Hicr Sûresi

99 âyet · 17 tefsir eserinde okunabilir.

Tefsir eserleri

Âyetler ve mealler

1

الٓر ۚ تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ وَقُرْءَانٍۢ مُّبِينٍۢ

Diyanet Vakfı
Elif. Lam. Ra. Bunlar Kitab'ın ve apaçık bir Kur'an'ın ayetleridir.
Elmalılı H. Yazır
Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir.
Ali Bulaç
Elif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir.
Diyanet İşleri
Elif, Lam, Ra. Bunlar Kitap'ın ve apaçık olan Kuran'ın ayetleridir.
Tefsirleri karşılaştır

2

رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ

Diyanet Vakfı
İnkar edenler zaman zaman, keşke biz de müslüman olsaydık, diye arzu ederler.
Elmalılı H. Yazır
Bir zaman gelecek ki inkâr edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.
Ali Bulaç
O inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler.
Diyanet İşleri
İnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.
Tefsirleri karşılaştır

3

ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Diyanet Vakfı
Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalaya dursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!
Elmalılı H. Yazır
Onları bırak yesinler, içsinler, zevk alsınlar; arzu onları oyalasın ilerde bileceklerdir.
Ali Bulaç
Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir.
Diyanet İşleri
Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler.
Tefsirleri karşılaştır

4

وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌۭ مَّعْلُومٌۭ

Diyanet Vakfı
Helak ettiğimiz hiçbir ülke yoktur ki hakkında (bizce) bilinen bir yazgı olmasın.
Elmalılı H. Yazır
Biz hiçbir memleketi (Allah katında) bilinen bir zamanı olmaksızın helak etmedik.
Ali Bulaç
Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık.
Diyanet İşleri
Yok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır.
Tefsirleri karşılaştır

5

مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ

Diyanet Vakfı
Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez, ve onu geciktiremez.
Elmalılı H. Yazır
Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.
Ali Bulaç
Hiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler.
Diyanet İşleri
Hiçbir ümmet kendi süresini öne alamaz, geciktiremez de.
Tefsirleri karşılaştır

6

وَقَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌۭ

Diyanet Vakfı
Dediler ki: "Ey kendisine Kur'an indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun!"
Elmalılı H. Yazır
Dediler ki: "Ey kendisine Kur'ân indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun."
Ali Bulaç
Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler.
Diyanet İşleri
Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

7

لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Diyanet Vakfı
"Eğer doğru söyleyenlerden idiysen, bize melekleri getirmeliydin."
Elmalılı H. Yazır
"Eğer peygamberlik davanda doğru kimselerdensen, bize melekleri getirmeliydin."
Ali Bulaç
"Eğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin?"
Diyanet İşleri
Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

8

مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًۭا مُّنظَرِينَ

Diyanet Vakfı
Biz melekleri ancak hak ile indiririz. O zaman onlara mühlet verilmez.
Elmalılı H. Yazır
Biz o melekleri ancak, hak ile indiririz. Ve indirildikleri vakit de onlara (kâfirlere) hiç mühlet verilmez.
Ali Bulaç
Hak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz.
Diyanet İşleri
Biz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdirde de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar.
Tefsirleri karşılaştır

9

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ

Diyanet Vakfı
Kur an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.
Elmalılı H. Yazır
Hiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.
Ali Bulaç
Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.
Diyanet İşleri
Doğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz.
Tefsirleri karşılaştır

10

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet Vakfı
Andolsun, senden önceki milletler arasında da elçiler gönderdik.
Elmalılı H. Yazır
Andolsun, senden önceki milletler arasında da peygamberler gönderdik.
Ali Bulaç
Andolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik.
Diyanet İşleri
And olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik.
Tefsirleri karşılaştır

11

وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

Diyanet Vakfı
Onlara bir peygamber gelmeyedursun, hemen onunla alay ederlerdi.
Elmalılı H. Yazır
Onlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmiş olmasınlar.
Ali Bulaç
Onlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.
Diyanet İşleri
Onlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır

12

كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

Diyanet Vakfı
İşte böylece biz onu, (inkarcılığı) suçluların kalplerine sokarız.
Elmalılı H. Yazır
Biz o küfrü suçluların kalbine işte böyle sokarız.
Ali Bulaç
Böylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız.
Diyanet İşleri
Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.
Tefsirleri karşılaştır

