KEŞŞÂF TEFSİRİ

İnşirâh Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ

1. Âyetin Tefsiri

1. Biz açmadık mı senin göğsünü?
Bu bölümü tek başına aç →

2–3. Âyetlerin Tefsiri

2-3. Biz indirdik senin üzerinden, o belini büken yükünü.
Bu bölümü tek başına aç →

4. Âyetin Tefsiri

mevcut ve sabit olduğu ifade edilmiş ve böylece bir bakıma “Senin göğsünü açtık” denmiştir. Mâna gözetilerek, “Biz indirdik.” fiilinin onun üzerine atfedilmiş olması da bu sebepledir.

[2824] “Senin göğsünü1 açtık” ifadesi, peygamberliğin ve hem insan hem de cin sınıfının (hakka) davet edilmesinin hüzün yüklerini birlikte istiap edecek veya kavminin ve başkalarının o nübüvvet yüzünden senin başına sardıkları zorluklara katlanacak derecede zihnini genişlettik yahut zihnini, içerisine yerleştirdiğimiz ilim ve hikmetlerle genişletip, körlük ve cehalet eşliğindeki darlık ve zorluğu ondan giderdik, anlamına gelmektedir. Hasan-ı Basrî’den; “(O zihin) hikmet ve ilimle dopdolu oldu.” şeklinde rivayet edilmiştir. Ebû Ca‘fer el-Mansûr’un (v. 158/775), Hâ’nın fethasıyla َכَ حَ َ ْ َ ْ َ okuduğu rivayet edilmiş olup (âlimler); “Belki de o, Hâ’yı iyice ...اbelli edip, mahrecini doygun kıldı da, işiten onun Hâ’ya fetha verdiğini sandı” demişlerdir. 1 Sadr göğüsten ziyade başı/zihni ifade etmektedir; zira insanın biliş, görüş, inanış, frenleme, korku, algı

vd. tüm idrak mekanizmalarını -yani kalb- sadrın içerisindedir [Bkz. Hac 22/46]. [i] Sadr, müste‘âr olarak “herhangi bir şeyin başı, önü, evveli” demek olup sadru’l-kanâti “mızrağın ucu”, sadru’l-kitâbi “kitabın başı”, sadru’n-nehâri “gündüzün ilk vakitleri” anlamındadır. Türkçedeki sadr, sadr-ı a‘zam, sa-daret kelimeleri bu anlam çerçevesinde değerlendirilebilir. Şerh-i sadr ise zihnin imanî hakikatleri ya da -peygamberde- Allah katındaki kutsal gaybî gerçekleri alabilecek genişliğe getirilmesi; zihnin açılması yani “Miladî 610 Mekke’sinin mevcut sosyokültürel şartlarında kabulü zor olan gaybî gerçekleri rahatça alabilecek şekilde genişletilmesi” demektir. Peygamberlik öncesi Mûsâ’nın (a.s.) da sadrının şerhedil-mesi için dua ettiği bilinmektedir. Ve bu, esasen her iman sahibi için söz konusudur: “Allah kimi hidayete erdirmek istiyorsa, onun göğsünü (yani zihnini) İslâm’a açıyor; kimi saptırmak istiyorsa, onun da göğsünü (yani zihnini) göğe doğru yükseliyormuşçasına daraltıyor, sıkıyor. İşte, iman etmeyenlerin üzerine Allah murdarlığı böyle boca ediyor!” (En‘âm 6/125) [ii] Kalb dendiği zaman, genelde, göğüs boşluğumuzda yer alan o kozalakvarî kalp anlaşılmaktadır, yani vücudumuza kan pompalayarak canlı kalmamızı sağlayan temel organ. Ancak kalb Seyyid Şerif Cürcanî’nin tabiriyle “rabbanî bir latife”dir. Kur’ān’da sözgelimi Hac 22/46, 47; A‘râf 7/179; Zümer 39/45; Muhammed 47/24’te [ve hadislerde; [Buhārî, “İman” 39; Müslim, “Müsâkāt” 107] kalbe yüklenen fonksiyonlara baktığımız zaman, dinî terminolojideki kalbin vücuda kan pompalayan kalp olmadığı görülmektedir. Zira Kur’ān’a göre kalb; her şeyi sayesinde anladığımız, kavradığımız… organımızdır; tasdîk, zan, yakīn, küfr, şekk, cahd, tekzîb, tefekkür, tezekkür, i‘tibâr, tasavvur, tahayyül, tecrîd gibi eylem ve yeteneklerimiz hep kalbin fonksiyon-larıdır; yani kalb göğüs boşluğumuzdaki malum organ değil, akıl başta olmak üzere beynimizin değişik kapasitelerini ifade etmektedir. Ve işbu kalb insanın sadrında yer almaktadır. / ed.

