KEŞŞÂF TEFSİRİ

Kureyş Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ

2. Âyetin Tefsiri

] 2979[ ف ( Kureyş’e ülfet sağlandığı için)ifadesi وا (kulluk et-sinler) âyetine bağlıdır; Allah onlara iki (ticaret) yolculuğunda sağlanan ül-fetten ötürü kendisine kulluk etmelerini emretmektedir.

[2980] “Peki,neden (وا cümlesinin başına) Fâ gelmiş?” dersen şöyle derim:Çünkü cümlede şart anlamı mevcut olup buna göre mâna; “Başka bir şey için etmeseler bile sadece kendilerine ülfet sağlandığı için O’na kulluk etsinler!” şeklindedir; bunun mâna açılımı da şöyledir: Allah’ın onların üzerle-rindeki nimetlerinin haddi hesabı yoktur. Şimdi onlar Allah’ın diğer nimetleri için olmasa da bari çok açık bir nimet olan şu bir tek nimet için O’na kulluk etsinler! Mânanın; “ Kureyş’e ülfet sağlandığı için şaşırınız!” şeklinde olduğu da söylenmiştir. ( Kureyş’e ülfet sağlandığı için) âyetinin, öncesindeki (yani Fil sûresinin sonundaki) ل אכ -Böylece onları çiğnenmiş bir ekine çe) כ virivermişti!..) âyetine bağlı olduğu da söylenmiştir; yani “ Kureyş’e ülfet sağla-mak için onları1 çiğnenmiş bir ekine çevirivermişti!” demektir. Bu, şiirde yer alan tazmin sanatı konumundadır ki bu da beytin anlamının, ancak kendisi sayesinde sağlıklı olabileceği şekilde öncesiyle irtibatlı olmasıdır. Nitekim bu iki sûre Übeyy b. Kâ‘b’ın mushafında, aralıksız şekilde bir tek sûre olarak mev-cuttur. Rivayete göre Hz. Ömer bu ikisini akşam namazının ikinci rekâtında okur; ilk rekâtta da Ve’t-Tîni sûresini okurmuş. Buna göre mâna; “Allah, onlara kasteden Habeşlileri helâk etti ki insanlar bunu işitip tanık olsunla; böyle-ce Kureyş, o insanlara fazlaca heybetli gözüksün ve onlar da kendilerine çok saygılı davransınlar. Tâ ki yolculukları esnasında onlar için güvenlik nizamı kurulsun da böylece hiç kimse onlara karşı cüretkârlık sergileyemesin.

[2981] Kureyş’in iki yolculuğu vardı; kışın (sıcak olan) Yemen’e, yazın da (serin olan) Şam’a yolculuk yapıp, uzaklardan gıda temin eder ve ticaret yaparlardı. Her iki yolculuklarında da güvendeydiler; çünkü onlar Allah’ın Harem’inin halkı ve Ev’inin bakıcısıydılar. Bu yüzden onların dışındaki in-sanlar yağmalanıp, baskına uğrarlarken, onlara ilişilmezdi.1 Yani Kureyş’in düşmanları olan Ebrehe ve ordusunu. / ed.

] 2982[ ف tabiri; senin, ülfet ettiğin mekân için âleftu’l-mekâne ûlifuhû إ- îlâfen - fe-ene mu’lifun1demenden alınmadır. Nitekim şair şöyle demiştir:

(Sana gelmek üzere yükümü yürük bir devenin sırtına bağladım.)Acı otlara değil, taze otlara aşina develerden birinin sırtına...

-li-ilâfi şeklindede okunmuştur ki (müfâ‘aleden) li-muâle (olmaksızın ي)feti… ( Kureyş’in -karşılıklı- ülfet peyda etmesi için) anlamındadır; ancak (sülâsîden) eliftuhû ilfen / ilâfen2 sözünden alınma olduğu da söylenmiştir. (Nitekim) Ebû Ca‘fer li-ilfi Kureyşin şeklinde okumuştur. (İbn Hind, Benî Esed kabilesine hitaben) şu şiirinde her iki mastarı bir arada zikretmiştir:

Kardeşlerinizin Kureyş Kabilesi olduğunu iddia ettiniz, etmesine de...onların ülfeti var; fakat size yok ülfet mülfet!

İkrime de li-ye’lefe Kureyşün ilfehum… ( Kureyş kış ve yaz yolculuklarına ısınsın diye) şeklinde okumuştur.

