1
قَدْ أَفْلَحَ ٱلْمُؤْمِنُونَ
- Diyanet Vakfı
- Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;
- Elmalılı H. Yazır
- Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir,
- Ali Bulaç
- Mü'minler gerçekten felah bulmuştur;
- Diyanet İşleri
- Müminler saadete ermişlerdir.
Tefsirleri karşılaştır2
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَٰشِعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler;
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler,
- Ali Bulaç
- Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır;
- Diyanet İşleri
- Onlar namazda huşu içindedirler.
Tefsirleri karşılaştır3
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنِ ٱللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler,
- Ali Bulaç
- Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir;
- Diyanet İşleri
- Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.
Tefsirleri karşılaştır4
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَوٰةِ فَٰعِلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar ki, zekatı verirler;
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler,
- Ali Bulaç
- Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir;
- Diyanet İşleri
- Onlar zekatlarını verirler.
Tefsirleri karşılaştır5
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;
- Elmalılı H. Yazır
- Ve onlar ki, iffetlerini korurlar,
- Ali Bulaç
- Ve onlar ırzlarını koruyanlardır;
- Diyanet İşleri
- Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.
Tefsirleri karşılaştır6
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir.
- Ali Bulaç
- Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir.
- Diyanet İşleri
- Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.
Tefsirleri karşılaştır7
فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Şu halde, kim bunun ötesine gitmeyi isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
- Ali Bulaç
- Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.
- Diyanet İşleri
- Bu sınırları aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir.
Tefsirleri karşılaştır8
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler;
- Elmalılı H. Yazır
- Yine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler,
- Ali Bulaç
- (Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir.
- Diyanet İşleri
- Onlar emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler.
Tefsirleri karşılaştır9
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمْ يُحَافِظُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler,
- Ali Bulaç
- Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.
- Diyanet İşleri
- Namazlarına riayet ederler.
Tefsirleri karşılaştır10
أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْوَٰرِثُونَ
- Diyanet Vakfı
- İşte, asıl bunlar varis olacaklardır;
- Elmalılı H. Yazır
- İşte asıl onlar varislerdir.
- Ali Bulaç
- İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır.
- Diyanet İşleri
- İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.
Tefsirleri karşılaştır11
ٱلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Evet) Firdevs'e varis olan bu kimseler, orada ebedi kalıcıdırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Ki, Firdevs'e varis olan bu kimseler orada ebedî kalırlar.
- Ali Bulaç
- Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır.
- Diyanet İşleri
- İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.
Tefsirleri karşılaştır12
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن سُلَٰلَةٍۢ مِّن طِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık.
- Elmalılı H. Yazır
- And olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık.
- Ali Bulaç
- Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık.
Tefsirleri karşılaştır13
ثُمَّ جَعَلْنَٰهُ نُطْفَةًۭ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Sonra onu sağlam bir karargahta nutfe haline getirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra onu emin ve sağlam bir karargahta (rahimde) nutfe (sperma) haline getirdik.
- Ali Bulaç
- Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
- Diyanet İşleri
- Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik.
Tefsirleri karşılaştır14
ثُمَّ خَلَقْنَا ٱلنُّطْفَةَ عَلَقَةًۭ فَخَلَقْنَا ٱلْعَلَقَةَ مُضْغَةًۭ فَخَلَقْنَا ٱلْمُضْغَةَ عِظَٰمًۭا فَكَسَوْنَا ٱلْعِظَٰمَ لَحْمًۭا ثُمَّ أَنشَأْنَٰهُ خَلْقًا ءَاخَرَ ۚ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحْسَنُ ٱلْخَٰلِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıpyaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra nutfeyi bir alaka (embrio) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiğnem et parçası halinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra onu diğer bir yaratık olarak teşekkül ettirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah, pek yücedir.
- Ali Bulaç
- Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir.
- Diyanet İşleri
- Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık: Biçim verenlerin en güzeli olan Allah ne uludur!
Tefsirleri karşılaştır15
ثُمَّ إِنَّكُم بَعْدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra, muhakkak ki siz, bunun ardından elbet öleceksiniz.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra siz bunun ardından, muhakkak ki öleceksiniz.
- Ali Bulaç
- Sonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olanlarsınız.
- Diyanet İşleri
- Sizler, bütün bunlardan sonra ölürsünüz.
Tefsirleri karşılaştır16
ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ تُبْعَثُونَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra da şüphesiz, sizler kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra da siz, şüphesiz, kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz.
- Ali Bulaç
- Sonra siz gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz.
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz kıyamet günü tekrar diriltilirsiniz.
Tefsirleri karşılaştır17
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَآئِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ ٱلْخَلْقِ غَٰفِلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz yaratmaktan habersiz değiliz.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz, yaratmaktan habersiz değiliz.
- Ali Bulaç
- Andolsun, Biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık; Biz yaratmada gafiller değiliz.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz, yarattığımızdan habersiz değiliz.
Tefsirleri karşılaştır18
وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍۢ فَأَسْكَنَّٰهُ فِى ٱلْأَرْضِ ۖ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍۭ بِهِۦ لَقَٰدِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu arzda durdurduk. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.
- Elmalılı H. Yazır
- Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu yerde durgunlaştırdık. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.
- Ali Bulaç
- Biz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz Biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz.
- Diyanet İşleri
- Gökten suyu ölçülü indirdik de, onu yerde durdurduk. Şüphesiz onu gidermeye de kadiriz.
Tefsirleri karşılaştır19
فَأَنشَأْنَا لَكُم بِهِۦ جَنَّٰتٍۢ مِّن نَّخِيلٍۢ وَأَعْنَٰبٍۢ لَّكُمْ فِيهَا فَوَٰكِهُ كَثِيرَةٌۭ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Böylece onun (yağmurun) sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bunlarda sizin için birçok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.
- Elmalılı H. Yazır
- Böylece onun (yağmurun) sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik ki, bunlarda sizin için bir çok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.
- Ali Bulaç
- Böylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik, içlerinde çok sayıda yemişler vardır; sizler onlardan yemektesiniz.
