KEŞŞÂF TEFSİRİ
Duhâ Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ
Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…
1. Âyetin Tefsiri
larını saldığı âna varıncaya dek gündüzün başlangıcıdır. Söylendiğine göre yeminin kuşluk vaktine tahsis edilmesinin sebebi, Mûsâ’nın (a.s.) ilâhî kelâ-ma o saatte muhatap olması ve “(Randevunuz; ziynet(lerin takıldığı bay-ram) günüdür;) insanlar kuşluk vakti bir araya getirilecek...” [TāHâ 20/59] âyetince sihirbazların secdeye kapanmaları imiş. ا ile (bütün bir) gün-düzün kastedildiği de söylenmiş olup bunun açıklaması; [A‘râf 7/97-98’de1] “geceleyin uyurlarken” ifadesine karşılık “kuşluk vakti çatmayacağından emin miydiler?” âyetidir.
2. Âyetin Tefsiri
sâciyetun tabirinin, rüzgârı dinmiş gece anlamına geldiği de insanların ve seslerin sükûn bulduğu gece anlamına geldiği de söylenmiştir. Nitekim secâ el-bahru “denizin dalgaları dindi”; tarfun sâcin tabiri de; “durgun, zayıf ba-kış” anlamına gelir.
3. Âyetin Tefsiri
rakıp gidenin kesip attığı gibi seni kesip atmadı” anlamındadır. Mâ vede‘ake şeklinde şeddesiz de okunmuştur; “Seni bırakmadı” demektir. Şiir:
Biz oracıkta Amr ve Âmir sülalelerini(n maktullerini), düzeltilip sağlamlaştırılmış, esmer kargıların (sivri) uçlarının parçaladığı birer ceset olarak bıraktık!
[2802] Tevdî‘ terk etmenin mübalağalısıdır; çünkü ayrılıp gidecek şekil-de seni terkeden biri, seni terk etmede mübalağa etmiş demektir. Rivayete göre Peygamber’e (s.a.) vahyin gelmesi birkaç gün gecikince müşrikler, “Rabbi Muhammed’i terkedip, ona darılmış!” demişlerdi. Yine söylendi-ğine göre Ebû Leheb’in karısı Ümmü Cemîl’in Hz. Peygamber’e: “Mu-hammed! Görüyorum ki ‘şeytan’ın seni terk etmiş!” demesi üzerine bu sûre inmiştir [Buhārî, “Tefsir”, 93; “Fedāilu’l-Kur’ân”, 1].
1 “Peki, bu şehirlerin halkı; azabımızın onlara geceleyin uyurlarken (ansızın) gelip çatmayacağından emin miydi-ler?” [A‘râf 7/97] âyetine karşıt olarak (sevk edilen); “Peki, bu şehirlerin halkı; azabımızın onlara kuşluk vakti (güpegündüz) oyunda-oynaşta iken gelip çatmayacağından emin miydiler?” [A‘râf 7/98] âyetidir. / ed.
] 2803[ َ َ fiilin(in aslı ك א َ olup) zamir hazfedilmiştir. Tıpkı و اכ ا واات اכ ا وا ً Ve Allah’ı çokça zikreden erkekler ve zikreden kadınlar…” [Ahzâb“) כ33/35]) âyetindeki ات اכ ِ kelimesi gibi ki (zikreden kadınlar) ا ِ ا َ כِ -O’nu zik) واreden kadınlar) demek istemektedir. [6-8. âyetlerdeki] ،ى وى، fâsılaları da bunun gibidir; bu, hazfedilenin belli olmasından ötürü bir lâfız kısaltmasıdır.
4. Âyetin Tefsiri
âyetinin, öncesiyle irtibatı nedir?” dersen şöyle derim:Terk etme ve darıl-ma yok demek, zımnen; “Allah seni vahiyle buluşturacak; sen Allah’ın sevgili kulusun; sen bu vahiyden daha büyük bir şeref ve daha ulvi bir nimet gör-memişsindir” anlamını içerince Allah; Peygamber’e, onun âhiretteki duru-munun bundan da büyük ve ulvi olacağını haber vermiş olmaktadır ki bu da Allah’ın bütün nebi ve resullerinin önüne geçmesi, (rütbe itibariyle) onlardan kıdemli olması, ümmetinin diğer ümmetlere şahitlik etmesi, şefaati sayesinde müminlerin derece ve mertebelerinin yüceltilmesi vd. yüce şereflerdir.
