerine saygı gösterirse şüphesiz bu, kalplerin takvâsındandır. Bu nişanelerde sizin için belli bir süreye kadar faydalar vardır. Sonra varacakları yer Beyt-i Atik'tir" âyetlerini açıklarken şöyle demiştir: "Arafat'ta vakfe, Müzdelife'de vakfe, kurbanlıklar, şeytanları taşlama, hacda saçları tıraş etme gibi şeylerin tümü Allah'ın nişanelerindendir. Kişinin bunlara gereken saygı ve özeni göstermesi kalbinin takvalı olduğunu gösterir. Birini bitirip diğerine geçene kadar da her bir nişanede sizler için bazı faydalar vardır. Bu nişanaler ile vazifeler de en son Kâbe'yi tavaf etmekle nihayet bulur."

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Atâ'ya Allah'ın nişanelerinin ne olduğu sorulunca şöyle demiştir: "Yüce Allah'ın hürmet edilmesini istediği şeyler, Allah'ın öfkesine sebep olacak şeylerden uzak durma ve ona itaat ederek yolundan gitme gibi şeyler hep Allah'ın nişanelerinden olan şeylerdir.'"

Bu bölümü tek başına aç →

34. Âyetin Tefsiri

"Her ümmet için bir mensek kıldık ki Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar. İşte sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Şu hâlde yalnız O'na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!"

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Her ümmet için bir mensek kıldık..." âyetini açıklarken: "Mensek'den kasıt bayramdır" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Her ümmet için bir mensek kıldık..."âyetini açıklarken: "Mensefc'den kasıt kan akıtmak (kurban)dır" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime: "Her ümmet için bir mensek kıldık..." âyetini açıklarken: "Mensek'den kasıt kurban kesmektir" demiştir.

Ebû Dâvud, Nesâî ve Hâkim, Abdullah b. Amr'dan bildirir: Adamın biri Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) adama: "Kurban bayramını kutlamakla emredildim" buyurdu. Adam: "Kurbanlık olarak sadece kendisinden faydalanmak üzere bana verilen bir hayvandan başka bir şey bulamasam onu keseyim mi?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hayır! Sen tırnaklarını kes, bıyıklarını kısalt ve avret yerlerini kesip temizle. Yüce Allah katında senin kurbanın sadece bu kadardır" buyurdu.'

Hâkim, Ebû Hureyre'den bildirir: Cebrâil inince Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: "Bayramımızı nasıl buldun?" diye sordu. Cebrâil şu karşılığı verdi: "Gök ahalisi sizin bu bayramınızla övündü. Bil ki ey Muhammed! Kurbanlık olarak genç bir keçi yaşlı bir keçiden daha iyidir. Kurbanlık olarak genç bir sığır yaşlı bir sığırdan daha iyidir. Kurbanlık olarak genç bir deve yaşlı bir deveden daha iyidir. Şayet genç bir hayvandan daha hayırlısı olsaydı Yüce Allah kurbanlık olarak İbrâhîm'e onu verirdi."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem: "Her ümmet için bir mensek kıldık..." âyetini açıklarken: "Mensek'den kasıt Mekke'dir. Yüce Allah, Mekke'den başka bir mensek (kurban yeri) kılmış değildir" demiştir.

Ahmed, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim, Câbir b. Abdillah'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Kurban gününde bayram namazını kıldırdı. Namaz ile hutbeyi bitirdikten sonra bir koç getirtti ve kendi eliyle onu kesip kurban etti. Keserken: "Bismillahi Vallahu Ekber! Allahım! Bu kurban benim ve ümmetimdem kurban kesmeyenler içindir" buyurdu.

Ahmed, Ebû Dâvud, İbn Mâce, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da Câbir'den bildirir: Bir bayram gününde Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) iki koç kurban etti. Kurban etmek üzere onları kıbleye çevirdiğinde de: "Yönümü, gönülden, gökleri ve yeri yaratana çevirdim ki ben müşriklerden değilim. Namazım, ibadetlerim, yaşamım ve ölümüm âlemlerin rabbi olan ve ortağı bulunmayan Allah içindir. Ben bununla emredildim ve ben buna teslim olanlardanım! Allahım! Bu kurban sendendir ve Muhammed ile ümmeti adına yine sana gitmektedir" buyurdu. Sonra Besmele ve tekbirlerle onları kesti.

İbn Ebî Hâtim, İbn Ebi'd-Dünya el-Adâhî'de ve Beyhakî'nin Şuabu'l- îman'da bildirdiğine göre Hazret-i Ali kurban keserken: "Yönümü, gönülden, gökleri ve yeri yaratana çevirdim ki ben müşriklerden değilim. Namazım, ibadetlerim, yaşamım ve ölümüm âlemlerin rabbi olan ve ortağı bulunmayan Allah içindir. Ben bununla emredildim ve ben buna teslim olanlardanım" dedi.

Ahmed, Buhârî, Müslim, Nesâîve İbn Mâce, Enes'ten bildirir: "Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) boynuzlu semiz iki tane koçu Besmele ve tekbirler eşliğinde kurban olarak kesti."

İbn Ebi'd-Dünya'nın bildirdiğine göre İbn Ömer kurban keseceği zaman: "Bismillahi Vallahu Ekber! Allahım! Sen verdin ve yine senin için kesiliyor. Allahım! Bunu benden kabul buyur" derdi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil: "...Yalnız O'na teslim olun..."âyetini açıklarken: "Samimi bir şekilde ve ihlas içinde sadece ona yönelin, anlamındadır" demiştir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken: "Mutmain olanları müjdele, anlamındadır" demiştir.

Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Ebi'd-Dünya Zemmu'l- Ğadab'da, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Şuabu'l-îman'da bildirdiğine göre Amr b. Evs: (.....) âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Muhbet ifadesi, insanlara zulmetmeyen, zulme uğradıkları zaman da başkalarından yardım istemeyen kimseler anlamına gelir."

İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: (.....) âyetini: "Alçak gönüllü (mütevazı) olanları müjdele" şeklinde açıklamıştır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: (.....) âyetini: "Allah'tan kalbi titreyenleri müjdele!" şeklinde açıklamıştır.

İbn Sa'd ve İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Abdullah b. Mes'ûd, Rabîb. Haysem'i gördüğü zaman: "...Alçak gönüllüleri müjdele!" diyerek onu karşılar ve: "Ne zaman seni görsem aklıma alçak gönüllüler gelir" derdi.

Bu bölümü tek başına aç →

35. Âyetin Tefsiri

"Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler"

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mukâtil: "Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Onlar Allah'ın azabına yönelik uyarılıp korkutuldukları zaman kalpleri titrer. Başlarına gelen musibetlere sabrederler ve Yüce Allah'ın da lütfuyla namazlarını devamlı olarak kılarlar."

Bu bölümü tek başına aç →

36. Âyetin Tefsiri

"İşte kurbanlık (deve ve sığır)ları Allah'ın sîze olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yan üstü düşüp ölünce onlardan yiyin, kanaat edene ve isteyene de yedirin. Şükredersiniz diye onları böylece sizin âyetiniza verdik."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim bu âyeti: (.....) lafzıyla şeddesiz olarak okumuştur.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Abdullah b. Ömer: "Biz 'büdn (bedene)' ifadesinin ancak (kurbanlık) deve ile sığır olduğunu biliriz" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Ömer: "Büdn, iri gövdeli hayvan anlamına gelir" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Büdn ancak develerden olur" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Abdulkerîm'den bildirir: Atâ ile Hakem, büdn ifadesinin ne anlama geldiği konusunda ihtilaf ettiler. Atâ bunun deve ile sığır anlamına geldiğini söylerken, Hakem: "Sadece deve anlamına gelir" demiştir.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Saîd b. el-Müseyyeb: "Büdn, (kurbanlık) deve ve sığır anlamına gelir" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "Büdn, (kurbanlık) sığır anlamına gelir" demiştir.

İbn Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd, Süleymân b. Yakub er-Riyâhî'den, o da babasından bildirir: Adamın biri onun adına bir bedene (deve) kesmem için bana vasiyette bulundu. Daha sonra İbn Abbâs'a geldim ve: "Adamın biri onun adına bir bedene (deve) kesmem için bana vasiyette bulundu. Onun yerine bir sığır kessem bu vasiyeti yerine getirmiş olur muyum?" diye sordum. İbn Abbâs: "Evet, olur" dedi. Sonra bana: "Vasiyette bulunan kişi kimlerden?" diye sorunca: "Riyâh oğularından" karşılığını verdim. Bunun üzerine İbn Abbâs şöyle dedi: "Riyâh oğulları ne zamandan beri deve yerine sığır edinmeye başladılar ki? O zaman önceki cevabımda yanılmışım! Zira sadece Esed ile Abdulkays oğulları bedene'yi sığır anlamında kullanırlar."

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Hayvana büdn (bedene) denilmesi semizliği dolayısıyladır" demiştir.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbrâhim: "...Onlarda sizin için hayır vardır..." âyetini açıklarken: "Onlardan kasıt, kurban edilecek büyük baş hayvanlardır. İhtiyaç duyulduğunda bunlara binilir ve sütünden faydalanılabilinir" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Onlarda sizin için hayır vardır..." âyetini açıklarken: "Bu hayvanlarda sizler için (âhirette) ecir ve (dünyada) faydalar vardır" demiştir.

Ahmed, Abd b. Humeyd, İbn Mâce, Taberânî, Hâkim ve Beyhakî Şuabu'l- îman'da Zeyd b. Erkam'dan bildirir: Yâ Resûlallah! Bu kurbanlar nedir?" diye soduğumuzda: "Atanız İbrâhim'in sünnetidir" karşılığını verdi. "Yâ Resûlallah! Kestiğimiz kurbanlara karşılık bize ne vardır?" diye sorduğumuzda: "Kurban ettiğiniz hayvanın her bir kılına karşılık size bir iyilik sevabı vardır" karşılığını verdi. "Kurbanımız yünlü ise ne vardır?" diye sorduğumuzda da: "Her bir yünü için size bir iyilik sevabı vardır" buyurdu.

İbn Adiy, Dârakutnî, Taberânî ve Beyhakî'nin Şuabu'l-îman'üa İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gümüş para bayram gününde kurban edilmek üzere bir hayvan almadan daha güzel bir yerde harcanamaz" buyurmuştur.

Tirmizî, İbn Mâce ve Hâkim'in Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Âdemoğlu Kurban bayramı gününde Allah katında kurban kesmekten daha iyi bir amelde bulunamaz. Kestiği kurban kıyamet gününde boynuzları, tırnakları ve kıllarıyla getirilecektir. Kişinin kestiği kurbanın kanı henüz yere ulaşmadan Allah katına ulaşıp kabul görür. Bundan dolayı kurban keserek gönüllerinizi hoş tutun."

İbn Mâce, Hâkim ve Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Kurban kesmeye imkan bulup da kurban kesmeyen kişi namazgahımıza yaklaşmasın" buyurmuştur.

İbn Ebî Hâtim, Mâlik b. Enes'ten bildirir: Saîd b. el-Müseyyeb haccettiği zaman onunla birlikte İbn Harmele de haccetti. Saîd bir koç satın alıp kurban olarak keserken, İbn Harmele altı dinara bir deve satın alıp onu kurban etti. Saîd ona: "Bu konuda bizi örnek alsaydın ya!" deyince, İbn Harmele şu karşılığı verdi: "Yüce Allah'ın: «İşte kurbanlık (deve ve sığır)ları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır»buyurduğunu işittim. Ben de hayrı Yüce Allah'ın belirttiği yerden almak istedim." Saîd, İbn Harmele'nin bu cevabını çok beğendi ve başkalarına da bu dediğini anlattı.

Ebû Nuaym Hilye'de İbn Uyeyne'den bildirir: Safvân b. Süleym haccettiğinde yanında yedi dinar vardı. Bu yedi dinarla da kurbanlık aldı. Kendisine: "Yedi dinardan başka paran yok ve sen bununla kurbanlık mı alıyorsun!" denildiğinde: "Yüce Allah'ın: «...Onlarda sizin için hayır vardır...» buyurduğunu işittim" karşılığını verdi.

Kâsım b. Asbağ ve İbn Abdilber Temhîd'de bildirdiğine göre Hazret-i Âişe şöyle demiştir: "Ey insanlar! Kurban kesin ve kabulü konusunda gönlünüzü hoş tutun! Zira Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işittim: "Kişi hayvanı kıbleye çevirip kurban ettiği zaman bu hayvanın kanı, boynuzu ve yünü kıyamet gününde terazisinde iyilik olarak yerini alır. Kurban ettiği hayvanın kanı toprağa aktığı zaman bu kan, karşılığı kıyamet gününde sahibine verilmek üzere Yüce Allah'ın gözetiminde saklanır." Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yine: "Az amel edin karşılığını fazlasıyla alın!" buyurmuştur.

Ahmed, Ebu'l-Eşedd es-Sülemî'den, o babasından, o da dedesinden bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "En iyi kurbanlık, en pahalı ve semiz olan kurbanlıktır" buyurmuştur.

