KEŞŞÂF TEFSİRİ

Müzzemmil Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ

Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla

1. Âyetin Tefsiri

] 2043[ ِّ ُ [in aslı;] “örtüsüne bürünen, sarınan” anlamında mütezemmil-dir; Tâ, Ze’ye idgam edilmiştir. Tıpkı mütedessirin [Müddessir 74/1’de] ِّ ُ e’اdönüşmesi gibi. Aslı üzere mütezemmil şeklinde, ayrıca zemmeleden Ze şed-desiz, Mim de fethalı ve kesreli hâliyle ism-i fâ‘il ve ism-i mef‘ûl olarak (mu-zemmel ve muzemmil) de okunmuştur; “başkasının örttüğü” veya “kendi kendini örten” anlamındadır.

[2044] Peygamber (s.a.) gece örtüsüne bürünmüş uyuyordu. Uyandı-rıldı ve örtüsüne bürünmüş hâli ve herhangi bir ciddi iş ve durumla ilgi-lenmeyen kimsenin yaptığı gibi derin bir uykuya hazırlanmış olması ayıp-lanarak kendisine nidâ edildi. Dikkat edilirse Zürrumme (v. 117/735) de şöyle demiş:

Nice ıssız yerler aştı benim devem…Örtüsüne bürünmüş, çöl gecesinden habersiz nice gâfilleri geçip gitti…

Şair [mütezemmil derken], önemli işlerde harekete geçmeyen, ihtiyaç duyul-duğunda arazi olan, kendini meşakkatli ve yorucu işlere sokmayan tembel, ihmalkâr ve gevşek insanları kastetmektedir. Tıpkı şu mısrada olduğu gibi;

Uyumakla geçerken tembelin gecesi, peydahladı bu çocuğu uyanık zevcesi!Bunlara benzer bir beyit de şudur:

Sa‘d develeri suya götürdü; ancak elbisesi tam takımdı Sa‘d’ın.Develer suya bu şekilde götürülmez ey Sa‘d!

Şair, rahatlığı tercih ettiği, kolları sıvayarak işi ciddi tutmadığı için Sa‘d’ı yermekte; bunun sağlam ve akıllıca bir iş olmadığını söylemektedir. İşte, Peygamber’e (s.a.) de uykusuz kalmayı gece boyu uyumaya, ibadet için kol-ları sıvamayı ve Allah yolunda gayret etmeyi de örtüye bürünmeye tercih etmesi emredilmektedir. Şüphesiz Peygamber (s.a.), ashabıyla birlikte bu iş için kollarını tam anlamıyla sıvamış, gecelerini ihyâ etmeye yönelmiş, bunun için uykuyu ve rahatı terketmişlerdi. Bu konuda o kadar gayret gös-termekte idiler ki ayakları şişmiş, renkleri sararmış, yüzlerinde alâmet belir-miş, alınlarında nasır oluşmuştu. Durumları o seviyeye ulaşmıştı ki nihayet Rableri onlara merhamet edip mükellefiyetlerini hafifletti.

[2045] “Peygamber’in (s.a.), Âişe’nin (v. 58/678) elbisesine bürünmüş vaziyette namaz kıldığı” da söylenir1 ki buna göre âyetteki hitapta Allah Resûlü’nün ayıplanması değil, aksine övülmesi ve içinde bulunduğu hâlin güzelliğinin ifade edilmesi söz konusu olur. Bu durumda, üzerinde bulun-duğu hâl üzere devam etmesi ve ona sıkıca sarılması emredilmiş olmaktadır. Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre; kendisine Allah Rasûlü’nün örtünme-sinin ne olduğu sorulmuş; şu cevabı vermiş: “On dört kulaç uzunluğunda bir elbise idi; yarısı benim üzerimdeydi, ben uyuyordum, diğer yarısı da onun üzerindeydi, o da namaz kılıyordu.” O elbisenin neden yapıldığı so-rulunca da demiş ki: “Vallahi, ne ipek idi, ne yumuşak yün, ne ibrişim, ne de koyun yünü. Uzunlamasına örülen ipleri kıldan, yanlamasına örülen ipleri de deve tüyünden idi.”

[2046] Denilmiştir ki; Peygamber (s.a.) Hz. Hatice’nin yanına girdi, çok korkmuştu, çünkü Cibrîl ona ilk defa gelmişti, vücudu titriyordu. “Beni ör-tün, beni örtün!” dedi. Kendisine cinlerin musallat olduğunu zannetmişti. İşte, o bu vaziyette iken Cibrîl kendisine nidâ etti: “Ey örtüsüne bürünen!”

[2047] İkrime’den (v. 105/723) nakledildiğine göre ifade; “Ey ağır bir iş yüklenen!” anlamındadır. Zira ziml yük anlamındadır. İzdemele “yüklendi” demektir.

