KEŞŞÂF TEFSİRİ

Felak Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ

Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…

1. Âyetin Tefsiri

yarılıp ayrılmakta ve fark edilmektedir; fe‘al (yarmak) vezni mef‘ûl (ay-rılmış) anlamındadır. Darbımesel olarak: Huve ebyenu min felakı’s-subhi (Tanyerinin ağarmasından daha net!) ve Huve ebyenu min ferakı’s-subhi (Tanyerinin fark edilir olmasından daha net!) denir. Yine Arapların, “tanyeri ağardı”ğında seta‘a’l-furkānu demeleri de bu kabildendir. Bu-nun, yerden bitkinin, dağlardan pınarların, buluttan yağmurun, rahim-lerden çocukların, tane ve çekirdek vb.lerinin toprağı yarıp çıkması gibi, “Allah’ın yarıp ortaya çıkardığı her şey” demek olduğu da söylenmiştir. Yine, cehennemde bir vadi veya kuyu olduğu da söylenmiştir ki bu da Arapların, toprakta iyice sükûnet bulan şeyler için felak demelerinden alınmadır. Bunun çoğulu ise filkāndır. Rivayete göre sahabilerden biri Suriye topraklarına gelip, zimmilerin evlerini ve konforlu yaşamlarını, dünyalık adına kendilerine tanınan geniş imkânları görünce: “Hiç aldır-mıyorum! Önlerinde (kendilerini bekleyen bir) felak yok mu?” demiş. “Felak nedir!?” diye sorulunca; “Cehennemde bulunan öyle bir evdir ki kapısı açıldığı vakit bütün cehennemlikler sıcaklığının şiddetinden fer-yat ederler.” demiş.

Bu bölümü tek başına aç →

2. Âyetin Tefsiri

2. Yarattıklarının şerrinden;
Bu bölümü tek başına aç →

3. Âyetin Tefsiri

] 3063[ َ َ َ א َ ّ َ ِ yani “yarattıklarının şerrinden…” Onların şerri de (insan ve cin türünün oluşturduğu) mükellef canlıların isyanları, günahları, haksızlık ve azgınlıkla birbirlerine zarar vermeleri, cinayet, darp, sövme vb. yaptıklarıyla; mükellef olmayan yırtıcılar ve haşereler gibi canlıların (parça-layıp) yeme, kapma, sokma ve ısırma gibi fiilleri ve bir de Allah’ın cansız-ların bünyesine yerleştirdiği; (tabiatta) ateşin çıkardığı yangın ve zehirlerin öldürmesi gibi zarar türleridir.

[3064] Ğâsık “karanlığı çöktüğünde gece’ye denir ki; ا ا ([Güneşin batıya yönelmesinden] gecenin kararmasına kadar [namaz kıl].” [İsrâ 17/78] âyetin-den iktibas edilmiştir. Yine bu cümleden olmak üzere ğasekati’l-‘aynu (Göz yaşla doldu.) ve ğasekati’l-cerâhatu (Yara kanla doldu.) denir. Gecenin vukû-bu ise karanlığının her şeye sirayet etmesidir. Nitekim batıp kaybolduğu vakit güneş için vakabeti’ş-şemsu (Güneş tamamen battı.) denir. Hadiste de; “Hz. Peygamber güneşin batıp tamamen kaybolduğunu görünce, akşam namazını kastederek: ‘İşte, namazın giriş vakti budur.’ demiştir.” şeklinde yer almaktadır. Bunun dolunay olduğu vakitteki ay anlamına geldiği de söylenmiştir. Hz. Âişe’den şu rivayet gelmiştir: “Peygamber (s.a.)elimden tuttu ve Ay’ı göstererek: ‘Bunun şerrinden Allah’a sığın! Zira (âyette bahse-dilen) karanlığı bastıran şey budur.’ buyurdu [Tirmizî, “Tefsir”, 94; Ahmed, VI, 206]. Buna göre ‘ayın vukûbu’ tutulma sürecine girip kararmasıdır. Yine א ile yılanlardan siyah olanların kastedilmesi de caizdir ki, onun vukûbu da (sokarken) çarpıp delmesidir ki burada vakab (yılanın şişip saldırmasının ardından gelen) “delmek”tir ki, vakbatu’s-serîdi (tiridin kabarması) da bu kabildendir.

[3065] Gecenin şerrinden Allah’a sığınmak şu sebepledir: Şerrin yay-gınlaşması en çok geceleyin olur ve bundan korunmak da çok zordur. Ni-tekim Arapların; el-leyl ahfâ li’l-veyl (Gece belâ için en uygun kamuflâjdır); keza ağdera’l-leylu (gecenin gaddarlığı yakındır) şeklindeki sözleri de bu ka-bildendir; zira gece kararınca gaddarlık daha çok olur. Şerrin geceye isnat edilmesi, geceleyin ortaya çıkması sebebiyle şerle içli dışlı olmasındandır.

