1
الٓر ۚ تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ وَقُرْءَانٍۢ مُّبِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Elif. Lam. Ra. Bunlar Kitab'ın ve apaçık bir Kur'an'ın ayetleridir.
- Elmalılı H. Yazır
- Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir.
- Ali Bulaç
- Elif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir.
- Diyanet İşleri
- Elif, Lam, Ra. Bunlar Kitap'ın ve apaçık olan Kuran'ın ayetleridir.
Tefsirleri karşılaştır2
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- İnkar edenler zaman zaman, keşke biz de müslüman olsaydık, diye arzu ederler.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir zaman gelecek ki inkâr edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.
- Ali Bulaç
- O inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler.
- Diyanet İşleri
- İnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.
Tefsirleri karşılaştır3
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalaya dursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!
- Elmalılı H. Yazır
- Onları bırak yesinler, içsinler, zevk alsınlar; arzu onları oyalasın ilerde bileceklerdir.
- Ali Bulaç
- Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir.
- Diyanet İşleri
- Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler.
Tefsirleri karşılaştır4
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌۭ مَّعْلُومٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Helak ettiğimiz hiçbir ülke yoktur ki hakkında (bizce) bilinen bir yazgı olmasın.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz hiçbir memleketi (Allah katında) bilinen bir zamanı olmaksızın helak etmedik.
- Ali Bulaç
- Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık.
- Diyanet İşleri
- Yok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır.
Tefsirleri karşılaştır5
مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez, ve onu geciktiremez.
- Elmalılı H. Yazır
- Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.
- Ali Bulaç
- Hiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler.
- Diyanet İşleri
- Hiçbir ümmet kendi süresini öne alamaz, geciktiremez de.
Tefsirleri karşılaştır6
وَقَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Dediler ki: "Ey kendisine Kur'an indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun!"
- Elmalılı H. Yazır
- Dediler ki: "Ey kendisine Kur'ân indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun."
- Ali Bulaç
- Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler.
- Diyanet İşleri
- Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.
Tefsirleri karşılaştır7
لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Eğer doğru söyleyenlerden idiysen, bize melekleri getirmeliydin."
- Elmalılı H. Yazır
- "Eğer peygamberlik davanda doğru kimselerdensen, bize melekleri getirmeliydin."
- Ali Bulaç
- "Eğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin?"
- Diyanet İşleri
- Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.
Tefsirleri karşılaştır8
مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًۭا مُّنظَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz melekleri ancak hak ile indiririz. O zaman onlara mühlet verilmez.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz o melekleri ancak, hak ile indiririz. Ve indirildikleri vakit de onlara (kâfirlere) hiç mühlet verilmez.
- Ali Bulaç
- Hak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz.
- Diyanet İşleri
- Biz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdirde de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar.
Tefsirleri karşılaştır9
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
- Diyanet Vakfı
- Kur an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.
- Elmalılı H. Yazır
- Hiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.
- Ali Bulaç
- Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz.
Tefsirleri karşılaştır10
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun, senden önceki milletler arasında da elçiler gönderdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun, senden önceki milletler arasında da peygamberler gönderdik.
- Ali Bulaç
- Andolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik.
Tefsirleri karşılaştır11
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlara bir peygamber gelmeyedursun, hemen onunla alay ederlerdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmiş olmasınlar.
- Ali Bulaç
- Onlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.
- Diyanet İşleri
- Onlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır12
كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- İşte böylece biz onu, (inkarcılığı) suçluların kalplerine sokarız.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz o küfrü suçluların kalbine işte böyle sokarız.
- Ali Bulaç
- Böylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız.
- Diyanet İşleri
- Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.
Tefsirleri karşılaştır13
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Öncekilerin başına gelenlerden ders almaları gerekirken onlar hala buna (Kur'an'a) inanmıyorlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Kur'âna iman etmezler, halbuki öncekilerin sünneti (inanmadıkları için başlarına gelenler) gelip geçmiştir.
- Ali Bulaç
- Onlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir.
- Diyanet İşleri
- Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.
Tefsirleri karşılaştır14
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,
- Elmalılı H. Yazır
- Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,
- Ali Bulaç
- Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de,
- Diyanet İşleri
- Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.
Tefsirleri karşılaştır15
لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌۭ مَّسْحُورُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Gözlerimiz boyandı, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler.
- Elmalılı H. Yazır
- "Gözlerimiz perdelendi, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler.
- Ali Bulaç
- Mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir.
