Âdiyât SûresiKeşşâf Tefsîri

11 âyettir.Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…

1. Âyetin Tefsiri

1. Harıl harıl koşanlara.

2. Âyetin Tefsiri

Hehh! Hehh! diye taklit ettiği rivayet edilir. ‘Antere (v. 614 m.) demiştir ki:

Ölüm havuzlarında soluk soluğa iken atlar, uğraş verirler kalkıp koşmak için!

] 2914[ א ً ْ َ kelimesi; (i) ya yadbahne dabhan (alabildiğine harıldayan) şeklinde, (ii) yahut harıldama koşmakla birlikte olduğu için sanki ve’d-dā-bihâti dabhan (Yemin olsun harıl harıl koşanlara!) denmiş gibi אت אد -ko) واşanlara) ifadesiyle, (iii) veya dābihâtin (harıl harıl koşarlarken) takdirinde hâl olması sebebiyle mansūb kılınmıştır.

[2915] Toynaklarıyla taşa vurup kıvılcım çıkartırken Hubâhib (adlı cimrinin yaktığı ateş misali zayıf bir) “kıvılcım saçanlara…” Yani ateş, atla-rın (nallı) toynaklarının çıkardığı kıvılcımdır. Kadh “çakmak”, îrâ da “ateş çıkarmak” demektir; [sözgelimi] kadeha fe-evrâ (Çaktı ve ateş çıkardı.) ve ka-deha fe-aslede” (Çakmağı çakıp kıvılcım sesi çıkardı.) dersin. א ً kelimesi-nin mansūb oluşu א ً ’ınki ile aynıdır.

3. Âyetin Tefsiri

3. Sabahleyin baskın verenlere,

4. Âyetin Tefsiri

4. Tozu dumana katanlara,

5. Âyetin Tefsiri

yemin ederim ki; [2916] Sabah vakti düşmana “baskın verenlere!”

[2917] “Tozu dumana katanlara.” O vakitte toz koparanlara ve yine o vakitte yahut o tozla beraber; yani tozu grubun ortasına salacak şekilde veya o toza belenmiş vaziyette “bir topluluğun”; düşman gruplarının “or-tasına korkusuzca dalanlara yemin ederim ki…” ُ َ َ ifadesi tevassatahû وَ(ortaladı; tam ortasına daldı) anlamına gelir. ( ِ ِ ’deki) zamirin baskın yeri-ne veya אت אد .yemininin delâlet ettiği düşmana ait olduğu söylenmiştir وا

Peygamber’in (s.a.); ... ٌ َ َ ْ َ ٌ وَ ْ َ ْ َכُ ْ َ א َ (“Yüksek ses veya feryat söz konusu olmadığı müddetçe (bırak o kadınları ağlasınlar Ebû Süleyman’a!)” [Buhārî, “Cenâiz”, 34] hadisinden1 ve Lebîd’in (v. 41/661) şu şiirinden istifade edile-rek, ile “feryat” anlamının kastedilmesi de caizdir:

(Savaş için) her ne zaman sahici bir feryat kopsa[O sese seğirtir zayıf ve güçlü seslere sahip atlılar!]

yani “Atlar, düşmana baskın yaparken, nâralar ve sesler eşliğinde toz kopar-dıklarında” demektir.

[2918] Ebû Hayve (v. 203/818) şeddeli olarak fe-esserne okumuştur ki bu, “O vakitte ortaya toz çıkaranlara” anlamına gelir; çünkü (esseranın mas-darı olan) te’sîrde “ortaya çıkarma” anlamı vardır. Yahut (Ebu Hayve’nin kıraati) sevverne fiilinin, vesserne formuna dönüşmüş (anagram) şekli olup sonuçta Vav Hemze’ye dönmüştür. Fiili geçişli kılmak için, şeddeli olarak fe-vessatne bi-hî şeklinde de okunmuş olup Bâ tekit için eklenmiştir. Tıpkı א ً ِ א َ َ ُ ِ ِ ا ُ Bu bize daha evvel ikram edilmişti.’ derler; oysa onlara onun“) واbir benzeri verilmiştir.” [Bakara 2/25]) âyetindeki gibi; yani Bâ vessatne kıraa-tine mübalağa katmaktadır.

[2919] İbn Abbas’tan şöyle bir rivayet bulunmaktadır: “ Kâbe’nin Hicr mahallinde oturuyordum. Bir zât gelip, bana א ً אت אد .âyetini sordu واBen de “harıl harıl koşanlar”ı ‘atlar’ diye tefsir ettim. O zât, Zemzem su dağıtımının altında oturmakta olan Ali’ye gidip aynı soruyu ona da sordu ve benim kendisine söylediklerimi ona anlattı. Ali: “ Onu bana çağır!” dedi. Nihayet ben varıp, onun başucunda dikildiğimde, bana dedi ki; “Hakkın-da bilgin olmayan şeylerle insanlara fetva veriyorsun! Vallahi, İslâm’ın ilk savaşı Bedir olmuştur. Bizim beraberimizde iki attan başka da at yoktu; bir Zübeyr’in atı, bir de Mıkdâd’ın atı. Bu א ً אت אد ,âyetinin anlattığı واArafat’tan Müzdelife’ye; Müzdelife’den de Mina’ya [harıl harıl sesler çıkartarak] giden develerdir.” Rivayet sahihse o takdirde, insan için meşâfir (deve du-dağı) ve hâfir (toynak); tay için şefetân (insan dudağı) ve inek için sefr (dişi aslanın üreme organı) vb. şeylerin isti‘âre kılınması gibi ْ (harıldama) tabiri de develer için isti‘âre kılınmış demektir. Dabhın sadece at, köpek ve tilki türüne has olduğu da söylenmiştir. Yine dabhın ْ (yani dişi dava-rın cinsel arzuyla çıkardığı ses; kösnüme) anlamına geldiği de söylenmiştir;1 Buhãrî’nin ilgili babında hadis Hz. Peygamber’e değil, Hz. Ömer’e isnat edilmekte olup oradaki kısmî

izahatta ا tabiri “başa toprak saçmak” anlamına hamledilmektedir. / çev.