- Diyanet İşleri
- Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.
Tefsirleri karşılaştır20
وَشَجَرَةًۭ تَخْرُجُ مِن طُورِ سَيْنَآءَ تَنۢبُتُ بِٱلدُّهْنِ وَصِبْغٍۢ لِّلْءَاكِلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Tur-i Sina'da da yetişen bir ağaç daha meydana getirdik ki, bu ağaç hem yağ hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (zeytin) verir.
- Elmalılı H. Yazır
- Tûrı Sinâ'da (dahi) yetişen bir ağaç da meydana getirdik ki, bu ağaç, hem yağ, hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (zeytin) verir.
- Ali Bulaç
- Ve (daha çok) Tur-i Sina'da çıkan bir ağaç (türü de yarattık); o yağlı ve yiyenlere bir katık olarak bitmekte (ürün vermekte)dir.
- Diyanet İşleri
- Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.
Tefsirleri karşılaştır21
وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَٰمِ لَعِبْرَةًۭ ۖ نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ كَثِيرَةٌۭ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Hayvanlarda sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakinden (sütlerinden) size içiririz. Onlarda sizin için birçok faydalar daha vardır; etlerinden de yersiniz.
- Elmalılı H. Yazır
- Hayvanlarda da sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakilerden size içiririz. Onlarda sizin için birtakım faydalar daha vardır; ayrıca etlerini yersiniz.
- Ali Bulaç
- Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır; karınlarının içinde olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda sizin için daha birçok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz.
- Diyanet İşleri
- Ehli hayvanlarda size ders vardır; onlardan çıkan sütten size içiririz; onlarda daha birçok menfaatiniz vardır. Onlardan yersiniz.
Tefsirleri karşılaştır22
وَعَلَيْهَا وَعَلَى ٱلْفُلْكِ تُحْمَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.
- Elmalılı H. Yazır
- Hem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz.
- Ali Bulaç
- Onların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız.
- Diyanet İşleri
- Hem onların ve hem de gemilerin üzerinde taşınırsınız.
Tefsirleri karşılaştır23
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun ki, Nuh'u kavmine gönderdik ve o: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka bir tanrı yoktur. Hala sakınmaz mısınız? dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- And olsun biz, Nûh'u kavmine gönderdik. "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?"
- Ali Bulaç
- Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: "Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. O'nun dışında sizin başka İlahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?"
- Diyanet İşleri
- And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik; onlara: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sakınmaz mısınız?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır24
فَقَالَ ٱلْمَلَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةًۭ مَّا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine, kavminin inkarcı ileri gelenleri şöyle dediler: "Bu, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki melekler gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine, kavminin içinden kâfir kodaman topluluğu "Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."
- Ali Bulaç
- Bunun üzerine, kavminden inkara sapmış önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz."
- Diyanet İşleri
- Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.
Tefsirleri karşılaştır25
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌۢ بِهِۦ جِنَّةٌۭ فَتَرَبَّصُوا۟ بِهِۦ حَتَّىٰ حِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- "Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp bekleyin bakalım."
- Elmalılı H. Yazır
- "Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp (durumu) gözetleyin bakalım."
- Ali Bulaç
- "O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin."
- Diyanet İşleri
- Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.
Tefsirleri karşılaştır26
قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ
- Diyanet Vakfı
- (Nuh), Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!
- Elmalılı H. Yazır
- Nuh: "Rabbim! dedi, beni yalana çıkarmalarına karşı bana yardım et!"
- Ali Bulaç
- "Rabbim" dedi (Nuh). "Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et."
- Diyanet İşleri
- Nuh: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et" dedi.
Tefsirleri karşılaştır27
فَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ أَنِ ٱصْنَعِ ٱلْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ ۙ فَٱسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّۢ زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ ٱلْقَوْلُ مِنْهُمْ ۖ وَلَا تُخَٰطِبْنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ ۖ إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Gözlerimizin önünde (muhafazamız altında) ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de, içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır!
- Ali Bulaç
- Böylelikle Biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim Bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azap gerekmiş) olanlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda Bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: "Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap; buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynayınca her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır."
Tefsirleri karşılaştır28
فَإِذَا ٱسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلْفُلْكِ فَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sen, yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
- Elmalılı H. Yazır
- Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
- Ali Bulaç
- "Böylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiğinde o zaman de ki: "Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Allah'a hamd olsun."
- Diyanet İşleri
- Ey Nuh! Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince: "Bizi zalim milletten kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
Tefsirleri karşılaştır29
وَقُل رَّبِّ أَنزِلْنِى مُنزَلًۭا مُّبَارَكًۭا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْمُنزِلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ve de ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen, iskan edenlerin en hayırlısısın.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve de ki: "Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen, konuklatanların en hayırlısısın."
- Ali Bulaç
- Ve de ki: "Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, Sen konuklayanların en hayırlısısın."
- Diyanet İşleri
- "Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen indirenlerin en iyisisin" de.
Tefsirleri karşılaştır30
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz bunda (Nuh ve kavminin başından geçenlerde) birtakım ibretler vardır. Hakikaten biz (kullarımızı böyle) deneriz.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz bunda sizin için birtakım ibretler vardır. Çünkü biz, kullarımızı böyle denemişizdir.
- Ali Bulaç
- Hiç şüphesiz bunda ayetler vardır ve Biz gerçekten denemeden geçiririz.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu bunlarda dersler vardır. Biz şüphesiz insanları denemekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır31
ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra onların ardından bir başka nesil meydana getirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.
- Ali Bulaç
- Sonra onların ardından bir başka insan-nesli yaratıp-inşa ettik.
- Diyanet İşleri
- Bunların ardından başka nesiller varettik.
Tefsirleri karşılaştır32
فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًۭا مِّنْهُمْ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar arasından kendilerine: "Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hala Allah'tan korkmaz mısınız?" (mesajını ileten) bir peygamber gönderdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine, onlar arasından kendilerine, "Allah'a kulluk edin; çünkü sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâlâ Allah'tan korkmaz mısınız? (mesajını ileten) bir resul gönderdik.