[2825] Muhammed’in (s.a.) belini inkãd eden -yani ağırlığı sebebiyle, bozulma ve çözülme sesi demek olan ِ َ ’a benzer şekilde beli zorlayan [çatırdatan, büken]- yükü taşıması demektir ki bu, Peygamber’e (s.a.) ağır ge-len ve onu kederlendiren: peygamberlik öncesi kusurları veya hüküm ve şeriatları bilmemesi yahut kavminin inatçılarının Müslüman olması uğruna kendini tüketmesi ve yanıp yakılması vb. şeylerin temsilî bir anlatımıdır.

[2826] Peygamber’in üzerinden yükün kaldırılması, onun bağışlanması veya şeriatların ona öğretilmesi yahut tebliğ vazifesini yerine getirip, bunda da mübalağa etmesinin ardından mazeretinin kabul edilmesidir.

[2827] Enes b. Mâlik (v. 93/712) َא ْ َ َ yani aşağıya- (.Biz çözdük) ...وindirdik- şeklinde okurken, İbn Mes‘ûd َك َ ْ وِ ْכَ َ َא ْ َ َ ,Ağırlığını çözüp) وüzerinden aldık.) şeklinde okumuştur.

[2828] Şanının yüceltilmesi ise kelime-i şehadette, ezan ve kāmette, te-şehhüt ve hutbelerde; “(Sizi razı etmek için Allah adına and içiyorlar.) Oysa müminseler, asıl Allah ve Resulünü razı etmeleri gerekirdi...” [Tevbe 9/62]; “...Kim Allah ve Resulüne itaat ederse...” [Nisâ 4/13]; “Allah’a da itaat edin, Resulüne de itaat edin...” [Mâide 5/92] vb. âyetlerde olduğu gibi Kur’ân’ın pek çok yerinde, adının Allah’ın adıyla birlikte zikredilmesi ve “Allah Resu-lü”; “Allah’ın Nebisi” şeklinde isimlendirilmesidir. Yine öncekilerin [kutsal] kitaplarında ondan bahsedilmesi, peygamberler ve onların ümmetlerinden ona iman etmeleri hususunda [Âl-i İmrân 3/81] söz alınması da bu cümleden-dir.

[2829] Şayet“Mâna ondan bağımsızken (yani onsuz tamamlanıyor-ken), fazladan כ (senin için)ifadesinin eklenmesinde ne fayda var?” dersen şöyle derim:כ ’nin ilave edilmesinde; önce müphem kılma, sonra da izah etme tarzıyla ilgili bir husus mevcut olup sanki “Senin için açmadık mı?” denmiş ve hemen oracıkta şerh edilecek bir şeylerin bulunduğu anlaşılmış, sonra da “Senin gönlünü - zihnini” buyrularak, müphem bilinen şey izah edilmiş olmaktadır. ك כ ذכ (senin için şanını) ve כ وزرك (senden, yükünü) ifadelerinde de aynı durum söz konusudur.

Bu bölümü tek başına aç →

5. Âyetin Tefsiri

5. Çünkü güçlükle beraber elbet bir kolaylık vardır.
Bu bölümü tek başına aç →

6. Âyetin Tefsiri

[2830] Şayet“‘Çünkü güçlükle beraber elbet bir kolaylık vardır.’ âyeti, öncesiyle nasıl bir ilgi bağı oluşturmuştur?” dersen şöyle derim:Müşrikler Peygamber’i (s.a.) ve müminleri fakirlik ve imkânsızlıkla ayıplıyorlardı. Öyle ki bu, Hz. Peygamber’de onların İslâm’dan kendi tâbilerinin fakirliği ve dü-şüklüğü yüzünden yüz çevirdikleri vehmini uyandırmıştı. Bunun üzerine Allah, kendisine ihsan ettiği yüce nimetleri hatırlattıktan sonra; “Çünkü güç-lükle beraber elbet bir kolaylık vardır.” buyurmakla sanki “Seni varlık sahibi kıldık da kıldık! Artık gel; Allah’ın lütfundan ümit kesme! Çünkü içinde bu-lunduğunuz zorlukla beraber elbet bir kolaylık vardır.” demiş oldu.