[2983] Kureyş, “Nadr b. Kinâne’nin oğulları” olup karş lâfzının ism-i tasğîri ile isimlendirilmişlerdir. (Efsaneye göre) kureyş; denizdeki gemilerle oynayan büyük bir hayvan olup hakkından ancak ateşle gelinebiliyormuş. Rivayete göre Mu‘âviye, İbn Abbas’a Kureyş kabilesinin adının nereden gel-diğini sormuş, o da; “Denizde yaşayan; yiyen fakat yenmeyen, üstün gelen, fakat üstün gelinemeyen bir hayvanın adından…” diye cevap vermiş ve şu şiiri okumuş:

“ Kureyş”, denizde yaşayan malum hayvan olupİşbu “ Kureyş”in adı verilmiştir Kureyş kabilesine.

Bunun ism-i tasğîr sîgası alması tazim sebebiyledir. Bu ismin “çalışıp ka-zanmak” anlamındaki el-karşu kelimesinden alınma olduğu da söylenmiştir; çünkü kazançlarını beldeleri dolaşıp ticaret yaparak sağlıyorlardı.

[2984] (İlk âyette) ülfet sağlanmasının önce mutlak zikredilip, daha sonra (ikinci âyette kış ve yaz yolculuğu şeklinde) iki yolculukla mukay-yet kılınmış şekliyle bedel yapılması, söz konusu ülfet sağlama işinin çok önemsenmesi ve bundaki nimetin büyüklüğünün hatırlatılması içindir.1 Bu Arapça ifade; “Buraya tamamen alıştım; ısınıyorum; ısınmış durumdayım” anlamında ise de anlam

önemli olmayıp fiil ve türevlerinin kullanımı gösterilmektedir. / ed.2 Burada da mâna önemli değildir; sülâsî fiilin masdarının ilfen ve ilâfen şeklinde gelebildiği gösterilmek-

tedir. / ed.

] 2985[ َ َ ْ -mastarı ile mansūb kı ا lâfzı, mef‘ûlün bih olarak ...رِlınmıştır. Tıpkı (Beled 90/15’deki) א ً ِ َ lâfzının, (Beled 90/14’deki) ٌאم َ ْ اmasdariyla mansūb kılınması gibi. Burada rıhleteyi’ş-şitâi ve’s-sayf (kış ve yaz yolculuklarına) anlamı kastedilmiş olup anlam kargaşasından emin olunması sebebiyle lâfız müfret kılınmıştır. Tıpkı şairin şu şiirinde olduğu gibi:

Karnınızın bir kısmına (çok az) yiyin [ki (haramdan) korunasınız.Zira zamanınız (haram korkusuyla az yenmesi gereken) ‘karnı fit’ bir devirdir.]

[2986] Zamme ile َ َ ْ -şeklinde de okunmuştur ki yolculuk yapılan ci رُhet demektir.1

Bu bölümü tek başına aç →

3. Âyetin Tefsiri

3. Bu Ev’in Rabbine kulluk etsinler...
Bu bölümü tek başına aç →

4. Âyetin Tefsiri

] 2987[ عٍ ُ ve ٍف ْ َ kelimelerinin nekire kılınması bunların şiddetli ol-ması sebebiyledir; yani Allah o iki yolculuk sayesinde onların bu yolculuk-lardan önceki şiddetli açlık hâllerini gidermiş ve fil sahiplerinin korkusu yahut beldelerinde ve yaşam alanlarında yağmalanma korkusu anlamına gelen büyük bir korkudan onları emin kılmıştır. Söylendiğine göre onlara (daha önce) kıtlık isabet etmiş; leş ve yanık kemik yemek zorunda kalmış-lardı. Allah onları cüzam korkusundan da emin kılmıştı; beldelerinde bu hastalığa tutulmazlardı.

[2988] Bütün bunların İbrâhim’in (a.s.) duası sayesinde olduğu da söy-lenmiştir.

[2989] (Son kısmın) “Ve onları hilâfetin başkalarında bulunması kor-kusundan da emin kılmıştır.” şeklinde yorumlanması bid‘at tefsirlerden biridir!

] 2990[ ف ’de Nûn ihfâ ile de okunmuştur.2

[2991] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki; “Her kim Li-îlâfi Kureyş sûresini okursa Allah ona, Kâbe’yi tavaf eden ve orada itikâfa giren kimseler sayısınca onar hasenat verir.”

1 Yaniyazın ve kışın yolculuk ettikleri istikametlere [rahatça gidebildikleri için…] / ed.2 Ebû Ca‘fer’in kıraatidir; zira o, cumhurdan farklı olarak, sakin Nûn ve Tenvîn’den sonra gelen خ ve غ

harflerinde izhâr yerine ihfâ veçhi uygular. / çev.

Bu bölümü tek başına aç →