- Ali Bulaç
- Onlara da kendi içlerinden: "Allah'a ibadet edin. O'nun dışında sizin başka İlahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik.
- Diyanet İşleri
- Onlara aralarından: "Allah"a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, sakınmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik.
Tefsirleri karşılaştır33
وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱلْءَاخِرَةِ وَأَتْرَفْنَٰهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onun kavminden, kafir olup ahirete ulaşmayı inkar eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz varlıklı kişiler: "Bu, dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer."
- Elmalılı H. Yazır
- Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kodaman güruh dedi ki: "Bu dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer."
- Ali Bulaç
- Kendi kavminden, inkar edip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir."
- Diyanet İşleri
- Onun, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan milletinin ileri gelenleri ki Biz onlara bu dünya hayatında nimet vermiştik şöyle dediler: "Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen sizin gibi bir insandan başka birşey değildir."
Tefsirleri karşılaştır34
وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًۭا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًۭا لَّخَٰسِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Gerçekten, sizin gibi bir beşere itaat ederseniz, herhalde ziyan edersiniz."
- Elmalılı H. Yazır
- "Gerçekten, tıpkı kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz herhalde ziyan edersiniz."
- Ali Bulaç
- "Eğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun, siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz."
- Diyanet İşleri
- "Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz hüsrana uğrayacağınızda hiç şüphe yoktur."
Tefsirleri karşılaştır35
أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (kabirden) çıkarılacağınızı mı vadediyor?"
- Elmalılı H. Yazır
- "Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (tekrar) meydana çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"
- Ali Bulaç
- "O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor?"
- Diyanet İşleri
- "Öldüğünüz, toprak ve kemik yığını olduğunuz zaman tekrar dirilmenizle sizi tehdit mi ediyor?"
Tefsirleri karşılaştır36
۞ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Bu size vadedilen (öldükten sonra yeniden dirilmek, gerçek olmaktan) çok uzak!"
- Elmalılı H. Yazır
- "Heyhât o size vaad edilen şey ne kadar uzak!"
- Ali Bulaç
- "Heyhat, size va'dedilen şeye heyhat..."
- Diyanet İşleri
- "Oysa tehdit edildiğiniz şey ne kadar, hem de ne kadar uzak!"
Tefsirleri karşılaştır37
إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Hayat, şu dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek de değiliz."
- Elmalılı H. Yazır
- "Dünya hayatından başka gerçek yoktur. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek değiliz."
- Ali Bulaç
- "O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz."
- Diyanet İşleri
- "Hayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz ve yaşarız (kimimiz ölür kimimiz doğar); tekrar diriltilmeyiz."
Tefsirleri karşılaştır38
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًۭا وَمَا نَحْنُ لَهُۥ بِمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz."
- Elmalılı H. Yazır
- "Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz."
- Ali Bulaç
- "O ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Allah'a karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak değiliz."
- Diyanet İşleri
- "Bu, sadece Allah'a karşı yalan uyduranın biridir. Biz ona inanmayız."
Tefsirleri karşılaştır39
قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ
- Diyanet Vakfı
- O peygamber: Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına karşılık bana yardımcı ol!
- Elmalılı H. Yazır
- O Peygamber: "Rabbim, dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardımcı ol!"
- Ali Bulaç
- (Peygamber) Dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et."
- Diyanet İşleri
- O peygamber: "Rabbim! Beni yalancı saymalarına karşılık bana yardım et" dedi.
Tefsirleri karşılaştır40
قَالَ عَمَّا قَلِيلٍۢ لَّيُصْبِحُنَّ نَٰدِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Allah şöyle buyurdu: Pek yakında onlar mutlaka pişman olacaklar!
- Elmalılı H. Yazır
- Allah şöyle buyurdu: "Pek yakında onlar pişman olacaklar!"
- Ali Bulaç
- (Allah) Dedi ki: "Az bir süre (bekle), onlar gerçekten pişman olacaklar."
- Diyanet İşleri
- Allah da: "Az sonra pişman olacaklar" buyurdu.
Tefsirleri karşılaştır41
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ بِٱلْحَقِّ فَجَعَلْنَٰهُمْ غُثَآءًۭ ۚ فَبُعْدًۭا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Nitekim, vukuu kaçınılmaz olan korkunç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen sel süprüntüsüne çevirdik. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!
- Elmalılı H. Yazır
- Nitekim, Hak tarafından korkuç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen çepeçevre kuşattık. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!
- Ali Bulaç
- Derken, hak (ettikleri cezaya karşılık) olmak üzere, o korkunç çığlık onları yakalayıverdi. Böylece onları bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için yıkım olsun.
- Diyanet İşleri
- Gerçekten, onları bir çığlık yakaladı ve onları süprüntü yığını haline getirdik. Haksızlık eden millet, rahmetden ırak olsun!
Tefsirleri karşılaştır42
ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قُرُونًا ءَاخَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra onların ardından başka nesiller getirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.
- Ali Bulaç
- Sonra onların ardından başka nesiller yaratıp-inşa ettik.
- Diyanet İşleri
- Ardlarından başka nesiller varettik.
Tefsirleri karşılaştır43
مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
- Elmalılı H. Yazır
- Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
- Ali Bulaç
- Ümmetlerden hiçbiri, kendisine tespit edilmiş eceli ne öne alabilir, ne erteleyebilir.
- Diyanet İşleri
- Hiçbir ümmet, kendi süresini ne çabuklaştırabilir ve ne de geciktirebilir.
Tefsirleri karşılaştır44
ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا ۖ كُلَّ مَا جَآءَ أُمَّةًۭ رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ ۚ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًۭا وَجَعَلْنَٰهُمْ أَحَادِيثَ ۚ فَبُعْدًۭا لِّقَوْمٍۢ لَّا يُؤْمِنُونَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından yok ettik ve onları ibret hikayelerine dönüştürdük. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından (yokluğa) yuvarladık ve onları efsâne yaptık. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!
