Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…
1. Âyetin Tefsiri
2. Âyetin Tefsiri
] 2898[ א َ َ ا َ ْ -ifadesi Zâ’nın kesresiyle de fethasıyla da okunmuştur. Kes زreli olanı mastar, fethalı olanı ise isimdir. Şeddeli kelime dışında, isim çatı-larında fethalı fa‘lâlun sîgası yoktur.
[2899] Şayet “İzāfetli olarak א َ َ ا َ ْ ”?şeklinde gelmesinin anlamı nedir زِdersen şöyle derim: Bunun anlamı “Allah’ın dilemesi demek olan hikmeti dâhilinde Arz için gerekli olan sarsıntı demektir; o da daha ötesi olmayan son derece şiddetli bir sarsıntıdır.” şeklindedir. Bunun örneği; ekrimi’t-ta-kıyye ikrâmehû ve ehini’l-fâsika ihânetehû (Müttakîye hak ettiği ikramı yap; fâsığı da hak ettiği şekilde alçalt!) demendir ki bununla o ikisinin gerektir-diği değer verme ve alçaltmayı kastedersin. Yahut “Alabildiğine, mümkün olabilecek bütün zelzele kapasitesiyle” demektir.
] 2900[ אلُ َ ْ lâfzı, sıklun lâfzının çoğulu olup “([O hayvanlar] (ağırlıklar) اkendinizi zorlamadan ulaşamayacağınız bir beldeye) yüklerinizi taşırlar” [Nahl 16/7] âyetindeki gibi “ev eşyası” demektir. [2. âyette] Arz’ın karnında gömülü bulunan şeyler ‘onun ağırlıkları’ kılınmıştır.
3. Âyetin Tefsiri
4. Âyetin Tefsiri
5. Âyetin Tefsiri
leri dışarı atmış! dediğinde.” Bu, Sur’a ikinci kez üfürüldüğünde Arz’ın, için-deki ölüleri birer diri olarak dışarı attığı1 vakit olacaktır. İşte insanlar bu sözü, aşırı şiddetli durumun kendilerine galebe çalması sebebiyle söyleyeceklerdir. Tıpkı: “Vay başımıza gelenleeer!.. Kim kaldırdı bizi yatağımızdan?!” [YâSîn 36/52] diyecekleri gibi. Bunun, dirilmeye inanmamış olması sebebiyle inkâr-cının sözü olduğu da söylenmiştir. Mümine gelince, o; “Rahmân’ın vaat ettiği ve peygamberlerin de doğru söylediği, buymuş işte!..” [YâSîn 36/52] diyecektir.
[2902] Şayet “Arz’ın anlatması ve ona vahyedilmesi ne anlama ge-liyor?” dersen şöyle derim: Bu, Allah’ın dil ile anlatma yerine geçe-cek şekilde onda oluşturacağı hâllerin mecazlı bir anlatımıdır. Öyle ki 1 Bkz. Neml 27/82 vd.
“Buna da ne oluyor böyle!?” diyecek birinin bu hâllere bakıp da Arz’ın ne-den sarsıldığını ve niçin ölüleri dışarı attığını ve bunun nebilerin (dünyada iken) kendisine karşı uyarıp sakındırdıkları şey olduğunu bileceği şekilde gerçekleşecektir.
[2903] Allah’ın Arz’ı gerçek mânada konuşturacağı ve onun da hayır ve şer namına üzerinde işlenenleri haber vereceği de söylenmiştir. (Nitekim:) “Arz, herkesin, üzerinde işlemiş olduğu şeylere şahitlik edecektir.” şeklinde Peygamber’den (s.a.) rivayet edilmiştir [Tirmizî, “Kıyamet”, 7].
[2904] Şayet “اذا ve (zarflarını) nasb eden âmiller nedir?” dersen şöyle derim: kelimesi اذا’dan bedel olup ikisini nasb eden âmil ث fiilidir. اذا’nın gizli bir fiille, ’in ise ث ile mansūb kılınması da caizdir. “Peki, ث ’nun iki mef‘ûlü nerede?” dersen şöyle derim: Birincisi hazfe-dilmiştir; ikincisi ise א אر dır. İbarenin aslı tuhaddisu’l-halka ahbârahâ (Arz’أkendi haberlerini halka anlatacaktır.) şeklindedir. Şu var ki burada amaçla-nan, halkın zikredilmesi değil; -o günün azametini vurgulamak için- Arz’ın, haberlerini anlatacağının dile getirilmesidir.
[2905] Şayet “כ ر ن ’nin Bâ’sı neye taalluk etmektedir?” dersen şöyle derim: ث fiiline taalluk etmekte olup mâna: “Arz, senin Rabbinin ona vahyetmesi ve ona anlatmasını emretmesi sayesinde haberlerini anlatacak-tır.” şeklindedir. Mânanın: “Yer o gün ‘Senin Rabbin Arz’a haberlerini vah-yetti.’ şeklindeki anlatımı anlatacaktır.” şeklinde olması da caizdir ki bu da; “Senin Rabbinin Arz’a vahyetmesi sayesinde Arz’ın anlatması kendi haber-lerini anlatması demektir” anlamına dayanır. Tıpkı; “Sen, din konusunda bana nasihat etmekle bana eksiksiz bir nasihatte bulundun.” demen gibi. כ ن ر ’nin, א אر dan bedel düşmesi de caiz olup buna göre sanki: “O gün’أyer; ‘Senin Rabbin ona vahyetti’ (sözünden ibaret olan) haberlerini bir bir anlatacaktır.” denmiş gibi olur; çünkü sen (her ikisi de “Ona şöyle şöyle anlattım” anlamına gelecek şekilde; harf-i cerli ve harf-i cersiz olmak üzere), haddestuhû kezâ ve haddestuhû bi-kezâ diyebilirsin.