Bu bölümü tek başına aç →

2. Âyetin Tefsiri

2. Birazı müstesna, geceleyin (Rabbin huzurunda) divana dur;
Bu bölümü tek başına aç →

3. Âyetin Tefsiri

3. Yarısında... Ya da, bundan biraz eksilt
Bu bölümü tek başına aç →

4. Âyetin Tefsiri

] 2048[ َ ْ ا ِ ُ ifadesinde Mim [ayrıca] zamme ile de fetha ile de okun-muştur. İbn Cinnî (v. 392/1002) şöyle demiştir: Bu harekenin maksadı, iki sakinin yanyana gelmesinden kaçmak için harfi diğerine ulayıp onun-la ifadenin dolgunluğunu sağlamaktır. Dolayısıyla hangisiyle harekelense maksat hâsıl olur.

[2049] “Yarısı”, “gece”den bedeldir. “Ancak az bir kısmı” ifadesi de “yarısı”ndan istisnadır. Âdeta “Gecenin yarısından az bir kısmında kalk!” buyrulmaktadır. ve ’deki zamir, “yarı”ya râcidir. Peygamber’e iki durumdan birini tercih etme hakkı verilmekte; gecenin yarısından az bir kısmında mutlaka kalkmakla iki şeyden birini tercih arasında muhayyer bırakılmaktadır. Bu iki durum da yarıdan biraz azaltmak veya ona bi-raz ilave etmektir. İstersen “yarısı”nı “biraz”dan bedel de yapabilirsin. 1 Bu âyetin Hz. Âişe ile alâkasının kurulması çok sakil. Müzzemmil sûresi nâzil olduğunda Âişe ya yaşa-

mıyordu ya da henüz küçük bir çocuktu. / ed.

Bu durumda üç şey arasında -yani gecenin yarısında tamamen kalkmak, yarıdan biraz azında kalkmak ve yarıdan biraz fazlasında kalkmak arasın-da- muhayyer bırakılmış olur. Gecenin yarısının “azlık”la vasıflandırılması, tamamına nispetledir. Dilersen şöyle de diyebilirsin: “Yarısı”nı “gece”den bedel kıldığında “Birazı müstesna, geceleyin (Rabbinin huzurunda) divana dur; yani yarısında...” âyeti; “Gecenin yarısından azında kalk” anlamında olunca, ve ’deki zamir “yarının biraz”ına gider ve bir bakıma şöyle denilmiş olur: “Gecenin yarısından daha azında kalk” veya “Bu daha azdan biraz noksan veya biraz fazla kalk!” Bu durumda muhayyer bırakma, yarı-nın altında, yani gecenin yarısından azıyla üçte biri arasında olur.

[2050] “Yarısı”nı “biraz”dan bedel kılıp onunla tefsir ettiğinde, ikin-ci ً ’i yarının yarısı -yani dörtte bir- anlamına alman da caiz olur ki bu durumda şöyle denmiş gibi olur: “Veya ondan biraz azalt, yarısını.” Aynı şekilde bu “az”a yani dörtte bire ilaveyi, dörtte birin yarısı şeklinde kabul etmen de caizdir ki şöyle denilmiş gibi olur: “Veya ona biraz ilave et, ya-rısını.” Mutlak olarak zikredildiği için “ziyâde”yi, üçte birin tamamlayıcısı olarak kabul etmen de caizdir. O zaman muhayyerlik, gecenin ‘yarısı’, ‘üçte biri’ ve ‘dörtte biri’ arasında olur.

[2051] Şayet “Gece ibadet için kalkmak farz mıydı nafile miydi?” dersen şöyle derim:Âişe’den (r.a) nakledildiğine göre Allah, bunu baştan farz iken sonra nafileye çevirmiştir. Bunun beş vakit namaz farz kılınmadan önce farz olduğu, sonra beş vakit namazla neshedildiği, ancak isteyenlerin buna nafile olarak devam ettikleri de söylenmiştir. Hasan-ı Basrî’den (v. 110/728) nak-ledildiğine göre gecenin üçte birinde kalkmak farz idi. Bir sene böyle devam ettiler. -Vacip olduğu da söylenmiştir ki [bu iki durumda] muhayyerlik, miktar hususunda olur.- On sene sonra bu neshedildi. Kelbî’den (v. 146/763) nak-ledildiğine göre o zaman kişi kalkar; yarı, üçte bir ve üçte ikiye tam riayet edememe korkusuyla sabaha kadar ibadet ederdi. Bazıları da gece kıyamının nafile olduğunu söylemişler ve miktardaki muhayyer bırakma ile şu âyeti delil getirmişlerdir: “Geceleyin de -sana mahsus fazladan bir ibadet olmak üzere- onunla (yani Kur’ân ve namazla) uykunu böl.” [İsrâ 17/79]