- Ali Bulaç
- Sonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik; her ümmete kendi elçisi geldiğinde, onu yalanladılar. Böylece Biz de onları (yıkıma uğratıp yok etmede) kimini kiminin izinde yürüttük ve onları (tarihin anlatıp aktardığı) bir olay kıldık. İman etmeyen kavim için yıkım olsun.
- Diyanet İşleri
- Sonra birbiri peşinden peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete peygamberi geldikçe onu yalancı saydılar. Onları birbiri peşinden yok edip hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan millet, rahmetden ırak olsun!
Tefsirleri karşılaştır45
ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَٰرُونَ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍ
- Diyanet Vakfı
- Sonra ayetlerimizle ve apaçık bir fermanla Musa ve kardeşi Harun'u gönderdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra birtakım âyetlerimiz ve açık bir ferman ile Musa'yı ve kardeşi Harun'u gönderdik.
- Ali Bulaç
- Sonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
- Diyanet İşleri
- Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.
Tefsirleri karşılaştır46
إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا عَالِينَ
- Diyanet Vakfı
- Firavun'a ve ileri gelenlerine de(gönderdik). Onlar ise kibire kapıldılar ve ululuk taslayan bir kavim oldular.
- Elmalılı H. Yazır
- Firavun'a ve ileri gelenlerine de (gönderdik). Bunun üzerine onlar kibire kapıldılar ve ululuk taslayan zorba bir kavim oldular.
- Ali Bulaç
- Firavun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen-zorba' bir topluluktu.
- Diyanet İşleri
- Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.
Tefsirleri karşılaştır47
فَقَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَٰبِدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bu yüzden dediler ki: Kavimleri bize kölelik ederken, bizim gibi olan bu iki adama inanır mıyız?
- Elmalılı H. Yazır
- Onun için: Biz, dediler, "kavimleri bize kölelik ederken bizim benzerimiz olan bu iki adama inanacak mıyız?"
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacak mışız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar."
- Diyanet İşleri
- Bu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler.
Tefsirleri karşılaştır48
فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا۟ مِنَ ٱلْمُهْلَكِينَ
- Diyanet Vakfı
- Böylece onları yalanladılar ve bu sebeple helak edilenlerden oldular.
- Elmalılı H. Yazır
- Böylece onları yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.
- Ali Bulaç
- Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.
- Diyanet İşleri
- Bu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler.
Tefsirleri karşılaştır49
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz Musa'ya, belki onlar yola gelirler diye, Kitab'ı verdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun biz Musa'ya belki onlar yola gelirler diye, o kitabı da verdik.
- Ali Bulaç
- Andolsun, Biz Musa’ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki Musa'ya, doğru yola girsinler diye Kitap verdik.
Tefsirleri karşılaştır50
وَجَعَلْنَا ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥٓ ءَايَةًۭ وَءَاوَيْنَٰهُمَآ إِلَىٰ رَبْوَةٍۢ ذَاتِ قَرَارٍۢ وَمَعِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Meryem oğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alamet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Meryemoğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, sulu bir tepeye yerleştirdik.
- Ali Bulaç
- Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik.
- Diyanet İşleri
- Meryem oğlunu da, annesini de mucize kıldık. Her ikisini de, pınarı bulunan, oturmaya elverişli yüksek bir yere yerleştirdik.
Tefsirleri karşılaştır51
يَٰٓأَيُّهَا ٱلرُّسُلُ كُلُوا۟ مِنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَٱعْمَلُوا۟ صَٰلِحًا ۖ إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- "Ey Peygamber! Temiz olan şeylerden yeyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyle bilmekteyim."
- Elmalılı H. Yazır
- Ey peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin; güzel amel ve hareketlerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı bilirim.
- Ali Bulaç
- Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum.
- Diyanet İşleri
- Ey Peygamberler! Temiz şeylerden yiyin, yararlı iş işleyin; doğrusu Ben, yaptığınızı bilirim.
Tefsirleri karşılaştır52
وَإِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱتَّقُونِ
- Diyanet Vakfı
- "Şüphesiz bu (insanlar) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir; ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının" (denildi).
- Elmalılı H. Yazır
- "Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının." (denildi).
- Ali Bulaç
- İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse Benden korkup-sakının.
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz bu Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim; öyleyse Benden sakının.
Tefsirleri karşılaştır53
فَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًۭا ۖ كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ne var ki insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her gurup kendilerinde bulunan (fikir ve davranış) ile sevinip böbürlenmektedirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Derken insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlendi.
- Ali Bulaç
- Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.
- Diyanet İşleri
- Ama insanlar din konusunda aralarında bölük bölük oldular. Her bölük kendi tuttuğu yoldan memnundur.
Tefsirleri karşılaştır54
فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ
- Diyanet Vakfı
- Şimdi sen onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!
- Elmalılı H. Yazır
- Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!
- Ali Bulaç
- Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.
- Diyanet İşleri
- Onları bir süreye kadar sapıklıklarıyla başbaşa bırak.
Tefsirleri karşılaştır55
أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِۦ مِن مَّالٍۢ وَبَنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile.
- Elmalılı H. Yazır
- Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile,
- Ali Bulaç
- Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla
- Diyanet İşleri
- Kendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller.
Tefsirleri karşılaştır56
نُسَارِعُ لَهُمْ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ بَل لَّا يَشْعُرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz? Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.
- Ali Bulaç
- Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller.
- Diyanet İşleri
- Kendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller.