“seyir esnasında develer kösnümelerini uzun süre devam ettirdiklerinde” dabahati’l-ibilu de daba‘ati’l-ibilu de denir. -Ama bu [görüş] sağlam değildir.- Ve bu durumda, א ً ْ َ Müzdelife olmaktadır.1

[2920] Şayet “ن fiili ne üzerine atfedilmiştir?” dersen şöyle derim: İsm-i fâ‘ilin, onun yerine konduğu bir fiil üzerine atfedilmiştir; çünkü mâna ve’l-lâtî ‘adevne fe-evrayne (Koşan, kıvılcım çakan, baskın veren ve tozu dumana katanlara) şeklindedir.

6. Âyetin Tefsiri

(Nimete tam anlamıyla nankörlük etti!) denir. Nitekim (o kabilenin) Kin-de ismini alması, (kurucusunun) atasını inkâr edip ondan ayrılması sebe-biyledir. Kelbî’den rivayet edildiğine göre kenûd, Kinde lisanında “isyancı”, Benî Mâlik lisanında “cimri”, Mudar ve Rebî‘a lisanında ise “nankör” an-lamında imiş.

[2922] Demek istiyor ki; insanın, özellikle Rabbinin nimetlerine karşı nankörlüğü çok şiddetlidir; çünkü onun Allah’tan başkalarının nimetine te-şekkür etme hususundaki eksikliği, sonuçta o [beşerî] nimetin kadrine yakın vasat bir eksikliktir; insana bir insan tarafından bahşedilen en yüce nimet ana-babasının sağladığı nimettir; ama beşerî nimetlerin en büyüğü bile, Al-lah’ın en düşük nimetinin yanında çok küçük ve zayıf kalır.

7. Âyetin Tefsiri

da.” Kendi aleyhine şahitlik eder de durumu ortada olduğu için [bunu] inkâ-ra gücü yetmez. Âyetin: “Allah onun nankörlüğüne şahittir!” anlamında bir tehdit olduğu da söylenmiştir.

8. Âyetin Tefsiri

kara 2/180]) âyetinden de anlaşıldığı üzere, “mal-mülk” anlamındadır. ٌ ِ َ ise “aşırı tutucu, cimri” demektir. Fulânun şedîdun ve muteşeddidun (Falanca çok cimridir; eli sıkıdır!) denir. Tarafe demiştir ki;

Görüyorum ki, değerli kimseleri tercih ediyor ölüm!En değerli mallarını seçiyor pintilerin!..

1 Buna göre âyet; “Ve (hac mevsiminde) Müzdelife’yi ortalayan develere...” şeklinde tercüme edilebilir. / çev.

Yani insan; mal sevgisinden ve harcamanın kendisine ağır gelmesinden ötü-rü çok cimri ve tutucudur.

[2925] Yahut şedîd ile “kuvvetli” anlamını kastetmiştir; yani “O insan mal sevgisine, dünyayı tercih ve talep etmeye karşı çok güçlü ve kuvvetli iken; Allah’a kulluk ve nimetine şükretme hususunda zayıf ve geridir! Ni-tekim “kişi bir işe güç yetirip onu zaptettiği”nde; huve şedîdun li-hâze’l-emri ve kaviyyun le-hû dersin. Allah “O insan hayırlı amelleri sevme hususunda atılgan ve ferah değildir; aksine katı ve tutuktur” demek istemiş de olabilir.

9. Âyetin Tefsiri

9. Peki bilmiyor mu ki; kabirler deşilip içindekiler çıkarıldığında;

10. Âyetin Tefsiri

seril)diğinde…] 2926[ َ

ِ ْ ُ fiili bu‘ise (diriltildi) anlamında olup َِ ْ ُ ve َ ِ ُ ve etken sîga

ile َ َ ْ َ şeklinde okunmuştur; [ ] ma‘lûm sîga ile hassale ve hasale, ayrı-ca şeddesiz husıle okunmuştur. َ ِّ ُ “sahifelerde toplandığında”; yani “ele geçirilmiş, bir araya getirilmiş hâlde ortaya konduğunda” anlamındadır. َ ِّ ُ ’nin, “hayrı ve şerri birbirinden seçilip ayrıldığında” anlamına geldiği de söylenmiştir ki eleğe bu cümleden olmak üzere muhassıl denir.

11. Âyetin Tefsiri

göre onlara karşılık vermesi demektir; çünkü bu O’nun onlardan haberdar olmasının eseridir.

[2928] Ebu’s-Simâl (Lâm’sız) إن ر şeklinde okumuştur.

[2929] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki; “Her kim Ve’l-‘Âdiyâti sû-resini okursa, ona, sevap olarak Müzdelife’de geceleyenler ve namazın bir-leştirilerek kılınmasına şahit olanlar sayısınca on sevap verilir.”

1 “O gün” ifadesini müfessir; insanların kabirlerinden çıkacağı kıyamet günü olarak anlamakta ve buna göre tevil etmektedir. Oysa âyetin “Allah o gün -yani şu amel deftelerine kaydedilenlerin işlendiği dün-yada- bütün yaptıklarından haberdarmış meğer!” anlamında olması durumunda tevile ihtiyaç olmaya-caktır. / ed.