5. Âyetin Tefsiri
gelmesi; insanların bölük bölük dine girmesi; Kurayza ve Nadīr ( Yahudi) kabilelerine galip gelinip bunların sürgün edilmesi; ordu ve müfrezeleri-nin Arap beldelerinde çoğalıp yayılması; onun râşit halifelerine memleket boylarında şehirlerin fethini nasip etmesi; onların elleriyle zorba yönetici-lerin memleketlerini yıkıp kisrâların hazinelerini yağmalatması; şarklıların ve garplıların kalplerine korku salması; İslâm’ın heybet kespedip davetin yayılması ve Müslümanların istilası adına Allah’ın ona dünyada verdiklerini ve künhünü Allah’tan başkasının bilemeyeceği sevap adına onun için bi-riktirdiklerini kapsayan bir vaat müjdesidir. İbn Abbas demiştir ki; “Onun için cennette beyaz inciden mamul; toprağı misk olan bin tane köşk vardır.”
[2806] Şayet“(ف ف (şeklinde و ’nin başına gelen bu Lâm da ne?” dersen şöyle derim:O, cümlenin mefhumunu pekiştiren başlangıç Lâm’ı-dır. Mübtedâ ise hazfedilmiş olup cümle ve le-ente sevfe yu‘tıyke (Elbette sen var ya, sana Rabbin [verdikçe] verecek.) şeklinde kurgulanır. Nitekim le-uksimu (Gerçekten kıyamet gününe yemin ederim!) âyetinde,1 bunun le-ene uksimu (Elbette ben... yemin ederim ki!) anlamına geldiğini zikret-miştik. Şöyle ki bu Lâm ya kasem Lâm’ı ya da başlangıç Lâm’ı olabilir.
1 Yani Kıyamet (75) sûresinin ilk âyetindeki أ ifadesinin İbn Kesîr tarafından le-uksimu okunmasın-da. / çev.
Kasem Lâm’ı ise sadece tekit Nûn’uyla birlikte muzâri fiilin başına gelebilir. Geriye onun sadece başlangıç Lâm’ı olma ihtimali kalır ki başlangıç Lâm’ı da ancak mübtedâ - haber cümlesinin başına gelir. Dolayısıyla, mutlaka bir mübtedâ ve haber takdir etmek ve böylece onun aslının; ve le-ente sevfe yu‘tıyke şeklinde olması gerekir. “Peki, tekit harfi (olan Lâm) ile tehir harfi (olan ف )’nin birlikteliği ne anlama geliyor?” dersen şöyle derim:(Allah katından gerçekleşecek olan) vermenin, bir maslahattan ötürü gecikmiş olsa da mutlaka vuku bulacağı anlamına geliyor.
6. Âyetin Tefsiri
7. Âyetin Tefsiri
8. Âyetin Tefsiri
büyümesinin ve yetişmesinin başlangıcından bu yana onu bu nimetlerden mahrum kılmadığını zikretmektedir ki bu, (Peygamber’in) ‘en güzel’den, ha-yır ve şerefin artmasından başka beklentisi olmaması, iç sıkıntısı yaşamaması ve sabrının azalmaması için Allah’ın ona (gelecekteki) ihsanı adına gözlenen şeyi geçmişine kıyas etsin diye, amaçlananın terşîhî bir anlatımdır.1
[2808] “O seni... bulmadı mı?”Bu, “bilmek” anlamındaki vucûd (bul-mak) kökünden alınmadır.2 (ك ve א ً lâfızlarından ibaret) iki mansūb ke-lime َ َ ”?nin iki mef‘ûlüdür. Buna göre mâna: “Sen yetim değil miydin’وَşeklindedir. Şöyle ki Hz. Peygamber anne karnında altı aylıkken babası, se-kiz yaşındayken de annesi vefat etmişti. Derken, bakımını amcası Ebû Tâlib üstlenmişti. Allah onu esirgeyip, güzelce yetiştirdi. tabirinin, Arapların durratun yetîmetun (eşsiz inci) ifadesinden olduğu şeklindeki yorum bid‘at tefsir grubundandır ki, buna göre mâna; “O seni Kureyş’in içinde tek; ben-zersiz bulup da barındırmadı mı?” şeklinde [yanlış!] olur.