[2052] Kur’ân’ın tertîli; onu, harflerini belli ederek, harekelere hak-kını vererek, yavaş yavaş, teenni ile okumaktır. Öyle ki okunan lafızlar inci gibi dizilen dişlere benzemelidir. Bu tür güzel dişler, papatya yap-rakları gibi araları açık ve intizamlı olur. Yine Kur’ân’ın tertîli; onu, sü-ratle, birbiri peşine okumamaktır. Ömer’in (r.a) dediği gibi yürüyüşün en kötüsü süratli olanı, kıraatin en kötüsü de hızlı ve çabuk olanıdır;

yani okunan lafızların peş peşe olma yönüyle, yapışık dişlere benzediği oku-yuş... Hz. Âişe’ye Peygamber’in (s.a.) kıraati sorulduğunda, “Sizin şu peş peşe okuyuşunuz gibi değildi. Dinleyen kişi istese kelimelerini sayabilirdi” demiştir. ً ِ ْ َ (tane tane) masdarı, Kur’ân’ı tertîl üzere okumanın vacipliği-ni, okuyanın mutlaka bunu yapması gerektiğini tekit etmektedir.

Bu bölümü tek başına aç →

5. Âyetin Tefsiri

hassa Peygamber’e- zor ve ağır mükellefiyetler getiren emir ve yasakları kastetmektedir. ‘Bilhassa Peygamber’e’ diyoruz; çünkü o bu sorumluluk-ları kendisi yükleniyor ve ümmetine de naklediyordu. Bu da ona ağır geliyor ve kendisini yoruyordu. Bu ara cümle ile şunu kastetmektedir: Onun sorumlu tutulduğu gece kalkışı da Kur’ân’ın getirdiği ağır ve zor mükellefiyetlerden biridir; çünkü gece uyku, dinlenme ve sükûnete erme vaktidir. Geceyi ihyâ eden kişinin mutlaka tabiatıyla çatışması ve nefsiyle mücâhede etmesi gerekir. İbn Abbas’tan nakledildiğine göre Peygamber’e vahiy geldiğinde bu ona büyük bir ağırlık verir ve rengi değişir, cildi kül rengine dönerdi.

[2054] Âişe’den (r.a) şöyle nakledilmiştir: “Çok soğuk bir günde onu, kendisine vahiy inerken gördüm, kısa bir müddet sonra bu hâl geçtiğin-de baktım alnından ter damlıyordu.” [Buhārî, “Bed’ü’l-Vahy”, 1] Hasan-ı Basrî bunu, “Mizan’da ağır gelen (bir söz)” diye açıklamıştır. “Münafıklara ağır gelen” diye de tefsir edilmiştir. “Değersiz ve boş değil, ağırlığı ve üstünlüğü olan bir söz” diye mâna verenler de olmuştur.

Bu bölümü tek başına aç →

6. Âyetin Tefsiri

] 2055[ ا א (i) “gece kalkan kişi” anlamınadır. Bu kişi yatağından ibadet için kalkar. Tenşeü kelimesi, tenhedu (kalkar), tertefi‘u (yükselir) an-lamındadır. Bulut yükseldiğinde neşeeti’s-sehâbetu denir. Bir kişi kalktığında neşee min mekânihî ve neşeze denir. Şair demiştir ki:

Kalkıp geceleri çok yürüdüğü için yağları erimiş zayıf ve büyük develere bindik,Öyle ki başlarının üstündeki kemikler birbirine yapışmıştı. (Yani develer yürümeye alışık ve dayanıklı idi.)

(ii) Veya א ’yi “kalktı” anlamındaki neşeeden, âfiyet kelimesi gibi fâ‘ile ka-lıbında masdar kabul edersek, “gece kalkmak” anlamında olur. Ubeyd b. Umeyr’den (v. 68/687) nakledilen şu rivayet de buna delâlet eder: “Hz. Âi-şe’ye, ‘Gecenin başında kalkan adama kāme nâşieten der misiniz?’ diye sor-dum, ‘Hayır, א uykudan sonraki kalkıştır.’ dedi. Böylece א ’yi yataktan kalkmak veya gece yapılan, gece yükselen ibadet şeklinde tefsir etti.” (iii) Veya geceleyin meydana gelen, kalkılan ibadettir. (iv) Şu da söylenmiştir: ِ ْ ا َ َ ِ َא gecenin bütün saatleridir, çünkü bunlar birbiri ardınca meydana gelirler. (v) “Gecenin ilk saatleridir” diyen de olmuştur. (vi) Ali b . Hüseyn (r.a.) (v. 94/712) akşam ile yatsı arasında namaz kılar ve “ ِ ْ َ ا َ ِ َא âyetini إِن işitmediniz mi? İşte, ِ ْ َ ا ِ َא budur.” dermiş.