Bu bölümü tek başına aç →

4. Âyetin Tefsiri

düğümlere üfüren ve yumuşak şekilde tüküren sihirbaz kadınlar toplulu-ğudur. ُ َ ,tükürük beraberindeki üfürme demektir. Zararlı bir şey yemek اiçmek veya koklamak yahut efsunlanmış olanla bir şekilde temasta bulun-mak ayrı; ama normalde bu üfürmenin hiçbir etkisi yoktur. Fakat Allah bu esnada, hakta sebat edenlerin Haşviyye ve cahil avam tabakasından ayrıl-masını sağlayacak bir imtihan olmak üzere bir tür fiil vücuda getirebilir de Haşviyye grubu ve bayağı kimseler bunu o (efsuncu) kadınlara ve onların üfürmelerine nispet ederler. Sabit sözde (hakta) sebat gösterenler ise bu tür şeylere ne iltifat ederler ne de bunları önemserler!

[3067] Şayet“Üfürükçü kadınların şerrinden sığınma talebinde bulun-manın anlamı nedir?” dersen şöyle derim:Bu hususta üç görüş vardır: 1) Onların, sihir yapmaktan ibaret olan amellerinden ve bu husustaki günah-larına karşı sığınma talebinde bulunmak. 2) Onların, sihirleriyle insanları ayartmalarına ve o bâtıl şeyleriyle onları aldatmalarına karşı sığınma tale-binde bulunmak. 3) Allah’ın, onların nefes etmeleri esnanında isabet ettire-bileceği şerre karşı sığınma talebinde bulunmak.

[3068] Bu “üfürükçü kadınlar” ile, tuzaklarının sihre ve düğümlere üfürmeye benzetilmesi itibariyle tuzakçı (şantajcı) kadınların kastedilmesi de caizdir ki bu da;“(Bu, siz kadınların bir tuzağıdır;) gerçekten müthiştir siz kadınların fendi!” [Yusuf 12/28] âyetinden iktibastır. Yahut bu kadınlarla; erkeklere sataşmaları ve güzelliklerini sergilemeleri sayesinde onları ayartan kadınlar kastedilmiştir ki bunlar sanki erkekleri bununla efsunlamış olmak-tadırlar.

Bu bölümü tek başına aç →

5. Âyetin Tefsiri

yan kişinin başına bu hased gereği sıkıntılar geldiğinde… Çünkü o, (haset adına) içinde gizlediklerinin izini belli etmedikçe, ondan yana hiçbir zarar haset ettiği kimseye dönmez; hatta o, başkasının sevincinden ötürü kedere gark olduğu için kendi kendine zarar verir. Ömer b. Abdülaziz’in: “Maz-luma, hasetçiden daha çok benzeyen bir zalim görmedim!” dediği rivayet edilmiştir. “Hasetçinin şerri” derken, bununla onun günahı ve haset ettiği ve hasedinin belirtisini açığa vurduğu vakitteki durumunun çirkinliğinin kastedilmesi de caizdir.

[3070] Şayet“Yarattıklarının şerrinden” âyeti, kendisinden sığınılacak her şeyi genel olarak zaten ifade etmekte iken sonrasındaki; bastıran ka-ranlıktan, üfürükçü kadınlardan ve hasetçiden (tek tek) sığınma talebinde bulunulmasının anlamı nedir?” dersen şöyle derim:Tüm şerler içerisinden bunların şerrine özel yer verilmesi, bu şerrin konumunun gizliliği ve insa-nı, kendisine ansızın musallat olacakmışçasına bilemediği bir yerden gelip bulması sebebiyledir. Demişlerdir ki: Sinsi düşmanın en kötüsü seni fark edemeyeceğin yerden faka bastırandır.

[3071] “Peki, neden kendisinden sığınma talebinde bulunulanların bir kısmı ma‘rife, bir kısmı da nekire kılınmıştır?” dersen şöyle derim:Üfü-rükçü kadınların ma‘rife kılınması, her bir üfürükçü kadının birer şirret olması; karanlığın nekire kılınması da, şerrin tüm karanlıklarda değil bazı karanlıklarda bulunması sebebiyledir. Aynı şekilde her hasetçinin de zararı dokunmaz. Nitekim nice övgün haset vardır ki o da hayırlara ilişkin ola-nıdır! Peygamber’in (s.a.); “Ancak iki şey haset etmeye değer...” [Buhārî, “Te-menni”, 5; İbn Mâce, “Zühd”, 24] buyurması da bu kabildendir. Ebû Temmâm (v. 231/846) demiştir ki:

[Kıskanılacak biriyim gerçekten. Ve beni kıskananları mazur görüyorum.]Zira hasetçi sayılmaz (benim gibi) değerli şeyleri kıskanan!

Yine şöyle demiştir:[Temayüz ettiğin hususlarda sana haset edenleri mâzur gör!]Zira şu yüce hasletler var ya! Gerçekten güzeldir bu gibi hususlarda haset edilmek!

[3072] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki; “Her kim iki sığındırıcıyı (Felâk ve Nâs sûrelerini) okursa, Allah Teâlâ’nın indirdiği kitapların tama-mını okumuş gibidir.”

Bu bölümü tek başına aç →