[2831] Şayet“ َ َ edatı (uyum ve) beraberliği ifade eder. O hâlde, ko-laylık ve zorluğun birlikte oluşunun anlamı nedir?” dersen şöyle derim:Kastedilen, Allah’ın Müslümanları içinde bulundukları zorluğun ardından, yakın bir zamana kadar bir tür kolaylıkla nasiplendirecek olmasıdır. Böylece daha fazla teselli vermek ve kalplerini daha da takviye etmek için Allah, o gözlenen kolaylığı zorluğun yakını kılacak derecede yakına getirmiştir.

[2832] “Peki, İbn Mes‘ûd ve İbn ‘Abbas’ın (r.anhumâ); ‘Bir zorluk asla iki kolaylıkla baş edemez!’ demelerinin anlamı nedir? Zira doğrudan ken-disine dayandırılan bir rivayete göre Peygamber (s.a.)bir gün gülerek dışarı çıkmış ve ‘Bir zorluk asla iki kolaylıkla baş edemez!’ buyurmuş.” dersen şöyle derim:Bu zâhire göre davranmak, beklentideki güçlülüğü esas almak ve Allah’ın vaadinin lâfzın muhtemel en doygun ve yetkin anlamına ham-ledilmesidir. Burada söylenecek söz, ikinci cümlenin birinci cümleyi tek-rarlamasının muhtemel oluşudur. Tıpkı (Murselât sûresinde 10 kez tekrar-lanan) “Yalanlayanların hâli haraptır o gün!” âyetinin ve senin câenî Zeydun Zeyd (Bana Zeyd geldi; Zeyd!) demendeki tekil lâfzın tekrarlanması gibi ki, bunda amaç birinci cümlenin anlamını ruhlara ve kalplere iyice ve sağlam-ca yerleştirmektir. Şu da söylenebilir; birinci cümle, zorluğu şüphesiz bir kolaylığın takip edeceğini vaat ederken, ikinci cümle müstakil olarak (aynı) zorluğun ardından (başka) bir kolaylığın geleceğini vaat etmektedir ki, bu “başlangıç yapma” değerlendirmesine göre bunlar iki kolaylık olurken, sa-dece bir tek zorluk söz konusu olur; çünkü ا (zorluk) lâfzının ma‘rifeliği (şu iki şeyin) dışında kalmaz: Ya (sırf konuşanın bilebileceği şekilde) zihnen belirlemeye mahsustur ki Müslümanların içiinde bulundukları zorluktur; dolayısıyla bu (ikinci) zorluk o (birinci) zorluğun aynısıdır; çünkü bunun hükmü, senin “inne ma‘a Zeydin mâlen; inne ma‘a Zeydin mâlen (Muhak-kak Zeyd’in maiyetinde bir miktar mal var; gerçekten Zeyd’in maiyetin-de bir miktar mal var!)” demende yer alan Zeyd isminin hükmü gibidir.

Yahut bu ma‘rifelik herkesin bilebileceği “cins” kavramına (bilinen zorluk türüne) mahsustur ki bu durumda da aynı şekilde bu zorluk o zorluğun kendisidir. ا ً ْ ُ lâfzına gelince; bu nekire kılınmış olup “cins”in (tamamını değil) bir kısmını içerir. Buna göre ikinci söz, tekrarlanmamış bir başlangıç olunca, hiçbir kapalılık söz konusu olmaksızın, birinci kısmiliğin dışında başka bir kısmilik içermiştir.1

[2833] Şayet“İki kolaylıkla kastedilen nedir?” dersen şöyle derim:Bu ikisiyle, Müslümanlara Peygamber’in (s.a.) devrinde müyesser kılınan fetihlerle, Halifeler devrinde müyesser kılınan fetihlerin kastedilmesi caiz olabileceği gibi dünya ve âhiret kolaylığının kastedilmesi de caizdir. Tıpkı “De ki: (Ey Münafıklar!) Siz bizim için bekleye bekleye o iki güzelden (yani şehitlik veya zaferden) birini bekliyorsunuz...” [Tevbe 9/52] âyetinde zafer ve sevap güzelliğinin kastedilmesi gibi.