Tefsirleri karşılaştır57
إِنَّ ٱلَّذِينَ هُم مِّنْ خَشْيَةِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Rablerine olan saygıdan dolayı kötülükten sakınanlar;
- Elmalılı H. Yazır
- Rablerine olan saygıdan dolayı titreyenler,
- Ali Bulaç
- Gerçekten, Rablerine olan haşyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar,
- Diyanet İşleri
- Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
Tefsirleri karşılaştır58
وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ
- Diyanet Vakfı
- Rablerinin ayetlerine inananlar;
- Elmalılı H. Yazır
- Rablerinin âyetlerine inananlar,
- Ali Bulaç
- Rablerinin ayetlerine iman edenler,
- Diyanet İşleri
- Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
Tefsirleri karşılaştır59
وَٱلَّذِينَ هُم بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَ
- Diyanet Vakfı
- Rablerine ortak tanımayanlar;
- Elmalılı H. Yazır
- Rablerine ortak tanımayanlar,
- Ali Bulaç
- Rablerine ortak koşmayanlar,
- Diyanet İşleri
- Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
Tefsirleri karşılaştır60
وَٱلَّذِينَ يُؤْتُونَ مَآ ءَاتَوا۟ وَّقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَىٰ رَبِّهِمْ رَٰجِعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ve Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri çarparak yapanlar;
- Elmalılı H. Yazır
- Ve, Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri titreyerek yapanlar;
- Ali Bulaç
- Ve gerçekten Rablerine dönecekler diye, vermekte olduklarını kalpleri ürpererek verenler;
- Diyanet İşleri
- Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
Tefsirleri karşılaştır61
أُو۟لَٰٓئِكَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَهُمْ لَهَا سَٰبِقُونَ
- Diyanet Vakfı
- İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.
- Ali Bulaç
- İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler.
- Diyanet İşleri
- Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
Tefsirleri karşılaştır62
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَلَدَيْنَا كِتَٰبٌۭ يَنطِقُ بِٱلْحَقِّ ۚ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Biz hiç kimseyi gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
- Ali Bulaç
- Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar.
- Diyanet İşleri
- Biz herkese ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.
Tefsirleri karşılaştır63
بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍۢ مِّنْ هَٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَٰلٌۭ مِّن دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَٰمِلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Hayır, onların (o inkarcıların) kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan (bu şirk ve inkarcılıklarından) öte birtakım (kötü) işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.
- Ali Bulaç
- Hayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır; onlar bunun için çalışmaktadırlar.
- Diyanet İşleri
- Ama, kafirlerin kalbleri bundan habersizdir. Bundan başka da onların yapageldikleri işler de vardır.
Tefsirleri karşılaştır64
حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِٱلْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَ
- Diyanet Vakfı
- En nihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya (veya azaba) uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Nihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar.
- Ali Bulaç
- Nihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini azap ile yakalayıverdiğimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar.
- Diyanet İşleri
- Sonunda şımarık varlıklılarını azabla yakaladığımız zaman feryat ederler.
Tefsirleri karşılaştır65
لَا تَجْـَٔرُوا۟ ٱلْيَوْمَ ۖ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Boşuna sızlanmayın bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz!
- Elmalılı H. Yazır
- Boşuna feryad etmeyin bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz.
- Ali Bulaç
- Bugün feryad etmeyin, çünkü Bizden yardım göremezsiniz.
- Diyanet İşleri
- Onlara şöyle deriz: "Bugün feryat etmeyin, doğrusu katımızdan bir yardım görmezsiniz."
Tefsirleri karşılaştır66
قَدْ كَانَتْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ تَنكِصُونَ
- Diyanet Vakfı
- Çünkü ayetlerim size okunurdu da, siz, buna karşı kibirlenerek arkanızı döner, geceleyin (Kabe'nin etrafında toplanarak) hezeyanlar savururdunuz.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü âyetlerimiz size okunurdu da, buna karşı siz arkanızı dönerdiniz.
- Ali Bulaç
- Gerçekten Benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz;
- Diyanet İşleri
- "Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."
Tefsirleri karşılaştır67
مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَٰمِرًۭا تَهْجُرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Çünkü ayetlerim size okunurdu da, siz, buna karşı kibirlenerek arkanızı döner, geceleyin (Kabe'nin etrafında toplanarak) hezeyanlar savururdunuz.
- Elmalılı H. Yazır
- Kafa tutardınız ve geceleyin hezeyanlar savururdunuz.
- Ali Bulaç
- Buna (ayetlerime) karşı büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz.
- Diyanet İşleri
- "Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."
Tefsirleri karşılaştır68
أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا۟ ٱلْقَوْلَ أَمْ جَآءَهُم مَّا لَمْ يَأْتِ ءَابَآءَهُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar bu sözü (Kur'ân'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
- Ali Bulaç
- Onlar, yine de o sözü (Kur'an'ı) gereği gibi düşünmediler mi, yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
- Diyanet İşleri
- Söyleneni hiç düşünmezler mi? Yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Tefsirleri karşılaştır69
أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا۟ رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa Peygamberlerini henüz tanımadılar da bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?
- Ali Bulaç
- Ya da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi onu inkar ediyorlar?
- Diyanet İşleri
- Veya peygamberlerini tanımadılar da; bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?
Tefsirleri karşılaştır70
أَمْ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةٌۢ ۚ بَلْ جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَٰرِهُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa onda bir cinnet olduğunu mu söylüyorlar? Hayır; o, kendilerine hakkı getirmiştir. Onların çoğu ise haktan hoşlanmamaktadırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Aksine o, kendilerine hakkı getirmiştir. Halbuki onlar haktan hoşlanmamaktadırlar.
- Ali Bulaç
- Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.
- Diyanet İşleri
- Ya da: "Onda delilik var" diyorlar öyle mi? Hayır; onlara gerçeği getirmiştir, ama çoğu ondan hoşlanmamaktadır.
Tefsirleri karşılaştır71
وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ ۚ بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ
- Diyanet Vakfı
- Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirdiIer.
- Elmalılı H. Yazır
- Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunan kimseler bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirirler.
- Ali Bulaç
- Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
- Diyanet İşleri
- Eğer gerçek onların heveslerine uysaydı, gökler, yer ve onlarda bulananlar bozulup giderdi. Onlara, kendilerine öğüt veren bir şey getirdik; onlar ise öğütlerinden yüz çevirirler.
Tefsirleri karşılaştır72
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًۭا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌۭ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Yoksa sen onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
- Elmalılı H. Yazır
- (Resulüm!) Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
- Ali Bulaç
- Yoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte Rabbinin haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
- Diyanet İşleri
- Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin ecri daha iyidir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Tefsirleri karşılaştır73
وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Gerçek şu ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
- Elmalılı H. Yazır
- Gerçek şu ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
- Ali Bulaç
- Gerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun.
