KEŞŞÂF TEFSİRİ

Nâs Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ

Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…

1. Âyetin Tefsiri

1. De ki: Sığınırım insanların Rabbine;
Bu bölümü tek başına aç →

2. Âyetin Tefsiri

2. İnsanların mutlak hükümdarına;
Bu bölümü tek başına aç →

3. Âyetin Tefsiri

kule’ûzü şeklinde de okunmuştur; tıpkı [Bakara 2/260’taki ً َ َ ارْ ْ ُ َ ifadesinin] fe-huzer’ba‘aten okunması gibi.

[3074] Şayet “Neden özellikle insanlara izāfeten ‘insanların Rabbine’ denildi?” dersen şöyle derim: Çünkü sığınma talebi, insanların gönüllerine vesvese verenin şerrinden ötürü vuku bulmuş olup böylece sanki: “İnsanlara vesvese verenin şerrinden, onların işlerini elinde bulunduran, onların İlâh’ı ve Mabudu olan Rablerine sığınırım.” denmiş olmaktadır. Tıpkı başlarına mühim bir iş geldiğinde bazı azatlıların kendi efendilerine, gözdelerine ve işlerini yürütenlere başvurup, (tedricen) yardım talep etmeleri gibi.

[3075] Şayet“‘İnsanların mutlak hükümdarı’ ve ‘insanların ilâhı’ ifade-lerinin, ‘insanların rabbi’ ifadesiyle ilişkisi nedir?” dersen şöyle derim:Bu ikisi tıpkı senin “Ebu Hafs Ömer Fârûk’un sîreti” demene benzer bir atf-ı beyandır. ‘İnsanların rabbi’ [önce] “insanların mutlak hükümdarı” olarak açıklanmış; sonra bu açıklama “insanların ilâhı” ifadesiyle daha da artırıl-mıştır. Çünkü bazen Allah’tan başkaları için de “insanların rabbi / efendisi”1 denebilmektedir ki bunun örneği, “Allah’tan başka haham ve rahiplerini de ‘rab’ edinmekteler...” [Tevbe 9/31] âyetidir. [Başkaları için] “insanların hüküm-darı” dendiği de olmaktadır. “İnsanların ilâhına” ifadesine gelince bu, ta-mamen Allah’a özgü olup ortaklık kabul etmez; bu sebeple de açıklamanın nihaî noktası kılınmıştır.

[3076] Şayet“‘İnsanlar’ muzãfun ileyhini bir kere söylemekle yetinil-mesi gerekmez miydi?” dersen şöyle derim:[Gerekmez;] çünkü atf-ı beyan açıklama için getirilir ve atf-ı beyanın olduğu yerde gizleme değil, açığa çıkarma olduğu kabul edilir.1 Zira rab; sahip, efendi, öğretmen, eğitici, terbiye edici vb. anlamlara gelmektedir. / çev.

Bu bölümü tek başına aç →

4. Âyetin Tefsiri

len zelzâl gibi. Bunun mastarı zilzâlun gibi kesreli olarak visvâsen olup kas-tedilen şeytandır. Onun mastarla isimlendirilmiş olması, âdeta vesvesenin ta kendisi olmasındandır; çünkü vesvese onun sanatı ve müdavimi olduğu meşgalesidir. Yahut (اس -denirken, bununla) vesveseli anlamı kastedil اmiştir. Vesvese “gizli ses” demek olup vesvâsu’l-huliyyi (ziynet eşyasının çekici hışırtısı) tabiri de bu kabildendir.

] 3078[ אس âdeti pusuya yatmaktan ibaret olandır ki bu da “geri اdurma” demek olan el-hunûsu (kaçınmak) anlamındadır. Tıpkı el-‘avvâcu (fildişi satan) ve el-bettâtu (kilim satan) kelimeleri gibi. (Şeytana bu ismin verilişi) Sa‘îd b. Cübeyr’den (v. 94/713) gelen “İnsan, Rabbini zikredince şeytan sinip döner gider; fakat gaflete dalınca, ona vesvese yağdırır.” rivayeti sebebiyledir.