13

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet Vakfı
Öncekilerin başına gelenlerden ders almaları gerekirken onlar hala buna (Kur'an'a) inanmıyorlar.
Elmalılı H. Yazır
Kur'âna iman etmezler, halbuki öncekilerin sünneti (inanmadıkları için başlarına gelenler) gelip geçmiştir.
Ali Bulaç
Onlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir.
Diyanet İşleri
Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.
Tefsirleri karşılaştır

14

وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ

Diyanet Vakfı
Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,
Elmalılı H. Yazır
Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,
Ali Bulaç
Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de,
Diyanet İşleri
Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.
Tefsirleri karşılaştır

15

لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌۭ مَّسْحُورُونَ

Diyanet Vakfı
"Gözlerimiz boyandı, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler.
Elmalılı H. Yazır
"Gözlerimiz perdelendi, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler.
Ali Bulaç
Mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir.
Diyanet İşleri
Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.
Tefsirleri karşılaştır

16

وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًۭا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ

Diyanet Vakfı
Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyr edenler için onu süsledik.
Elmalılı H. Yazır
Andolsun biz, gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik.
Ali Bulaç
Andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik.
Diyanet İşleri
And olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık.
Tefsirleri karşılaştır

17

وَحَفِظْنَٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ رَّجِيمٍ

Diyanet Vakfı
Onları, taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk.
Elmalılı H. Yazır
Ve göğü taşlanan bütün şeytanlardan koruduk.
Ali Bulaç
Ve onu her kovulan şeytandan koruduk.
Diyanet İşleri
Onları, kovulmuş her şeytandan koruduk.
Tefsirleri karşılaştır

18

إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ مُّبِينٌۭ

Diyanet Vakfı
Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür.
Elmalılı H. Yazır
Ancak kulak hırsızlığı eden şeytan hariç, onu apaçık bir alev sütunu takip eder.
Ali Bulaç
Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler.
Diyanet İşleri
Fakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar.
Tefsirleri karşılaştır

19

وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍۢ مَّوْزُونٍۢ

Diyanet Vakfı
Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.
Elmalılı H. Yazır
Yeryüzünü düzgün bir şekilde yarattık ve oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik.
Ali Bulaç
Yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik.
Diyanet İşleri
Yeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik.
Tefsirleri karşılaştır

20

وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ

Diyanet Vakfı
Orada hem sizin için hem de rızıkları size ait olmayanlar için (gerekli) geçim vasıtaları yarattık.
Elmalılı H. Yazır
Orada hem sizin için, hem de sizin rızıklarını veremediğiniz kimseler için geçim yollarını yarattık.
Ali Bulaç
Ve orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık.
Diyanet İşleri
Orada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.
Tefsirleri karşılaştır

21

وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ

Diyanet Vakfı
Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.
Elmalılı H. Yazır
Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Fakat biz, onu ancak ihtiyaca göre, belli ölçülerde veririz.
Ali Bulaç
Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz.
Diyanet İşleri
Hazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz.
Tefsirleri karşılaştır

22

وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَسْقَيْنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ

Diyanet Vakfı
Biz, rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. (Biz bunları yapmasaydık) siz onu (yeterli) suyu depolayamazdınız.
Elmalılı H. Yazır
Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz.
Ali Bulaç
Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz.
Diyanet İşleri
Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su indirdik de sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız.
Tefsirleri karşılaştır

23

وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz biz diriltir ve biz öldürürüz! Ve her şeye biz varis oluruz.
Elmalılı H. Yazır
Elbette biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Ve hepsinin varisleri de biziz.
Ali Bulaç
Şüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz.
Diyanet İşleri
Doğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalırız.
Tefsirleri karşılaştır

24

وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ

Diyanet Vakfı
Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, geri kalanları da biliriz.
Elmalılı H. Yazır
Andolsun ki biz, içinizden İslâm'da öne geçmek isteyenleri de biliriz, geri kalmak isteyenleri de biliriz.
Ali Bulaç
Andolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir.
Diyanet İşleri
And olsun ki, sizden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri kalanları da biliriz.
Tefsirleri karşılaştır

25

وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌۭ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz Rabbin onları (kıyamette) toplayacaktır. Çünkü O, hakimdir, alimdir.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz Rabbin O'dur ki, onları kıyamet gününde hesaba çekmek için toplayacaktır. O, hikmet sahibidir, bilendir.
Ali Bulaç
Ve şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
Diyanet İşleri
Doğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hakim'dir, Herşeyi Bilen'dir.
Tefsirleri karşılaştır