- Diyanet İşleri
- Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.
Tefsirleri karşılaştır74
وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرَٰطِ لَنَٰكِبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar.
- Ali Bulaç
- Ancak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır.
- Diyanet İşleri
- Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.
Tefsirleri karşılaştır75
۞ وَلَوْ رَحِمْنَٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّۢ لَّلَجُّوا۟ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ
- Diyanet Vakfı
- Eğer onlara acıyıp da içinde bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek azgınlıklarında direnirlerdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Eğer onlara acıyıp da için de bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek azgınlıklarında büsbütün direnirlerdi.
- Ali Bulaç
- Eğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı gideriverirsek, taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler.
- Diyanet İşleri
- Biz onlara acısak ve başlarındaki sıkıntıyı gidersek bile, azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlar.
Tefsirleri karşılaştır76
وَلَقَدْ أَخَذْنَٰهُم بِٱلْعَذَابِ فَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler, tazarru ve niyazda da bulunmuyorlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler, tazarru' ve niyazda da bulunmadılar.
- Ali Bulaç
- Andolsun, Biz onları azapla yakalayıverdik, fakat yine de Rablerine boyun eğmediler ve yakarıp-yalvarmadılar.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, Biz onları azabla yakalamıştık, yine de Rablerine boyun eğmemiş ve yakarmamışlardı.
Tefsirleri karşılaştır77
حَتَّىٰٓ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًۭا ذَا عَذَابٍۢ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ
- Diyanet Vakfı
- En nihayet üzerlerine, azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada şaşkın ve ümitsiz kalmışlardır!
- Elmalılı H. Yazır
- Nihayet üzerlerine, azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada şaşkın ve ümitsiz kalmışlardır!
- Ali Bulaç
- Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler.
- Diyanet İşleri
- Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman ümitsiz kalıverdiler.
Tefsirleri karşılaştır78
وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَشْكُرُونَ
- Diyanet Vakfı
- O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne de az şükrediyorsunuz!
- Elmalılı H. Yazır
- Halbuki sizin için o kulağı, o gözleri ve o gönülleri yaratan O'dur. Ne de az şükrediyorsunuz!
- Ali Bulaç
- O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz.
- Diyanet İşleri
- Oysa, sizin için kulaklar, gözler ve kalbler vareden O'dur. Pek az şükrediyorsunuz.
Tefsirleri karşılaştır79
وَهُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ve O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sırf O'nun huzurunda toplanacaksınız.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve sizi yeryüzünde yaratıp türeden O'dur. Sırf O'nun huzuruna toplanacaksınız.
- Ali Bulaç
- O, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz yalnızca O'na (döndürülüp) toplanacaksınız.
- Diyanet İşleri
- Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Tefsirleri karşılaştır80
وَهُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَلَهُ ٱخْتِلَٰفُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ve O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun eseridir. Hala aklınızı kullanmaz mısınız!
- Elmalılı H. Yazır
- Ve O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun eseridir. Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?
- Ali Bulaç
- O, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O'nun (kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?
- Diyanet İşleri
- Dirilten de, öldüren de O'dur. Gece ile gündüzün birbiri ardından gitmesi de O'nun emrine bağlıdır. Düşünmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır81
بَلْ قَالُوا۟ مِثْلَ مَا قَالَ ٱلْأَوَّلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Buna rağmen onlar, öncekilerin dedikleri gibi dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, öncekilerin söylediklerinin benzerini söylediler.
- Ali Bulaç
- Hayır; onlar, geçmiştekilerin söylediklerinin benzerini söylediler.
- Diyanet İşleri
- Hayır; yine de öncekilerin dediklerini derler.
Tefsirleri karşılaştır82
قَالُوٓا۟ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
- Diyanet Vakfı
- Dediler ki: Sahi biz, ölüp de bir toprak ve kemik yığını haline gelmişken, mutlaka yeniden diriltileceğiz öyle mi?
- Elmalılı H. Yazır
- Dediler ki: "Sahi biz, ölüp de bir toprak ve kemik yığını haline gelmişken, mutlaka yeniden diriltileceğiz öyle mi?"
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek mişiz?"
- Diyanet İşleri
- Öncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır83
لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا هَٰذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Hakikaten, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza böyle bir vaadde bulunuldu; (fakat) bu geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir!
- Elmalılı H. Yazır
- "Yemin ederiz ki, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza böyle bir vaadde bulunuldu; (fakat) bu geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir!"
- Ali Bulaç
- "Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir."
- Diyanet İşleri
- Öncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır84
قُل لِّمَنِ ٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهَآ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) de ki: Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?
- Elmalılı H. Yazır
- (Resulüm!) de ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?"
- Ali Bulaç
- De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?"
- Diyanet İşleri
- De ki: "Biliyorsanız söyleyin, yer ve onda bulunanlar kimindir?"
Tefsirleri karşılaştır85
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Allah'a aittir" diyecekler. Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız! de.
- Elmalılı H. Yazır
- "Allah'a aittir" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız?" de.
- Ali Bulaç
- "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"
- Diyanet İşleri
- "Allah'ındır" diyecekler, "Öyleyse ders almaz mısınız?" de.
Tefsirleri karşılaştır86
قُلْ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلسَّبْعِ وَرَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir? diye sor.
- Elmalılı H. Yazır
- "Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir?" diye sor.
- Ali Bulaç
- De ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?"
- Diyanet İşleri
- "Yedi göğün de Rabbi, yüce arşın da Rabbi kimdir?" de.
Tefsirleri karşılaştır87
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ
- Diyanet Vakfı
- "(Bunlar da) Allah'ındır" diyecekler. Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız! de.
- Elmalılı H. Yazır
- "(Onlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız?" de.
- Ali Bulaç
- "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız?"
- Diyanet İşleri
- "Allah'tır" diyecekler! "Öyleyse O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.
Tefsirleri karşılaştır88
قُلْ مَنۢ بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍۢ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekutu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir? diye sor.
- Elmalılı H. Yazır
- "Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan; fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?" diye sor.
- Ali Bulaç
- De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken Kendisi korunmuyor."