İbn Ebî Şeybe, Tâvus'tan bildirir: "Akrabalık bağını gözetmek amacıyla ihtiyacı olan bir yakına yapılan harcamadan sonra Kurban gününde kesilmek üzere bir hayvan almak için yapılan harcamadan daha büyük sevabı olan bir harcama yoktur."

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Mücâhid: "...Onlarda sizin için hayır vardır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Kişi kurban olarak keseceği hayvanın sütüne ihtiyacı olursa sütünden içer. Üzerine binme ihtiyacı olduğu zaman biner. Yününe ihtiyacı olursa da yününü kullanır."

İbn Ebî Şeybe, İkrime'den bildirir: Adamın biri İbn Abbâs'a: "Kişi kurban edeceği hayvana binebilir mi?" diye sorunca, İbn Abbâs: "Ona fazla ağırlık vermeden binebilir" dedi. Adam: "Sütünü sağıp içebilir mi?" diye sorunca, İbn Abbâs: "Aşırı olmamak kaydıyla sütünden faydalanabilir" dedi.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Hazret-iAli: "Kişi kurbanlığına aşırıya kaçmadan binebilir" demiştir.

İbn Ebî Şeybe ve İbn Hibbân'ın Câbir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Başka bir binek bulana kadar kurbanlık hayvanınıza aşırıya kaçmadan binin" buyurmuştur.

İbn Ebî Şeybe, Atâ'dan bildirir: "Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ihtiyaç duymamız halinde kurbanlık develerimize binmemize ruhsat verdi."

Mâlik, İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî, Ebû Hureyre'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) adamın birinin kurbanlık devesini sürdüğünü görünce ona: "Üzerine bin" buyurdu. Adam: "Ama deve kurbanlık" deyince, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yazık sana! Üzerine bin!" karşılığını verdi.

İbn Ebî Şeybe, Enes'ten bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) adamın birinin kurbanlık devesini sürdüğünü görünce ona: "Üzerine bin" buyurdu. Adam: "Ama deve kurbanlık" deyince, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

"Kurbanlık olsa da bin!" karşılığını verdi.

Abd b. Humeyd, İbn Ebi'd-Dünya el-Adâhî'de, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve Beyhakî Sünen'de Ebû Zabyân'dan bildirir: İbn Abbâs'a: "...Bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın..." âyetini sorduğumda şöyle dedi: "Kurbanlık deveyi (veya sığırı) keseceğin zaman bağlı bir şekilde üç ayağı üzerinde ayakta durdur ve: «Bismillahi Vallahu Ekber! Allahım! Sen verdin yine sana gidiyor» de."

Firyâbî, Ebû Ubeyd, Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l- Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini: "Bağlı bir şekilde ayakta iken" şeklinde açıklamıştır.

Saîd b. Mansûr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Ömer devesini kurban ederken ön ayaklarından birini bağlayıp ayakta durdurdu ve: "Yüce Allah'ın da buyurduğu gibi savvâf bir şekilde kesiyorum" dedi.

İbn Ebî Şeybe, Buhârî ve Müslim'in bildirdiğine göre İbn Ömer adamın birinin kurban edeceği devesini yere yatırdığını görünce: "Onu bağla ve ayakta kes! Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) sünneti bu şekildedir" dedi.

İbn Ebî Şeybe, İbn Sâbit'ten bildirir: "Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı kurbanlık devenin sol ön ayağını bağladıktan sonra diğer ayakları üzerinde durdurarak ayakta keserlerdi."

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbn Ömer kurbanlık devesinin sağ ön ayağını bağlar ve öyle keserdi.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre kurbanlık devenin nasıl kesileceği konusunda Hasan(-ı Basrî): "Sol ön ayağı bağlanır ve sağ ön ayağı tarafından kesilir" demiştir.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Mücâhid kurbanlık devesini keseceği zaman onun sol ön ayağını bağlardı.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Atâ: "Kurbanlığını keseceğin zaman ön ayaklarından hangisini istersen bağlayabilirsin" demiştir.

İbnu'l-Enbârî Mesâhif de ve Diyâ Muhtâre'de bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti: (.....) lafzıyla okumuştur.

İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) ifadesini: "Bağlı ve üç ayak üzerinde dururken" şeklinde açıklamıştır.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Enbârî, Katâde'den bildirir: Abdullah b. Mes'ûd bu âyeti, 'Bağlı bir şekilde ayakta dururken' anlamına gelecek şekilde: (.....) lafzıyla okurdu.

Ebû Ubeyd, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Meymûn b. Mihrân'dan bildirir: İbn Mes'ûd bu âyeti 'Ayakta dururken" anlamına gelecek şekilde: lafzıyla okumuştur.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr bu âyeti: lafzıyla okur ve şöyle derdi: "İbn Ömer'i, kurbanlık devesini keserken gördüm. Deve üç ayak üzerinde ayakta duruyordu."

Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî Sünen'de Mücâhid'den bildirir: "Bu âyeti (.....) lafzıyla okuyanlara göre anlamı «Bağlı olarak» şeklindedir. (.....) lafzıyla okuyanlara göre ise anlamı: «Hayvanın önünde durmaktır» şeklindedir."

Abd b. Humeyd'in lafzı ise şöyledir: Bu âyeti (.....) lafzıyla okuyanlara göre anlamı: "Hayvanın ön ayakları bağlı bir şekilde ayakta durması" şeklindedir. (.....) lafzıyla okuyanlara göre ise anlamı "Ayakta bağlı bir şekilde durması" şeklindedir.

İbn Ebî Şeybe'nin lafzı ise şöyledir: (.....) lafzı hayvanın dört ayak üzerinde durması anlamına gelir. (.....) lafzı ise hayvanın üç ayak üzerinde durması anlamındadır."

Abdurrezzâk, Ebû Ubeyd, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbnu'l-Enbârî Mesâhifde ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) bu âyeti: lafzıyla okur ve şöyle derdi: "Sadece Allah'a adayarak, ona has kılarak anlamındadır. Zira önceleri müşrikler putları adına kurban keserlerdi."

Ebû Ubeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem bu âyeti: (.....) lafzıyla okumuş ve şöyle demiştir: "Şirkten uzak bir şekilde sadece Allah'a has kılarak, anlamındadır. Çünkü cahiliye döneminde müşrikler kurbanlarını keserken şirk koşarlar, putları adına da kurban keserlerdi."

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini: "Hayvan kesilip yan tarafına düştüğü zaman" şeklinde açıklamıştır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini: "Kesildiği zaman" şeklinde açıklamıştır.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) ifadesini: "Kesilip yere düştüğü zaman" şeklinde açıklamıştır.

Ebû Dâvud, Nesâî, Hâkim ve Ebû Nuaym Delâil'de Abdullah b. Kurt'tan bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına beş veya altı tane kurbanlık deve getirildi. Develer kesime ilk önce kendilerinden başlanması için de ona yaklaşıyorlardı. Kesilip yanlan yere düşünce de Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Dileyen bunlardan et kesip alabilir" buyurdu.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Ömer kurbanlık devesini kestikten sonra kendi yemeden önce başkalarına yedirir ve şöyle derdi: "Yüce Allah: "...Onlardan yiyin ve yedirin...'" buyurur ki her ikisi de birdir."

İbn Ebî Şeybe, İbrâhîm(-i Nehaî)'den bildirir: "Önceleri (Sahabe ve Tâbiûn) Allah için adadıkları bir şeyden yemezlerdi. Daha sonra ise hacda kesilen kurbanlar, diğer kurbanlar ve benzeri şeylerden yemelerine ruhsat verildi."

İbn Ebî Şeybe, Hazret-i Ali'den bildirir: "Kişi adak olarak kestiği hayvanın etinden, hacda avlanmanın kefareti olarak kestiği hayvanın etinden ve yoksullara vakfettiği bir maldan yiyemez."

İbn Ebî Şeybe, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: "Kişi adak olarak kestiği hayvanın etinden, kefaret olarak ödediği bir maldan ve yoksullara vakfettiği bir şeyden yiyemez."

İbn Merdûye, Muâz'dan bildirir: "Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kurban etlerinden komşuya, isteyene ve iffetinden dolayı istemeyene yedirmemizi emretti."

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbn Ömer, Minâ'da iken: "...Onlardan yiyin, kanaat edene ve isteyene de yedirin..." âyetini okudu ve yanındaki hizmetçisine: "Kanaat edenden kasıt, ona verdiğin şeyle kanaat edendir" dedi.

İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir: (.....) ifadesi, iffetinden dolayı el açıp istemeyen kişi anlamındadır. (.....) ifadesi ise, el açıp isteyen kişi anlamındadır.

İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir: (.....) ifadesi, kendisine verilenle kanaat eden kişi anlamındadır. (.....) ifadesi ise, dolaşıp dilenen kişi anlamındadır.

İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir: (.....) ifadesi, evinde oturup kimselere el açmayan kişi anlamındadır."

Tastî'nin Mesâil'de bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: (.....) ifadesinin anlamı nedir?" diye sorunca, İbn Abbâs: (.....) ifadesi, kendisine verilenle kanaat eden kişi anlamındadır. (.....) ifadesi ise, kapıları dolaşıp dilenen kişi anlamındadır" dedi. Nâfi': "Araplar bu ifadeleri bilir mi?" diye sorunca da İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Evet, bilirler. Şairin:

"Varlıklı olanlarda dilenenlerin hakkı vardır

Hoşgörü ve cömertlik ise kanaatkâr olanlardadır" dediğini İşitmedin mi?"

İbn Ebî Şeybe, Mücâhid'den bunun aynısını bildirir.

İbnu'l-Münzir, İbn Abbâs'tan bildirir: (.....) ifadesi, dilenip isteyen kişi anlamındadır. (.....) ifadesi ise, dilenmeyen ama kendisine vermen için karşına çıkan kişi anlamındadır.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: (.....) ifadesi dilenip isteyen kişi anlamındadır" dedi ve şu şiiri okudu:

"Kişi malıyla hem kendini ıslah eder

Hem de dilenenler gibi el açmayanların ihtiyaçlarını karşılar. "

İbn Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: (.....) ifadesi, kendisine verdiğinle kanaat eden kişi anlamındadır. (.....) ifadesi ise kendisine vermen için karşına çıkan kişi anlamındadır."

İbn Ebî Şeybe'nin lafzı ise şöyledir: (.....) ifadesi ise senden direkt istemeyen, ancak kendisine vermen için karşına çıkan kişi anlamındadır."

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve Beyhakî Sünen'de Mücâhid'den bildirir: (.....) ifadesi senden istemeyen, ancak elinde bulunandan yana bir beklenti içinde olan kişi anlamındadır. (.....) ifadesi ise kendisine vermen için karşına çıkan ve senden isteyen kişi anlamındadır."

Abd b. Humeyd, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: (.....) ifadesi dolaşmadan el açıp isteyen kişi anlamındadır. (.....) ifadesi ise dolaşıp el açan kişi anlamındadır."

İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: (.....) ifadesi Mekke ahalisi, (.....) ifadesi ise diğer insanlar anlamındadır."

İbn Ebî Şeybe, Mücâhid'den bu yorumun aynısını zikreder.

İbn Ebî Şeybe, Mücâhid'den bildirir: (.....) ifadesi senden isteyen, (.....) ifadesi ise istemeyen, ancak verilmesi için kurban etinin yanında dolaşan kişi anlamındadır."

Beyhakî Sünen'de Mücâhid'den bildirir: (.....) el açıp dilenen kişidir, (.....) komşun gibi kestiğin kurbandan bir şeyler vermeni bekleyen kişidir. (.....) ise istemeyen, ancak verilmesi için karşına çıkan kişidir."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Kâsım b. Ebî Bezze'ye kesilen kurban etinden ne kadar yenileceği, isteyen ve istemeyene ne kadar verileceği sorulunca: "Kestiğin kurban etini üç parçaya bölersin" karşılığını verdi. Kendisine: (.....) ifadesinden kasıt kimdir?" diye sorulunca: "Çevrende bulunan kişidir" dedi. "Peki ya o da kurban kesmişse?" diye sorulunca da şöyle demiştir: "Kesmiş olsa da yine verirsin. (.....) ise sana gelip isteyen kişidir."

Bu bölümü tek başına aç →

37. Âyetin Tefsiri

"Onların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sîzîn takvanızdır. Sîze doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin âyetiniza vermiştir. İyilik yapanlara müjde et."

İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan bildirir: Önceleri müşrikler kurban kestikleri zaman akan kanlan Kâbe'ye doğru serperlerdi. Müslümanlar da aynı şeyi yapmak isteyince Yüce Allah: "Onların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin âyetiniza vermiştir. İyilik yapanlara müjde et" âyetini indirdi.