- Diyanet İşleri
- Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.
Tefsirleri karşılaştır16
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًۭا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyr edenler için onu süsledik.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun biz, gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik.
- Ali Bulaç
- Andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık.
Tefsirleri karşılaştır17
وَحَفِظْنَٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ رَّجِيمٍ
- Diyanet Vakfı
- Onları, taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve göğü taşlanan bütün şeytanlardan koruduk.
- Ali Bulaç
- Ve onu her kovulan şeytandan koruduk.
- Diyanet İşleri
- Onları, kovulmuş her şeytandan koruduk.
Tefsirleri karşılaştır18
إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ مُّبِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür.
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak kulak hırsızlığı eden şeytan hariç, onu apaçık bir alev sütunu takip eder.
- Ali Bulaç
- Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler.
- Diyanet İşleri
- Fakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar.
Tefsirleri karşılaştır19
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍۢ مَّوْزُونٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Yeryüzünü düzgün bir şekilde yarattık ve oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik.
- Ali Bulaç
- Yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik.
- Diyanet İşleri
- Yeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik.
Tefsirleri karşılaştır20
وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Orada hem sizin için hem de rızıkları size ait olmayanlar için (gerekli) geçim vasıtaları yarattık.
- Elmalılı H. Yazır
- Orada hem sizin için, hem de sizin rızıklarını veremediğiniz kimseler için geçim yollarını yarattık.
- Ali Bulaç
- Ve orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık.
- Diyanet İşleri
- Orada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.
Tefsirleri karşılaştır21
وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.
- Elmalılı H. Yazır
- Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Fakat biz, onu ancak ihtiyaca göre, belli ölçülerde veririz.
- Ali Bulaç
- Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz.
- Diyanet İşleri
- Hazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz.
Tefsirleri karşılaştır22
وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَسْقَيْنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz, rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. (Biz bunları yapmasaydık) siz onu (yeterli) suyu depolayamazdınız.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz.
- Ali Bulaç
- Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz.
- Diyanet İşleri
- Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su indirdik de sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız.
Tefsirleri karşılaştır23
وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz biz diriltir ve biz öldürürüz! Ve her şeye biz varis oluruz.
- Elmalılı H. Yazır
- Elbette biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Ve hepsinin varisleri de biziz.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalırız.
Tefsirleri karşılaştır24
وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, geri kalanları da biliriz.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki biz, içinizden İslâm'da öne geçmek isteyenleri de biliriz, geri kalmak isteyenleri de biliriz.
- Ali Bulaç
- Andolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, sizden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri kalanları da biliriz.
Tefsirleri karşılaştır25
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz Rabbin onları (kıyamette) toplayacaktır. Çünkü O, hakimdir, alimdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz Rabbin O'dur ki, onları kıyamet gününde hesaba çekmek için toplayacaktır. O, hikmet sahibidir, bilendir.
- Ali Bulaç
- Ve şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hakim'dir, Herşeyi Bilen'dir.
Tefsirleri karşılaştır26
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
- Ali Bulaç
- Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık.
Tefsirleri karşılaştır27
وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
- Diyanet Vakfı
- Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık.
- Elmalılı H. Yazır
- Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.
- Ali Bulaç
- Ve Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık.
- Diyanet İşleri
- Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.
Tefsirleri karşılaştır28
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًۭا مِّن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım."
- Elmalılı H. Yazır
- Ey Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım."
- Ali Bulaç
- Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım."
- Diyanet İşleri
- 'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.
Tefsirleri karşılaştır29
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan ütlediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!"
- Elmalılı H. Yazır
- Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın."
- Ali Bulaç
- "Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın."
- Diyanet İşleri
- 'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.
Tefsirleri karşılaştır30
فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Meleklerin hepsi de hemen secde ettiler.
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
- Ali Bulaç
- Böylece meleklerin tümü, topluca secde etti.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.
Tefsirleri karşılaştır31
إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
- Diyanet Vakfı
- Fakat İblis hariç! O, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı.
- Elmalılı H. Yazır
- Yalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti.
- Ali Bulaç
- Ancak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.
Tefsirleri karşılaştır32
قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Allah:) Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi nedir? dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?"
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın?"
- Diyanet İşleri
- Allah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır33
قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ
- Diyanet Vakfı
- (İblis:) Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim."
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim."
- Diyanet İşleri
- O: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi.
Tefsirleri karşılaştır34
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Allah şöyle buyurdu: Öyle ise oradan çık! Artık kovuldun!