[2834] “Peki, (ا ً şeklinde) nekire kılmanın anlamı ne?” dersen şöyle derim: Burada tazim söz konusu olup sanki “Elbette güçlükle beraber mu-azzam bir kolaylık vardır; ne tür bir kolaylık olursa olsun!” denmiş gibidir. Bu (âyet) İbn Mes‘ûd Mushaf ’ında tek bir kere yer almaktadır. Şayet“Ma-demki onun Mushaf ’ında tekrarsız yer almaktadır; o zaman neden ‘Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer zorluk bir haşerat deliğin-de olsa bile, mutlaka kolaylık onun ardına düşüp, eninde sonunda üstün gelir; zira bir zorluk asla iki kolaylıkla baş edemez!’ demiştir?” dersen şöyle derim:“İki kolaylık” derken, bununla bir bakıma ا ً ’daki tazim anlamını kastetmekte; böylece onu iki cihanın kolaylığıyla tevil etmektedir. Bu da hakiki anlamda ‘iki’ kolaylıktır.

Bu bölümü tek başına aç →

7. Âyetin Tefsiri

siyle nasıl bir ilgi bağı oluşturmaktadır?” dersen şöyle derim:Allah Teâlâ Hz. Peygamber’e olan geçmiş nimetlerini ve yakın gelecekteki vaatlerini bir bir sayınca, onu şükretmeye, ibadet konusunda gayretkeşliğe ve yorul-maya, o ibadetleri birbirine ekleyip bitiştirmeye ve ibadet vakitlerinden hiçbir vakti boş geçirmeme noktasında tutkulu olmaya motive etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber bir ibadeti bitirince, hemen arkasından bir diğe-rini eklermiş. İbn ‘Abbas’ın bu âyeti: “Namazı bitirince duaya yoğunlaş!”; Hasan-ı Basrî’nin: “Savaşı bitirince ibadete yoğunlaş!” ve Mücahid’inse:

1 Yani Nahiv ve Mantık kaidesince; ا lâfzı ma‘rife olarak aynen tekrarlandığı için ikincisi birincisinin aynı; ا ً lâfzı ise nekire olarak tekrarlanması sebebiyle ikincisi birincisinin gayrı olmakta ve böylece bir zorluğa karşılık iki kolaylık söz konusu olmaktadır. / çev.

“Dünyevi işleri bitirince namaza dur!” şeklinde yorumladıkları rivayet edil-miştir. Rivayete göre; Şa‘bî havaya taş atan bir adamı görmüş de ona: “Bu, iş bitiren kişinin emredildiği bir şey değil (iş gören kişinin bu tür boş işler-le uğraşması yakışık almaz!)” Kişinin herhangi bir uğraş vermeksizin boş boş oturması veya dini ve dünyası konusunda kendisine gerekli olmayan mâlâyânî şeylerle meşgul olması, onun sığ görüşlü, zayıf akıllı ve gaflet için-de oluşundandır!” dediği rivayet edilmiştir. Ömer (r.a.) kesin bir dille şöyle demiştir: “Ben gerçekten sizden birinizin ne herhangi bir dünya ne de bir âhiret işinde yer almaksızın; işsiz güçsüz, aylak aylak, boş boş dolaşmasını hoş görmem!”

[2836] Ebu’s-Simâl Râ’nın kesresiyle ( َ ْ ِ َ אذا ) okumuştur ki fasih bir kıraat değildir.

[2837] Bazı Râfızîlerin, Sād’ın kesresiyle; “Devlet reisliğine Ali’yi tayin et!” anlamında fa’nsıb (nasb et) şeklinde okumuş olması bid‘atler cümlesin-dendir. Şayet bu, Râfızî için sağlıklı oluyorsa, o takdirde bir nâsıbînin1 bu şekilde okuyarak, bunu “Ali’ye kin tutma ve düşmanlık” anlamındaki nasba dair bir emirmiş gibi telakki etmesi de sağlıklı olacaktır!..

Bu bölümü tek başına aç →

8. Âyetin Tefsiri

lütfundan başka bir şey isteme! Fe-rağğib şeklinde de okunmuş olup; “İn-sanları O’nun nezdindeki şeyleri istemeye teşvik et!” anlamına gelir.

[2839] Hz. Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki: “Her kim E-lem Neş-rah sûresini okursa sanki o, bana kederli olduğum bir hâlde gelip kederimi gidermiş gibi olur.”

1 Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’e karşı düşmanlık sancağını nasb edenler (çekenler). Hāricîlerden farklı olarak, tekfir etmezler. / ed.

Bu bölümü tek başına aç →