26

وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ

Diyanet Vakfı
Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.
Elmalılı H. Yazır
Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
Ali Bulaç
Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
Diyanet İşleri
And olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık.
Tefsirleri karşılaştır

27

وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ

Diyanet Vakfı
Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık.
Elmalılı H. Yazır
Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.
Ali Bulaç
Ve Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık.
Diyanet İşleri
Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.
Tefsirleri karşılaştır

28

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًۭا مِّن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ

Diyanet Vakfı
Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım."
Elmalılı H. Yazır
Ey Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım."
Ali Bulaç
Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım."
Diyanet İşleri
'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.
Tefsirleri karşılaştır

29

فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ

Diyanet Vakfı
"Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan ütlediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!"
Elmalılı H. Yazır
Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın."
Ali Bulaç
"Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın."
Diyanet İşleri
'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.
Tefsirleri karşılaştır

30

فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ

Diyanet Vakfı
Meleklerin hepsi de hemen secde ettiler.
Elmalılı H. Yazır
Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
Ali Bulaç
Böylece meleklerin tümü, topluca secde etti.
Diyanet İşleri
Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.
Tefsirleri karşılaştır

31

إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Diyanet Vakfı
Fakat İblis hariç! O, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı.
Elmalılı H. Yazır
Yalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti.
Ali Bulaç
Ancak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı.
Diyanet İşleri
Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.
Tefsirleri karşılaştır

32

قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Diyanet Vakfı
(Allah:) Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi nedir? dedi.
Elmalılı H. Yazır
Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?"
Ali Bulaç
Dedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın?"
Diyanet İşleri
Allah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

33

قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ

Diyanet Vakfı
(İblis:) Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi.
Elmalılı H. Yazır
İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim."
Ali Bulaç
Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim."
Diyanet İşleri
O: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

34

قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌۭ

Diyanet Vakfı
Allah şöyle buyurdu: Öyle ise oradan çık! Artık kovuldun!
Elmalılı H. Yazır
Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin."
Ali Bulaç
Dedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın."
Diyanet İşleri
"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

35

وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ

Diyanet Vakfı
Muhakkak ki kıyamet gününe kadar lanet senin üzerine olacaktır!
Elmalılı H. Yazır
"Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir."
Ali Bulaç
"Ve şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir."
Diyanet İşleri
"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

36

قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Diyanet Vakfı
(İblis:) Rabbim! Öyle ise, (varlıkların) tekrar dirileceği güne kadar bana mühlet ver, dedi.
Elmalılı H. Yazır
İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi.
Ali Bulaç
Dedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı."
Diyanet İşleri
"Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

37

قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ

Diyanet Vakfı
Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin"
Elmalılı H. Yazır
Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin."
Ali Bulaç
Dedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın."
Diyanet İşleri
Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

38

إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ

Diyanet Vakfı
"Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
Elmalılı H. Yazır
"Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
Ali Bulaç
"Bilinen günün vaktine kadar."
Diyanet İşleri
Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

39

قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

Diyanet Vakfı
(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!
Elmalılı H. Yazır
İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!"
Ali Bulaç
Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım."
Diyanet İşleri
"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

40

إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ

Diyanet Vakfı
Ancak onlardan ihlaslı kulların müstesna.
Elmalılı H. Yazır
"Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır."
Ali Bulaç
"Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna."
Diyanet İşleri
"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

41

قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ

Diyanet Vakfı
(Allah) şöyle buyurdu: "İşte bana varan dosdoğru yol budur."
Elmalılı H. Yazır
Allah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur."
Ali Bulaç
(Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur."
Diyanet İşleri
'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."
Tefsirleri karşılaştır

42

إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ

Diyanet Vakfı
"Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna."
Elmalılı H. Yazır
"Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur."
Ali Bulaç
"Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur."
Diyanet İşleri
'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."
Tefsirleri karşılaştır

43

وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ

Diyanet Vakfı
Muhakkak cehennem, onların hepsine vadolunan yerdir.
Elmalılı H. Yazır
"Şüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir."
Ali Bulaç
"Ve hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir."
Diyanet İşleri
"Ve Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir."
Tefsirleri karşılaştır