- Elmalılı H. Yazır
- Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin."
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın."
- Diyanet İşleri
- "Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.
Tefsirleri karşılaştır35
وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
- Diyanet Vakfı
- Muhakkak ki kıyamet gününe kadar lanet senin üzerine olacaktır!
- Elmalılı H. Yazır
- "Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir."
- Ali Bulaç
- "Ve şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir."
- Diyanet İşleri
- "Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.
Tefsirleri karşılaştır36
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
- Diyanet Vakfı
- (İblis:) Rabbim! Öyle ise, (varlıkların) tekrar dirileceği güne kadar bana mühlet ver, dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi.
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı."
- Diyanet İşleri
- "Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi.
Tefsirleri karşılaştır37
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin"
- Elmalılı H. Yazır
- Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin."
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın."
- Diyanet İşleri
- Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.
Tefsirleri karşılaştır38
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
- Diyanet Vakfı
- "Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
- Elmalılı H. Yazır
- "Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
- Ali Bulaç
- "Bilinen günün vaktine kadar."
- Diyanet İşleri
- Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.
Tefsirleri karşılaştır39
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
- Diyanet Vakfı
- (İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!
- Elmalılı H. Yazır
- İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!"
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım."
- Diyanet İşleri
- "Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır40
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ancak onlardan ihlaslı kulların müstesna.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır."
- Ali Bulaç
- "Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna."
- Diyanet İşleri
- "Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır41
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ
- Diyanet Vakfı
- (Allah) şöyle buyurdu: "İşte bana varan dosdoğru yol budur."
- Elmalılı H. Yazır
- Allah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur."
- Ali Bulaç
- (Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur."
- Diyanet İşleri
- 'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."
Tefsirleri karşılaştır42
إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna."
- Elmalılı H. Yazır
- "Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur."
- Ali Bulaç
- "Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur."
- Diyanet İşleri
- 'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."
Tefsirleri karşılaştır43
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ
- Diyanet Vakfı
- Muhakkak cehennem, onların hepsine vadolunan yerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- "Şüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir."
- Ali Bulaç
- "Ve hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir."
- Diyanet İşleri
- "Ve Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir."
Tefsirleri karşılaştır44
لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍۢ لِّكُلِّ بَابٍۢ مِّنْهُمْ جُزْءٌۭ مَّقْسُومٌ
- Diyanet Vakfı
- Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer gurup ayrılmıştır.
- Elmalılı H. Yazır
- "Cehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır."
- Ali Bulaç
- Onun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır.
- Diyanet İşleri
- O cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır.
Tefsirleri karşılaştır45
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ
- Diyanet Vakfı
- (Allah'ın azabından korkup rahmetine sığınan) takva sahipleri, mutlaka cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar.
- Elmalılı H. Yazır
- Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar.
- Ali Bulaç
- Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır.
- Diyanet İşleri
- Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar.
Tefsirleri karşılaştır46
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Oraya emniyet ve selametle girin" (denilir, onlara).
- Elmalılı H. Yazır
- Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir.
- Ali Bulaç
- Oraya esenlikle ve güvenlikle girin.
- Diyanet İşleri
- "Oraya güven içinde, esenlikle girin" denilir.
Tefsirleri karşılaştır47
وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar.
- Ali Bulaç
- Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.
- Diyanet İşleri
- Biz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir.
Tefsirleri karşılaştır48
لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌۭ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ
- Diyanet Vakfı
- Onlara orada hiçbir yorgunluk gelmeyecek ve onlar, oradan çıkarılmayacaklardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir.
- Ali Bulaç
- Orda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler.
- Diyanet İşleri
- Onlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir.
Tefsirleri karşılaştır49
۞ نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.
- Elmalılı H. Yazır
- Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim.
- Ali Bulaç
- Haber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim.
- Diyanet İşleri
- Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.
Tefsirleri karşılaştır50
وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Benim azabımın elem verici bir azap olduğunu da bildir.
- Elmalılı H. Yazır
- Bununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır. Bunları geçmişten bazı örneklerle açıklamak üzere:
- Ali Bulaç
- Ve şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır.
- Diyanet İşleri
- Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.
Tefsirleri karşılaştır51
وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ
- Diyanet Vakfı
- Onlara İbrahim'in misafirlerinden (meleklerden) de haber ver.
- Elmalılı H. Yazır
- Hem o kullara, İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.
- Ali Bulaç
- Onlara İbrahim'in konuklarından haber ver.