] 2906[ א -ifadesi evhâ ileyhâ anlamında kullanılmıştır. Bu (“Rabbi او nin Arz’a vahyetmesiyle” ifadesi), tıpkı “Bizim bir şey dilediğimiz zamanki sözümüz, ona ‘Ol’ demekten ibarettir; anında olmaya başlar.” [Nahl 16/40] âye-tindeki gibi bir mecazdır. (‘ Accâc şöyle) demiştir:
(Allah) Arz’a yerleşmesini vahyetti; o da yerleşti[Ve onu sabit, yüce dağlarla bağlayıp pekiştirdi.]
[2907] İbn Mes‘ûd tunebbiu ahbârahâ; Sa‘îd b. Cübeyr (v. 94/713) ise şeddesiz olarak tunbiu ahbârahâ şeklinde okumuştur.
6. Âyetin Tefsiri
[2908] Yaptıklarının karşılığı kendilerine gösterilsin diye çıkış yerlerin-den, yani kabirlerinden, “bölük bölük” bazısı bembeyaz bir yüzle ve güven içinde, bazısı ise korku dolu, kapkara bir yüzle “çıkacakları” yani duruşma yerine gelecekleri “gün!..” Yahut duruşma yerinden bölük bölük çıkıp, cen-net ve cehennem yollarına ayrılacakları gün… Peygamber’in (s.a.) kıraatin-de fetha ile li-yerav (görsünler diye) şeklinde yer almıştır.
7. Âyetin Tefsiri
8. Âyetin Tefsiri
gayla) yurahû (kendisine gösterileceği) şeklinde okumuştur. Nakledildiğine göre bir bedevi, (8. âyeti önce okuyup) ه ا ً (ile biten âyeti) sonraya bı-rakmış. Kendisine “Takdim - tehir yaptın!” denince de şu beyti inşat etmiş:
(Arkadaşlar!) Herşâ yokuşunun ister vadisini tutun ister sarp tarafını!Çünkü Herşâ’nın her iki tarafı da develer için aynı yoldur.1
[2910] Zerre küçük karınca demektir. Zerrin, güneş ışığında görülen toz olduğu da söylenmiştir.
[2911] Şayet “Kâfirin iyilikleri inkâr sebebiyle boşa çıkmış; müminin kötülükleri ise büyük günahlardan kaçınma sayesinde affedilmişken, zerre kadar hayır ve şerre ‘mutlaka karşılık verilecek’2 olmasının anlamı nedir?” dersen şöyle derim: Âyetin anlamı: “Bahtiyar kullar grubundan kim zerre kadar bir hayır; bahtsız kullar grubundan da kim zerre kadar bir şer işler-se...” şeklindedir; çünkü bu âyet, “insanların bölük bölük öne çıkacağı gün...” âyetinin ardından gelmiştir.
[2912] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki; “Her kim İzâ zulzilet sû-resini dört kez okursa, Kur’ân’ın tümünü okuyan kimse gibi olur.”3
1 Bedevi bununla, sûrenin son iki âyetinin takdim-tehirle okunabileceğine hüccet getirmek istemiştir. Muhtemel ki bedevi, Kur’ân’ın öncelikle hayrı zikretmekle hayrın asıl, şerrinse rölatif olduğuna gönderi yaptığı hususunu idrak edememişti. / çev.
2 Âyette; “zerre kadar hayır ve şerre karşılık verilmesi” değil, “bunların -daha ziyade mücrim- sahipleri tarafından görülmesi, idrak edilmesi” söz konusu edilmektedir. Tıpkı şu âyetteki gibi: “Kitap konul-muştur... Mücrimlerin, orada yazılı olanlardan dolayı tir tir titrediklerini görürsün. Çünkü bütün yap-tıklarını orada görmekte; ‘Eyvahlar olsun!.. Bu kitap nasıl olmuş da küçük - büyük hiçbir şey bırakmamış; hepsini saymış?!’ demektedirler. Senin Rabbin kimseye zulmetmez.” (Kehf 18/49) / ed.
3 Bu gibi rivayet ve söylemler “ilgili sûrenin Kur’ân’ın o konudaki özeti olduğu” anlamında söylenmiştir. Sözgelimi sahih hadislerde belirtildiği üzere, “İhlâs sûresi Kur’ân’ın 1/3’ine denk” ise, bu Yüce Allah ile ilgili âyetlerin Kur’ân’ın yaklaşık 1/3’ine tekabül etmesi ile ilgilidir; yani bu sûreyi okuyan kişi, Kur’ân’ın Yüce Allah’la ilgili içeriğini özetle okumuş olur. Ama İhlâs sûresini yüz bin kere de okusa yine aynı içeriği okumuş olur; Kur’ân’ın tamamını değil… Kur’ân’da Allah’ın “birliği ve eşsizliği” dışında nice konu vardır. / ed.