44

لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍۢ لِّكُلِّ بَابٍۢ مِّنْهُمْ جُزْءٌۭ مَّقْسُومٌ

Diyanet Vakfı
Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer gurup ayrılmıştır.
Elmalılı H. Yazır
"Cehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır."
Ali Bulaç
Onun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır.
Diyanet İşleri
O cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır.
Tefsirleri karşılaştır

45

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ

Diyanet Vakfı
(Allah'ın azabından korkup rahmetine sığınan) takva sahipleri, mutlaka cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar.
Elmalılı H. Yazır
Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar.
Ali Bulaç
Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır.
Diyanet İşleri
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar.
Tefsirleri karşılaştır

46

ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ

Diyanet Vakfı
"Oraya emniyet ve selametle girin" (denilir, onlara).
Elmalılı H. Yazır
Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir.
Ali Bulaç
Oraya esenlikle ve güvenlikle girin.
Diyanet İşleri
"Oraya güven içinde, esenlikle girin" denilir.
Tefsirleri karşılaştır

47

وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ

Diyanet Vakfı
Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.
Elmalılı H. Yazır
Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar.
Ali Bulaç
Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.
Diyanet İşleri
Biz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir.
Tefsirleri karşılaştır

48

لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌۭ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ

Diyanet Vakfı
Onlara orada hiçbir yorgunluk gelmeyecek ve onlar, oradan çıkarılmayacaklardır.
Elmalılı H. Yazır
Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir.
Ali Bulaç
Orda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler.
Diyanet İşleri
Onlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir.
Tefsirleri karşılaştır

49

۞ نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet Vakfı
(Resulüm!) Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.
Elmalılı H. Yazır
Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim.
Ali Bulaç
Haber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim.
Diyanet İşleri
Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.
Tefsirleri karşılaştır

50

وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ

Diyanet Vakfı
Benim azabımın elem verici bir azap olduğunu da bildir.
Elmalılı H. Yazır
Bununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır. Bunları geçmişten bazı örneklerle açıklamak üzere:
Ali Bulaç
Ve şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır.
Diyanet İşleri
Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.
Tefsirleri karşılaştır

51

وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ

Diyanet Vakfı
Onlara İbrahim'in misafirlerinden (meleklerden) de haber ver.
Elmalılı H. Yazır
Hem o kullara, İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.
Ali Bulaç
Onlara İbrahim'in konuklarından haber ver.
Diyanet İşleri
Onlara İbrahim'in konuklarını da anlat:
Tefsirleri karşılaştır

52

إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ

Diyanet Vakfı
Onun yanına girdikleri zaman, "selam" dediler. (İbrahim:) Biz sizden çekiniyoruz, dedi.
Elmalılı H. Yazır
Hani melekler, İbrahim'in yanına girdikleri zaman, "selam" demişler, İbrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demişti.
Ali Bulaç
Yanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti.
Diyanet İşleri
İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

53

قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
Dediler ki: Korkma; biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.
Elmalılı H. Yazır
Melekler: "Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.
Ali Bulaç
Dediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz."
Diyanet İşleri
İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

54

قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ

Diyanet Vakfı
(İbrahim:) Bana ihtiyarlık çökmesine rağmen beni müjdeliyor musunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz? dedi.
Elmalılı H. Yazır
İbrahim dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz?"
Ali Bulaç
Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz?"
Diyanet İşleri
"Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince:
Tefsirleri karşılaştır

55

قَالُوا۟ بَشَّرْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَٰنِطِينَ

Diyanet Vakfı
Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.
Elmalılı H. Yazır
Melekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!" dediler.
Ali Bulaç
Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma."
Diyanet İşleri
"Seni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

56

قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ

Diyanet Vakfı
(İbrahim:) dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?
Elmalılı H. Yazır
İbrahim dedi ki: "Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"
Ali Bulaç
Dedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser?"
Diyanet İşleri
"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
Tefsirleri karşılaştır

57

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ

Diyanet Vakfı
"Ey elçiler! (Başka) ne işiniz var?" dedi.
Elmalılı H. Yazır
"Ey elçiler! Başka ne işiniz var?" dedi.
Ali Bulaç
Dedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne?"
Diyanet İşleri
"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
Tefsirleri karşılaştır

