KEŞŞÂF TEFSİRİ

Tîn Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ

1. Âyetin Tefsiri

1. Yemin ederim incire, zeytine,
Bu bölümü tek başına aç →

2. Âyetin Tefsiri

2. Sina dağına
Bu bölümü tek başına aç →

3. Âyetin Tefsiri

gorisine dâhil; iki ilginç ağaç olması sebebiyledir. Rivayete göre Peygam-ber’e (s.a.) bir tabak incir hediye edilmiş, o da bundan yiyip ashabına: “Yi-yin! Şayet ben cennetten inmiş bir meyve söyleseydim, herhâlde budur, derdim; zira cennet meyvesi çekirdeksizdir. Haydi, yiyin ondan! Çünkü o, basuru keser ve gut hastalığına iyi gelir.” buyurmuştur. Mu‘âz b. Cebel bir zeytin ağacının yanından geçerken, ondan bir dal alıp misvak yapmış ve; “Peygamber’in (s.a.): ‘Mübarek zeytin ağacının misvakı ne güzeldir! Ağzı temizler ve diş çürüğünü yok eder.’ yine: ‘O benim ve benden önceki pey-gamberlerin misvakıdır” dediğini işittim” demiştir. Yine rivayete göre İbn Abbas (r.a.) da “Âyette bahsedilenler, şu sizin (bilinen) incir ve zeytininiz-dir.” demiştir. Bunların Kudüs civarında bulunup; incir ve zeytin bitirmele-ri sebebiyle, Süryanice Tûr-i Tînâ (İncir Dağı) ve Tûr-i Zeytâ (Zeytin Dağı) diye isimlendirilen iki dağ oldukları da söylenmiştir. Bu “incir”in Hulvân ve Hemedan arasında kalan dağ silsilesi, “zeytin”inse Şam dağları olduğu, zira bu meyveleri bu iki dağın bitirdiği de söylenmiştir. Böylece sanki “İncir ve zeytinin bittiği yerlere yemin ederim.” denmiş olmaktadır.

ر) [2841] -dağ” demek olan tûr,ntıka adı olan (Sina) is“ (واmine muzâf kılınmıştır. َن ُ ِ kelimesinin (ref‘ hâlinde) Vav, (nasb ve cer hâlinde de) Yâ ile i‘râb giyme, Yâ üzerinde karar yapma ve i‘râb harekeleriy-le Nûn’a hareke verme hususunda benzeri (bir yer ismi olmak üzere) َون ُ ْ َ kelimesidir.

[2842] Şehirden maksat Mekke’dir. Allah Mekke’yi korusun! ُ ِ -emu اne’r-raculu emâneten fe-huve emînun (Adam tam anlamıyla güven verdi; o, güven veren biridir.) şeklindeki kullanımdan alınmadır. Kerîm için kür-râm denildiği gibi emîn için de ümmân (güvenilir, sağlam) denmiştir. Bu beldenin güven verişi ise kendisine gelenleri korumasıdır. Tıpkı güve-nilir biri, kendisine emanet edilen şeyi koruduğu gibi. ُ ِ kelimesinin اeminehû (ona güvendi) kullanımından gelmek üzere mef‘ûl anlamında fe‘îl sîgası olması da caizdir; çünkü bu şehir, gailelerden emin kılınmıştır.

[Mekke] ًא ِ א آ ً ... (“Katımızdan bir nasip olarak her şeyin mahsulünün (yanı sıra, çeşitli ticarî metaların) toplandığı güvenilir bir hareme onları Biz yer-leştirmedik mi?..” [Kasas 28/57]) âyetinde de eminlikle sıfatlanmış olup ًא ِ آ“emniyetli” anlamındadır.

[2843] Bu (sayılan) nesnelere yemin edilmesinin anlamı, (ilgili âyetler-de işaret edilen) mübarek coğrafi mıntıkaların şerefini ve peygamberlerin ve sâlih kimselerin mesken tutmaları sayesinde buralarda zuhur eden hayır ve bereketi ortaya koymaktır. Dolayısıyla, incir ve zeytinin yetiştiği yer Hz. İbrâhim’in hicret ettiği ve Hz. Îsâ’nın doğup büyüdüğü bölgedir. Tûr, Hz. Mûsâ’ya (Allah tarafından) seslenilen mekân, Mekke ise âlemler için hida-yet kaynağının ta kendisi olan mekân ve Peygamber’in (s.a.) doğduğu ve peygamber gönderildiği yerdir.