Bu bölümü tek başına aç →

5. Âyetin Tefsiri

5. Ki, insanların içine vesvese sokar...
Bu bölümü tek başına aç →

6. Âyetin Tefsiri

olarak cer, sövgü olarak da ref‘ ve nasb. Okuyucunun bu iki vecihten (sıfat veya sövgüden) birine istinaden אس س ,da vakfedip’ا ى den başlaması’اgüzel düşer.

] 3080[ אس وا ا (Gerek cinlerden, gerekse insanlardan...) ifadesi,(i)şeytanların cin ve insan türü olmak üzere iki kısma ayrılması esasına göre “ki, insanların içine vesvese sokar”kısmının açıklamasıdır. Nitekim “İşte (senin için bu düşmanları var ettiğimiz gibi), bütün peygamberlere insanların ve cinlerin ‘şeytan’larını düşman ettik.”[En‘âm 6/112] buyrul-muştur. Rivayete göre Ebû Zer (r.a.) bir zâta: “Sen hiç insan şeytanların-dan Allah’a sığındın mı?” demiş. (ii) (אس وا ا âyetinin başındaki)

ْ ِ ’in س fiiline müteallik olması caiz olup “O, cinlerden ve insanlardanyana1 insanların gönlüne vesvese sokar.” anlamında nihaî başlangıç anla-mı ifade eder.

1 Yani cinlerin zarar ve fayda verebileceği, insanların -müneccim ve kâhin olanlarının- da gaybı bilebile-ceği yönünde. / ed.

[3081] “Gerek cinlerden, gerekse insanlardan” kısmının, (önceki âyet-teki) “insanların (içine...)” kısmının açıklaması olması ve nâs lâfzının cinler için de kullanılması da caizdir. (Bunu savunanlar) Cin sûresinde geçen ne-fer (grup) ve rical (kişiler) ifadelerini delil getirmişlerdir.1 Fakat ben bunu gerçekçi bulmuyorum; çünkü cinler saklı olup gözükmedikleri için cinn;in-sanlar ise -“görmek” anlamındaki înâs kökünden türemiş olmak hasebiyle- gözüktükleri için nâs diye adlandırılmışlardır; nitekim beşer2 diye de isimlen-dirilmişlerdir. Nâs kelimesi her iki gruba da verilseydi ve bu da sahih ve sabit olsaydı bile Kur’ân’ın fesahatine ve yapmacıklıktan uzak oluşuna yine uygun düşmezdi. Daha güzeli; nâs lâfzıyla ِ א -anlamının kastedilmiş ol (unutan) اmasıdır. Tıpkı ِاع عُ ا ْ َ م ... (“Görülmemiş bir şeye çağırdığı gün o çağıran…” [Kamer 54/6]) ve ِאس אض ا ا أ -Sonra siz de insanların dağıldıkla“) أrı yerden dağılın...” [Bakara 2/199]) âyetlerinde (ِاع אسُ nin aslının’ا ا ; ا اkelimesinin ise şaz bir kıraate göre) ِאس okunması3 gibi ki sonrasında da ا‘unutan’ lâfzı “cinler” ve “insanlar” diye açıklanmaktadır; çünkü cin ve insan âlemi, Yüce Allah’ın hakkını unutma sıfatıyla muttasıf iki türdür.

[3082] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki; “Şüphesiz bana, daha önce benzeri indirilmemiş iki sûre indirilmiştir. Gerçekten, Allah katın-da bu ikisinden daha sevimli ve daha hoşnut edici iki sûre okuyamazsın.” [Müslim, “Kitâbü’s-Salât”, 264] Peygamber bu iki sûre ile Mu‘avvizeteyn’i (yani Allah’a sığındıran Felâk ve Nas’ı) kastetmektedir ki bu ikisine mukaşkışetân ([Şirki, şeytanı vs.] kışkışlayıcı ikiler) de denmiştir.