وى) [2809] medsiz) fe-evâ şeklinde de okunmuş olup iki şekilde açıkla-nabilir: Ya (medli) âvâhu (onu barındırdı) anlamındaki evâhudan gelmektedir -ki bazı çobanların eyne âvî hâzihi’l-mûkasete (Şu uyuz deveyi nerede barındıra-yım?) dediği işitilmiştir- yahut “ona acıdı” anlamındaki evâ le-hûdan alınmadır.
[2810] Bu, şeriatların ve (bilgisine ulaşma) yönteminin “işitme” (nakil/rivayet)ten ibaret olduğu şeylerden uzak kalmak anlamına gelir. Tıpkı “Yoksa, sen daha önce kitap nedir, iman nedir bilmiyordun.” [Şûra 42/52] âyetinde olduğu gibi. [Hz. Peygamber’in] çocukluğunda Mekke vadilerinin birinde kaybolduğu1 Yani bu anlatımda “benzetilen”in (müşebbehün bih) vasfını öne çıkaran bir teşbih mevcut olup isti‘âre-i
muraşşaha içeren bu âyetlerde Allah çok merhametli bir ebeveyne, Peygamber ise yetiştirilip korunan bir çocuğa benzetilmektedir. / çev.
2 Yani “O seni yetim bilip de barındırmadı mı?” / çev.
ve Ebû Cehl’in onu (bulup) Abdulmuttalib’e geri getirdiği de söylenmiş-tir. (Sütannesi) Halime’nin onu sütten kesip Abdulmuttalib’e teslim etmek için getirdiğinde Mekke kapısında onu kaybettiği; yine Ebû Tâlib’in (ticaret yolculuğuna) çıktığı vakit onun Şam yolunda kaybolduğu da söylenmiştir.
[2811] Ve sana “yol gösterdi;” yani Kur’ân’ı ve şeriatları sana bildirdi. Ya-hut senin, dedenin ve amcanın yanından kaybolup uzak düşmeni izale etti.
[2812] “[Hz. Muhammed] kırk yıl kavminin konumu üzereydi!” diyen kişi, şayet bununla Hz. Peygamber’in kavmi gibi naklî bilgilerden (vahiy kültü-ründen) uzak bulunduğunu kastettiyse ne âlâ! Yok, şayet onların (Cahiliye) dini ve inkârları üzere olduğunu kastettiyse, ma‘âzallah!.. Zira peygamberle-rin peygamberlikten önce de sonra da ayıp kaçacak büyük ve küçük (her tür) günahtan korunmuş olması gerekir: “(Biz peygamberler) herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmamız bize yakışmaz (Bu, Allah’ın bize ve insanlara lütfun-dandır...” [Yûsuf 12/38] buyrulmuşken, onun, kâinatın) mimarını inkâr ve bil-mezlik etmesi mümkün mü!? Hem, inkârcıların yanında herhangi bir inkâr sabıkası bulunması bir peygambere noksanlık olarak yeter!
[2813] “Başkasının eline bakar” yani fakir. ( ً א Tahrîm 66/5’teki אتٍ َ ِ א ’ın) seyyihâtin okunuşu gibi ‘ayyilen şeklinde ve ‘adîmen (yoksul) şeklin-de de okunmuştur.
[2814] “(Seni) Hadîce’nin malıyla yahut sana kazandırdığı ganimetlerle “zengin etmedi mi?” Peygamber (s.a.): “Rızkım kargımın gölgesinde ya-ratılmıştır (rızkımı savaş ganimetlerinden tedarik ederim)!” buyurmuştur [Buhārî, “Cihâd”, 88]. “Seni kanaat sahibi kılıp, gönül zengini etmedi mi?” şeklinde de tefsir edilmiştir.