58

قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ

Diyanet Vakfı
Dediler ki: "Biz, suçlu bir topluma (onları helak etmeye) gönderildik."
Elmalılı H. Yazır
Melekler şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik.
Ali Bulaç
Dediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik."
Diyanet İşleri
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
Tefsirleri karşılaştır

59

إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ

Diyanet Vakfı
"Ancak Lut ailesi hariç. Onların hepsini kurtaracağız."
Elmalılı H. Yazır
Ancak Lût ailesi müstesnâdır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracağız.
Ali Bulaç
"Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız."
Diyanet İşleri
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
Tefsirleri karşılaştır

60

إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ

Diyanet Vakfı
"(Fakat Lut'un) karısı müstesna; biz onun geri kalanlardan olmasını takdir ettik."
Elmalılı H. Yazır
Yalnız Lût'un karısı müstesnâ, çünkü onun helak edilenlerle birlikte yok edilmesini takdir ettik.
Ali Bulaç
"Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır."
Diyanet İşleri
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
Tefsirleri karşılaştır

61

فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ

Diyanet Vakfı
Melek olan elçiler Lut ailesine gelince,
Elmalılı H. Yazır
Melek olan elçiler, Lût kavmine gelince,
Ali Bulaç
Böylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde,
Diyanet İşleri
Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

62

قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ

Diyanet Vakfı
Lut onlara: "Hakikaten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
Elmalılı H. Yazır
Lût dedi ki: "Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz."
Ali Bulaç
(Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz."
Diyanet İşleri
Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

63

قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ

Diyanet Vakfı
Dediler ki: "Bilakis, biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (azabı ve helakı) getirdik.
Elmalılı H. Yazır
Elçiler dediler ki: "Bilakis biz sana onların şüphe ettiği azabı getirdik."
Ali Bulaç
"Hayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik."
Diyanet İşleri
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

64

وَأَتَيْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ

Diyanet Vakfı
Sana gerçeği getirdik; biz, hakikaten doğru söyleyenleriz.
Elmalılı H. Yazır
"Sana gerçeği getirdik; biz elbette doğru söylüyoruz."
Ali Bulaç
"Sana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz."
Diyanet İşleri
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

65

فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍۢ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌۭ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ

Diyanet Vakfı
Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından yürü. Sizden hiç kimse, sakın dönüp de ardına bakmasın, istenen yere gidin."
Elmalılı H. Yazır
"Gecenin bir bölümünde aileni yola çıkar, sen de arkalarından yürü ve sizden kimse ardına bakmasın; istenen yere gidin."
Ali Bulaç
"Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin."
Diyanet İşleri
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

66

وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌۭ مُّصْبِحِينَ

Diyanet Vakfı
Ona (Lut'a) şu hükmümüzü vahyettik: "Sabaha çıkarlarken mutlaka onların ardı kesilmiş olacaktır."
Elmalılı H. Yazır
Biz, Lût'a şu kesin emri vahyettik: "Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesilmiş olacaktır."
Ali Bulaç
Ve onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir."
Diyanet İşleri
Böylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik.
Tefsirleri karşılaştır

67

وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ

Diyanet Vakfı
Şehir halkı, birbirlerini kutlayarak, (meleklerin yanına) geldiIer.
Elmalılı H. Yazır
Şehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler.
Ali Bulaç
Şehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi.
Diyanet İşleri
Şehir halkı, sevinerek geldiler.
Tefsirleri karşılaştır

68

قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ

Diyanet Vakfı
(Lut) onlara "Bunlar benim misafirimdir. Sakın beni utandırmayın;
Elmalılı H. Yazır
Lût, kavmine şöyle dedi: "Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsvay etmeyin."
Ali Bulaç
(Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi.
Diyanet İşleri
Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

69

وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ

Diyanet Vakfı
Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin!" dedi.
Elmalılı H. Yazır
"Allah'tan korkun! Beni mahcub etmeyin."
Ali Bulaç
"Allah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin."
Diyanet İşleri
Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

70

قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet Vakfı
"Biz seni, elalemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?" dediler.
Elmalılı H. Yazır
Lût kavmi şöyle dedi: "Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik?"
Ali Bulaç
Dediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık?"
Diyanet İşleri
"Biz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

71

قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ

Diyanet Vakfı
(Lut:) İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla evlenin), dedi.
Elmalılı H. Yazır
Lût şöyle dedi: "İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız (onlarla evlenin).
Ali Bulaç
Dedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım."
Diyanet İşleri
Lut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