[3083] Allah’ın -kendisine muhtaç olan- kulu der ki: Ben de dini ya-ralayan, yakîni zedeleyen yahut sonuçta pişmanlığa dönüşen veya insa-nın iliklerine işlemiş durumdaki imana sataşan her şeyden bu iki sûre ve Allah’ın kâmil ve tam olan bütün kelimeleri ile O’na sığınıyor; O’nun her şeyi içine alan kapsamlı rahmetinin sığınağına iltica ediyorum! O’nun o büyük celâl ve azameti karşısında boyun bükerek, toprağa yüz süre-rek süklüm püklüm dileniyorum! Ve bunu; İslâm’ın aklığı olan ‘nur’unu (Kitâbullah’ı), katında şefaatçim kıl(masını um)arak, günahları eriten tövbeyi vesile edinerek; gücümün iyice tükenmesine ve adımlarımın ya-vaşlamasına rağmen kendisine hicret edip komşu olmam, yani Mek-ke’ye gönül bağlayıp [sıkıntılara] katlanmamı vesile edinerek yapıyorum. 1 Bkz. Cin 72/1, 6. / çev.2 İnsanın “narin derili bir yaratık” anlamında beşer diye adlandırması da onun görülebilir olmasıyla ilişki-

lidir. / ed.3 Ve bunun aslının ِ א .olup bununla da Hz. Âdem’in kastedildiği. / çev (unutan) ا

Evet, O’nun sırât-ı müstakiminin, şerefli Kur’ân’ının hakkı için O’ndan dileniyorum… Kur’ân’ın hakikatlerini açtıkça açan, onun kritik ifadelerini çözüp insanı rahatlatan, [okuyanı] onun müphem noktalarına muttali kılan, kaygan zeminlerinde ayakları sabit tutan, Kur’ân’ın nüktelerini ve nazım in-celiklerini özlü biçimde sunan, derinliklerini ve ilminin cevherlerini ortaya koyan, başka bir kitapta bulunamayacak meftun edici verilerini depolayan, -gereksiz lâflara yer vermeyen veciz yapısı ve usanç verici nâhoş şeylerden uzak duruşuyla-onun künhüne erilemeyen emsalsiz lâfız ve mânalarını kuşatan Keşşâf uğruna döktüğüm alınteri ve el-emeği hakkı için O’ndan dileniyorum! Keşşaf ki; içeriğini kendi sistemi doğrultusunda ortaya koymaktan başka bir şeyi olmasaydı [yani bunca istisnaî özellikten yoksun normal bir tefsir olsaydı] bile, araş-tırmacı âlimlerin peşinde olduğu bir ‘hikmet yitiği’ olarak,dalgıçların bulma-ya çalıştığı bir mücevher olarak sırf bu özelliği onu kıymetli yapmaya yeter-di. Müjde ve uyarılarının nâzil olduğu; âyet ve sûrelerinin peyderpey indiği o saygın Ev’inin dibinde, güvenli beldede[kitabının] benim elimle yükselmesive beni; onunla yükseltip şereflendirmesi,onun kerametiyle özel ve seçkin kılması sayesinde, bu tefsir çalışmasının, Kur’ân’ın indirildiği bölgede gerçekleşmiş ol-ması hürmetine O’ndan dileniyorum ki; bana hüsn-i hãtime nasip etsin; beni felaketlerden korusun; o çığrışma gününde kusurlarımı görmezden gelsin, beni eksik ve kusurlarım yüzünden şahitlerin gözü önünde rüsva etmesin; lütfuyla, eksiksiz nimeti ve tam ihsanıyla beni ebediyet yurduna yerleştirsin! Şüphesiz O’dur gerçek cömert… O’dur asıl şefkatli, asıl merhametli…

Bu bölümü tek başına aç →