- Diyanet İşleri
- "Biliyorsanız söyleyin her şeyin hükümranlığı elinde olan, barındıran fakat himayeye muhtaç olmayan kimdir?"
Tefsirleri karşılaştır89
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ فَأَنَّىٰ تُسْحَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- "(Bunların hepsi) Allah'ındır" diyecekler. Öyle ise nasıl olup da büyüye kapılıyorsunuz? de.
- Elmalılı H. Yazır
- "(Bunlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Öyle ise nasıl olur da büyülenirsiniz?" de.
- Ali Bulaç
- "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?"
- Diyanet İşleri
- "Allah'tır" diyecekler; "Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz" de.
Tefsirleri karşılaştır90
بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِٱلْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu biz onlara gerçeği getirdik; onlar ise hakikaten yalancılardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Doğrusu biz onlara hakkı getirdik; onlar ise cidden yalancıdırlar.
- Ali Bulaç
- Hayır, Biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar.
- Diyanet İşleri
- Hayır; Biz onlara gerçeği getirdik ama, onlar yalancıdırlar.
Tefsirleri karşılaştır91
مَا ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ مِن وَلَدٍۢ وَمَا كَانَ مَعَهُۥ مِنْ إِلَٰهٍ ۚ إِذًۭا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَٰهٍۭ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ ۚ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
- Diyanet Vakfı
- Allah evlat edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir tanrı da yoktur. Aksi takdirde her tanrı kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerine galebe çalardı. Allah, onların (müşriklerin) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah evlat edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine galip gelirdi. Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.
- Ali Bulaç
- Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiçbir İlah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden Yücedir.
- Diyanet İşleri
- Allah çocuk edinmemiştir; O'nun yanında hiçbir tanrı yoktur, olsaydı, her tanrı kendi yarattığı ile beraber gider ve birbirinden üstün olmağa çalışırlardı. Allah onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.
Tefsirleri karşılaştır92
عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
- Diyanet Vakfı
- Allah, gaybı da şehadeti de bilendir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah, gaybı da, açık olanı da bilir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir.
- Ali Bulaç
- Gaybı ve müşahede edilebileni bilendir; onların ortak koştuklarından Yücedir.
- Diyanet İşleri
- O, görülmeyeni de, görüleni de bilir. Koştukları ortaklardan yücedir.
Tefsirleri karşılaştır93
قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّى مَا يُوعَدُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) De ki: "Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevi sıkıntıyı ve uhrevi azabı) mutlaka bana göstereceksen.
- Elmalılı H. Yazır
- (Resulüm!) De ki: Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka göstereceksen,
- Ali Bulaç
- De ki: "Rabbim, eğer onlara va'dolunan (azab)ı mutlaka bana göstereceksen,"
- Diyanet İşleri
- De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."
Tefsirleri karşılaştır94
رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِى فِى ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bu durumda beni zalimler topluluğunun içinde bulundurma, Rabbim!"
- Elmalılı H. Yazır
- Bu durumda beni, o zalimler topluluğunda bulundurma, Rabbim!
- Ali Bulaç
- "Rabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin içinde bırakma."
- Diyanet İşleri
- De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."
Tefsirleri karşılaştır95
وَإِنَّا عَلَىٰٓ أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَٰدِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Biz, onlara yönelttiğimiz tehdidi sana göstermeye elbette ki kadiriz.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz, onlara yönelttiğimiz tehdidi sana göstermeye elbette ki kadiriz.
- Ali Bulaç
- Gerçek şu ki Biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi şüphesiz sana gösterme gücüne sahibiz.
- Diyanet İşleri
- Biz onlara vadettiğimizi sana elbette gösterebiliriz.
Tefsirleri karşılaştır96
ٱدْفَعْ بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ ٱلسَّيِّئَةَ ۚ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ
- Diyanet Vakfı
- Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.
- Elmalılı H. Yazır
- Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav, çünkü biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.
- Ali Bulaç
- Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır; Biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz.
- Diyanet İşleri
- Kötülüğü en iyi ile sav. Onların vasıflandırmalarını Biz daha iyi biliriz.
Tefsirleri karşılaştır97
وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَٰتِ ٱلشَّيَٰطِينِ
- Diyanet Vakfı
- Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!
- Elmalılı H. Yazır
- Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!
- Ali Bulaç
- Ve de ki: "Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından Sana sığınırım."
- Diyanet İşleri
- De ki: "Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım."
Tefsirleri karşılaştır98
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ
- Diyanet Vakfı
- Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım, Rabbim!
- Elmalılı H. Yazır
- Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.
- Ali Bulaç
- "Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim."
- Diyanet İşleri
- "Rabbim! Yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım."
Tefsirleri karşılaştır99
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ٱرْجِعُونِ
- Diyanet Vakfı
- Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: "Rabbim! der, beni geri gönder;"
- Elmalılı H. Yazır
- Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder,"
- Ali Bulaç
- Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin."
- Diyanet İşleri
- Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.
Tefsirleri karşılaştır100
لَعَلِّىٓ أَعْمَلُ صَٰلِحًۭا فِيمَا تَرَكْتُ ۚ كَلَّآ ۚ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَآئِلُهَا ۖ وَمِن وَرَآئِهِم بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.
- Ali Bulaç
- "Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.
- Diyanet İşleri
- Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.
Tefsirleri karşılaştır101
فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَلَآ أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍۢ وَلَا يَتَسَآءَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Sura üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Sûr'a üflendiği zaman aralarında artık ne soysop (çekişmesi) vardır, ne de birbirlerini soruşturacaklardır.
- Ali Bulaç
- Böylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da.
- Diyanet İşleri
- Sura üflendiği zaman, o gün, aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez ve birbirlerine de birşey soramazlar.
Tefsirleri karşılaştır102
فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
- Diyanet Vakfı
- Artık kimlerin (sevap) tartılan ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.
- Ali Bulaç
- Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
- Diyanet İşleri
- Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır.
Tefsirleri karşılaştır103
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَٰلِدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedi cehennemdedirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler.
- Ali Bulaç
- Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır.