İbn Ebî Hâtim, İbn Cüreyc'den bildirir: Cahiliye insanları kurban ettikleri hayvanların kan ile etlerini Kâbe'ye doğru serperlerdi. Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı: "Biz bunu yapmaya onlardan daha layığız" dediklerinde Yüce Allah: "Onların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin âyetiniza vermiştir. İyilik yapanlara müjde et" âyetini indirdi.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İbn Cüreyc'den bildirir: Nusb (ensâb, dikili taşlar) put değildir. Zira putların bir sureti olur ve nakışlıdır. Ensâb ise dikili taştan öte değildir ve bu taşlardan Kâbe'de üç yüz altmış tane vardı. Cahiliye insanları kurban kestikleri zaman kanlarını Kâbe'ye doğru seperlerdi. Yine bu hayvanların etlerini parçalar ve bu taşların üzerine koyarlardı. Daha sonraları Müslümanlar: "Yâ Resûlallah! Cahiliye insanları kurbanlarının kanları ile Kâbe'yi yüceltirlerdi. Biz bunu yapmaya onlardan daha layığız" dediler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onların bu isteklerini kötü görmeyecek gibi oldu ama Yüce Allah: "Onların ne etleri ve ne de kanlan Allah'a ulaşacaktır..."âyetini indirdi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil b. Hayyân: "Onların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Kurban ettiğiniz hayvanların ne etleri, ne de kanları Yüce Allah katına çıkacak değildir. Ancak kurban kesme, kişinin Allah'a karşı olan takvasını ve itaatini gösterir. Yüce Allah katına çıkacak olan da kişinin salih amelleri ile takvasıdır."

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî): "...Allah'a ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır..." âyetini açıklarken: "Allah rızasını umarak yaptığınız şeylerdir" demiştir.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dahhâk: "...Allah'a ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Yüce Allah burada: "Şayet bu kurbanlıklarınız helal ve temiz ise, siz de samimi iseniz amelleriniz katıma ulaşır ve onları sizden kabul ederim" buyurmuştur.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "...Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin âyetiniza vermiştir..." âyetini açıklarken: "Doğru yolu göstermesi hac günlerinde bu hayvanlarınızı kurban etmenizi sizlere bahşetmesidir" demiştir.

Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuabu'l-îman'ela Hasan b. Ali'den bildirir: "Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bayram gününde en güzel giysilerimizi giymemizi, en güzel kokularımızı sürünmemizi ve kurbanlık olarak en semiz hayvanlarımızı kesmemizi emretti. Bir sığırda yedi, bir devede de yedi kişi ortak olup kurban kesecebileceğimizi, tekbîrlerimizi sükûnet ve vakar içinde getirmemizi söyledi. "

Bu bölümü tek başına aç →

38. Âyetin Tefsiri

"Allah şüphesiz inananları savunur. Doğrusu Allah hainleri ve nankörleri hiç sevmez."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim bu âyeti: (.....) lafzıyla, (med)" harfiyle ve (.....) harfini ötreli bir şekilde okumuştur.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "Allah şüphesiz inananları savunur..." âyetini açıklarken: "Yüce Allah dinine sahip çıkan, gereklerini yerine getirmeye çalışan birini heba edip savunmasız bırakacak değildir" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süfyân: "...Doğrusu Allah hainleri ve nankörleri hiç sevmez" âyetini açıklarken: "Bunlara yaklaşmaz" demiştir.

İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'den bildirir: "Kur'ân'da geçen bütün (.....) ifadelerinde kastedilen kafirlerdir."

Bu bölümü tek başına aç →

39. Âyetin Tefsiri

"Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle izin verildi. Şüphe yok ki Allah'ın onlara yardım etmeye gücü yeter."

Abdurrezzâk, Ahmed, Abd b. Humeyd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, Bezzâr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî Delâil'de İbn Abbâs'tan bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'den çıkartıldığı zaman, Ebû Bekr: "Peygamberlerini çıkardılar! İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Mutlaka helak olacaklardır!" dedi. Bunun üzerine: "Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle izin verildi. Şüphe yok ki Allah'ın onlara yardım etmeye gücü yeter" âyeti nazil oldu. Ebû Bekr bu âyetin nazil olmasından sonra: "Arada bir savaş olacağını biliyordum!" demiştir.

Ravi der ki: İbn Abbâs bu âyeti: (.....) lafzıyla okumuş ve: "Bu âyet savaş hakkında inen ilk âyettir" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî Velâil'de Mücâhid'den bildirir: Bazı müminler Mekke'den Medine'ye hicret ederken Kureyş kafirleri peşlerinden çıktılar. Yüce Allah da: "Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle izin verildi..."âyetini indirerek onlarla savaşmalarına izin verdi. Müminler de bu kafirlerle savaştılar.

İbn Ebî Hâtim, Urve b. ez-Zübeyr'den bildirir: Mekke'de Müslümanlar, İslam dininden döndürülmek için kabile ve aşiretleri tarafından baskı gördüler. Müslümanlara karşı bir araya gelip yardımlaştılar ve onları yurtlarından çıkardılar. Bunun üzerine savaş hakkındaki ilk âyet olan: "Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle izin verildi. Şüphe yok ki Allah'ın onlara yardım etmeye gücü yeter" âyeti nazil oldu. Bu âyetle Yüce Allah, Allah Resûlü'ne hicret izni verirken kafirlerle savaşma izni de verdi.

Abdurrezzâk ve İbnu'l-Münzir, Zührî'den bildirir: Savaş hakkında ilk nazil olan âyet: "Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle izin verildi. Şüphe yok ki Allah'ın onlara yardım etmeye gücü yeter" âyetidir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle izin verildi..." âyetini açıklarken: "Müslümanların on yıl boyunca savaştan uzak durmaları istendikten sonra sonunda bu âyetle savaşmalarına izin verildi" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle izin verildi..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile arkadaşlarına, Mekkeliler tarafından yurtlarından çıkarılıp zulme uğramaları sebebiyle savaşma izni verildi."

İbn Ebî Şeybe, Muhammed b. Sîrîn'den bildirir: Hazret-i Osman, evi muhasara altında tutulduğu zamanlarda evin üst tarafından aşağıda bulunanlara: "Bana Allah'ın Kitab'ını okuyan birini getirin" dedi. Bunun üzerine Sa'sa'a b. Sûhân'ı getirdiler. Sa'sa'a, oradakilerle bir şeyler konuştuktan sonra: "Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle izin verildi..."âyetini okudu. Bunun üzerine Hazret-i Osmân ona: "Yalan söylüyorsun! Bu âyet senin ve arkadaşların hakkında değil, benim ve arkadaşlarım hakkında nazil oldu!" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

40. Âyetin Tefsiri

Bkz. Ayet:41

Bu bölümü tek başına aç →

41. Âyetin Tefsiri

"Onlar haksız yere ve «Rabbimiz Allah'tır» dediler diye yurtlarından çıkarılmışlardır. Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve İçinde Allah'ın adı çok anılan camiler yıkılıp giderdi. And olsun ki Allah'a yardım edenlere O da yardım eder. Doğrusu Allah kuvvetlidir, Azîz'dir. Onları biz yeryüzüne yerleştirirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah'a varır."

İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Onlar haksız yere ve «Rabbimiz Allah'tır» dediler diye yurtlarından çıkarılmışlardır..." âyetini açıklarken: "Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâbı haksız yere Mekke'den çıkarılmışlar, Medine'ye hicret etmek zorunda kalmışlardır" demiştir.

Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, Osmân b. Affân'dan bildirir: "Onlar haksız yere ve «Rabbimiz Allah'tır» dediler diye yurtlarından çıkarılmışlardır. Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan camiler yıkılıp giderdi. And olsun ki Allah'a yardım edenlere O da yardım eder. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür. Onları biz yeryüzüne yerleştirirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah'a varır" âyetleri bizim hakkımızda nazil oldu. Zira haksız yere yurtlarımızdan çıkarıldık. Daha sonra yeryüzünde bizlere iktidar ve imkan verilince namazı kıldık, zekatı verdik, iyiliği emredip kötülükten sakındırdık. Bu âyetler benim ve arkadaşlarım hakkında nazil oldu.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, Sâbit b. Avsece el- Hadramî'den bildirir: Hazret-iAli ile Abdullah'ın öğrencilerinden, içlerinde Lâhik b. el-Akmar, Ayzâr b. Cervel ve Atiyye el-Kurazî'nin de bulunduğu yirmi yedi kişinin bana bildirdiğine göre Hazret-iAli şöyle demiştir: "...Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan camiler yıkılıp giderdi. And olsun ki Allah'a yardım edenlere O da yardım eder. Doğrusu Allah kuvvetlidir, Azîz'dir." âyeti, Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı hakkında nazil oldu. Şayet Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbıyla kötülüğü onlara tâbi olanlardan savmasaydı manastırlar, kiliseler, havralar ve camiler yıkılıp giderdi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim: "...Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı..." âyetini (.....) lafzıyla, ifadesinde 'Elif (med)' harfi olmadan okumuştur.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "...Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı..." âyetini açıklarken: "Şayet savaş ve cihad olmasaydı, anlamındadır" demiştir.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı..."âyetini açıklarken: "Şayet Müslümanlarla müşriklerin kötülüğü savılmasaydı, anlamındadır" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "İnsanların bir kısmının diğeriyle savılması şehadet, hak ve bu yönde olan şeylerledir. Şayet bunlar olmasaydı manastırlar ve diğer zikredilen şeyler yıkılıp giderdi."

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Savâmi' rahiplerin mabedi olan manastırlardır. Biya' Yahudilerin mabetleridir. Salavât, Hıristiyanların kiliseleridir. Mesâcid de Müslümanların mescidleridir."

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, İbn Abbâs'tan bildirir: "Biya' Hırsitiyanların mabetleri olan kiliselerdir. Salavât ise Yahudilerin mabetleridir."

İbn Ebî Hâtim, Dahhâk'tan bildirir: "Salavât, Yahudilerin kiliseleridir. Zira onlar kiliselere Sulût derler."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Âsim el-Cahderî bu âyeti: (.....) lafzıyla okumuş ve şöyle demiştir: "Sulût manastarın daha küçük olanıdır. Yoksa namaz (salavât) nasıl yıkılır ki?"

Abd b. Humeyd, Ebu'l-Âliye'den bildirir: "Biya' Hıristiyanların kiliseleridir. Salavât ise Sulût'un çoğuludur. Sulût Hıristiyanlarda kilisenin küçüğü olan mabetlerdir."

İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'l- Âliye: (.....) âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Savâmi' rahiplerin mabedi olan manastırlardır. Biya' Hırsitiyanların kiliseleridir. Salavât, Sâbiîlerin tapınaklarıdır, zira onlar tapınaklarını Salavât olarak isimlendirirler."

Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken şöyle demiştir:

"Savâmi', Sâbiîlerin tapınaklarıdır. Biya', Hıristiyanların kiliseleridir. Salavât, Yahudilerin mabetleridir. Mesâcid ise Müslümanların mabetleridir."

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Savâmi', rahiplerin mabetleridir. Biya', Hıristiyanların kiliseleridir. Salavât ise Ehli Kitâb ile Müslümanların yol üzerinde bulunan mabetleridir."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: (.....) ifadesini açıklarken şöyle demiştir: "Namazlar manasındadır. Düşmanlar Müslümanların topraklarına girdiği zaman bu namazlar kesilir. Mecsitlerde yapılan ibadetler de kesilir."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: "...İçinde Allah'ın adı çok anılan..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "İçinde Allah'ın adının zikredildiği manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılıp giderdi. Bütün bunların içinde Yüce Allah'ın adı çokça anılır. Bu anma da sadece mescidlere has kılınmamıştır."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'l-Âliye: "Onları biz yeryüzüne yerleştirirsek..." âyetini açıklarken: "Onlardan kasıt Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbldir" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Muhammed b. Ka'b: "Onları biz yeryüzüne yerleştirirsek..." âyetini açıklarken: "Onlardan kasıt idarecilerdir" demiştir.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem: "Onları biz yeryüzüne yerleştirirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah'a varır" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Onları Medine'de yerleştirdiğimiz zaman farz olan namazları kılar, farz kılınan zekatı verirler. Lâ ilâhe illallah sözünü emreder, Allah'a şirk koşmaktan sakındırırlar. Bu yaptıklarının karşılığı ve mükafatı da Allah katındadır."

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'l- Âliye: "...İyiliği emreder ve kötülükten nehyederler..." âyetini açıklarken şöyle demiştir. "İyiliği emretmeleri insanları bir tek olan ve ortağı bulunmayan Allah'a kulluk etmeye davet etmeleridir. Kötülükten nehyetmeleri de şeytan ile putlara ibadetten sakındırmalarıdır."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "Onları biz yeryüzüne yerleştirirsek..." âyetini açıklarken: "Bu, Yüce Allah'ın bu ümmete olan bir koşuludur" demiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

42. Âyetin Tefsiri

(Ey Resûlüm), eğer seni (müşrikler) tekzib ediyorlarsa, bil ki, onlardan önce Nûh’un, Âd’ın ve Semûd’un kavimleri de (kendi peygamberlerini) tekzib ettiler;

Bu bölümü tek başına aç →

43. Âyetin Tefsiri

İbrâhîm’in kavmi de, Lût’un kavmi de tekzib ettiler.