72

لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ

Diyanet Vakfı
(Resulüm!) Hayatın hakkı için onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.
Elmalılı H. Yazır
Resulüm! Ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
Ali Bulaç
Ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler.
Diyanet İşleri
Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır

73

فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ

Diyanet Vakfı
Güneş doğarken onları o korkunç ses yakaladı.
Elmalılı H. Yazır
Güneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı.
Ali Bulaç
Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi.
Diyanet İşleri
Tanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi.
Tefsirleri karşılaştır

74

فَجَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن سِجِّيلٍ

Diyanet Vakfı
Böylece ülkelerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
Elmalılı H. Yazır
Biz, onların şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
Ali Bulaç
Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.
Diyanet İşleri
Memleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık.
Tefsirleri karşılaştır

75

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ

Diyanet Vakfı
İşte bunda ibret alanlar için işaretler vardır.
Elmalılı H. Yazır
Gerçekten bunda, düşünen keskin anlayışlılar için ibretler vardır.
Ali Bulaç
Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır.
Diyanet İşleri
Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır.
Tefsirleri karşılaştır

76

وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍۢ مُّقِيمٍ

Diyanet Vakfı
Onlar hala gözler önünde duran bir yol üzerindedirler.
Elmalılı H. Yazır
Hem o Lût kavminin bulunduğu şehir harabesi bir yol üzerinde bulunmaktadır.
Ali Bulaç
O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır.
Diyanet İşleri
O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır.
Tefsirleri karşılaştır

77

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet Vakfı
Hakikaten bunda iman edenler için bir ibret vardır.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz ki, bunda iman edenler için bir ibret vardır.
Ali Bulaç
Elbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır.
Diyanet İşleri
Bunda inananlar için ibret vardır.
Tefsirleri karşılaştır

78

وَإِن كَانَ أَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَٰلِمِينَ

Diyanet Vakfı
Eyke halkı da gerçekten zalim idiler.
Elmalılı H. Yazır
Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.
Ali Bulaç
Eyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi.
Diyanet İşleri
Eykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi.
Tefsirleri karşılaştır

79

فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍۢ مُّبِينٍۢ

Diyanet Vakfı
Biz onlardan da intikam aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir.
Elmalılı H. Yazır
Biz Eyke halkından da intikâm aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir.
Ali Bulaç
Bundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir.
Diyanet İşleri
Bunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır

80

وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet Vakfı
Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz ki, Hıcr halkı da peygamberleri yalanladılar.
Ali Bulaç
Andolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı.
Diyanet İşleri
And olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı.
Tefsirleri karşılaştır

81

وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ

Diyanet Vakfı
Biz onlara mucizelerimizi vermiştik; fakat onlardan yüz çevirmişlerdi.
Elmalılı H. Yazır
Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı
Ali Bulaç
Onlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi.
Diyanet İşleri
Onlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

82

وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ

Diyanet Vakfı
Onlar, dağlardan emniyet içinde kalacakları evler oyarlardı
Elmalılı H. Yazır
Onlar, dağlardan emniyetli emniyetli evler yontuyorlardı.
Ali Bulaç
Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.
Diyanet İşleri
Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır

83

فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ

Diyanet Vakfı
Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakaladı.
Elmalılı H. Yazır
Onları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı.
Ali Bulaç
Derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi.
Diyanet İşleri
Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi.
Tefsirleri karşılaştır

84

فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

Diyanet Vakfı
Kazanmakta oldukları şeyler onlardan hiçbir zararı savmadı.
Elmalılı H. Yazır
Kazanmakta oldukları şeyler, onlardan hiçbir zararı savmadı.
Ali Bulaç
Buna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi.
Diyanet İşleri
Yaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı.
Tefsirleri karşılaştır

85

وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَءَاتِيَةٌۭ ۖ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ

Diyanet Vakfı
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. O saat (kıyamet), mutlaka gelecektir. Şimdilik onlara güzel muamele et.
Elmalılı H. Yazır
Biz gökleri, yeri ve aralarındaki varlıkları ancak hak ve hikmetle yarattık ve elbette ki, kıyamet kopacaktır. (Ey Peygamber!) Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et.
Ali Bulaç
Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran.
Diyanet İşleri
Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran.
Tefsirleri karşılaştır