] 2056[ ًא ْ وَ yani -özellikle- gece kalkan, kalp dil (daha uyumludur) أ uyumu bakımından gündüz kalkandan daha uyumludur. ( َ ِ َא ’ye) kişi anlamı verirsen bu anlamda olur; ama ( َ ِ َא ’yle) kalkmayı, ibadeti veya saatleri kas-tedersen, “gece kalkanın kalbi geceleyin diliyle daha uyumludur” anlamında olur. Veya huşû ve ihlâs gibi istenen vasıflara daha uygundur. Hasan-ı Bas-rî’den nakledilmiştir ki; “Mahlûkatı görmediği için içi ile dışı daha uyumlu olur.” Eşeddü vat’en ve vit’en şeklinde fethayla da kesreyle de okunmuştur. Mâna şöyledir: “Ayaklar daha sağlam ve kaymaktan uzak olur.” Veya “Namaz kılan kimse için, gündüz namazına göre daha ağır ve zor gelir.” Tıpkı Peygamber’in (s.a.) Allahümme’şdüd vat’eteke ‘alâ Mudar (Allah’ım Mudar kabilesine verece-ğin cezayı iyice sertleştir)! [Buhārî, “Ezân”, 128] hadisinde olduğu gibi.

] 2057[ ً ِ مُ َ ifadesi; söz olarak daha doğru, sesler (sözce daha doğru) وَأkesildiği ve ortalık sakin olduğu için okuyuş olarak daha sağlam, demektir. Enes’in (r.a) (v. 93/712) ve asvabu kîlen okuduğu; kendisine “Ey Ebû Hamza! Orası ُم َ -dur” denilince, “Akvamu, asvabu ve ehyeü kelimeleri aynı mâna’أdadır.” dediği rivayet edilir. Yine, Ebû Zeyd el-Ensārî’nin (v. 215/830) Ebû Sirâr el-Ğanevî’den naklettiğine göre Enes, noktasız Hâ ile fe-hâsû1 okuyunca, “Orası ا ُ א َ ’dur denilmiş; ama o, “Câsû ve hâsû aynı şeydir.” demiş.

Bu bölümü tek başına aç →

7. Âyetin Tefsiri

rın ve koşturmaların olacak, ancak gece boş kalabileceksin; o hâlde gecele-ri, zihin rahatlığını ve meşgalelerden kurtulmuş olmayı gerektiren Allah’a münâcât ile meşgul olmalısın. Bu kelimenin خ ile okunması, ف ُ ا ْ َ (yü-nün didilmesi, dağıtılması) ifadesinden isti‘âredir; zira gündüz zihin dağılır, kalp çeşitli meşguliyetlerle bölünür. 1 Yani İsrâ 17/5’teki َِאر ِّ لَ ا ِ ا ُ א َ âyetini… / ed.

[2059] Peygamber’i (s.a.) önce gece kalkıp ibadet etmekle mükellef tutmuş, sonra da bu sorumlu tuttuğu şeydeki hikmeti bildirmiştir: [Koşuşturmaların bitip] ayakların sükûnete ermesi ve seslerin kesilmesi sebebiyle gecenin uyumluluğa daha fazla imkân vermesi, okuyuşun daha sağlam olması. Gece kalp daha derli toplu olur, gündüz ise düşünceler dağılır; çünkü gündüz, düşüncelerin ayrılma, zihnin dağılma, dünya ve âhiret ihtiyaçları için koşturma vaktidir.

[2060] Bu ifadeye şöyle bir mâna da verilmiştir: Gündüzün; uyuman ve ihtiyaçlarına koşturman için boş vaktin ve imkânın vardır.

[2061] Şu anlamda olduğu da söylenmiştir: Gece bir şey kaçırırsan gün-düz onu yapmak için boş vaktin vardır.

Bu bölümü tek başına aç →

8. Âyetin Tefsiri

8. Ve Rabbinin adını ‘zikr’ et; tam bir teveccühle yönel O’na...
Bu bölümü tek başına aç →

9. Âyetin Tefsiri

öyleyse sadece O’nu vekil edin.

Bu bölümü tek başına aç →

10. Âyetin Tefsiri

vam et ve bu konuda hırslı ol! [2063] “Allah’ı zikir”; Peygamber’in (s.a.) gece ve gündüzünün uzun sa-

atlerini verdiği tesbih, tehlil, tekbir, temcid, tevhid, namaz, Kur’ân tilâveti, ilim öğrenme gibi her türlü güzel zikri içine alır.

] 2064[ ً ِ ْ َ ْ إ َ َ Şayet “Neden tebettulen (!Ve her şeyinle O’na yönel) وyerine ً ِ ْ َ denilmiş?” dersen şöyle derim: Çünkü tebettele,bettele nefsehû (kendini başka şeylerden kesti, ayırdı) anlamındadır. Fâsıla uyumuna riayet için, tebettulen ile aynı mânada ً ِ ْ َ getirilmiştir.