Bu bölümü tek başına aç →

44. Âyetin Tefsiri

(Şuayb’ın kavmi olan) Ashâb-ı Medyen de (Şuayb’ı) tekzib etti. Mûsa da (Fir'avun tarafından) tekzib olundu. Ben de o kâfirlere bir mühlet verdim. Sonra da kendilerini azabla yakalayıverdim. Bak ki, beni inkâr nasıl olmuştur?

Bu bölümü tek başına aç →

45. Âyetin Tefsiri

"Nice kasabaların tıalkmı haksızlık yaparken yok ettik. Artık çatıları çökmüş, kuyuları metruk, görkemli saraylar vardır."

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: "...Artık çatıları çökmüş, kuyuları metruk, görkemli saraylar vardır" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Artık duvarları yıkılıp bomboş harabeye dönmüş, kuyuları sahipleri tarafından kullanılmayıp terk edilmiştir. Sağlam bir şekilde inşa ettikleri sarayları da terk edip helak olmuşlardır."

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini: "Sahipleri tarafından terk edilmiş, sahipsiz kalmış kuyular" şeklinde açıklamıştır.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini: "Alçıyla kaplanmış köşkler" şeklinde açıklamıştır.

Tastî'nin bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: (.....) ifadesinin anlamı nedir?" diye sorunca, İbn Abbâs: "Alçı ve tuğlalarla kaplanmış köşkler anlamındadır" dedi. Nâfi': "Araplar öylesi bir ifadeyi bilir mi?" diye sorunca da İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Evet, bilirler. Adiy b. Zeyd'in:

"Mermerle kaplanmış kireçle sıvanmıştır

Üstünde kuşlar için de yuvalar vardır" dediğini İşitmedin mi?"

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) ifadesini:

"Alçıyla kaplanmış köşkler" şeklinde açıklamıştır.

Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Atâ: (.....) ifadesini: "Alçıyla kaplanmış köşkler" şeklinde açıklamıştır.

Bu bölümü tek başına aç →

46. Âyetin Tefsiri

"Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler kör olur"

İbn Ebi'd-Dünya Tefekkür'de Mâlik b. Dînar'dan bildirir: Yüce Allah, Hazret-i Mûsa'ya: "Demirden bir çift nalın ile bir asa edin ve yeryüzünde dolaşmaya çık. Nalınlar yırtılıp asa kırılıncaya kadar yeryüzünde bulunan kalıntılar ile ibretlerin peşine düş" şeklinde vahyetti.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "...Gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler kör olur" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Başta bulunan gözlerde insan için çeşitli faydalar vardır ve bu gözlerle insan görme ihtiyacını karşılar. Ancak kişi için asıl faydalı olan görme, kalblerin görmesidir. Bize söylenene göre bu âyet Abdullah b. Zâide yani İbn Ümmü Mektûm hakkında nazil olmuştur."

Hakîm et-Tirmizî Nevâdiru'l-Usûl'de, Ebû Nasr es-Siczî el-îbâne'de, Beyhakî Şuabu'l-îman'da ve Deylemi Müsnedu'l-Firdevs'te Abdullah b. Cürâd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Asıl kör, gözleri görmeyen değil basireti kör olandır" buyurmuştur.

Bu bölümü tek başına aç →

47. Âyetin Tefsiri

"Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vaadinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Bu ümmetin cahillerinden bazıları: "Allahım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir" demişlerdi."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir" âyetini açıklarken: "Bu günden kasıt, Yüce Allah'ın gökler ile yeri yarattığı altı günden her bir gündür" demiştir.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime: "...Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir" âyetini açıklarken: "Bu günden kasıt, kıyamet günündeki bir gündür" demiştir.

İbn Ebî Hâtim, İbrâhim'den bildirir: "Allah katındaki bu gün, uzunluğuna rağmen müminin yanında sabah namazı ile ikindi namazı arası kadardır."

İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir: "Dünyanın ömrü, âhiretteki haftalardan sadece bir hafta kadarlıktır. Âhirette bir hafta da yedi bin yıldır. Dünyanın ömründen de altı bin yıl geçmiştir."

İbn Ebi'd-Dünya Kısar el-Emel'de bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "Dünyanın ömrü, âhiretteki haftalardan sadece bir hafta kadarlıktır" demiştir.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Muhammed b. Şîrîn vasıtasıyla Ehl-i kitâb'dan sonradan Müslüman olan bir adamdan bildirir: "Yüce Allah gökler ile yeri altı günde yarattı. Rabbinin katında bir gün de sizin saydığınız günlerden bin yıla eşittir. Dünyanın ömrünü de kendi katındaki günlerden altı gün olarak belirledi ve kıyameti de yedinci günde takdir etti. Dünyanın ömründen altı gün geçmiştir. Sizler şimdi yedinci gündesiniz. Dünyanın zaman olarak şu an ki durumu artık ayına giren hamile kadının durumu gibidir. Ayına girdikten sonra artık ne zaman doğumu yapsa zamanında yapmış olur."

İbn Ebi'd-Dünya, Safvân b. Süleym'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Müslümanların fakirleri zenginlerinden yarım gün önce Cennete girer" buyurdu. "Bu yarım gün ne kadarlık bir zamandır?" diye sorulunca da Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem): "Beşyüz yıllık bir zamandır" buyurdu ve: "...Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir" âyetini okudu.

İbn Cerîr ve İbn Merdûye, Sümeyr b. Nehâr'dan bildirir: Ebû Hureyre: "Müslümanların fakirleri zenginlerinden yarım gün önce Cennete girer" dedi. Ona: "Bu yarım gün ne kadarlık bir zamandır?" dediğimde, Ebû Hureyre: "...Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir" âyetini okumadın mı?" karşılığını verdi.

Ahmed Zühd'de Sümeyr b. Nehâr vasıtasıyla Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ümmetimin fakirleri zenginlerinden yarım, gün önce Cennete girer" buyurdu ve: "...Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir" âyetini okudu.

Beyhakî Şuabu'l-îman'da İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Kim birinin cenaze namazını kıldıktan sonra defin işlemi bitmeden ayrılırsa kendisine bir kırat sevap verilir. Defin işlemleri bittikten sonra ayrılması halinde ise iki kırat sevap verilir. Bir kırat da kıyamet gününde Allah'ın tartısında Uhud dağı kadardır" buyurduğunu işittim. Bir günü bizim bin yılımız kadar olan Yüce Allah'ın elbette ki kıratı da Uhud dağı kadar olacaktır.

İbn Adiy ve Deylemî, Enes'ten bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Dünyanın tüm ömrü, âhiret günlerinden sadece yedi günlüktür" buyurdu. Öyledir, zira Yüce Allah: : "...Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir" buyurur.

Bu bölümü tek başına aç →

48. Âyetin Tefsiri

Zulmedip dururlarken kendilerine mühlet verdiğim nice memleket halkı vardı ki, ben onları azabımla yakalayıvermiştim. Sonunda muhakkak dönüş banadır.

Bu bölümü tek başına aç →

49–50. Âyetlerin Tefsiri

Bkz. Ayet:51

Bu bölümü tek başına aç →

51. Âyetin Tefsiri

"«Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım» de. İman edip sâlih ameller işleyen kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır. Âyetlerimizi tartışarak bozmağa uğraşanlar, işte onlar cehennemliklerdir."

İbn Ebî Hâtim, Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den bildirir: Yüce Allah'ın:

(Bol rızık)" dediğini işittiğinde bil ki bu rızıktan kasıt Cennettir."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs Kur'ân'daki bütün (.....) ifadelerini bu şekilde 'Elif (med)' ile okumuş ve: "Muhalefet etmek, düşmanca yaklaşmak" şeklinde anlam vermiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini: "Muhalefet etmek, düşmanca davranmak" şeklinde açıklamıştır.

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbnu'z-Zübeyr: "Âyetlerimizi tartışarak bozmağa uğraşanlar..." âyetini: (.....) lafzıyla okumuştur.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Urve b. ez-Zübeyr: "Âyetlerimizi tartışarak bozmağa uğraşanlar..." âyetini: (.....) lafzıyla okuyanlara şaşırır ve şöyle derdi: (.....) ifadesi, Arapların kullandığı bir ifade değildir. Doğrusu: (.....) şeklinde olmalıdır.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid, Hac Sûresi'nin 51. âyetini: (.....) lafzıyla okumuş ve şöyle demiştir: "Muaccizîn ifadesi yavaşlatmak anlamına gelir ki Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) peşinden gidenleri yavaşlatmak isterlerdi."

Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "Âyetlerimizi tartışarak bozmağa uğraşanlar..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Allah'ın âyetlerini yalanlayarak Yüce Allah'ı aciz bırakacaklarını zannediyorlar, ancak bunu yapamazlar."

Bu bölümü tek başına aç →

52–54. Âyetlerin Tefsiri

Bkz. Ayet:55

Bu bölümü tek başına aç →

55. Âyetin Tefsiri

"Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar."

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Enbârî Mesâhifde Amr b. Dinar'dan bildirir: İbn Abbâs, Hac Sûresi'nin 52. âyetini: "(Senden önce hiçbir resûl, nebî veya muhaddes' göndermedik ki...)" şeklinde okurdu.

İbn Ebî Hâtim, Sa'd b. İbrâhim b. Abdirrahman b. Avf'tan bildirir: Yüce Allah'ın indirdikleri arasında: "(=Senden önce hiçbir resûl, nebî veya muhaddes göndermedik ki...)" âyeti de vardı. Ancak "Muhaddes" ifadesi neshedildi, resûl ile nebî ifadeleri kaldı. Bilinen Muhaddes'ler de Yâsin kıssasında şehrin bir ucunda koşarak gelen kişi, Lokmân, Firavun ailesinden olan mümin adam ve Hazret-i Mûsa'nın yol arkadaşı olan kişidir.

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'den bildirir: "Nebî, Yüce Allah'ın kendisiyle konuştuğu, kendisine vahiy indirdiği ancak bir kitapla göndermediği kişidir."

Abd b. Humeyd, Süddî vasıtasıyla Ebû Sâlih'ten bildirir: "Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) konuşmak üzere kalkınca müşrikler: "Şayet bizim ilahlarımızı hayırla anarsa biz de onun ilahını hayırla anarız" dediler. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) de temennisinin içine: "Gördünüz mü Lât'ı ve Uzza'yı? Üçüncüleri olan Menat'ı? Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" vesvesesi düşürüldü. Bunun üzerine Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın..." âyetini indirdi." İbn Abbâs der ki: "Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) temennisi kavmiyle uzlaşıp barışmaktı."

Bezzâr, Taberânî, İbn Merdûye ve Diya el-Muhtâre'de -ravileri güvenilir olan bir senedle- Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü Lât'ı ve Uzza'yı? Üçüncüleri olan Menat'ı? Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" deyince, bunu duyan müşrikler çok sevindiler ve: "İlahlarımızı andı!" demeye başladılar. Bunun üzerine Cebrâil, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve: "Sana getirdiğim âyeti bana oku!" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü Lât'ı ve Uzza'yı? Üçüncüleri olan Menat'ı? Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" deyince, Cebrâil: "Ben sana bunu getirmedim! Bu dediğin şeytandandır" karşılığını verdi. Yüce Allah da: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim -sahih bir senedle- Saîd b. Cübeyr'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerine ulaştığı zaman şeytan onun diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" sözünü de düşürdü. Müşrikler de bunu duyunca: "Şimdiye kadar ilahlarımızı hiç hayırla anmamıştı!" dediler ve bunun sevinciyle secdeye kapandılar. Ancak Cebrâil, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve: "Sana getirdiğim âyetleri bana oku!" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) âyetleri okurken: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" deyince, Cebrâil: "Ben sana bunu getirmedim! Bu dediğin şeytandandır" karşılığını verdi. Yüce Allah da: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

İbn Cerîr ve İbn Merdûye, Avfî vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) namaz kılarken, müşrik Arapların ilahlarını anlatan âyetler nazil oldu. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyetleri okurken müşrikler onu işitti ve: "İlahlarımızı hayırla andığını duyuyoruz" demeye başladılar. Dinlemek ve daha iyi duymak için yanına yaklaştılar. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra şeytan onun diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" sözünü düşürdü. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu cümleyi tekrar edip durunca Cebrâil indi. Bu sözü neshederek ona:

"Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" dedi.

İbn Merdûye değişik kanallarla İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de iken Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra şeytan onu diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" sözünü düşürdü. Bunun üzerine Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Yûnus vasıtasıyla İbn Şihâb'dan bildirir: Ebû Bekr b. Abdirrahman b. el-Hâris'in bize anlatığına göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de iken kendilerine Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra da: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) dalgınlıkla bunu söyleyince müşrikler buna çok sevindiler. Ancak Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bilin ki bu son söylediğim şeytandan dolayı oldu!" buyurdu. Yüce Allah da: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar" âyetlerini indirdi.