86

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz Rabbin hakkıyla yaratan pek iyi bilendir.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz Rabbin kemaliyle yaratandır ve iyi bilendir.
Ali Bulaç
Çünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir.
Diyanet İşleri
Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.
Tefsirleri karşılaştır

87

وَلَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ سَبْعًۭا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ

Diyanet Vakfı
Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi ayeti ve yüce Kur'an'ı verdik.
Elmalılı H. Yazır
Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti (Fatihayı) ve yüce Kur'ân'ı verdik.
Ali Bulaç
Andolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik.
Diyanet İşleri
And olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik.
Tefsirleri karşılaştır

88

لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًۭا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet Vakfı
Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünya malına göz dikme, onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol.
Elmalılı H. Yazır
Sakın o kâfirlerden birtakımlarına verip de kendilerini zevklendirdiğimiz şeye (mal ve servete) heveslenip göz dikeyim deme. Onlardan dolayı üzülme. Müminlere merhamet kanatlarını indir.
Ali Bulaç
Sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger.
Diyanet İşleri
Kafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al.
Tefsirleri karşılaştır

89

وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ

Diyanet Vakfı
De ki: Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım.
Elmalılı H. Yazır
De ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım."
Ali Bulaç
Ve de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım."
Diyanet İşleri
De ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım."
Tefsirleri karşılaştır

90

كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ

Diyanet Vakfı
Nitekim biz, (Kur'an'ı) kısımlara ayıranlara azabı indirmişizdir.
Elmalılı H. Yazır
(İnanmazsanız başınıza) tıpkı o taksimcilere (yahudi ve hıristiyanlara) indirdiğimiz azap gibi (bir azab inecektir).
Ali Bulaç
Parça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi,
Diyanet İşleri
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Tefsirleri karşılaştır

91

ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ

Diyanet Vakfı
Onlar, Kur'an'ı bölüp ayıranlardır.
Elmalılı H. Yazır
Onlar, Kur'ân'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak onu kısım kısım böldüler.
Ali Bulaç
Ki onlar Kur'anı parça-parça kıldılar.
Diyanet İşleri
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Tefsirleri karşılaştır

92

فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

Diyanet Vakfı
Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsini sorguya çekeceğiz.
Elmalılı H. Yazır
Rabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz.
Ali Bulaç
Rabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız.
Diyanet İşleri
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Tefsirleri karşılaştır

93

عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

Diyanet Vakfı
Yaptıklarından dolayı.
Elmalılı H. Yazır
Rabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz.
Ali Bulaç
Yapmakta oldukları şeyleri.
Diyanet İşleri
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Tefsirleri karşılaştır

94

فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ

Diyanet Vakfı
Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!
Elmalılı H. Yazır
Şimdi sen emrolunduğunu açıkça tebliğ et. Müşriklerden yüz çevir.
Ali Bulaç
Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme.
Diyanet İşleri
Artık buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme.
Tefsirleri karşılaştır

95

إِنَّا كَفَيْنَٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ

Diyanet Vakfı
(Seninle) alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
Elmalılı H. Yazır
Muhakkak ki alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
Ali Bulaç
Şüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz.
Diyanet İşleri
Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır

96

ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Diyanet Vakfı
Onlar Allah ile beraber başka bir tanrı edinenlerdir. (Kimin doğru olduğunu) yakında bilecekler!
Elmalılı H. Yazır
Onlar Allah ile birlikte başkasını ilâh edinenlerdir. Onlar yakında bileceklerdir.
Ali Bulaç
Ki onlar, Allah ile beraber başka İlahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir.
Diyanet İşleri
Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır

97

وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ

Diyanet Vakfı
Onların söyledikleri şeyler yüzünden senin canının sıkıldığını andolsun biliyoruz.
Elmalılı H. Yazır
Gerçekten biliriz ki, onların söylediklerine göğsün daralıyor.
Ali Bulaç
Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz.
Diyanet İşleri
And olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz.
Tefsirleri karşılaştır

98

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Diyanet Vakfı
Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!
Elmalılı H. Yazır
O halde Rabbini hamd ile tesbih et. Ve secde edenlerden ol.
Ali Bulaç
Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.
Diyanet İşleri
Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.
Tefsirleri karşılaştır

99

وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ

Diyanet Vakfı
Ve sana yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!
Elmalılı H. Yazır
Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
Ali Bulaç
Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
Diyanet İşleri
Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.
Tefsirleri karşılaştır