[2065] (“Doğunun da Rabbi O’dur, batının da...” anlamındaki) ق ربّ اب ِّכَ ,‘ifadesi medih için merfû وا -den bedel olarak da mecrur okunmuş’رَtur. İbn Abbas’tan nakledildiğine göre kasem harfi gizlenerek yemin için (mecrûr) okunmuştur. Tıpkı Allāhi le-ef‘alenne (Allah’a yemin olsun ki mut-laka yapacağım!) sözünde olduğu gibi ki cevabı; “O’ndan başka tanrı yoktur!” cümlesidir. Tıpkı Vallāhi lâ ehade fi’d-dâr illâ Zeydün (Allah’a yemin olsun ki evde Zeyd’den başka kimse yok!) demen gibi. İbn Abbas Rabbü’l-meşâriki ve’l-meğârib (Doğuların da Rabbi O’dur, Batıların da...) şeklinde okumuştur.

[2066] “Öyleyse sadece O’nu vekil edin”, tehlîlin1 neticesidir; çünkü rablıktaki tekliği sebebiyle işlerin kendisine havale edilmesi gereken, sadece ve sadece O’dur. Buna şöyle bir mâna da verilmiştir: Sana vaat ettiği yardım ve muzafferiyet hususunda O’nu kefil edin!1 Yani “O’ndan başka tanrı yoktur!” demenin. / ed.

[2067] Hecr-i cemîl (güzel terkediş); kalbiyle ve aklıyla inkârcılardan uzaklaşması, onlara; güzel, yumuşak davranıp idare ederek, göz yumarak, karşılık vermeden muhalefet etmesidir. Ebu’d-Derdâ’nın (r.a.) (v. 32/652) şöyle dediği nakledilir: “Kalplerimiz onlara karşı öfke dolu olduğu hâlde nicelerinin yüzüne tebessüm eder, güleryüz gösterirdik.” -Bunun, Seyf âyeti [yani Tevbe 9/5] ile neshedildiği de söylenmiştir.-

Bu bölümü tek başına aç →

13. Âyetin Tefsiri

13. Boğazdan geçmeyen bir ‘yiyecek’ var; can yakıcı bir azap var!..
Bu bölümü tek başına aç →

14. Âyetin Tefsiri

gibi) dağların kum yığınına döndüğü gün...[2068] Kişi arkadaşının başına büyük bir belâ geldiğini ve yardım iste-

diğini veya düşmanından intikamının alınmasını istediğini görür de bunu yapabilecek, buna gücü yetecek durumda olursa “Sen onu bana bırak!” der; yani ‘isteğine ve arzuna ulaşman için benimle onun arasından çekilmekten, onun işini bana bırakmaktan, ona karşı benden yardım istemenden başka bir ihtiyacın yok. Bende senin kafanı rahatlatacak, derdini giderecek im-kânlar var. Benimle düşmanlarını başbaşa bırakmak istememen için istikfâ ve tefvizi terketmekten başka bir sebep de yok.’ Sanki arkadaşı, işini ona havale etmeyince onu engellemiş oluyormuş gibi; işini ona havale edince de engeli ortadan kaldırıyormuş, sıkıntısını -veya düşmanını- onunla baş başa bırakıyormuş gibi... Bu; kişinin, muhatabının en üst seviyedeki beklentile-rini fazlasıyla ve hakkıyla yapabileceğine güvendiğini gösterir.

] 2069[ َ ْ ّ -kelimesi; fetha ile nimetlenmek, kesre ile (ni‘met) nimetlen اdirmek, ötre ile (nu‘met) ise sevinç anlamına gelir. Ne‘ame (rahat bir hayat sürdü) ve nu‘metü ayn (göz aydınlığı) denir.

[2070] O (yalanlayıcı)lar; lüks içinde müreffeh bir hayat süren Kureyş ileri gelenleridir.

[2071] “Çünkü katımızda” ellerindeki nimetlerin zıttına (i) “ağır bo-yunduruklar var!” -Yani ağır kelepçe ve prangalar. Şa‘bî’den (v. 104/722) nakledildiğine göre (cehennemden çıkmak için) tırmandıklarında bu ağır boyunduruklar onları aşağı çekecekmiş. כאل -in tekili nikl ve nekl’أdir.- (ii) Bir de cahîm var!.. Yani sıcaklığı ve yanışı çok şiddetli bir ateş!

“Boğazdan geçmeyen” yani boğaza takılıp yutulamayan “bir yiyecek var!” Bununla darî‘1 ve zakkum ağacı kastedilmiştir. (iii) Ayrıca “can yakıcı bir azap var!” Yani diğer azap çeşitleri...

[2072] O hâlde, böylesine [sert] bir ceza ile cezalandırsın diye düşmanın kendisine havale edildiği [Allah gibi] kendisine güvenilecek birini göremezsin!

[2073] Rivayete göre Peygamber (s.a.) bu âyeti okuyunca bayılmış. Ha-san-ı Basrî bir gün oruç tutmuştu. Akşam yemek getirildi, o esnada bu âyet hatırına geldi ve “Kaldır (şunu)!” dedi. İkinci akşam yine yemek getirildi, yine bu âyeti hatırladı ve “Kaldır!” dedi. Üçüncü akşam da aynı şey tek-rar edince vaziyet Sâbit el-Bünânî (v. 127/744), Yezid ed-Daby ve Yahya el-Bekkâ’ya (v. 130/747) haber verildi. Onlar geldiler ve ısrar ettiler de so-nunda biraz kavrulmuş un (sevîk) çorbası içti.