- Diyanet İşleri
- Tartıları hafif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık edendir, cehennemde temellidirler.
Tefsirleri karşılaştır104
تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَٰلِحُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ateş yüzlerini yakar; orada suratları çirkin ve gülünç bir halde bulunurlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Orada dişleri sırıtır halde iken ateş yüzlerini yalar.
- Ali Bulaç
- Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler.
- Diyanet İşleri
- Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır.
Tefsirleri karşılaştır105
أَلَمْ تَكُنْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Size ayetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi?
- Elmalılı H. Yazır
- (Allah Teâlâ,) Size âyetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi?... der.
- Ali Bulaç
- Ayetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler değil miydiniz?
- Diyanet İşleri
- Allah: "Ayetlerim size okunurken onları yalanlıyordunuz değil mi?" der.
Tefsirleri karşılaştır106
قَالُوا۟ رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًۭا ضَآلِّينَ
- Diyanet Vakfı
- Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluğu idik.
- Elmalılı H. Yazır
- Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluğu idik.
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz."
- Diyanet İşleri
- Şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi bedbahtlığımız yenmişti; sapık bir millet olmuştuk."
Tefsirleri karşılaştır107
رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَٰلِمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.
- Elmalılı H. Yazır
- Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.
- Ali Bulaç
- "Rabbimiz, bizi (ateşin) içinden çıkar, eğer yine (inkara) dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz."
- Diyanet İşleri
- "Rabbimiz! Bizi buradan çıkar, tekrar günaha dönersek, doğrusu zulmetmiş oluruz."
Tefsirleri karşılaştır108
قَالَ ٱخْسَـُٔوا۟ فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ
- Diyanet Vakfı
- Buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana karşı konuşmayın artık!
- Elmalılı H. Yazır
- (Allah) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana konuşmayın artık.
- Ali Bulaç
- Der ki: "Onun içine sinin ve Benimle söyleşmeyin."
- Diyanet İşleri
- Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.
Tefsirleri karşılaştır109
إِنَّهُۥ كَانَ فَرِيقٌۭ مِّنْ عِبَادِى يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Zira kullarımdan bir zümre: Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi affet; bize acı! Sen, merhametlilerin en iyisisin, demişlerdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü kullarımdan bir zümre "Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi bağışla, bize merhamet et, sen, merhametlilerin en iyisisin." diyorlardı.
- Ali Bulaç
- "Çünkü gerçekten Benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz, iman ettik, Sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, derlerdi de,"
- Diyanet İşleri
- Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.
Tefsirleri karşılaştır110
فَٱتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّىٰٓ أَنسَوْكُمْ ذِكْرِى وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ
- Diyanet Vakfı
- İşte siz onları alaya aldınız; sonunda onlar (ile alay etmeniz) size beni yadetmeyi unutturdu, siz onlara gülüyordunuz.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte siz onları alaya aldınız; sonunda bu davranışınız size beni yâd etmeyi unutturdu; çünkü siz onlara gülüyordunuz.
- Ali Bulaç
- "Siz onları alay konusu edinmiştiniz; öyle ki, size Benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüp duruyordunuz."
- Diyanet İşleri
- Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.
Tefsirleri karşılaştır111
إِنِّى جَزَيْتُهُمُ ٱلْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muratlarına erenlerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Bugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muradlarına erenlerdir.
- Ali Bulaç
- "Bugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenlerdir."
- Diyanet İşleri
- Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.
Tefsirleri karşılaştır112
قَٰلَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Allah inkarcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.
- Elmalılı H. Yazır
- (Allah inkârcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?"
- Diyanet İşleri
- Allah onlara yine: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız" der.
Tefsirleri karşılaştır113
قَالُوا۟ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍۢ فَسْـَٔلِ ٱلْعَآدِّينَ
- Diyanet Vakfı
- "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte sayanlara sor" derler.
- Elmalılı H. Yazır
- "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte bilenlere sor." derler.
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor."
- Diyanet İşleri
- "Bir gün veya daha az bir süre kaldık, sayanlara sor" derler.
Tefsirleri karşılaştır114
قَٰلَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًۭا ۖ لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Buyurur: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız!
- Elmalılı H. Yazır
- (Allah) buyurur ki: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız!
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz,"
- Diyanet İşleri
- Allah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der.
Tefsirleri karşılaştır115
أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَٰكُمْ عَبَثًۭا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?
- Elmalılı H. Yazır
- Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?
- Ali Bulaç
- "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?"
- Diyanet İşleri
- Allah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der.
Tefsirleri karşılaştır116
فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Mutlak hakim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur, O, yüce Arş'ın sahibidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Mutlak hâkim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bereketli Arş'ın sahibidir.
- Ali Bulaç
- Hak melik olan Allah pek Yücedir, O'ndan başka İlah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbidir.
- Diyanet İşleri
- Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, yüce arşın Rabbidir.
Tefsirleri karşılaştır117
وَمَن يَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ لَا بُرْهَٰنَ لَهُۥ بِهِۦ فَإِنَّمَا حِسَابُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَٰفِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Her kim Allah ile birlikte diğer bir tanrıya taparsa, -ki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur- o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki kafirler iflah olmaz.
- Elmalılı H. Yazır
- Her kim Allah ile birlikte diğer bir tanrıya taparsaki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki, kâfirler kurtuluşa eremezler.
- Ali Bulaç
- Kim Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir İlah'a taparsa, artık onun hesabı Rabbinin Katındadır. Şüphesiz inkar edenler kurtuluşa eremezler.
- Diyanet İşleri
- Allah'la beraber, varlığına hiçbir delili olmadığı halde başka tanrıya tapanın hesabını Rabbi görecektir. İnkarcılar elbette kurtulamazlar.
Tefsirleri karşılaştır118
وَقُل رَّبِّ ٱغْفِرْ وَٱرْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) De ki: Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin.
- Elmalılı H. Yazır
- Resulüm! De ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et! Sen merhametlilerin en iyisisin."
- Ali Bulaç
- Ve de ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."
- Diyanet İşleri
- De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."
Tefsirleri karşılaştır