İbn Ebî Hâtim, Mûsa b. Ukbe vasıtasıyla İbn Şihâb'dan bildirir: Necm Sûresi indirildiğinde müşrikler, Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) kastederek: "Bu adam ilahlarımızı hayırla ansa hem kendisini, hem de arkadaşlarını tasdik eder doğrulardık. Ancak bizim ilahlarımızı eleştirip onlara dil uzattığı gibi kendi dininden olmayan Yahudi ile Hırsitiyanlara aynı eleştiriyi yapmıyor ve onlara bu şekilde kötü davranmıyor" diyorlardı. Kavminin hem kendisine, hem de arkadaşlarına karşı olan eziyetleri, yalanlamaları ve içinde bulundukları sapıklık Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) gücüne gidiyordu. Bundan dolayı da onların doğru yolu bulmasını temenni ediyordu. Yüce Allah, Necm Sûresi'ni indirdikten sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okudu. Bu şekilde putları zikrederken de şeytan onu diline bazı sözleri düşürdü ve bu âyetlerin ardından: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" dedi. Bunlar da şeytanın bir uydurması, bir fitnesiydi. Âyetlerin ardından söylenen bu sözler Mekke'deki her bir müşriğin kalbine ulaştı. Bu sözleri dillerine doladılar ve: "Muhammed eski dinine, kavminin dinine döndü!" diyerek birbirlerine müjde vermeye başladılar. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sûrenin sonuna ulaştığında secdeye kapandı. Onun secde ettiğini gören müslüman, müşrik herkes secdeye kapandı.

Putlar hakkındaki bu söz şeytanın da çabasıyla dilden dile yayıldı. Sonunda Habeşistan'da bulunan Müslümanların da kulağına gitti. Ancak Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" dedi.

İbn Merdûye değişik kanallarla İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de iken Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra şeytan onu diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" sözünü düşürdü. Bunun üzerine Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Yûnus vasıtasıyla İbn Şihâb'dan bildirir: Ebû Bekr b. Abdirrahman b. el-Hâris'in bize anlatığına göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de iken kendilerine Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra da: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) dalgınlıkla bunu söyleyince müşrikler buna çok sevindiler. Ancak Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bilin ki bu son söylediğim şeytandan dolayı oldu!" buyurdu. Yüce Allah da: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar" âyetlerini indirdi.

İbn Ebî Hâtim, Mûsa b. Ukbe vasıtasıyla İbn Şihâb'dan bildirir: Necm Sûresi indirildiğinde müşrikler, Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) kastederek: "Bu adam ilahlarımızı hayırla ansa hem kendisini, hem de arkadaşlarını tasdik eder doğrulardık. Ancak bizim ilahlarımızı eleştirip onlara dil uzattığı gibi kendi dininden olmayan Yahudi ile Hırsitiyanlara aynı eleştiriyi yapmıyor ve onlara bu şekilde kötü davranmıyor" diyorlardı. Kavminin hem kendisine, hem de arkadaşlarına karşı olan eziyetleri, yalanlamaları ve içinde bulundukları sapıklık Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) gücüne gidiyordu. Bundan dolayı da onların doğru yolu bulmasını temenni ediyordu. Yüce Allah, Necm Sûresi'ni indirdikten sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okudu. Bu şekilde putları zikrederken de şeytan onu diline bazı sözleri düşürdü ve bu âyetlerin ardından: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" dedi. Bunlar da şeytanın bir uydurması, bir fitnesiydi. Âyetlerin ardından söylenen bu sözler Mekke'deki her bir müşriğin kalbine ulaştı. Bu sözleri dillerine doladılar ve: "Muhammed eski dinine, kavminin dinine döndü!" diyerek birbirlerine müjde vermeye başladılar. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sûrenin sonuna ulaştığında secdeye kapandı. Onun secde ettiğini gören müslüman, müşrik herkes secdeye kapandı.

Putlar hakkındaki bu söz şeytanın da çabasıyla dilden dile yayıldı. Sonunda Habeşistan'da bulunan Müslümanların da kulağına gitti. Ancak Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar" âyetlerini indirdi. Yüce Allah, bu yöndeki takdirini açıklayıp, Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) şeytanın söz konusu uydurmasından beri kılınca müşrikler tekrar sapkınlıklarına dödüler ve Müslümanlara karşı düşmanlıklarını daha da arttırdılar.

Beyhakî Delâil'de aynısını Mûsa b. Ukbe'den rivayet etmiş, ancak İbn Şihâb'ı zikretmemiştir.

Taberânî, Urve'den aynısını bildirir.

Saîd b. Mansûr ve İbn Cerîr, Muhammed b. Ka'b el-Kurazî ile Muhammed b. Kays'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Kureyş'in kalabalık meclislerden birinde oturdu. Orada bulunanlar etrafından dağılmasın diye de o günü Allah tarafından kendisine hiçbir şey nazil olmamasını temenni etti. Bunun üzerine Yüce Allah, Necm Sûresi'ni indirdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de bu sûreyi okumaya başladı. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra şeytan onun diline iki cümle düşürdü ve: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" dedi. Bu iki cümleyi de söyledikten sonra sûreye devam edip sonuna kadar okudu. En sonunda da secde edince orada bulunanların hepsi secde etti ve söylediklerini kabul ettiler. Akşam olduğu zaman Cebrâil geldi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona Necm Sûresi'ni okumaya başladı. Şeytanın diline düşürdüğü o iki cümleyi de söyledi. Cebrâil: "Ben bu iki cümleyi sana getirmiş değilim!" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yüce Allah'a iftirada bulunup söylemediği bir şeyi mi dedim!" karşılığını verdi. Yüce Allah da: "Onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı. (Eğer böyle yapabilselerdi) işte o zaman seni dost edinirlerdi. Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık, az kalsın onlara biraz meyledecektin. İşte o zaman sana, hayatın da, ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın" âyetlerini indirdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) söylediği bu iki cümleden dolayı bir süre üzgün ve dertli kaldı. Sonunda: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyeti nazil olunca üzüntüsü gidip rahatladı.

İbn Cerîr, Dahhâk'tan bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de iken müşrik Arapların putları hakkında âyetler nazil oldu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı?" âyetini çokça tekrar edip durunca Mekke ahalisi putlarını bu şekilde anmasını işittiler ve buna çok sevindiler. Yanına yaklaşıp dinlemek istediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sûreyi okurken de bu âyetlerden sonra şeytan onu diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" cümlesini düşürdü. O zaman Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) sûreyi bu şekilde okumuştu. Ancak Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim -sahih bir senedle- Ebu'l- Âliye'den bildirir: Müşrikler, Allah Resûlü'ne (sallallahü aleyhi ve sellem): "Konuşurken ilahlarımızı da zikretsen seninle birlikte otururduk. Ancak yanında toplumun en değersiz ve zayıf kimseleri bulunuyor. Senin yanında oturduğumuzu görürlerse insanların diline düşer ve herkes yanına gelmeye başlar" dediler.

Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) namaz kılmaya kalktığında Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?"âyetlerini okuduktan sonra: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır. Şefaatleri umulur. Onlar gibileri de unutulmaz" sözünü de âyetlerin içinde okudu. Sûreyi bitirince de secdeye kapandı. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) secde edince Müslümanlar ile müşrikler de secdeye kapandılar. Olay, Habeşistan'a önceden hicret etmiş olan Müslümanlara, "Mekke müşrikleri Müslüman oldu" şeklinde ulaştı. Ancak bu durum Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) gücüne gidince Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar" âyetlerini indirdi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Ebu'l-Âliye'den bildirir: Necm Sûresi Mekke'de nazil oldu. Müşrikler: "Ey Muhammed! Seninle fakir ve yoksul insanlar oturuyor. Değişik bölgelerden insanlar da yanına geliyor. Şayet ilahlarımızı hayırla anarsan biz de seninle otururuz" deyince Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra şeytan onun diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" sözünü düşürdü. Sûreyi bitirdikten sonra da secdeye gitti. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) secdeye gidince Ebû Uhayhe Saîd b. el-Âs dışında orada bulunan tüm Müslümanlar ile müşrikler secdeye gittiler. Ebû Uhayhe ise yerden aldığı bir avuç toprağı alnına götürerek secdesini yaptı ve Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) kastederek: "İbn Ebî Kebşe'nin ilahlarımızı hayırla anmasının zamanı gelmişti" dedi. Olay, Habeşistan'a önceden hicret etmiş olan Müslümanlara, "Kureyşliler Müslüman oldu" şeklinde ulaşınca geri dönmek istediler. Şeytanın da böylesi bir sözü Allah Resûlü'nün diline düşürmesi hem Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) hem de ashâbının gücüne gidince Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

İbn Ebî Hâtim, Katâde'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Makâm'ın yanında namaz kılarken uyku bastırdı. Bu arada da şeytan diline bir söz düşürdü. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sözü söyleyince müşrikler duydu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Necm Sûresin'deki: "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra uyku bastıranca şeytan onun diline: "Bunların şefaatleri umulur. Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır" sözünü düşürdü. Müşrikler bu sözünü duyunca hemen ezberlediler. Şeytan da Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) öyle bir şey dediğini haber verince dilden dile dolaşmaya başladı. Bunun üzerine Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi. Yüce Allah bu âyetle şeytanın oyununu bozdu, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) de bu konuda hüccetini vermiş oldu.

Abd b. Humeyd, Mücâhid'den bildirir: "Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Necm Sûresi'ni okuyunca şeytan onu diline malum sözleri düşürdü. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte de tüm Müslümanlar secdeye gitti. Ancak daha sonra Yüce Allah, şeytanın bu sözünü neshedip kendi âyetlerini sabit bıraktı."

Abd b. Humeyd, İkrime'den bildirir: Bir gün Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı? Demek erkek size, dişi O'na öyle mi? Öyle ise bu çok insafsızca bir paylaştırmadır" âyetlerini okudu. Bunları okuduktan sonra şeytan onun diline: "O zaman bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri de umulur" cümlesini de düşürdü. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) bu söylediği şeyden korkup endişe edince Yüce Allah: "Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz" âyetini indirdi. Sonra da bu yöndeki sıkıntısını gidermek için: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

İbn Ebî Hâtim, Süddî'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Kâbe'ye namaz için gitti. Necm Sûresi'nden: "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra şeytan onun diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" sözünü düşürdü. Sûreyi tamamen okuyup bitirince de secdeye kapandı. Onunla birlikte ashâbı da orada bulunan ve ilahlarının anıldığını işiten müşrikler de secdeye kapandılar. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) başını secdeden kaldırınca müşrikler onu omuzlarına alıp Mekke sokaklarında: "Abdumenâf oğullarının peygamberi!" nidalarıyla dolaştırmaya başladılar. Daha sonra Cebrâil yanına geldi. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) ona Necm Sûresi'ni okurken o cümleye ulaştığında Cebrâil: "Bu sözleri sana söylemiş olmaktan Allah'a sığınırım!" dedi. Bu durum Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) çok ağırına gitti, ancak Yüce Allah gönlünü rahatlatmak için: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın..." âyetini açıklarken: "Bir şey konuştuğu zaman şeytan bazı şeyleri onun sözleri arasına katar, anlamındadır" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: "...Bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Peygamber bir şey okuduğu zaman şeytan onun okuduğu şeylerin, içine bir şeyler katar. Ancak Yüce Allah'ın emriyle Cebrâil, Peygamberin diline şeytanın bu kattığını siler."

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın..." âyetini açıklarken: "Bir şey konuştuğu zaman şeytan bazı şeyleri onun sözleri arasına katar, anlamındadır" demiştir.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar..." âyetini açıklarken: "Kaplerinde hastalık bulunanlardan kasıt münafıklardır. Kalpleri katı olanlardan kasıt da müşriklerdir" demiştir. "Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler..." âyetini açıklarken: "Rabbimizden gelen bu hak'tan kasıt Kur'ân'dır" demiştir. "İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar" âyetini açıklarken de: "Kısır günden kasıt, gecesi olmayan bir gündür. Hakkında şüphe taşıdıkları şey de Kur'ân'dır" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "...Onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar" âyetini açıklarken: "İblis'in araya kattığı bu sözler onların kalplerinden çıkmaz ve sapıklıklarını da daha da arttırır" demiştir.

İbn Merdûye ve Diyâ el-Muhtâre'de bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar..." âyetini açıklarken: "Bu günden kasıt Bedir savaşıdır" demiştir.

İbn Merdûye, Ubey b. Ka'b'dan bildirir: Dört âyet Bedir savaşıyla ilgilidir. Birincisi: "...Onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar..." âyetidir ki bu gün Bedir savaşının yapıldığı gündür. İkincisi: "...Öyle ise azap kaçınılmaz olacaktır" âyetidir ki bu azap da Bedir savaşında kendilerine tattırılmıştır. Üçüncüsü: "Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız" âyetidir. Bu intikam da Bedir savaşında alınmıştır. Dördüncüsü de: "Andolsun, dönsünler diye biz onlara (âhiretteki) en büyük azaptan önce (dünyadaki) yakın azabı elbette tattıracağız" âyetidir. Yakın azap da Bedir savaşında kendilerine tattırılmıştır.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "...Onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar..." âyetini açıklarken: "Bu günden kasıt Bedir savaşıdır" demiştir.