] 2074[ ُ ُ ْ َ مَ ْ َ (sarsıldığı gün) ifadesi, َא ْ َ َ ’daki âmil ile mansūbtur.2 َ ْ اdeprem ve şiddetli sarsıntı; ِ -ise kum yığını demektir; [Peltek Se ile] kese כَbeden alınmştır. Bir kimse bir şeyi topladığında kesebe’ş-şey’e denir. َכ fe‘îl kalıbında mef‘ûl anlamında imiş gibi gözükmektedir. el-Küsbetu mine’l-le-ben (kabın dibinde kalan bir yudum süt) ifadesi de bu mânadan alınmıştır. Çok çocuklu bir kadın demiş ki: Ucezzu cufâlen ve uhlebu kuseben ‘icâlen (Bir defada kesiliyor ‘yün’lerim; anında sağılıyor sütlerim!) Yani sütüm; ‘birikip, kaydıkça kayan kum yığını gibi’ kayıyor; dağıtılıyor, akıtılıyor!..3

Bu bölümü tek başına aç →

16. Âyetin Tefsiri

[2075] Mekke halkına hitap edilmektedir. Kıyamet günü “size”, yani inkârınıza ve yalanlamanıza “şahitlik edecek (bir peygamber).”

[2076] Şayet “ل kelimesi neden önce nekire olarak geldi de daha اsonra ma‘rife yapıldı?” dersen şöyle derim:Çünkü “ Firavun’a peygam-berlerden birini gönderdik.” demek istemiştir. Aynı peygamberden tek-rar bahsedince -ki daha önce kendisinden bahsedildiği için, artık bilinen biri konumuna gelmiştir- aynı şahıstan bahsedildiğine işaret olarak başına ma‘rifelik bildiren Lâm getirilmiştir.

1 “İğrenç, sert, dikenli bir bitki ki ne açlığı giderir ne de besleyicidir.” (Gāşiye 88/6-7) / ed.2 Mealde yansıtıldığı gibi, “Bütün bu azaplar ne zaman gerçekleşecek?” el-Cevap: … Sarsıldığı zaman… / ed.3 Yani ‘verimli bir koyun’ misali herkes istifade ediyor benden!.. ‘Et’imden, ‘süt’ümden… / ed.

] 2077[ ً ِ ağır, şiddetli demektir. Arapların, “kokusunun ağırlığı ve وَkötülüğü sebebiyle yenmeyen ot” anlamında kullandıkları keleün vebîlün ifadesinden alınmıştır. Vebîl aynı zamanda iri sopa demektir. Vâbil de aynı kökten olup bolca yağan kuvvetli yağmur için kullanılır.

Bu bölümü tek başına aç →

17. Âyetin Tefsiri

] 2078[ א ً ْ َ (bir günden) kelimesi mef‘ûlün bihtir; yani inkârcılık üzere kalır, iman etmez ve salih ameller işlemezseniz kendinizi kıyamet günün-den ve onun dehşetinden, korkusundan nasıl korursunuz!? א ً ْ َ ’in zarf ol-ması da mümkündür; yani dünyada inkâr ederseniz kıyamet gününde nasıl korunacaksınız!? ْ ُ ْ َ kelimesini cehadtüm (bile (nankörce inkâr ederseniz) כَbile inkâr ederseniz) anlamına alırsak, onunla mansūb olması da mümkün-dür; yani kıyamet gününü ve dünyada yapılan amellerin karşılığının orada mutlaka verileceğini inkâr ederseniz Allah’a karşı nasıl takvâ sahibi olacak ve O’ndan korkacaksınız!? Zira Allah’a karşı takvâ sahibi olmak, O’nun cezalandırmasından korkmak demektir.

[2079] “Çocukları (dehşetiyle) ihtiyara çeviren” ifadesi şiddet bildiren bir deyimdir. Zorlu günler için; yevmün yüşîbu nevâsıye’l-etfâl (bebeklerin perçemlerini ağartan bir gün) denir. Bunun aslı şudur: Dertler ve tasalar bir insanın üzerine yığılınca saçlarının ağarması hızlanır. Ebü’t-Tayyib (v. 354/965) şöyle demiştir:

İri cüsseli adamı zayıflatır dert; çocuğun perçemini beyazlatır, ihtiyarlatır!

[2080] Bir kitapta rastlamıştım; adamın birinin akşamleyin karga tüyü gibi simsiyah saçları varmış. Ancak sabaha saçı ve sakalı Akyuşan çiçeği gibi bembe-yaz vaziyette çıkmış. [Sebebi sorulunca] demiş ki “Rüyamda bana kıyamet, cennet ve cehennem gösterildi. İnsanların zincirlere bağlanmış vaziyette cehenneme sevkedildiklerini gördüm. Bunun dehşetiyle gördüğünüz hâle geldim!”