- Diyanet İşleri
- Onlara İbrahim'in konuklarını da anlat:
Tefsirleri karşılaştır52
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onun yanına girdikleri zaman, "selam" dediler. (İbrahim:) Biz sizden çekiniyoruz, dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Hani melekler, İbrahim'in yanına girdikleri zaman, "selam" demişler, İbrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demişti.
- Ali Bulaç
- Yanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti.
- Diyanet İşleri
- İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır53
قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Dediler ki: Korkma; biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.
- Elmalılı H. Yazır
- Melekler: "Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz."
- Diyanet İşleri
- İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır54
قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
- Diyanet Vakfı
- (İbrahim:) Bana ihtiyarlık çökmesine rağmen beni müjdeliyor musunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz? dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- İbrahim dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz?"
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz?"
- Diyanet İşleri
- "Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince:
Tefsirleri karşılaştır55
قَالُوا۟ بَشَّرْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَٰنِطِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Melekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!" dediler.
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma."
- Diyanet İşleri
- "Seni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır56
قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
- Diyanet Vakfı
- (İbrahim:) dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?
- Elmalılı H. Yazır
- İbrahim dedi ki: "Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser?"
- Diyanet İşleri
- "Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
Tefsirleri karşılaştır57
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Ey elçiler! (Başka) ne işiniz var?" dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ey elçiler! Başka ne işiniz var?" dedi.
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne?"
- Diyanet İşleri
- "Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
Tefsirleri karşılaştır58
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Dediler ki: "Biz, suçlu bir topluma (onları helak etmeye) gönderildik."
- Elmalılı H. Yazır
- Melekler şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik.
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik."
- Diyanet İşleri
- Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
Tefsirleri karşılaştır59
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Ancak Lut ailesi hariç. Onların hepsini kurtaracağız."
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak Lût ailesi müstesnâdır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracağız.
- Ali Bulaç
- "Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız."
- Diyanet İşleri
- Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
Tefsirleri karşılaştır60
إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- "(Fakat Lut'un) karısı müstesna; biz onun geri kalanlardan olmasını takdir ettik."
- Elmalılı H. Yazır
- Yalnız Lût'un karısı müstesnâ, çünkü onun helak edilenlerle birlikte yok edilmesini takdir ettik.
- Ali Bulaç
- "Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır."
- Diyanet İşleri
- Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
Tefsirleri karşılaştır61
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Melek olan elçiler Lut ailesine gelince,
- Elmalılı H. Yazır
- Melek olan elçiler, Lût kavmine gelince,
- Ali Bulaç
- Böylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde,
- Diyanet İşleri
- Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
Tefsirleri karşılaştır62
قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Lut onlara: "Hakikaten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Lût dedi ki: "Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz."
- Ali Bulaç
- (Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz."
- Diyanet İşleri
- Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
Tefsirleri karşılaştır63
قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Dediler ki: "Bilakis, biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (azabı ve helakı) getirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Elçiler dediler ki: "Bilakis biz sana onların şüphe ettiği azabı getirdik."
- Ali Bulaç
- "Hayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik."
- Diyanet İşleri
- "Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
Tefsirleri karşılaştır64
وَأَتَيْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Sana gerçeği getirdik; biz, hakikaten doğru söyleyenleriz.
- Elmalılı H. Yazır
- "Sana gerçeği getirdik; biz elbette doğru söylüyoruz."
- Ali Bulaç
- "Sana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz."
- Diyanet İşleri
- "Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
Tefsirleri karşılaştır65
فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍۢ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌۭ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından yürü. Sizden hiç kimse, sakın dönüp de ardına bakmasın, istenen yere gidin."
- Elmalılı H. Yazır
- "Gecenin bir bölümünde aileni yola çıkar, sen de arkalarından yürü ve sizden kimse ardına bakmasın; istenen yere gidin."
- Ali Bulaç
- "Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin."
- Diyanet İşleri
- "Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
Tefsirleri karşılaştır66
وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌۭ مُّصْبِحِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ona (Lut'a) şu hükmümüzü vahyettik: "Sabaha çıkarlarken mutlaka onların ardı kesilmiş olacaktır."
- Elmalılı H. Yazır
- Biz, Lût'a şu kesin emri vahyettik: "Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesilmiş olacaktır."
- Ali Bulaç
- Ve onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir."
- Diyanet İşleri
- Böylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik.
Tefsirleri karşılaştır67
وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şehir halkı, birbirlerini kutlayarak, (meleklerin yanına) geldiIer.