İbn Ebî Hâtim, İkrime'den bu yorumun aynısını bildirir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar..." âyetini açıklarken: "Bu günden kasıt, kıyamet günüdür ki o günün gecesi yoktur" demiştir.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr'den bunun aynısını bildirir.

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim, Dahhâk'tan bunun aynısını bildirir.

Bu bölümü tek başına aç →

56. Âyetin Tefsiri

O kıyâmet günü, hüküm ve saltanat yalnız Allah’ındır; O, mü'minlerle kâfirler arasında hükmünü verir. Artık îman edip sâlih amel işleyenler, Na’îm cennetlerindedirler.

Bu bölümü tek başına aç →

57. Âyetin Tefsiri

Küfre varıp da âyetlerimizi inkâr edenler, işte bunlara horluk içinde bırakılacakları bir azap vardır.

Bu bölümü tek başına aç →

58. Âyetin Tefsiri

Bkz. Ayet:59

Bu bölümü tek başına aç →

59. Âyetin Tefsiri

"Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır. Elbette onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, Halîm'dir."

İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, Selmân el-Fârisî'den bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yüce Allah nöbette iken ölen kişinin sevabını kıyamet gününe kadar devam ettirir. Kabrinde rızkını verir ve sorgu meleklerinden yana kendisini emin kılar" buyurduğunu işittim. İsterseniz de bu konuda: "Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır. Elbette onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, Halîm'dir" âyetlerini okuyun.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Ensâr'dan ve sahabelerden biri olan Fadâle b. Ubeyd'den bildirir: Rodos'tayken biri öldürülmüş, biri de normal bir şekilde vefat etmiş iki cenaze getirdiler. İnsanlar öldürülmüş olan kişinin cenazesine daha çok ilgi gösterince: "İnsanlar neden şunu bırakıp da bunun cenazesinde toplandılar?" diye sordum. "Çünkü bu adam Allah yolunda öldürüldü" karşılığını verdiler. Bunun üzerine şöyle dedim: "Vallahi ben olsam hangisinin mezarından çıkarılacağıma aldırış etmezdim. Zira Yüce Allah Kitâb'ında: "Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır" buyurur.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "Elbette onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır..." âyetini açıklarken: "Bu yer Cennettir" demiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

60–61. Âyetlerin Tefsiri

Bkz. Ayet:62

Bu bölümü tek başına aç →

62. Âyetin Tefsiri

"Bu böyle. Bîr de Rîm kendisine verilen eziyetin dengiyle karşılık verir de sonra yine kendisine zulmedilirse, elbette Allah ona yardım eder. Hiç şüphesiz ki Allah çok affedendir, çok bağışlayandır... Keza Hak yalnız Allah'tır. O'nu bırakıp taptıkları sadece batıldır. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil: "Bu böyle. Bir de kim kendisine verilen eziyetin dengiyle karşılık verir de sonra yine kendisine zulmedilirse, elbette Allah ona yardım eder. Hiç şüphesiz ki Allah çok affedendir, çok bağışlayandır" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Muharrem ayının bitimine iki gün kala bir müfreze gönderdi. Bu müfreze müşriklerle karşılaştı. Müşrikler birbirlerine: "Muhammed'in arkadaşlarıyla hemen savaşın, zira haram aylarda onlar savaşmayı helal görmüyorlar" dediler. Müslümanlar ise Allah adına bu günlerde kendileriyle savaşmamalarını istediler. Haram aylarda da ancak kendilerine bir saldırı olması halinde karşılık verip savaşacaklarını bildirdiler. Müşrikler saldırıya geçince de Müslümanlar haram aylarda onlarla savaştılar. Bu savaşta da Yüce Allah Müslümanları muzaffer kıldı.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Bu böyle. Bir de kim kendisine verilen eziyetin dengiyle karşılık verir de sonra yine kendisine zulmedilirse, elbette Allah ona yardım eder. Hiç şüphesiz ki Allah çok affedendir, çok bağışlayandır" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Müşrikler birbirleriyle yardımlaşarak Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâbını Mekke'den çıkardılar. Yüce Allah da Müslümanlara yardım edeceği sözünü verdi. Âyet aynı şekilde kısas hakkındadır."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...O'nu bırakıp taptıkları sadece batıldır..." âyetini açıklarken: "Taptıkları şeyden kasıt şeytandır" demiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

63. Âyetin Tefsiri

Görmedin mi, Allah gökten bir yağmur indirmekle yeryüzü yemyeşil oluveriyor? Gerçekten Allah, çok lütûfkârdır, her şeyden haberdardır.

Bu bölümü tek başına aç →

64. Âyetin Tefsiri

Göklerde ve yerde ne varsa hep Allah’ındır. Şüphesiz Allah, Ganî (hiç bir şeye muhtaç olmıyan) hamd’e lâyık bulunandır.

Bu bölümü tek başına aç →

65. Âyetin Tefsiri

"Görmüyor musun ki, Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir."

Taberânî, İbn Abbâs'tan bildirir: Kendisinden ve sana bir zararı dokunmasından çekindiğin bir yöneticinin yanına gittiğin zaman üç defa şöyle de: "Allah büyükler büyüğüdür. Allah bütün yaratıklarından daha büyüktür. Allah, benim korktuğum ve çekindiğim her şeyden daha büyüktür. Şu kulun, askerlerinin, cinlerden ve insanlardan kendisine tâbi olanların şerrinden, kendisinden başka ilah olmayan, iradesi olmadan yeryüzüne düşmemeleri için yedi göğü tutan Yüce Allah'a sığınırım. Allahım! Bunların şerrine karşı benim koruyucum ol. Senin şanın yücedir ve himayende olan kişi azizdir. İsmin kutludur ve senden başka ilah yoktur."

Bu bölümü tek başına aç →

66. Âyetin Tefsiri

"O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz, insan çok nankörd ır."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "...Şüphesiz, insan çok nankördür" âyetini açıklarken: "Başına gelen musibetleri sayıp aklında tutar da verilen nimetleri unutur" demiştir.

İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'den bildirir: Kur'ân'da geçen bütün: (.....) ifadelerinde kafirler kastedilir."

Bu bölümü tek başına aç →

67. Âyetin Tefsiri

Bkz. Ayet:68

Bu bölümü tek başına aç →

68. Âyetin Tefsiri

"Biz her ümmet için uygulayacağı bir mensek kıldık. O hâlde bu konuda seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin. Eğer seninle mücadele ederlerse: «Allah, yapmakta olduğunuzu daha iyi bilmektedir» de."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'l-Melîh: "Ümmet, kırk ve üzeri sayıda olan topluluktur" demiştir.

Ahmed, Hâkim ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da bildirdiğine göre Ali b. Hasan: "Biz her ümmet için uygulayacağı bir mensek kıldık..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Mensek'ten kasıt, kurbanlıklarını kesmeleridir. Ebû Râfi'nin bana anlattığına göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kurban keseceği zaman güzelinden ve semizinden boynuzlu iki koç satın alırdı. Bayram hutbesini verip namazını da kıldıktan sonra koçlardan birini alır ve: "Allahım! Bu, senin bir olduğuna, benim de risaleti tebliğ ettiğime şehadet eden tüm ümmetim içindir" buyururdu. Onu kestikten sonra ikinci koçu getirir ve: "Allahım! Bu da, Muhammed ve ailesi içindir" buyururdu. Kestikten sonra da onların etlerinden hem yoksullara yedirir, hem de ailesiyle birlikte kendisi yerdi. Yıllar boyu da Yüce Allah'ın inayetiyle Haşim oğulları borca ve sıkıntıya düşmemiş, kurban da kesmemişlerdir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Biz her ümmet için uygulayacağı bir mensek kıldık. O hâlde bu konuda seninle asla çekişmesinler..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Mensek'ten kasıt kurbanlıklarını kesmeleridir ki ümmet bunu uygulamıştır. Ayrıca kurban konusunda da Müslümanların Peygamberimizle (sallallahü aleyhi ve sellem) çekişmemesi emredilmiştir."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İkrime: "Biz her ümmet için uygulayacağı bir mensek kıldık..." âyetini açıklarken: "Her ümmetin ifa edeceği bir kurban ibadeti kıldık, anlamındadır" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Biz her ümmet için uygulayacağı bir mensek kıldık..." âyetini açıklarken: "Bundan kasıt kurban kesmeleridir" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "Biz her ümmet için uygulayacağı bir mensek kıldık..." âyetini açıklarken: "Bundan kasıt kurban ile haçtır" demiştir.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...O hâlde bu konuda seninle asla çekişmesinler..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Buradan çekişenlerden kasıt müşriklerdir. Zira: "Yüce Allah'ın kendi eliyle kestiği kurbandan yemeyin. Ancak sizin elinizle kestiğiniz kurbanlardan yemeniz helaldir" diyorlardı.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil: "...Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin. Eğer seninle mücadele ederlerse..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Sen onları Rabbinin dinine davet et, zira dosdoğru bir din üzerindesin, anlamındadır. Burada mücadeleden kasıt da kurbanlıklar hakkında çekişmeleridir."

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Eğer seninle mücadele ederlerse: «Allah, yapmakta olduğunuzu daha iyi bilmektedir» de" âyetini açıklarken: "Bizim yaptığımız bize, sizin yaptığınız da sizedir, de anlamındadır" demiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

69. Âyetin Tefsiri

(Ey mü'minlerle kâfirler), muhalefet edip durduğunuz şeyler hakkında kıyâmet günü Allah aranızda hükmünü verecektir.

Bu bölümü tek başına aç →

70. Âyetin Tefsiri

"Gökte ve yerde olanı Allah'ın bildiğini bilmez misin? Bunlar hiç şüphesiz Kitap'tadır ve şüphesiz bunlar Allah'a kolaydır."

İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan bildirir: Yüce Allah, Levh-i Mahfuz'u yüz yıllık bir yolculuk uzunluğunda yarattı. Mahlukatı yaratmadan önce de Arş'ı üzerindeyken kaleme: "Yazı" buyurdu. Kalem: "Neyi yazayım?" diye sorunca, Yüce Allah: "Kıyamet kopana kadar yaratıklarım hakkındaki ilmimi yaz" buyurdu. Bunun üzerine kalem de kıyamet kopana kadar Allah'ın ilminde olacakları yazdı. İşte Yüce Allah'ın Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gökte ve yerde olanı Allah'ın bildiğini bilmez misin? Bunlar hiç şüphesiz Kitap'tadır ve şüphesiz bunlar Allah'a kolaydır" âyeti da bunu anlatmaktadır. Yedi kat gök ile yedi kat yerde tüm olanları Yüce Allah bilir. Bunların bilgisi henüz gökler ve yerler yaratılmadan Levh-i Mahfuz'da yazılmıştı. Bu da Allah için pek kolay pek basit bir şeydir.

İbn Merdûye'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Ahir zamanda ümmetime kaderin kapısı açılacak ve onu hiçbir şey kapatamayacaktır. Böylesi bir durum karşısında da: «Gökte ve yerde olanı Allah'ın bildiğini bilmez misin? Bunlar hiç şüphesiz Kitap'tadır ve şüphesiz bunlar Allah'a kolaydır» demeniz yeterli olacaktır."

Lâlekâî Sünne'de başka bir kanalla Süleymân b. Hafs el-Kureşî'den merfû mürsel olarak aynısını bildirir.

Bu bölümü tek başına aç →

71. Âyetin Tefsiri

...

Bu bölümü tek başına aç →

72. Âyetin Tefsiri

"Onlara âyetlerimiz apaçık olarak okunduğu zaman, inkar edenlerin yüzlerinden inkarlarını anlarsın. Nerdeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: Size bundan daha fenasını haber vereyim mi? Allah'ın inkarcılara vaad ettiği cehennem! Ne kötü bir dönüştür!"

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini: "Neredeyse saldıracaklar" şeklinde açıklamıştır.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini: "Neredeyse saldıracaklar" şeklinde açıklamış ve: "Bunlardan kasıt Kureyş kafirleridir" demiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

73. Âyetin Tefsiri

Bkz. Ayet:74

Bu bölümü tek başına aç →

74. Âyetin Tefsiri

"Ey insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi onu dinleyin: Sizlerin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamıyacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu kurtaramazlar; isteyen de, istenen de aciz! Allah'ın kadrini gereği gibi bilemediler. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir."

İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Ey insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi onu dinleyin..." âyetini açıklarken: "Putlar hakkında nazil oldu" demiştir.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...İsteyen de, istenen de aciz!" âyetini açıklarken: "İsteyenden kasıt taptıkları ilahlar, istenenden kasıt ise sinektir" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "...Sizlerin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamıyacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu kurtaramazlar; isteyen de, istenen de aciz" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Allah'ı bırakıp taptığınız bu putlar bir araya gelseler bir sineği daha yaratamazlar. Putlara adanan yemeklerin üzerine bir sinek konacak olsa bu putlar yemeklerinden yiyen bu sineği dahi kovmaktan acizdirler. Bir sineği yaratamayan ve yemeğine konsa onu bile kovamayacak olan bu putlardan bir şey isteyenler aciz olduğu gibi sineği yaratamayan ve yemeğini yiyen sineği kovamayan bu putlar da acizdir."

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime: "...Sizlerin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamıyacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu kurtaramazlar; isteyen de, istenen de aciz" âyetini açıklarken: "Burada Allah'ı bırakıp tapılan şeyler putlardır. Onu kurtaramazlar derken de sineklerin yemeklerinden aldığı şeyleri kurtaramazlar anlamındadır" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "Allah'ın kadrini gereği gibi bilemediler..." âyetini açıklarken: "Allah'ı bırakıp bir sineği bile defetmekten aciz olan putlara tapmalarıyla Allah'ın kadrini gereği gibi bilememişlerdir" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Ahmed Zühd'de ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da Târik b. Şihâb'dan bildirir: Selmân: "Bir kişi bir sinekten dolayı Cennete girerken başka biri de yine bir sinekten dolayı Cehenneme girdi" dedi. Oradakiler: "Sinek dediğin nedir?" diye sorunca, Selmân birinin giysisinin üzerinde gördüğü bir sineği göstererek: "İşte budur" dedi. Ona: "Bu nasıl oluyor?" diye sorduklarında da şöyle dedi: "İki Müslüman, bir puta tapan ve yanına her gelişlerinde kurbanlık olarak ona bir şeyler sunan bir topluluğa rastladılar. Bu iki müslümana: "Siz de bizim putumuza bir şeyler sunun!" dediklerinde, müslümanlar: "Biz Allah'a şirk koşmayız" karşılığını verdiler. Puta tapan o topluluk: "Bir sinek dahi olsa ona bir şeyler sunun" dediklerinde, Müslümanlardan biri diğerine: "Ne dersin?" diye sordu. O: "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmam" deyince, o topluluk tarafından öldürüldü ve Cennete girdi. Diğeri ise yüzüne konan bir sineği alıp kurban niyetine putun üzerine koydu. Böyle yapınca da onu bıraktılar. Ama bundan dolayı Cehenneme girdi."

Bu bölümü tek başına aç →

75. Âyetin Tefsiri

"Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî bu âyeti açıklarken: "Yüce Allah'ın insanlardan seçtiği elçiler peygamberlerdir" demiştir.

Hâkim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yüce Allah kendisiyle konuşmak için Mûsa'yı, dostluk için de İbrahim'i seçti" buyurmuştur.

Hâkim'in Enes'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Mûsa b. İmrân, Yüce Allah'ın temiz kılıp seçtiği (Safiyyullah) kişidir" buyurmuştur.

Bağavî Mu'cem'de, Bâverdî, İbn Kâni', Taberânî ve İbn Asâkir, Zeyd b. Ebî Evfâ'dan bildirir: Medine mescidinde Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına girdim. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem): "Filan kişi nerede? Falan kişi nerede?" diyerek herkesin nerede olduğunu sordu. Orada bulunmayanların peşinden birilerini göndererek yanına çağırttı. Bütün ashâbı yanında toplandıkları zaman: "Size bir şeyi anlatacağım. Bunu iyice öğrenip aklınızda tutun ve sizden sonra geleceklere de anlatın. Yüce Allah yarattıklarından bazılarını seçmiştir" buyurdu ve: "Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir" âyetini okudu. Âyeti okuduktan sonra da şöyle devam etti: "Bu seçtiklerini de Cennetine sokar. Ben de sizlerin arasından sevdiklerim bazı kişileri seçecek ve Yüce Allah'ın melekleri birbirlerine kardeş kıldığı gibi bu seçtiklerimi birbirine kardeş kılacağım. Ey Ebû Bekr! Kalk!" Ebû Bekr ayağa kalkınca Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip önünde durdu ve: "Senin bana çok yardımların dokunmuştur ki Yüce Allah bunun mükâfatını sana verecektir. Şayet (Allah'tan başka) dost edinecek olsaydım kendime seni dost edinirdim. Senin bana yakınlığın gömleğimin bedenime olan yakınlığı gibidir" buyurdu. Eliyle gömleğini hareket ettirdikten sonra da: "Ey Ömer! Yaklaş!" buyurdu. Ömer ayağa kalkınca Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına yaklaştı ve: "Ey Ebû Hafs! Sen önceleri bize karşı çok öfkeli ve kinliydin. Ben de Yüce Allah'a dinini seninle veya Ebû Cehille güçlü kılması için dua ettim. Yüce Allah da bunun için seni seçti ki senin olmanı ben de daha çok istiyordum. Bu ümmet içinde benimle Cennette beraber olacak üç kişiden birisin" buyurdu. Daha sonra Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) az bir geriye çekilip Ebû Bekr ile Ömer'i kardeş kıldı.

Sonrasında Osmân b. Affan'ı çağırdı ve: "Ey Osman yaklaş! Yaklaş ey Osman!" dedi. Osmân da yaklaşa yaklaşa sonunda dizleri Allah Resûlü'nün (sallallahü aleyhi ve sellem) dizlerine değdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Önce Osmân'a sonra da semaya bakarak üç defa: "Sübhanallahil-Azîm!" dedi. Bir daha Osmân'a bakınca gömleğinin düğmelerinin açık olduğunu gördü. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) bizzat kendi elleriyle düğmelerini ilikledikten sonra şöyle buyurdu: "Giysinin yakalarını kurban gibi kesilmek üzere topla. Sema ahalisi içinde senin özel bir yerin var. Boyun damarlarından kanları akarak Cennetteki havuzuma, yanıma geleceklerden biri de sensin. «Bunu sana kim yaptı?» diye sorduğum zaman da: «Filan ile falan kişiler» diyeceksin. Cebrail'in bana dediği budur ki semadan: «Bilin ki Osmân, yorgun düşmüş, çaresiz kalmış olanların emiridir» diye seslenmişti." Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem) daha sonra Abdurrahman b. Avfı çağırdı ve: "Yaklaş ey Allah'ın katında ve semada güvenilir olan kişi! Yüce Allah malını sana hak yolda kullandırır. Senin için bir duam vardı ve onu etmemiş geciktirmiştim" buyurdu. Abdurrahman: "Yâ Resûlallah! Hayırlı olanı sen bana seç" deyince, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ey Abdurrahman! Bana bir emanet yükledin. Yüce Allah malını bol kılsın" buyurdu. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem) sonrasında elini hareket ettirmeye başladı ve az geri çekilip Abdurrahman ile Osmân'ı birbirileriyle kardeş kıldı.

Talha ile Zübeyr, Mescid'e girince onlara: "Yanıma gelin" buyurdu. Yaklaştıklarında: "İsa b. Meryem'in havarileri gibi siz de benim havarilerimsiniz" buyurdu ve ikisini birbiriyle kardeş yaptı. Sonra Sa'd b. Ebî Vakkâs ile Âmmâr b. Yâsir'i yanına çağırdı. "Ey Ammâr! Seni azgın bir topluluk öldürecektir" buyurduktan sonra ikisini birbiriyle kardeş kıldı. Sonra Ebu'd-Derdâ ile Selmân el-Fârisî'yi çağırdı. "Ey Selmân! Sen bizim Ehl-i beyt'imizdensirı. Yüce Allah sana öncekilerin ve sonrakilerin ilmini, önceki kitaplar ile en son kitabın ilmini verdi" buyurduktan sonra, Ebu'd-Derdâ'ya: "Sana bir konuda doğru olan şeyi göstereyim mi?" diye sordu. Ebu'd-Derdâ: "Tabi ki göster yâ Resûlallah!" deyince, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem): "Sen bunları eleştirirsen onlar da seni eleştirirler. Ancak sen onları bırakırsan onlar seni bırakmaz, sen onlardan kaçarsan onlar yine seni arar bulurlar. Dar günlerin için malını ödünç olarak bunlara ver" buyurdu ve ikisini kardeş kıldı.

Sonra ashâbının yüzlerine baktı ve: "Sevinin ve içiniz rahat olsun! Cennette havuzuma, yanıma ilk sizler geleceksiniz. Cennette en yüksek evlerde sizler bulunacaksınız" buyurdu. Sonra Abdullah b. Ömer'e baktı ve: "Dalalette iken doğru yola ileten Allah'a hamdolsun" buyurdu. Ali: "Yâ Resûlallah! Benden başka diğer ashâbına bu yaptığını görünce sevincim gitti, takatim kesildi. Şayet bana kızgınsan, rıza da, değer vermek de ancak sana aittir" deyince, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem): "Beni hakla gönderene yemin olsun ki seni en sona bırakmam sadece kendime ayırdığım içindir. Senin yanımdaki konumun Harun'un Müsa'nın yanındaki konumu gibidir ve sen benim varisimsin" buyurdu. Ali: "Yâ Resûlallah! Senin neyine varis olacağım?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem): "Peygamberlerin miras olarak bıraktığı şeylere" karşılığını verdi. Ali: "Senden önceki peygamberler miras olarak ne bıraktı ki?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem): "Allah'ın kitabı ile peygamberlerinin sünnetini bıraktılar. Sen de Cennetteki köşkümde kızım Vatıma ile birlikte benimle olacaksın. Sen kardeşim ve yoldaşımsın" buyurdu. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem) daha sonra: "...Onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar" âyetini okudu ve: "Allah için beraber olanlar bu şekilde karşılıklı birbirlerine bakarlar" buyurdu.

Bu bölümü tek başına aç →

76. Âyetin Tefsiri

Allah onların ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını bilir. Bütün işler (netice itibariyle Âhirette) Allah’a döndürülür.

Bu bölümü tek başına aç →

77. Âyetin Tefsiri

"Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz" âyetini açıklarken: "Müslümanlara edebi öğreten ve öğütlerde bulunan bir âyettir" demiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

78. Âyetin Tefsiri

"Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrâhîm'in milletine uyun. Daha önce ve bunda, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren odur. Artık, namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!"

İbn Merdûye, Abdurrahman b. Avf'tan bildirir: Hazret-iÖmer bana: "Daha önce Kur'ân'da okuduklarımız için: "(=Başta yaptığınız gibi daha sonra da Allah uğrunda hakkıyla cihad edin)" âyeti yok muydu?" diye sordu. "Evet, vardı" karşılığını verdim ve: "Peki, bu ne zaman olacak ey müminlerin emiri?" diye sordum. Ömer: "Umeyye oğulları emir, Muğîre oğulları ise vezir olduğu zaman" karşılığını verdi.

Beyhakî Delâil'de Misver b. Mahrame'den bildirir: "Ömer, Abdurrahman b. Avf'a şöyle dedi..." Sonrasında ravi bir öncekini zikreder.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: "Allah uğrunda hakkıyla cihad edin..." âyetini açıklarken: "İslam dinine girene kadar Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) düşmanlarıyla mücadele edin, anlamındadır" demiştir.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "Allah uğrunda hakkıyla cihad edin..." âyetini açıklarken: "Kişi bazen tek bir kılıç darbesi vurmamış olsa da Allah uğrunda hakkıyla cihad etmiş olur" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil: "Allah uğrunda hakkıyla cihad edin..." âyetini açıklarken: "Buradaki cihaddan kasıt ameldir. Elinizden geldiği kadar amel edin, anlamındadır" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "Allah uğrunda hakkıyla cihad edin..." âyetini açıklarken: "Allah'a itaat edip O'na isyan etmemek, anlamındadır" demiştir.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O sizi seçti..." âyetini açıklarken: "Allah yolunda hiç kimsenin kınamasından çekinmeyin. Zira sizleri dini için seçen Yüce Allah'tır" demiştir.

Tirmizî, İbn Hibbân, İbn Merdûye ve Askarî'nin Emsâl'de Fadâle b. Ubeyd'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Mücâhid, Allah'a itaat yolunda kendi nefsiyle mücadele eden kişidir" buyurmuştur.

İbn Cerîr, Hâkim ve İbn Merdûye, Hazret-i Âişe'den bildirir: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem): "...Dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi..." âyetini sorduğumda, güçlükten kastın sıkıntı ve katılık olduğunu söyledi.

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in değişik kanallardan bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi..." âyetini açıklarken: "Güçlükten kasıt sıkıntı ve katılıktır" demiştir.

İbn Ebî Hâtim, Muhammed'den bildirir: Ebû Hureyre, İbn Abbâs'a: "Hırsızlık yapmamız veya zina etmemiz durumunda bizim için dinde bir sıkıntı doğmaz mı?" diye sorunca, İbn Abbâs: "Evet, doğar" dedi. Ebû Hureyre: "Ama Yüce Allah: "...Dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi..."buyuruyor" deyince, İbn Abbâs: "Yüce Allah daha önce İsrail oğullarına yaptığı gibi sizlere ağır bir sorumluluk yüklememiştir" karşılığını verdi.