9. Âyetin Tefsiri
çalma ona!.. İbn Mes‘ûd kıraatinde ْ َ َכْ َ şeklindedir ki bu, kişinin yüzünü ekşitmesidir. Fulânun zû-kuhrûratin denir ki “Falanca asık suratlıdır.” demektir. [ Enes’in] ِ
َ َ א כَ َ َ ُ ِّ ِ وَا א ِ َ (“Babam ve anam ona feda olsun! Bana hiç surat asmadı.”) sözü de bu kabildendir. [Müslim, “Kitâbü’l-Mesâcid”, 33 benzer lafızlarla]
10. Âyetin Tefsiri
gamber’in (s.a.): “Dilenciyi üç kez reddettiğin hâlde dönüp gitmezse, onu menetmen hususunda sana bir vebal yoktur.” buyurduğu rivayet edilmiştir. Denilmiştir ki; şayet o kişi verilecek bir şey isteyen değil de ilim talep eden biriyse, sana geldiğinde onu azarlama!
11. Âyetin Tefsiri
yayılıp tanıtılmasıdır. Âyette barındırma, yol gösterme, zengin kılma ve bundan öte şeyler adına zikrettiği nimetler kastedilmektedir.
] 2818[ Mücâhid’in (v. 103/721) bu nimeti “Kur’ân” ile yorumladığı ri-vayet edilmiş olup buna göre “Anlat!” emri: “Kur’ân’ı okut ve gönderildiğin şeyi tebliğ et!” anlamına gelir.
[2819] Rivayete göre Abdullah b. Gâlib sabahladığında: “Allah dün gece beni pek çok hayırla rızıklandırdı; şu kadar Kur’ân okudum, şu kadar namaz kıldım!” dermiş. Kendisine: “Ey Ebû Firâs! Senin gibi biri böyle şeyler söyler mi hiç?” dendiğinde; “Allah ‘Rabbinin nimetine gelince; işte onu anlat!’ di-yor; siz ise ‘Allah’ın nimetini anlatma!’ diyorsunuz” dermiş. Gayet tabiî böyle bir şey, ancak kişi bununla ilahî nimeti ve başkalarının da kendisine uymasını amaçlayıp, kendi nefsine karşı fitneden de emin olduğunda caiz olsa bile, kendisini gizlemesi daha faziletlidir. Şayet bunda riya ve şöhret erbabına ben-zemekten başka bir amaç yoksa o kişi zaten belâsını bulmuş demektir.
ثْ] [2820] ِّ َ ] Hz. Ali’nin kıraatinde fe-habbir (bir bir haber ver) şek-lindedir.
[2821] Mâna şudur: “Şüphesiz sen bir yetimken, ne yapacağını bilemez-ken, ihtiyaç sahibiyken Allah seni barındırdı, sana yol gösterdi ve seni zengin kıldı. O hâlde, ne olursa olsun, ne durumda olursan ol şu üç hususta Allah’ın sana olan nimetini unutma; Allah’ı rehber edin! Yetime karşı şefkatli ol ve onu barındır! Zira sen yetimliği ve onun ezikliğini tatmış bulunuyorsun. Allah’ın sana nasıl muamele ettiğini gördün. Rabbin sana merhamet edip fakirken seni zengin kıldığı gibi sen de isteyenlere karşı merhametli ol; (verecek bir şey yoksa) onu güzel bir şekilde geri çevir, kapından kovma! Ve Allah’ın tüm nimetlerini yad et!.. Hz Peygamber’in, kendisini dalâletten hidayete kavuştu-ran Yüce Allah’a uyarak, dalâlettekilere doğru yolu gösterip, ilahî yasaları ve Kur’ân’ı öğretmesi de yadetme kapsamına dâhildir.
[2822] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki; “Her kim Duhâ sûresini okursa Allah onu, Muhammed’in, şefaat etmesine rıza göstereceği kimseler arasına katar ve bütün yetim ve dilenciler sayısınca ona on sevap yazar.”