Bu bölümü tek başına aç →

4. Âyetin Tefsiri

4. Biz; insanı gerçekten en güzel biçimde yarattık.
Bu bölümü tek başına aç →

5. Âyetin Tefsiri

rını en güzel şekilde düzenledik. Sonra şu güzel, kıvamlı ve düzgün hilkat nimetine şükretmediğinde akıbeti; kendisini, yaratılış ve terkip itibariyle düşük düzeyde kalan kimseden daha da düşük bir düzeye; yani suret itiba-riyle çirkinleşenden daha çirkin ve hilkat itibariyle ondan daha sırıtkan bir hâle -yani cehennemliklere- döndürmemizden ibaret oldu. Yahut kendisi-ni, cehennemin en alt tabaka halklarının düzeyinden daha düşük bir düze-ye döndürdük. (ii) Veya (fizikî açıdan) şu kıvam verme ve güzelleştirmenin ardından, form ve şekil güzelliği hususunda onu düşük olanların en düşük düzeyine döndürdük; öyle ki artık onun yaratılışını tersine çevirmişizdir ve böylece, sırtı düzgünken bükülmüş, saçı siyahken ağarmış, cildi nazikken kuruyup buruşmuş, kulağı ve gözü keskinken ağırlaşmıştır; hâsılı, her bir şeyi değişmiştir; artık yürümesi yavaş, sesi kısık, gücü zayıf, aklî melekesi de dumura uğramış vaziyettedir.

[2845] İbn Mes‘ûd esfele’s-sâfilîn (o aşağıdakilerin en aşağısına) şeklinde okumuştur.

Bu bölümü tek başına aç →

6. Âyetin Tefsiri

[2846] Şayet “İki (farklı) görüşe göre bu istisnanın [öncesiyle uyuşması açısın-dan] keyfiyeti nedir?” dersen şöyle derim: Birinci görüşe göre bu çok açık bi-çimde, istisna edildiği kategoriye dâhildir. İkinci görüşe göre ise istisna edildi-ği kategoriye dâhil değildir; yani “Fakat aşırı yaşlılardan sâlih kimseler var ya;

işte onlar için itaatlerine, Allah’ın yaşlılıkla ve aşırı ihtiyarlıkla imtihan etmesine sabretmelerine, meşakkatlerin ağırlığına ve kıyamda durmanın utandıracak bir dereceye gelmesine rağmen ibadeti yerine getirmeye karşı-lık, kesintiye uğramayacak; daimî bir sevap vardır” demektir.

Bu bölümü tek başına aç →

7. Âyetin Tefsiri

Burada, iltifat üzere1 insan türüne hitap edilmekte olup “O hâlde, şu delilin ardından, yargılanmayı ve bu cezayı inkâr etmen sebebiyle seni yalancı kılan nedir?” anlamındadır; yani “Sen ceza gününü yalanladığında yalan söylemiş oluyorsun; çünkü gerçeği yalanlayan herkes yalancıdır. Şu hâlde hangi şey seni ceza gününü yalanlaman sebebiyle yalancı olmaya itiyor?” ( א ’deki) Bâ’nın benzeri, َن כُ ِ ْ ُ ِ ِ ُ َ ِ ُ وَا َ ْ َ َ َ َ ِ َ اَ َ ُ ُ َא ْ ُ א َ âyetindeki [Nahl 16/100] إBâ’dır.2 Mâna şöyledir: İnsanın bir spermden yaratılıp, düzgün bir insan kı-vamını bulması ve hilkatin gelişim aşamalarını bir bir geçip kemale ermesi ve dosdoğru bir şekil almasının ardından, bu sefer tersyüz olup ömrünün bunaklık devresine varması var ya, işte sen, Yaratıcının kudretine ve insanla ilgili tüm bu şeylere kādir olanın onu tekrar diriltmekten âciz olamayacağına bundan daha açık bir delil göremezsin! O hâlde ey insan! Bu kesin delilin ardından senin ceza gününü yalanlamanın sebebi nedir?

[2848] Hitabın Peygamber’e (s.a.) yönelik olduğu da söylenmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

8. Âyetin Tefsiri

musun?!) [2849] Bu, inkârcılar için bir azap tehdidi ve Allah’ın onları tamamen

kendi hak ettikleri şekilde yargılayıp mahkûm edeceği hususudur. [2850] Rivayete göre Hz. Peygamber bu âyeti okuduğu vakit: “א وأ א כ ا ,demiş [Tirmizî (!Elbette! Ben de buna şahit olanlardanım) ذ

“Tefsîr, 84].

[2851] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki; “Her kim Ve’t-Tîni sûresini okursa, Allah ona iki haslet bağışlar: Dünya yurdunda kaldığı sürece ona afi-yet ve kesin iman; ölünce de bu sûreyi okuyanların sayısınca ona ecir verir.”

1 Yani normal akışa göre, “Yargılanmayı yalanlatan ne öyleyse ona?!” denmesi gerekirken, “… sana” buy-rulmuştur. / ed.

2 Âyetin meali şu şekildedir: “Şeytanın nüfuzu sadece, onu velî edinenler ve onun yüzünden [Allah’a] ortak koşanlar üzerindedir.” Yani “ona ortak koşanlar” değil… Âyette de; “yargılanmayı sana yalanlatan” değil, “yargılanma yüzünden seni yalancı kılan ne…” anlamındadır. Yani neden korkuyorsun?! Kendine ve amellerine, ahlâkına mı güvenmiyorsun?.. Yoksa Allah’a mı güvenmiyorsun?! / ed.

Bu bölümü tek başına aç →