İbn Ebî Hâtim, İbn Şihâb'dan bildirir: İbn Abbâs: "...Dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi..." âyetini açıklarken: "Bundan kasıt, Yüce Allah'ın tövbe ve kefaretler gibi İslam dininde kıldığı kolaylıklardır" derdi.

Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Osman b. Yesâr vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Dinde üzerinize hiçbir güçlükyüklemedi..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Ramazan hilali, hac hilali, Kurban ve Ramazan bayramları günü ve benzeri durumlar konusunda şüphe içinde olunduğu zamanlar için tanınan kolaylıklardır."

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: İbn Abbâs'a 'harec' ifadesinin ne anlama geldiği sorulunca: "Bana Hüzeyl kabilesinden bir adam getirin" dedi. Hüzeyl kabilesinden bir adam gelince de ona: "Sizde 'harec' kelimesi ne anlama geliyor?" diye sordu. Adam: "Üzerine çıkılacak bir yeri bulunmayan ağaç anlamına geliyor" karşılığını verince, İbn Abbâs: "İşte harec budur. Çıkışı (çözümü) olmayan şeydir" dedi.

Saîd b. Mansûr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî Sünen'de Abdullah b. Ebî Yezîd'den bildirir: İbn Abbâs'a 'harec' ifadesinin ne anlama geldiği sorulunca: "Burada Hüzeyl kabilesinden biri var mı?" dedi. Adamın biri: "Ben Hüzeyl kabilesindenim" deyince, İbn Abbâs ona: "Sizde 'harec' kelimesi ne anlama geliyor?" diye sordu. Adam: "Sıkıntı, darlık" karşılığını verince, İbn Abbâs: "İşte harec budur" dedi.'

İbn Ebî Hâtim, İkrime'den bildirir: "Harec, sıkıntı ve darlıktır. Ancak Yüce Allah, İslam dinini sizlere sıkıntı ve güçlük dini değil kolaylık dini kılmıştır. Kişinin, kadınlardan iki, üç, dört tanesiyle evlenmesini veya sahip olduğu cariyeyle yetinmesini helal kılmış; leşi, kanı ve domuz etini haram kılmıştır."

Muhammed b. Yahya ez-Zühlî Zühriyyât'ta ve İbn Asâkir, İbn Şihâb'dan bildirir: Abdulmelik b. Mervân, Ali b. Abdillah b. Abbâs'a: (.....) buyruğunda zikredilen harec ifadesini sorunca, Ali b. Abdillah şöyle dedi: "Harec'ten kasıt sıkıntı ve güçlüktür. Ancak Yüce Allah kefaretleri bu tür güçlüklerden bir çıkış bir kurtuluş olarak kılmıştır. İbn Abbâs'ın böyle dediğini işittim."

Beyhakî Sünen'de Muhammed b. Zeyd b. Abdillah b. Ömer'den bildirir: Ömer b. el-Hattâb: (.....) âyetini okuduktan sonra: "Bana Müdlic oğullarından bir adam getirin" dedi. Müdlic oğullarından bir adam getirilince ona: "Harec ifadesi sizde ne anlama geliyor?" diye sordu. Adam: "Sıkıntı, güçlük anlamındadır" dedi.

Ahmed, Huzeyfe b. el-Yemân'den bildirir: Bir gün Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) uzun bir süre görünmedi ve evinden dışarı çıkmadı ki artık o günü yanımıza çıkmayacağını düşündük. Çıktığında da öyle bir secdeye gitti ki ruhunu teslim ettiğini zannettik. Başını secdeden kaldırdığında şöyle buyurdu: "Rabbim ümmetime ne yapacağı konusunda bana danıştı. «Rabbim! Dilediğin şeyi yap. Onlar senin yarattıkların ve kullarındır» dedim. İkinci defa bu konuda bana danışınca yine aynı karşılığı verdim. Bunun üzerine: «Ey Muhammed! Ümmetin konusunda seni üzmeyeceğim» buyurdu. Ayrıca benimle birlikte ümmetimden yetmiş bin kişinin hesaba çekilmeden herkesten önce Cennete gireceği ve bu yetmiş bin kişiden her bin kişinin yanında yetmiş bin kişi daha olacağı müjdesini verdi. Sonra bana bir elçi göndererek: «Dua et, duana icabet edilsin. İste istediğin verilsin» dedi. Elçiye: «Rabbim istediğim şeyleri verecek mi?» diye sorduğumda: «İstediğini sana vereceği için beni sana gönderdi» dedi. Bununla övünmüyorum ama şanı yüce Rabbim bana istediklerimi verdi. Henüz hayatta iken geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışladı. Ümmetimin aç kalmayacağını ve yenilmeyeceğini bildirdi. Cennette havuzuma doğru akan bir ırmak olan Kevser'i de bana bahşetti. İzzeti ve zaferi verdi. Ümmetime, düşmana karşı bir aylık mesafeden korku salma özelliği verdi. Peygamberler içinde Cennete ilk önce benim gireceğimi bildirdi. Bana da ümmetime de ganimeti helal kıldı. Daha önceki ümmetlere yasak kıldığı birçok şeyi de bizlere helal kılıp dinde bizlere hiçbir güçlük yüklemedi. Bütün bu verdiklerine şükür olarak da gördüğünüz bu secdeden başka bir şey bulamadım. "

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil b. Hayyân: "...Dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi..." âyetini açıklarken şöyle demiştir. Yüce Allah bu dini bize zorlaştırmamış, İslam'a girenler için kolaylıklar sağlamıştır. Farz kıldığı bütün şeylerde de zaruri durumlarda ruhsatlar kılmıştır. Dindeki bu ruhsatlar da Müslümanlara kıldığı bir kolaylık ve rahmettir. Örneğin Yüce Allah mukîm olanlar için namazı dört rekat olarak farz kılmışken yolculuk anında iki rekat, korku anında da bir rekat kılmıştır. Kıble konusunda da ruhsat kılmıştır ki kişi hangi yöne doğru yönelmiş olursa olsun imayla namazını kılabilir. Unutma ve hatayla yapılan işlerde kişiyi sorumlu tutmaması da bu kolaylıklardandır. Yine abdest ve gusülde de ruhsat kılmıştır. Kişi su bulamadığı zaman temiz toprakta teyemmüm ile abdestini veya guslünü almış olur. Orucu mukîm olanlar için farz kılmışken hasta ve yolcu için başka günlerde tutma, tutma gücü olmayanlar için her bir güne karşılık bir yoksulu doyurma da bu ruhsat ve kolaylıklardandır. Azık veya binek bulamama veya bir engelden dolayı ulaşamama durumunda da hac konusunda ruhsat kılmıştır. Binek ve nafaka bulamama durumunda cihad konusunda da ruhsat tanımıştır. Aşırı açlık gibi zaruri durumlarda kişiye açlıktan ölmeyecek kadarıyla ölü eti, kan ve domuz etinden yeme ruhsatı vermiştir. Kur'ân'da bu yöndeki şeyler Yüce Allah'ın bu ümmete tanıdığı ruhsat ve kolaylıklardandır."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "...Babanız İbrâhîm'in milletine uyun..." âyetini açıklarken: "Babanız İbrâhîm'in dinine uyun, anlamındadır" demiştir.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Size müslüman adını veren odur ..." âyetini açıklarken: "Size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Daha önce ve bunda... size müslüman adını veren odur..." âyetini açıklarken: "Daha önceki tüm kitaplarda ve Tevrat'ta, şimdi de Kur'ân'da size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır" demiştir."

Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "...Daha önce ve bunda, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren odur..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Daha önceki kitaplar ile şimdiki kitabınızda size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır. Peygamberin şahit olması risaleti sizlere tebliğ ettiğine dair şahitlik etmesidir. Sizin insanlara şahitliğiniz ise peygamberlerinizin risaleti sizlere tebliğ ettiğine dair şahitlik etmenizdir."

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Süfyân: "...Daha önce ve bunda, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren odur..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Daha önce Tevrat ve İncil'de, şimdi de Kur'ân'da size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır ki, peygamberler sizlerin gereği gibi amel ettiğinize şahit olsun, sizler de peygamberlerinizin risaleti sizlere tebliğ ettiğine dair şahitlik edesiniz."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: "Yüce Allah bu ümmet dışında hiçbir ümmeti İslam ve iman ile birlikte zikretmiş değildir. Bu ümmet hem İslam, hem de iman ile zikredilirken daha önceki ümmetlerden hem İslam, hem de iman ile zikredilen olmamıştır."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "...Size müslüman adını veren odur ..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Size Müslüman adını veren İbrahim'dir. İbrâhim'in: "Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş iki müslüman kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş Müslüman bir ümmet oluştur. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın" dediğini işitmez misin?"

Tayâlisî, Ahmed, Buhârî Târih'de, Tirmizî, Nesâî, Ebû Ya'lâ, İbn Huzeyme, İbn Hibbân, Bağavî, Bâverdî, İbn Kâni', Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da Hâris el-Eş'arî'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Cahiliye dönemi adetlerine (asabiyete) davet eden kişi Cehennemden bir parça olur" buyurdu. Adamın biri: "Yâ Resûlallah! Bu kişi oruç tutup namaz kılsa da mı?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Evet! Yüce Allah'ın sizleri Müslüman, mümin ve Allah'ın kulu şeklinde isimlendirdiği davaya davet edin."A binek bulamama veya bir engelden dolayı ulaşamama durumunda da hac konusunda ruhsat kılmıştır. Binek ve nafaka bulamama durumunda cihad konusunda da ruhsat tanımıştır. Aşırı açlık gibi zaruri durumlarda kişiye açlıktan ölmeyecek kadarıyla ölü eti, kan ve domuz etinden yeme ruhsatı vermiştir. Kur'ân'da bu yöndeki şeyler Yüce Allah'ın bu ümmete tanıdığı ruhsat ve kolaylıklardandır."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "...Babanız İbrâhîm'in milletine uyun..." âyetini açıklarken: "Babanız İbrâhîm'in dinine uyun, anlamındadır" demiştir.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Size müslüman adını veren odur ..." âyetini açıklarken: "Size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Daha önce ve bunda... size müslüman adını veren odur..." âyetini açıklarken: "Daha önceki tüm kitaplarda ve Tevrat'ta, şimdi de Kur'ân'da size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır" demiştir."

Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "...Daha önce ve bunda, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren odur..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Daha önceki kitaplar ile şimdiki kitabınızda size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır. Peygamberin şahit olması risaleti sizlere tebliğ ettiğine dair şahitlik etmesidir. Sizin insanlara şahitliğiniz ise peygamberlerinizin risaleti sizlere tebliğ ettiğine dair şahitlik etmenizdir."

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Süfyân: "...Daha önce ve bunda, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren odur..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Daha önce Tevrat ve İncil'de, şimdi de Kur'ân'da size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır ki, peygamberler sizlerin gereği gibi amel ettiğinize şahit olsun, sizler de peygamberlerinizin risaleti sizlere tebliğ ettiğine dair şahitlik edesiniz."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: "Yüce Allah bu ümmet dışında hiçbir ümmeti İslam ve iman ile birlikte zikretmiş değildir. Bu ümmet hem İslam, hem de iman ile zikredilirken daha önceki ümmetlerden hem İslam, hem de iman ile zikredilen olmamıştır."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "...Size müslüman adını veren odur ..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Size Müslüman adını veren İbrâhim'dir. İbrâhîm'in: "Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş iki müslüman kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş Müslüman bir ümmet oluştur. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın" dediğini işitmez misin?"

Tayâlisî, Ahmed, Buhârî Târih'de, Tirmizî, Nesâî, Ebû Ya'lâ, İbn Huzeyme, İbn Hibbân, Bağavî, Bâverdî, İbn Kâni', Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da Hâris el-Eş'arî'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Cahiliye dönemi adetlerine (asabiyete) davet eden kişi Cehennemden bir parça olur" buyurdu. Adamın biri: "Yâ Resûlallah! Bu kişi oruç tutup namaz kılsa da mı?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Evet! Yüce Allah'ın sizleri Müslüman, mümin ve Allah'ın kulu şeklinde isimlendirdiği davaya davet edin."

İbn Ebî Şeybe, Abdullah b. Yezîd el-Ensârî'den bildirir: "Birbirinizi haniflik, İslam, iman gibi Yüce Allah'ın sizlere koymuş olduğu isimlerle anın."

İbn Ebî Şeybe Musannef’te ve İshâk b. Râhûye Müsned'de Mekhûl'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah kendini iki isimle isimlendirmiş ve bu iki ismi ümmetime de koymuştur. Allah, Selâm'dır ve ümmetimi Müslümanlar olarak isimlendirmiştir. Yine Allah, Mümin'dir ve ümmetimi müminler olarak isimlendirmiştir. "

Bu bölümü tek başına aç →