[2081] Bu ifadeyle kıyamet gününün uzunlukla vasıflandırılmış olması da mümkündür; yani bebekler o gün zarfında yaşlılık ve saçların ağarma yaşına kadar ulaşırlar.

Bu bölümü tek başına aç →

18. Âyetin Tefsiri

[2082] “O gün, gökyüzü çatırdamaktadır.” Bu ifade de kıyamet gününü şiddetle nitelemektedir. Gökyüzü bütün azamet ve sağlamlığına rağmen o gün çatırdıyorsa diğer varlıkların hâli ne olur?

] 2083[ ٌِ َ ْ ُ kelimesi mütefattırun şeklinde de okunmuştur. Anlamı ُذَات

َאر ِ ْ אءُ şeklindedir. Veya (çatırdaması olan) اِ ٓ َ ”kelimesinin [mecazî] “tavan اَanlamı dikkate alınarak (normalde müennes olan semâ ile müzekker olan münfatır arasında uyum sağlanmış olur.) Veya es-semâ’ şey’un munfatırun (gök çatırdayan bir şeydir) şeklinde bir takdir ile (de bu uyum sağlanabilir.) ِ ’deki Bâ senin; fatartu’l-‘ûde bi’l-kadûmi fe’nfatara bi-hî (Odunu baltayla yardım, o da onunla yarıldı.) sözündeki Bâ’ya benzer; yani gök, o günün şiddeti ve korkusuyla yarılır, tıpkı kesici bir âletle yarılan bir şey gibi. Şu anlamın kaste-dilmesi de mümkündür: Göğün üzerine o gün sebebiyle öyle bir ağırlık çök-müştür ki bu ağırlık, ona büyük geldiği ve üzerine çökeceğinden korktuğu için çatırdayıp ayrılmasına yol açar. Tıpkı “O(nun ne zaman kopacağına dair bilgi), göklerde ve yerde (bulunanlara) ağır gelir.” [A‘râf 7/187] âyetindeki gibi.

] 2084[ هُ ُ ْ ;ifadesinde masdar mef‘ûle muzāf olmuştur (Ona dair vaat) وَzamir “gün”e aittir. Masdarın fâ‘ile muzāf olması da mümkündür ki o fâ‘il de Yüce Allah’tır ve malum olduğu için mef‘ûl burada zikredilmemiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

19. Âyetin Tefsiri

onlardan öğüt alır ve takvâ ve korkuyla, Allah’a “giden yola girer.” O’na giden yola girme”nin anlamı, ibadet ve taatle yaklaşma ve bunları vesile edinmedir.

Bu bölümü tek başına aç →

20. Âyetin Tefsiri

[2086] “Üçte ikisine yakınını”, yani üçte ikisinden azını. “En yakın” an-lamına gelen أد kelimesi, emaneten “en az” anlamında kullanılmıştır. Zira iki şey arasındaki mesafe yaklaşınca, aralarındaki boşluk azalır, uzaklaşınca da çoğalır.

[2087] İfade; ُ َ ُ ُ ُ وَ َ ْ ِ şeklinde mansūb da okunmuştur ki bu durumda وَ“Sen [gecenin] üçte ikiden azında kıyamdasın, yarısında ve üçte birinde kı-yamdasın.” şeklinde takdir edilir ki bu da sûrenin başında geçen ve gecenin ‘yarısını tamamen kıyamda geçirme’ ile ‘bundan biraz azını -yani üçte bi-rini-’ ve ‘bundan biraz fazlasını -yani üçte ikiden azını-’ kıyamda geçirme muhayyerliği anlamına uygundur. (ii) Ve nısfihî ve sülüsihî şeklinde mecrur da okunmuştur ki “üçte ikiden azında, yarıdan ve üçte birden de azında kıyamdasın” demektir. Bu da ‘yarı’ -yani üçte ikiden az- ile ‘üçte bir’ -yani yarıdan az- ve ‘dörtte bir’ -yani üçte birden az- arasındaki muhayyerliğe uygundur. Son ihtimal1 budur.

[2088] “Beraberinde olanlardan bir zümre” yani bu vakitlerde ashabın-dan bir cemaat de kalkıyor.

[2089] “Geceyi ve gündüzü takdir eden Allah’tır.” Gece ve gündüzü tak-dir etmeye, saatlerinin ölçüsünü bilmeye Allah’tan başka kimsenin gücü yetmez. Yüce Allah’ın isminin mübteda olarak başa alınması ve ُر ِّ َ ُ fiilinin ona isnat edilmesi, takdirin sadece O’na mahsus olduğu anlamına delâlet eder; yani sizin buna gücünüz yetmez.