- Elmalılı H. Yazır
- Şehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler.
- Ali Bulaç
- Şehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi.
- Diyanet İşleri
- Şehir halkı, sevinerek geldiler.
Tefsirleri karşılaştır68
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ
- Diyanet Vakfı
- (Lut) onlara "Bunlar benim misafirimdir. Sakın beni utandırmayın;
- Elmalılı H. Yazır
- Lût, kavmine şöyle dedi: "Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsvay etmeyin."
- Ali Bulaç
- (Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi.
- Diyanet İşleri
- Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
Tefsirleri karşılaştır69
وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ
- Diyanet Vakfı
- Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin!" dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- "Allah'tan korkun! Beni mahcub etmeyin."
- Ali Bulaç
- "Allah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin."
- Diyanet İşleri
- Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
Tefsirleri karşılaştır70
قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Biz seni, elalemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?" dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Lût kavmi şöyle dedi: "Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik?"
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık?"
- Diyanet İşleri
- "Biz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler.
Tefsirleri karşılaştır71
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Lut:) İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla evlenin), dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Lût şöyle dedi: "İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız (onlarla evlenin).
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım."
- Diyanet İşleri
- Lut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır72
لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Hayatın hakkı için onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.
- Elmalılı H. Yazır
- Resulüm! Ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
- Ali Bulaç
- Ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler.
- Diyanet İşleri
- Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır73
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Güneş doğarken onları o korkunç ses yakaladı.
- Elmalılı H. Yazır
- Güneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı.
- Ali Bulaç
- Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi.
- Diyanet İşleri
- Tanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi.
Tefsirleri karşılaştır74
فَجَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن سِجِّيلٍ
- Diyanet Vakfı
- Böylece ülkelerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz, onların şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
- Ali Bulaç
- Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.
- Diyanet İşleri
- Memleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık.
Tefsirleri karşılaştır75
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
- Diyanet Vakfı
- İşte bunda ibret alanlar için işaretler vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Gerçekten bunda, düşünen keskin anlayışlılar için ibretler vardır.
- Ali Bulaç
- Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır.
- Diyanet İşleri
- Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır.
Tefsirleri karşılaştır76
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍۢ مُّقِيمٍ
- Diyanet Vakfı
- Onlar hala gözler önünde duran bir yol üzerindedirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Hem o Lût kavminin bulunduğu şehir harabesi bir yol üzerinde bulunmaktadır.
- Ali Bulaç
- O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır.
- Diyanet İşleri
- O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır.
Tefsirleri karşılaştır77
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّلْمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Hakikaten bunda iman edenler için bir ibret vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz ki, bunda iman edenler için bir ibret vardır.
- Ali Bulaç
- Elbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır.
- Diyanet İşleri
- Bunda inananlar için ibret vardır.
Tefsirleri karşılaştır78
وَإِن كَانَ أَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَٰلِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Eyke halkı da gerçekten zalim idiler.
- Elmalılı H. Yazır
- Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.
- Ali Bulaç
- Eyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi.
- Diyanet İşleri
- Eykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi.
Tefsirleri karşılaştır79
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍۢ مُّبِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Biz onlardan da intikam aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz Eyke halkından da intikâm aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir.
- Ali Bulaç
- Bundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir.
- Diyanet İşleri
- Bunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır80
وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz ki, Hıcr halkı da peygamberleri yalanladılar.
- Ali Bulaç
- Andolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı.
Tefsirleri karşılaştır81
وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz onlara mucizelerimizi vermiştik; fakat onlardan yüz çevirmişlerdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı
- Ali Bulaç
- Onlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi.
- Diyanet İşleri
- Onlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır82
وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar, dağlardan emniyet içinde kalacakları evler oyarlardı
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar, dağlardan emniyetli emniyetli evler yontuyorlardı.
- Ali Bulaç
- Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.
- Diyanet İşleri
- Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır83
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ
- Diyanet Vakfı
- Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakaladı.
- Elmalılı H. Yazır
- Onları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı.
- Ali Bulaç
- Derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi.
- Diyanet İşleri
- Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi.
Tefsirleri karşılaştır84
فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Kazanmakta oldukları şeyler onlardan hiçbir zararı savmadı.
- Elmalılı H. Yazır
- Kazanmakta oldukları şeyler, onlardan hiçbir zararı savmadı.
- Ali Bulaç
- Buna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi.
- Diyanet İşleri
- Yaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı.
Tefsirleri karşılaştır85
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَءَاتِيَةٌۭ ۖ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ
- Diyanet Vakfı
- Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. O saat (kıyamet), mutlaka gelecektir. Şimdilik onlara güzel muamele et.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz gökleri, yeri ve aralarındaki varlıkları ancak hak ve hikmetle yarattık ve elbette ki, kıyamet kopacaktır. (Ey Peygamber!) Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et.
- Ali Bulaç
- Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran.
- Diyanet İşleri
- Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran.
Tefsirleri karşılaştır86
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz Rabbin hakkıyla yaratan pek iyi bilendir.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz Rabbin kemaliyle yaratandır ve iyi bilendir.
- Ali Bulaç
- Çünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.
Tefsirleri karşılaştır87
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ سَبْعًۭا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi ayeti ve yüce Kur'an'ı verdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti (Fatihayı) ve yüce Kur'ân'ı verdik.
- Ali Bulaç
- Andolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik.
Tefsirleri karşılaştır88
لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًۭا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünya malına göz dikme, onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol.
- Elmalılı H. Yazır
- Sakın o kâfirlerden birtakımlarına verip de kendilerini zevklendirdiğimiz şeye (mal ve servete) heveslenip göz dikeyim deme. Onlardan dolayı üzülme. Müminlere merhamet kanatlarını indir.
- Ali Bulaç
- Sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger.
- Diyanet İşleri
- Kafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al.
Tefsirleri karşılaştır89
وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ
- Diyanet Vakfı
- De ki: Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım.
- Elmalılı H. Yazır
- De ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım."
- Ali Bulaç
- Ve de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım."
- Diyanet İşleri
- De ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım."
Tefsirleri karşılaştır90
كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Nitekim biz, (Kur'an'ı) kısımlara ayıranlara azabı indirmişizdir.
- Elmalılı H. Yazır
- (İnanmazsanız başınıza) tıpkı o taksimcilere (yahudi ve hıristiyanlara) indirdiğimiz azap gibi (bir azab inecektir).
- Ali Bulaç
- Parça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi,
- Diyanet İşleri
- Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Tefsirleri karşılaştır91
ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar, Kur'an'ı bölüp ayıranlardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar, Kur'ân'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak onu kısım kısım böldüler.
- Ali Bulaç
- Ki onlar Kur'anı parça-parça kıldılar.
- Diyanet İşleri
- Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Tefsirleri karşılaştır92
فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
- Diyanet Vakfı
- Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsini sorguya çekeceğiz.
- Elmalılı H. Yazır
- Rabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz.
- Ali Bulaç
- Rabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız.
- Diyanet İşleri
- Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Tefsirleri karşılaştır93
عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yaptıklarından dolayı.
- Elmalılı H. Yazır
- Rabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz.
- Ali Bulaç
- Yapmakta oldukları şeyleri.
- Diyanet İşleri
- Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Tefsirleri karşılaştır94
فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!
- Elmalılı H. Yazır
- Şimdi sen emrolunduğunu açıkça tebliğ et. Müşriklerden yüz çevir.
- Ali Bulaç
- Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme.
- Diyanet İşleri
- Artık buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme.
Tefsirleri karşılaştır95
إِنَّا كَفَيْنَٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Seninle) alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
- Elmalılı H. Yazır
- Muhakkak ki alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz.
- Diyanet İşleri
- Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır96
ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar Allah ile beraber başka bir tanrı edinenlerdir. (Kimin doğru olduğunu) yakında bilecekler!
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar Allah ile birlikte başkasını ilâh edinenlerdir. Onlar yakında bileceklerdir.
- Ali Bulaç
- Ki onlar, Allah ile beraber başka İlahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir.
- Diyanet İşleri
- Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır97
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onların söyledikleri şeyler yüzünden senin canının sıkıldığını andolsun biliyoruz.
- Elmalılı H. Yazır
- Gerçekten biliriz ki, onların söylediklerine göğsün daralıyor.
- Ali Bulaç
- Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz.
Tefsirleri karşılaştır98
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!
- Elmalılı H. Yazır
- O halde Rabbini hamd ile tesbih et. Ve secde edenlerden ol.
- Ali Bulaç
- Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.
- Diyanet İşleri
- Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.
Tefsirleri karşılaştır99
وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ
- Diyanet Vakfı
- Ve sana yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!
- Elmalılı H. Yazır
- Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
- Ali Bulaç
- Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
- Diyanet İşleri
- Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.
Tefsirleri karşılaştır