] 2090[ هُ ُ ْ ُ ْ َ ifadesindeki zamir, ُر ِّ َ ُ fiilinin masdarına aittir; yani O; sizin vakitleri belirlemenizin ve adalet ve denge üzere hesaplamanızın an-cak ihtiyaten en geniş olanı almakla mümkün olacağını, bunun da size zor geleceğini, boyunuzu aşacağını gördü “ve sizi bağışladı.” Bu ifade, yukarıda takdir edilen gece kıyamının terkedilebileceğine dair bir ruhsattır. Tıpkı “Allah, (karılar ve kocalar olarak, bu gecelerde) birbirinize hiç de iyi gözler-le bakmadığınızı (karı-koca ilişkisi yaşamak istediğinizi) görmüş ve tevbe-lerinizi kabul ederek sizi affetmiş bulunuyor. Dolayısıyla, Allah’ın verdiği bu müsaadeden yararlanarak onlarla ilişkiye girebilirsiniz…” [Bakara 2/187] âyetindeki gibi. Mâna şöyledir: Allah, tevbe eden kimseden mes‘ûliyeti kal-dırdığı gibi gece kıyamını terketmenin mes‘ûliyetini de sizden kaldırdı.

[2091] [Kur’ân’da] “namaz”ı kıyâm, rükû‘ ve sücûd kelimeleriyle ifade et-tiği gibi burada da kıraat kelimesiyle ifade etmiştir; çünkü kıraat namazın rükünlerinden biridir. Bu tabirle şunu kastetmektedir: Kolayınıza geldiği kadar namaz kılın, gece namazı size güç gelmesin! -Bu hüküm, sûrenin başındaki hükmü neshetmiştir. Sonra beş vakit namazla ikisi de neshe-dilmiştir.- Yalnız, kıraatin bizzat “Kur’ân okumak” olduğu da söylenmiş 1 Yani Allāhu a‘lem, sûrenin başında dile getirilen dördüncü ihtimal ( .ed / (أو زد

ve şöyle denilmiştir: (Gece kalkan kişi) yüz âyet okur. Kim bir gecede yüz âyet okursa Kur’ân, aleyhinde delil getirerek onu mağlup edemez.”1 Şu da söylenmiştir: “Kim yüz âyet okursa” bazılarına göre ise elli âyet okursa “kā-nitînden (yani gönüllü ibadet edenlerden) yazılır.” [ Ebû Dâvûd, “Şehru Rama-dân”, 9/1398]

[2092] Allah Teâlâ neshin hikmetini de açıklamaktadır. O da gece kalk-manın hastalara, ticaret için yeryüzünde seyahat edenlere ve Allah yolunda cihad edenlere zor gelmesidir. “Allah mücahitlerle helâl kazanç için seyahat edenleri aynı seviyede tuttu.” denilmiştir. İbn Mes‘ûd şöyle demiştir: “Kim Müslümanların şehirlerinden birine sıkıntılarına sabrederek ve sevabını Al-lah’tan umarak bir mal getirir ve o günün fiyatıyla satarsa, Allah katında şehitlerden olur. İbn Ömer’in de şöyle dediği nakledilir: “Benim için Allah, kendisinin yolunda ölmekten sonra, bineğimin üzerinde [ticaret amacıyla] Al-lah’ın lütfundan [kâr] arayarak seyahat ettiğim esnada ölmekten daha sevim-li bir ölüm yaratmamıştır.”

] 2093[ َِ َ (gördü) ara cümledir, neshin sebebinin sorulabileceği düşü-

nülerek getirilmiş bir cevaptır.

[2094] “Namazı dosdoğru kılın…” yani farz namazları ve vacip olan zekâtı verin. Bunun Fıtır sadakası olduğu da söylenmiştir; çünkü Mekke’de zekât yoktu, daha sonra farz kılındı. Bunu farz zekât olarak tefsir eden, sû-renin sonunun Medenî olduğunu kabul ediyor demektir.

[2095] “Allah’a güzel bir şekilde borç verin.” ifadesiyle diğer sadakaların kastedilmiş olması mümkün olduğu gibi zekâtı en güzel şekilde vermek -yani malın en güzelinden ve fakirlere en faydalı olanından, güzel bir niyet-le, Allah rızası için ve hak edene vermek- de kastedilmiş olabilir. Bu ifadey-le, can ve malla ilgili yapılan tüm hayırlar da kastedilmiş olabilir.

] 2096[ ا ً ْ َ vecedenin iki mef‘ûlünden ikincisidir; َ ُ fasıl zamiridir, iki ma‘rife arasında gelmese de bu caiz olmuştur; çünkü ef‘alu min kalıbı Lâm-ı ta‘rif almama konusunda ma‘rifeye benzer. Ebû Semmâl bunları mübteda haber kabul ederek ref‘ ile hüve hayrun ve a‘zamu ecran şeklinde okumuştur.

[2097] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki; “Her kim Müzzemmil sûresini okursa, Allah dünyada ve âhirette ondan zorluğu uzaklaştırır.”

1 Yani “Neden beni okuyup istifade etmedin?!” demez; ondan razı olur. / ed.

Bu bölümü tek başına aç →